İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 45. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Köy kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.1048)

İbrahim Özdoğan

Erzurum Milletvekili ·

Genel Kurul, 45. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Aralık 2005 · 2.146 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

İbrahim Özdoğan, 28 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÖY KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.1048)); konuşma 2.146 kelime.

İbrahim Özdoğan (Erzurum). “Köy kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.1048)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 28 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2005-12-28-koy-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-1048 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 1053 sıra sayılı, tarımla ilgili bu yasa tasarısı üzerinde, tarımdan gelen, köyden gelen, köylünün özünden gelen köylü bir milletvekili olarak, Anavatan Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ve bu devleti yöneten hükümetler olarak, köylüye çok büyük önem vermek mecburiyetindeyiz.

Maalesef, uzun yıllardır, sanayileşme uğruna, bir kompleks eseri olarak, köylünün üzerinden -sadece bu hükümeti suçlamak istemiyorum- elimizi çektik. Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin banisi, gereken ölçüyü bu konuda koymuştur "millî ekonomimizin temeli ziraattir" demiştir.

Değerli arkadaşlar, sadece ziraat yapmakla elbette ki kalmayacağız, sanayimizi de bunun üzerine kurmak mecburiyetindeyiz ve ziraatimizi de geliştirmek mecburiyetindeyiz. Dolayısıyla, köylüye bakış açımızda, mutlak surette, zihniyetimizi değiştirmek mecburiyetindeyiz. Köylüyü hor görmemeliyiz. Köylüyle alakalı olarak, alçaltıcı, küçük düşürücü kelimeleri kesinlikle kullanmamalıyız; ama, sadece bu hükümet döneminde köylüyü küçük düşürücü cümleler, maalesef, kullanılmıştır. Dolayısıyla, bu zihniyetin altında yatan gerçekler olarak köylü ihmal edilmiştir.

Dün, burada, hükümet yetkilileri ve Sayın Başbakan tarımla ilgili görüşlerini belirtirken, köylüler de, gerek Anamuhalefet Partisi milletvekillerini gerekse biz Anavatan Partisi milletvekillerini çok yoğun bir şekilde aradılar. Bütçeler görüşülürken -hakikaten şu gerçeğe ben vardım- bu bütçe görüşmelerini, tabiî ki, bütün milletimiz canı gönülden izliyor; ama, en büyük oranda, değerli arkadaşlarım, köylülerimiz izlemektedir. Köylüye, mutlak surette, eğilmemiz gerekmektedir. Küçültücü kelimelerden kurtulmamız lazımdır değerli arkadaşlar. Köylü, bizim varlığımızdır.

Bakın, bugün, Batı Avrupa ülkelerine baktığımız zaman, onlar köylüye çok büyük önem vermektedirler. Bunun altında yatan nedenlerden birisi, tabiî ki, gelecek yüzyıllarda, önümüzdeki yıllarda gıda çok büyük bir önem kazanacaktır. Bunun yanında, ayrıca, Batı Avrupa ülkeleri köylüye neden önem veriyor değerli arkadaşlar. Köylü, bir milletin millî ve muhafazakâr değerlerinin korunmasında en önemli öğelerden birisidir. Biz, köylüyü ne kadar beslersek, köylüye ne kadar bakarsak, millî ve muhafazakâr değerlerimizi o kadar geliştirmiş ve korumuş oluruz. İleri Batı Avrupa ülkeleri, bunu, bunun için yapıyor. Bizim, bir defa, bu kompleksten kurtulmamız gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, size, burada, bir şeyi daha arz etmek istiyorum. Bakın, Meclisin görevi… Yani, yasama erki farklıdır, yürütme erki farklıdır. Fakat, bizim milletimizin yüzde 90'ı, kahir ekseriyeti, eğer kendi bölgesine bir şey yapılmadığı zaman, bir hizmet gitmediği zaman… Bu yasama yetkisinde sade milletvekillerinin sadece iki görevi olduğunu biliyoruz Anayasamıza göre; birisi yasama görevi, yani kanun çıkarmak, bir diğeri de denetleme görevidir; yürütmede kesinlikle bir etkisi yoktur; fakat, milletimiz, bütün sektör mensupları ve köylülerimiz, günah keçisi olarak, kendi bölgesinde bir hizmet yapılmadığı zaman, bu sade milletvekillerini görmektedirler.

Yarın öbürkü gün -en fazla, burada, 600-700 gün var seçime değerli arkadaşlar- seçim sathı mailine girdiğimiz zaman… Şimdi bu Meclisin her seçim döneminde yüzde 70-80'i niye değişiyor arkadaşlar? Hatayı yürütme, yürütme organı işler; fakat, günah keçisi sade milletvekilleri olur. İşte, genel başkanlar da bunları bilerek, yıpranmış milletvekilleri yerine -çünkü, milletimiz öyle biliyor- yeni adaylar koymaktadırlar.

Bunu niye anlatıyorum değerli arkadaşlar; bunu şunun için anlatıyorum: Yürütme erkini, bilhassa İktidar Partisi milletvekillerine söylüyorum; köylülerin ve diğer sektör mensuplarının kalkındırılması hususunda çok sıkıştırması lazım. Yarın, günah keçisi siz olacaksınız. Belki yüzde 70-80'iniz bir daha buraya gelemeyecek. Fırsat eldeyken, bunu yapın değerli arkadaşlar. Bir gün bu sözümü hatırlarsınız.

Değerli arkadaşlarım, çiftçimizin sorunlarını bilimsel olarak şu şekilde gündeme getirmek istiyorum: Tarım, bugün, toplam nüfusun yüzde 35'inin doğrudan geçim kaynağıdır. Bu oran, aynı zamanda, köyde yaşayan nüfusun oranıdır. Küçük ilçe ve beldeler, üretim ve yaşama biçimi olarak köylerle aynıdır. Bunları da katarsak, tarım nüfusu yüzde 50'yi dahi geçmektedir. Ülkemizde çalışan nüfusun yüzde 44'ü tarımda iş yapmaktadır. Tarım, aynı zamanda, işsizliğin önlenmesi açısından az sermayeyle çok istihdam sağlayan sektördür. Bugün gayri safî millî hâsılanın yüzde 12'si, yani sekizde 1'i tarımdan sağlanmaktadır. Tarıma dayalı sanayiyle birlikte sektörün ihracata etkisi, toplam ihracatın yarısı düzeyindedir. Beslenme açısından bütün nüfusu ilgilendirdiğinden, tarıma, yalnız köylü kesimin değil, toplumun, ülkenin genel sorunu olarak bakmak lazımdır değerli arkadaşlarım.

Bunu optimum işletme seviyesine kavuşturmak için, işletme sayısının, öncelikli olarak 1,5 milyona, daha sonra da 1 000 000'un altına indirilmesi hedeflenmiştir, tarımla ilgili olarak. 2001 yılı genel tarım sayımı sonuçlarında işletme sayısının 3 000 000 civarında, arazi parsel sayısının 21 000 000'dan 12 321 000'e ve işlenen arazi miktarının da 234 000 hektardan 184 000 hektara indiğini söylemektedir rakamlar. Bu farklılık, hedeflenen bir gelişmeden ziyade, geçimini tarımdan sağlayamayanların tarımı terk edişi ve köyden kente göç olarak değerlendirilmelidir. Bu, terk edilen araziler işletmelerin sayı ve büyüklüğünü artırmamış olup, atıl vaziyette üretim dışı kalan alan olarak görülmektedir. Toplam işletmelerin yüzde 65'i 50 dekardan az, en az 5 parçalı ve toplam işlenen arazilerin yüzde 22'sini oluşturmaktadır; toplam işletmelerin yüzde 82'si 100 dekardan az, en az 6 parçalı ve toplam işlenen arazinin yüzde 40'ını oluşturmaktadır.

Türkiye, Avrupa Birliğine girme sürecindeki on onbeş yıllık sürede tarımına çok önem vererek gerekli kaynakları ayırmalıdır. Başta altyapı sorunu olmak üzere, ucuz girdi, verimliliği artırıcı sulama, gübre, ilaç ve kaliteli tohum temininde çok hızlı davranmak zorundayız; yoksa, mevcut durumla Avrupa Birliğine katılırsa Türkiye, topluluğun içinde hiçbir varlık gösteremez. Türkiye tarımı IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve ABD kıskacında kendine yön vermektedir. Millî bir tarım politikamız şimdiye kadar olamamıştır maalesef.

IMF programları tarımı yok etti. 1990-1999 döneminde tarım sektöründeki büyüme hızı yüzde 1,6 iken, IMF programının uygulandığı 2000-2003 döneminde bu oran yüzde 0,4'e; yani, binde 4'e geriledi. IMF destekli politikalar tarımda yıkıma neden oldu. Tarımın, gayri safî yurtiçi hâsılasına katkısında büyük gerileme görüldü. 1980-1999 yıllarında tarımın gayri safî millî hâsılaya katkısı yüzde 18 iken, 2000-2003 döneminde katkı yüzde 13'e düşmüştür. Bu azalış, tarımla geçimini sağlayanları fakirleştirerek, bir noktada tarımdan da kaçışı hızlandırdı.

1980 sonrası tarımdaki üretim artışı nüfus artışının gerisinde kalarak, ülkede gıda güvencesini tehdit eder hal aldı. İnsanımız daha az gıda tüketimi, daha fazla gıda ithalatıyla karşılaştı. IMF politikalarının uygulanmaya başlandığı 2000 yılında tarımsal ürün dışticaret fazlası 226 000 000 dolar olurken, 2003 yılında tarımsal ürün dışticaretimiz 98 000 000 dolar açık vermiştir.

Ülkemizde, her sektörde olduğu gibi tarım sektöründe de istikrarlı bir büyümeye ihtiyaç vardır. Ekonomi içindeki büyük paya sahip tarım sektöründeki büyüme hızı çok önem taşımaktadır. Tarım sektörünün gayri safî millî hâsıladaki payı sürekli düşmektedir. 1995 yılında tarım sektörünün gayri safî millî hâsılada yüzde 17 payı varken, 2004 yılında yüzde 13'e gerilemiştir. Tarım sektörü son yıllardaki genel ekonomik büyümenin aksine küçülmektedir. 2003 yılında ülke ekonomisi yüzde 5,9 büyürken, tarım sektörü yüzde 2,5 küçülmüştür, 2004 yılında gerileme devam etmiştir, 2005 yılında da tarım sektöründe büyüme görülmemiştir.

Türkiye, tarımda, 1980 yılına kadar ülkeler arasında kendine yeterli bir ülke konumundaydı; şu anda çoğu üründe ithalatçı ülkeler arasında yer almakta oluşu düşündürücüdür. Sorun, Türkiye'de tarımın uygulanan günübirlik politikalarla yürütülmesidir; üretim planlamasına dayanmayan ve üretimi teşvik etmeyen tutarsız tarım politikalarıdır. Tarımda politikanın uzun perspektifli verim artırıcı olması gerekmektedir. Özellikle, uzun vadede bitkisel ve hayvansal üretimde kaliteli, verimli, hastalıklara dayanıklı tohum ve ırk ıslahına gidilmeli, altyapı hizmetlerinde sulama, gübreleme ve ileri üretim teknolojileri uygulanmalı ve çiftçi eğitimine önem verilmelidir.

Bölgesel planlar yapılarak Türkiye'de hangi ürün nerede yetişir, nasıl pazarlanır, ülkenin ihtiyacı ne kadar, nasıl ihraç edilir; bunun planlaması yapılarak üretim haritası çıkarılmalıdır. Ürün arz fazlasının pazar satış ağı ve pazarlara kadarki sürekli muhafaza planlanmalıdır. Ülkemiz açısından önemli ürün politikalarının iyi planlanması gerekmektedir.

Türkiye'de, tahıllarda, başta buğday, arpa, yulaf ve çavdar ekim alanları iyi tespit edilmelidir. Buğdayda ülkemiz kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmeli, un ve makarna sanayiinin ihtiyaç duyduğu kaliteli buğdayın yurt içinde üretiminin teşvik edilmesi gerekmektedir.

Bugün çiftçimiz buğdayı 404 liraya mal edip, 300 liraya, maliyetin altında satmaktadır. Çiftçimiz fiyat tespitinde, Avrupa Birliği ve ABD'nin buğday fiyatları karşısında, dünya borsalarında ezilmektedir; buraların çiftçileriyle rekabete sokulmaktadır. Avrupa Birliği çiftçisi, bizim çiftçimizden 5 kat daha fazla desteklenmektedir. Girdi temininde bizim çiftçimiz, aynı şekilde, Avrupa Birliği çiftçisinden daha pahalı girdi temin etmektedir. Ülkemizde buğdayda girdi maliyetlerinin yüzde 11'ini tohum, yüzde 26'sını gübre, yüzde 18'ini mazot oluşturmaktadır.

Türkiye özellikle İç Anadolu'da ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde büyük bir üretim potansiyeline sahiptir bakliyatta. Geçmişte uygulanan nadas alanlarını daraltma projesiyle, üretim artışı sağlanarak, yılda 200 000 000 dolar ihracat yaparken, bugün ithalatçı duruma düşmüşüz. Bakliyatta yeniden ihracatçı konuma gelmemiz için üretimi teşvik edici politikalara ihtiyaç vardır.

Mısır ve soya gibi ülkemizde üretim potansiyeli yüksek, gelir getirici ürünlere tabanfiyat yanında prim uygulamasına geçilmeli, üretici kaliteli ürün ekimine teşvik edilmelidir. IMF programlarının en çok mağdur ettiği kitle pancar ekicisi olmuştur. Geçmişte 22 milyon ton şekerpancarı üreten çiftçimiz, 2004 yılında 9,8 milyon ton şekerpancarı üretimi yapabilmiştir.

Tütün, ülkemizde, yaklaşık onbeş yıldan beri tütün ekimi ve rekoltesi bilinçli olarak azaltılmaktadır. 1992 yılında 331 158 hektar ekim alanında 334 276 ton tütün elde edilirken, 1999 yılında 260 000 hektar ekim alanında 251 000 ton, 2003 yılında 150 000 hektar ekim alanında 140 000 ton tütün elde edilmiştir; yani, giderek tütün ekimi azalmaktadır değerli arkadaşlar. Gelirinin büyük kısmı vergilerden elde edilen Tekelin geliri, ülkedeki tütün alanlarının azalmasından dolayı büyük bir vergi kaybına uğramıştır. Tütün ekicisi, bugün aç, açık ve fukaralaşmıştır.

Tarımsal ihracatımızın büyük bir kısmını meyve ve sebze oluşturmaktadır. Dünya pazarlarında rekabetten dolayı kalite ve standarda önem vermek zorundayız.

Bugün dünya fındık ihracatının yüzde 80'i ülkemizden yapılmakta; ama, ne yazık ki, fındık borsası ülkemizde değildir.

Kayısı üretiminde de ilk sıralarda yer almamıza rağmen, bir yıl iyi bir yıl kötü fiyatla kayısı ekicisi zordadır.

Zeytin ve zeytinyağlarındaki girdi fiyatlarındaki artışlar dikkate alınarak, ülke ihtiyacını karşılama yanında, ihracatımızı artırmalıyız.

Üzümde ülkemiz dünya çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin yaklaşık yüzde 30'unu karşılamaktadır. Bugün 100 ülkeye ihracatı yapılan üzüm üreticisine tarımsal eğitim ve teknoloji geliştirme imkânları artırılmalı, ucuz ve yeterli krediyle desteklenmelidir.

Gelişmiş ülkelerde hayvancılık sektörünün toplam tarımsal faaliyetler içerisindeki yeri yüzde 50 seviyesinde iken, ülkemizde bu oran, ancak yüzde 25'e ulaşmıştır. Optimum işletme büyüklüğüne erişilememiştir. Ayrıca, bu verimlilik sorunu, ürün kalitesi ve hijyen sorununu beraberinde getirmiştir. Hayvancılık sektörü hâlâ kayıt altına alınmış değildir. Mevcut yapısıyla Avrupa Birliğiyle rekabet edecek durumda olamayan hayvancılık sektörüyle, elde somut bir çalışma yoktur. Bir stratejiyle, ülkenin mevcut durumu ve gelecekte hedeflenen nokta tespit edilerek, çalışmalar buna göre yapılmalıdır. Özellikle, hayvancılık sektörü, sık değişen hedefler ve kararlarla daha da çıkmaza girmektedir. Hayvancılık sektörü beraberinde, yem bitkilerinin artırılması, kalitesi ve besin değerinin iyileştirilmesi, hayvan barınaklarının sağlık şartlarının iyileştirilmesi, sunî tohumlama, soy kütüğü çalışmaları yanında, mevcut yerli genlerin korunmasına da öncelik gösterilmelidir. Bu gen zenginliğinden yararlanılarak, değişik bölgelere adapte olan, et ve süt verimi yüksek, yeni fenotipler için çalışmalar yapılmalıdır. Hâlâ, ülkemizde, et ve süt tüketimi çok düşük seviyelerdedir; içme sütü tüketimi -peynir, yoğurt dahil- yılda kişi başına 155 kilogram, et tüketimi yine yılda kişi başına 15 kilogramdır. Gelişmiş ülkelerde süt tüketimi yılda kişi başına 300 kilogram, et tüketimi ise 76 kilogramdır. Ülkemizde, kişi başına işlenmiş süt miktarı ve et miktarı çok düşüktür. Ülkemizde, yaklaşık 4 000 adet süt işletmesi olup bunların bir kısmı hâlâ eski teknolojiye sahip, hijyenik şartları iyi olmadığı gibi kapasiteleri de çok düşüktür. Ülkemizde, üretilen yıllık 10 000 000 ton sütün yüzde 40'ı işletmenin kendi içinde değerlendirilirken, yüzde 60'ı pazara inmekte; bu yüzde 60 oranın ancak yüzde 25'i modern tesislerde işlenmektedir. Yani, bu oran 1 500 000 ton süte denk gelmekte, geriye kalan kısım sokakta sağlıksız koşullarda satılmaktadır. Ankara'nın en modern semtlerinde halen sokakta süt satılmakta. Başta Tarım Bakanlığı ve belediyeler bunun önüne geçememişlerdir. Yarın, Avrupa Birliğine girdiğimizde, sütteki bu kargaşayı önümüze koyarak, süt kotasını verirken, bu modern tesislerde işlenen süt miktarına göre ancak 3 veya 4 milyonluk bir kota tanınacak ve böylece hayvancılığımıza büyük bir darbe vurulmuş olacaktır.

Hayvan varlığımız her gün azalmaktadır. Devlet İstatistik Enstitüsü 2003 yılı verilerine göre, 90 yılında 11 337 000 baş olan sığır varlığımız, 2003 yılında yüzde 13,96 azalarak 9 789 000 başa; 40 553 000 baş olan koyun varlığı yüzde 37,29 azalarak 25 431 000 başa; 10 977 000 baş olan keçi varlığı yüzde 38,31 azalarak 6 772 000 başa düşürülmüştür değerli arkadaşlar.

Mevcut hayvan sayısını 4 000 000 işletme barındırmaktadır. Ortalama işletme başına 2-3 sığır ve 8-9 koyun düşmektedir. Ülkemizde işletmelerin yüzde 82'sinde büyükbaş sayısı 1-9 arasında değişmekte olup, işletmelerin bu yapısı verim, kalite, üretim, örgütlenme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)…gibi yapısal sorunlar, optimum işletmelere en büyük engel teşkil etmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü 2003 yılı verilerine göre, 5 000 000 sağmal ineğin yüzde 20,5'i kültür, yüzde 44,38'i melez ve yüzde 35,1'i yerli ırktan oluşmuştur. Özellikle yerli ırk sayısının fazlalığı, üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Bugün, Ege ve Marmara Bölgelerinde kültür ve melez ırkı oranı yüzde 95 seviyelerine gelmiştir. Bu sevindirici oranın, özellikle Kuzey Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde hâlâ yüzde 65'i yerli ırklardan oluşan sürülerin de, sistemli bir şekilde ıslah programlarıyla, kültür ırkı veya melez oranının Ege ve Marmara Bölgelerindeki seviyelere getirilmesi, Bakanlık, özel projeler ve destekler uygulayarak uygulamalıdır.

Bu çelişkiye, ülke ve bölge gerçeklerini dikkate alarak optimum işletme büyüklüklerini tespit edip, çalışmalarımızı bu yönde, zaman geçirmeden hızlı bir şekilde sürdürmeliyiz. İşletmelerin küçüklüğünden ve dağınıklığından dolayı süt ve süt ürünlerinde kalite kontrolü, sağlık kontrolü ve ürün muhafazası zorlaşmaktadır.

Türkiye'de büyükbaş ve küçükbaşta sunî tohumlama çalışmaları çok ağır gitmektedir, küçükbaşta yok denecek kadardır. Verim artışında bu yol dikkate alınmalı ve ülkemizde mevcut yüksek verimli, adapte olmuş ırklarla yerli ırkların melezleme çalışmaları da yapılmalıdır. Ayrıca, canlı hayvan kaçakçılığı, et ve süttozu kaçakçılığının önüne bir an önce geçilmeli, hayvan kesimleri 5179 sayılı Gıda Kanununda öngörülen standartlara kavuşturulmuş, kombina ve mezbahanelerde yapılmalıdır.

Bugün Ankara'nın çevre yolunun kıyısında, sağlıklıksız koşullarda, çadırın altında koyun, keçi kesilip eti orada satılmakta. Bu, Türkiye'ye, Ankara'ya yakışmayan bir manzaradır değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

109 konuşma daha · 28 Aralık 2005

109 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook