2006 merkezi bütçe kan.tas.(diyanet işleri, sosyal hizmetler, özürlüler idaresi, aile ve sosyal araştırmalar, kadının statüsü ) vıı tur
Erzurum Milletvekili ·
Genel Kurul, 35. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Aralık 2005 · 1.375 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan, 18 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(DİYANET İŞLERİ, SOSYAL HİZMETLER, ÖZÜRLÜLER İDARESİ, AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR, KADININ STATÜSÜ ) VII TUR); konuşma 1.375 kelime.
İbrahim Özdoğan (Erzurum). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(diyanet işleri, sosyal hizmetler, özürlüler idaresi, aile ve sosyal araştırmalar, kadının statüsü ) vıı tur”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2005-12-18-2006-merkezi-butce-kan-tas-diyanet-isleri-sosyal-hizmetler-ozurlule (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu adına Diyanet bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi ve televizyonları başında bizleri izleyen büyük milletimizi ve bizlere asırlar boyu ve şimdilerde de fazilet, terbiye ve öğreti bakımından bilgi saçan bütün din görevlilerimizi, âlimlerimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük kurumlarından birisi de, Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Eğer, Osmanlının son dönemlerinde görüldüğü gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmasaydı, yüzlerce, belki binlerce fraksiyon hem İslam Dinine zarar verecekti hem de samimî dindarlara zarar verecekti. Büyük deha Mustafa Kemal Atatürk Diyanet İşleri Teşkilatını kurarak bu bedhahlığı önlemiş ve dinimize ve samimî dindarlara, büyük milletimize çok büyük iyiliklerde bulunmuştur. Mustafa Kemal Atatürk'ü ve tarih boyunca bizlere ışık saçan bütün alimlerimizi rahmetle yad ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığı denilince, iki öğeden bahsetmek gerekmektedir. Birisi ibadethaneler, bir diğeri de oradaki din görevlileridir. Ben, bu iki, hem ibadethaneler konusunda hem din görevlileri konusundaki görüşlerimi aynen Diyanet çalışanlarının görüşleri doğrultusunda sizlere ve büyük milletimize aktarmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; camiler, dinî hayatın yaşandığı önemli kutsal mekânlardır. Bu mekânlar kutsallığını ve önemini, Allan'ın evi olmasından ve kıblemiz olan Kâbe'nin şubesi olarak değerlendirilmesinden alır. Milletimiz, dinine saygı ve bağlılığını, ihtişamlı mabetler inşa ederek göstermiştir. Bu mabetlerde ve müştemilatında, topluma yönelik eğitim, sağlık, sosyal ve hayrî hizmetler sunulmuştur. Bu hizmetle, millî kültürümüze ve sosyal hayatımıza önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle, milletimizin var olup yok olma mücadelesinin verildiği yıllarda da, millî mücadeleye destek ve katkı sağlayan önemli mekân olarak fonksiyonunu gerçekleştirmiştir.
Günümüzde ibadet mekânı olarak hizmet vermekle kalmamış, kültürümüzün incileri olarak turizm alanında ülkemiz ekonomisine de önemli katkılar sağlamaktadır. İstanbul'un fethinin sembolü olan Ayasofya Camiinin müze olarak kullanılması, Hıristiyan kültürüne yönelik tarihî eserlerin bakım ve onarımına, tanıtımına gösterilen ihtimamın ecdat yadigârı şaheser camilerimizden esirgenmesi ve bakımsızlığı yüreklerimizi sızlatmaktadır.
Camiler, sevgi ve kardeşliğin tesis edildiği, gönüllerin huzur bulduğu manevî sığınaklardır. Bu özellikler ve güzellikler içerisinde sunulacak hizmetin verimli ve amacına uygun olması hedeflenmelidir.
Bu kutsal camilerimiz kadar bu camilerde görev yapacak insanlar da önemlidir. Din, insanlar içindir, insanlara yönelik hizmet hedeflenmiştir ve din adamları, şerefli bir görev ifa etmektedirler, sosyal hayatta önemli bir konumu bulunmaktadır. Böyle önemli bir konuma sahip bir görev ehlinin yetiştirilmesi önem arz etmektedir. Hızlı değişimin yaşandığı günümüzde, din görevlisi, meslekî, sosyal ve kültürel birikime sahip olmalıdır. Din görevliliği, özenilen bir meslek haline getirilmelidir.
Bu itibarla, din görevlileri, meslekî bilgi ve kabiliyetlerini geliştirmeli, örnek yaşantısıyla çevresini etkilemelidir. Topluma karşı duyarlı, sevinç ve acıları paylaşan, sıkıntı ve ıstırap içindeki insanları ziyaret ederek rehberlik ve kılavuzluk yapmalıdır. Dinî genel ve çağdaş kültüre sahip olmalı; bunun için, araştıran ve okuyan konumunda olmalıdır. Vazife şuuru, güleryüz, tatlı dil ve hoşgörüyle çevresine güven vermeli, sadece cami cemaatiyle değil, gençlerle, komşularla, resmî yetkililerle, sivil toplum örgütleriyle, münevver insanlarla ve hatta, gayrimüslim vatandaşlarla da güzel irtibatlar kurmalıdır.
Din görevlisi, sahipsizlik ve ilgisizlikten olumsuz etkilenmekte, gayreti, verimi ve heyecanını kaybetmektedir. Din görevlisine Diyanet üst düzey yöneticileri ve müftüler sahip çıkmalıdır. Siyasetçiye, hatırlı seçmene, eşrafa, dernek başkanına kurban edilmemelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, etkin bir kurum olmak istiyorsa, önce din görevlisine gereken önem ve değeri vermelidir.
Çok önemli bu kurumun, bugünkü etkisiz durumda olmasına yöneticilerinin beceriksizliği ve cesaretsizliği sebebiyet vermiştir. Sosyal imkânlardan mahrum ve uzak yerleşim yerleri köylerden şehirlerin en merkezî yerlerine kadar uzanan hizmet alanında görev yapan din görevlisinin, devlet ve milletine sunduğu hizmetle, ülkemizin huzur ve asayişindeki katkısı inkâr edilemez bir gerçektir.
Sevgi ve ilginin esirgendiği moralsiz din görevlisinden de başarılı bir din hizmeti beklemek hayal olur. Din görevlisinin hukukî statüsü belirlenmeli ve Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilat kanunu acilen çıkarılmalıdır.
Din görevlisi, görev yaptığı camie gelen misafirlerini ağırlayacak, onların oturabileceği ve onlara ikramlarda bulunacağı, arandığında irtibat kurulacağı telefonu, kendisine sorulan dinî sorulara cevap verecek eserleri olan, kütüphanesi, bilgisayarı olan büroya kavuşturulmalıdır.
Din görevlisi, sahipsizlik ve ilgisizlikten olumsuz etkilenmekte, gayreti ve verimi düşmektedir. Din görevlisine, kurumu ve müftüsü sahip çıkmalıdır. Din hizmetinde karşılaşılan problem ve başarısızlığın hesabı din görevlisine çıkartılmamalıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra yöneticileri, çağın ihtiyaçlarını dikkate alan din hizmeti planlamalıdır.
Her konumdaki personeline ihtimam göstermelidir. Merkez yöneticileri taşra yöneticilerini, taşra yöneticileri de din görevlilerini dinleyerek problemleri tespit etmeli ve çözüme kavuşturmalıdır.
Din görevliliği özendirilmeli, meslekî ve genel kültür birikimine sahip, sosyal hak ve imkânları bulunan, dolayısıyla, başka hiçbir iş başarılamadığı için yapılmak zorunda kalınan bir meslek olmaktan kurtarılmalıdır.
Din görevlisinin, mesleğinin itibarına uygun bir maaşı olmalıdır.
En temel insan hakkı olan izin konusu problem olmaktan çıkartılmalıdır. Din görevlisinin izin kullanma problemini çözemeyen bir kurum asla başarılı olamaz. Bayram ve resmî tatil günlerinde görev yapan din görevlilerinin fazla çalışma ücretiyle ilgili düzenleme bir an önce hayata geçirilmelidir.
Bugün Diyanet personeli ve din görevlileri maaşlarının yetersizliğini bahane ederek kurumdan ayrılmak istemektedir. Ayrılma talebinin altında yatan acı gerçek ise, sahipsizlik sebebiyle, siyaseten ilgili Devlet Bakanı ve idareten Diyanet İşleri Başkanı ve üst yöneticileridir.
Yirmibeş yıldır hac organizesi düzenleyen bir kurumun sevgi ve güven sağlayacak kural ve kaideleri belirleyemediği için din görevlisi hac yapamadan emekli oluyorsa ve bundan dolayı kuruma karşı olumsuz tavır alınmasına mâni olunamıyorsa, kurum yöneticileri kendilerini gözden geçirmelidir.
Türkiye Diyanet Vakfı sahip olduğu imkânlarıyla, bu imkânda kanı, teri ve emeği olan Diyanet çalışanlarına hizmeti esas almalıdır; her ilde misafirhane, kütüphane, toplantı ve sohbet salonları bulunan tesisleri inşa etmelidir; Diyanet personelinin okumakta olan çocuklarına burs ve imkânlar sağlanmalıdır.
Dinî ihtiyacını karşılayamayan insanın zararı kendisinde kalmıyor, topluma intikal ediyor, suç olarak intikal ediyor, saygısızlık olarak intikal ediyor, haksızlık olarak intikal ediyor, hoşgörüsüzlük olarak intikal ediyor; çünkü, din, insanla beraber var olmuş, insanla beraber de var olmaya devam edecektir.
Din görevlilerinin, doğumdan ölüme kadar, hafta tatili, bayram tatili ve mesai mefhumu olmadan cami içinde ve dışında birçok görevleri vardır. Din görevlileri hem iyi günde hem de kötü günde insanların yanındadır. Evden camie camiden eve giden, cami dışında hiçbir işe karışmayan din görevlileri ideal bir din görevlisi olmadığı gibi Hak nezdinde de makbul değildir. Zira, toplumumuz, çocuğunun doğumunda, sünnetinde, düğününde, askere uğurlanmasında din görevlisini yanında görmek istemektedir. Din görevlileri bilhassa sabah çok erken saatte göreve giderken ve hatta camide can güvenlikleri tehlike altındadır. Camie girince cemaat gelinceye kadar kendini camie kilitleme ihtiyacı duyan çok sayıda din görevlileri vardır.
Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı 1924 yılında 429 sayılı Kanunla kuruldu; ancak, din görevlileriyle ilgili herhangi bir düzenlemeye gidilmedi. 8 Haziran 1931 yılında 1827 sayılı Kanunla cami ve mescitlerin idaresiyle din görevlilerinin tayin ve nakilleri, emeklilik ve azillerine ait yetkiler Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredildi. Bu durum 23 Mart 1950'ye kadar sürdü. Bu tarihte 5634 sayılı Kanunla, vakıflara bırakılan din görevlileri Diyanet İşleri Başkanlığına iade edildi; ayrıca, bütçeden maaşları ödenmeye başlandı. Nihayet, 1965 yılında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunuyla, din görevlileri de devlet memuru sayılarak, maaş ve diğer özlük haklarına kavuştular; ancak, daha sonra, Yargıtay Genel Kurulu, din görevlilerinin, Memurin Muhakematı Hakkında Kanuna tabi olmadığına hükmetti. Bu duruma göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre memur sayılan din görevlileri, Memurin Muhakematı Hakkında Kanuna göre memur sayılmamaktadır. Bu çifte standart, maalesef, hâlâ devam etmektedir. Dinî duyguları kullanmada mahir olan AK Parti Hükümeti de bu düğümü çözmedi. Bu düğümü Anavatan Partisi iktidarı çözecektir.
Din görevlileri, yetmiş seksen yıldır, türlü türlü baskı ve saldırılara maruz bırakılmıştır. Basında, yayında, sinema ve tiyatroda, asılsız ve mesnetsiz şikâyetlere karşı korumasız ve sahipsiz din görevlisi; bu durum azalsa da hâlâ devam etmektedir. Yeni Türk Ceza Kanununda, din görevlileri potansiyel suçlu ilan edildi ve din görevlilerinin hükümeti eleştirmeleri, hapis ve para cezasıyla cezalandırıldı. Sayın Başbakan, bu duruma seyirci kaldı. Yeni TCK'nın "Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma" başlıklı 219 uncu maddesinde, imam-hatip, vaiz, rahip, haham gibi dinî reislerin, vazifelerini ifası sırasında, alenen hükümet idaresini ve devlet kanunlarını ve hükümet icraatını kınamaları ve aşağılamaları durumunda, bir aydan bir seneye kadar hapisle cezalandırılırlar. Bu kimseler, sıfatlarından yararlanarak, hükümetin idaresinin kanun nizam ve emirlerini ve dairelerinden birine ait vazifeyi takbih ve tezyif ederlerse, halkı kanunlara ve hükümet emirlerine karşı itaatsizliğe sevk ederlerse, üç aydan iki seneye kadar hapisle cezalandırılmaktadırlar. Bu durumun, çok kısa süre içerisinde, derhal düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum değerli arkadaşlarım.
Bugün, din görevlileri de, yüzde 70'lere varan sendikalaşma oranıyla, kendilerine tahsis edilen hizmetleri yapmaktadırlar, hakkıyla yerine getirmektedirler. Bu duruma sevinç duyuyoruz. İnşallah, sendikalaşma konusundaki çalışmaları daha da hız kazanacaktır.
Değerli arkadaşlar, şimdi, önemli bir noktaya gelmek istiyorum. Alevîlik İslamın başka bir rengi, başka bir desenidir. Bu ülkede Alevîler ile Sünnîler aynı Allah'a, aynı Kitaba, aynı Peygambere iman etmektedirler. Teferruattaki farklılıklar bizim zenginliğimizdir. Hz. Peygamber "ümmetimin ihtilafı -yani, fikirdeki aykırılığı- zenginliğimizdir" buyurmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 18 Aralık 2005