27'nci Yasama Döneminin Üçüncü Yasama Yılının anayasal ve siyasal bilançosunu değerlendirmeye ilişkin gündem dışı konuşması
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 91. Birleşim · 4. yasama yılı · 15 Haziran 2021 · 428 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özden Kaboğlu (CHP), 15 Haziran 2021 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 27'nci Yasama Döneminin Üçüncü Yasama Yılının anayasal ve siyasal bilançosunu değerlendirmeye ilişkin gündem dışı konuşması); konuşma 428 kelime.
İbrahim Özden Kaboğlu (CHP, İstanbul). “27'nci Yasama Döneminin Üçüncü Yasama Yılının anayasal ve siyasal bilançosunu değerlendirmeye ilişkin gündem dışı konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim tutanağı, 15 Haziran 2021. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozden-kaboglu-27-2021-06-15-27-nci-yasama-doneminin-ucuncu-yasama-yilinin-anayasal-ve-siyasal-bila (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=98191
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; üç yıl önce seçilerek geldiğimiz Meclisin bugünkü yasama bilançosunu ortaya koyarsak, biz, 600 vekil, Mecliste 2.275 maddeden oluşan 183 öneriyi görüştük, bunların 108’i uluslararası sözleşmeler. Saray ise tek başına 2.370 maddeyi gerekçesiz bir biçimde yürürlüğe koydu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla. Bizim yasalaştırdığımız yasaların çoğu torba nitelikte, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin önemli bir kısmı da yine torba CBK nitelikte.
Peki, acaba bu tablo nasıl ortaya çıktı? Bu bir paralel yasama mı, bu nitelikli yasama mı yoksa bir sistem sorunu mu? Şu ön saptama yapılabilir; 24 Haziran 2018’den sonra yürürlüğe konulan anayasal yapının başlıca özellikleri şunlardır: Hükûmet ve kurul hâlinde siyasal karar düzenekleri lağvedildi, devleti temsil ve yürütme yetkisi tek kişide toplandı, anayasal denge ve denetim düzenekleri kaldırıldı, siyasal sorumluluk ilkesine son verildi, hesap verebilirlik ilkesi kaldırıldı. Peki, acaba bu durum Türkiye’de nasıl bir üç yıllık tablo, siyasal ve anayasal tablo yarattı? Bu durum, aslında parti başkanlığı yoluyla devlet yönetimi, mutlakiyetten tanzimata ve meşrutiyetten cumhuriyete uzun bir evrim sürecinde oluşan kurallar ve kurumlar ile geleneklere, OHAL ortam ve koşullarında birkaç ay içinde âdeta tarihi geri çevirme iradesiyle son verilmesi sonucudur. Bu bakımdan, üç yıllık görünüme gelince, esasen tarafsız bir Cumhurbaşkanı yerine parti başkanı yoluyla devlet yönetimi söz konusudur. Bu çerçevede, siyasal partiler ve serbest seçim ilkesi çok yönlü olarak zedelenmektedir. Bunu, kayyum, kapatma ve fezleke üçlüsüyle özetleyebiliriz.
Yasama organı yasa koyma ve kaldırma yetkisine sahip olduğu hâlde öneriler Meclis dışında hazırlanmakta, demokratik muhalefetin hiçbir önerisi gündeme gelmemekte ama İstanbul Sözleşmesi’nde olduğu gibi zaman zaman gece yarısı kararlarıyla uluslararası sözleşmelerden çıkılabilmektedir. Yargı ise anayasal yargı bağımsızlığına rağmen, öncesi, esnası ve sonrası müdahalelerle artık devlet-çete ilişkisi üzerine bile gidemez hâle gelmiştir. Anayasa Mahkemesi, tehdit altında olmanın ötesinde kapatılmakla tehdit edilmektedir. CBK’ler yoluyla kamu yönetiminin geleneksel yapısı altüst edilmiştir. Kamu yönetimi, âdeta şu 3 sözcükle özetlenebilir: Çeteleşme, çifte maaşlar ve çürümüşlük. Merkezin yerel yönetimler üzerindeki baskısının ise Anayasa madde 124’ün dışında olduğu bilinmektedir.
Ülke yağmalandı, toplum ise yoksullaştırıldı bu dönemde. Kişisel iktidar ereğinde, merkezleşme yoluyla Anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararları ihlal edilerek doğal, tarihsel ve kültürel miras yağması hız kazandı. Kamu İhale Kanunu delik deşik edildi ve âdeta bir iç deniz, ölü denize dönüştürüldü. Sosyal devlet gerekleri yerine devletin paraları inatlaşma projelerine yönlendirildi. Bu şekilde ülke yağmalanmakta, halk ise yoksullaşmaya yönlendirilmekte, sevk edilmektedir.
Özetle, parti başkanlığı yoluyla devlet yönetimi sonucu devlet partileştirildi ve parti devletleştirildi; her ikisi kişiselleştirildi. Anayasasızlaşma ve çifte anayasa çelişkisi ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur.
Tarihine yabancılaştırılmış bir toplum, uluslararası alanda yalnızlaştırılmış bir devlet içerisinde yaşamaktayız; gelinen nokta budur. Peki, ya çözüm nerededir? Çözüm aslında demokratik anayasadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
113 konuşma daha · 15 Haziran 2021