2003 mali yılı bütçesinde 2 tur görüşmeleri
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 54. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Mart 2003 · 1.024 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İsmail Değerli (CHP), 24 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 2 TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.024 kelime.
İsmail Değerli (CHP, Ankara). “2003 mali yılı bütçesinde 2 tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 24 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-degerli-22-2003-03-24-2003-mali-yili-butcesinde-2-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; bu turda kişisel olarak söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 70 000 000 olan nüfusumuzun, 3 000 000'u İngiltere, 7 000 000'u İtalya, 60 000 000'u ise üçüncü dünya ülkeleri durumundadır. Ülkemizde, 15 000 000 insan açlık sınırında, 10 000 000 insan da işsiz bir şekilde dolaşmaktadır.
Ülkemiz, olağanüstü günlerden geçmekte, yanı başımızda bir savaş sürmekte; bugün, dünden daha fazla toplumsal barışa, birliğe, dayanışmaya ihtiyaç duymaktadır. Bugün, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesiyle ilgili görüşler üzerinde konuşacağım.
Değerli arkadaşlar, Başbakanlık bütçesi 697,3 trilyon, Danıştay 15,8 trilyon, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 200 küsur trilyon, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi ise 771,2 trilyon Türk Lirasıdır. Ben, benden önce konuşan iktidar kanadına mensup milletvekili arkadaşımın "diyanet, kaderine terk edilmiştir" sözlerine katılmıyorum.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği anayasaları incelendiğinde, bireysel özgürlük, hukukun üstünlüğü, insan hakları, kültürel çeşitliliğin tanınması, demokrasi, ademi merkeziyet ve din ile devlet ilişkilerinin ayrılığı üzerine kurulmuş olduğu görülür. Yine, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi gözden geçirildiğinde, 54 maddenin büyük çoğunluğu, insan onuru, demokrasi, bireyin düşünce ve din özgürlüğü, eğitim hakkı, yasalar önünde eşitlik, ayırımcılık yasağı, kültürel dinsel çeşitlilik, sosyal güvenlik ve kişi haklarına saygıya dayalıdır ve bu haklar teminat altına alınmıştır.
Bu ülkeler dinî eğitimi mezhebe dayalı ve mezheplerüstü din eğitimi diye iki şekilde uygulamaktadır. Bazı örnekler verirsek; Almanya, Avusturya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, İspanya, Norveç mezhebe dayalı bir eğitim vermekte; bu eğitimi, mezhepler veya dinî kurumlar yaptırmaktadır. Danimarka, İsveç, İngiltere, Yunanistan'da ise mezhepler üstü eğitim verilmekte, programlarını devlet yapmaktadır. Devlet okullarında din dersi vermeyen tek ülke ise Fransa'dır; 1904 yılında devlet okullarından din dersleri kaldırılmış, özel okullarda ise serbest bırakılmıştır.
Değerli arkadaşlar, demokratik ülkelerde din eğitim hakkı tartışılamaz; sorun, bu eğitimi kimin vereceğinde düğümlenmektedir. Avrupa'da devlet, vatandaşın dinine karışmayı, özgürlüğüne müdahale olarak algılamakta olduğu için, din eğitimini, ilgili dinin temsilcisi cemaatlere ve kurumlara bırakmıştır. Ülkemizde ise, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte halifeliğin ve şeyhülislâmlığın kaldırılmasıyla, siyasal İslamdan cumhuriyete gelecek tehlikelere engel olmak için, 3 Mart 1924 tarihinde 429 sayılı Yasayla Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı, dinî hizmeti, mezhep, dinî yorum, vesaire farkı gözetmeksizin toplumun tamamına yaymak için kurulmuştur; ancak, bugün, bu görevini yerine getiremediği gibi, devleti kontrol edecek hale gelmiştir. Türkiye, halen geleneksellikten modernliğe, tarım toplumundan sanayi toplumuna, köy toplumundan kent toplumuna geçişini tamamlayamamıştır. Avrupa'da, din adına iktidar talebi ortadan kalktığı gibi, dine de siyasal iktidar müdahaleleri söz konusu değildir; ülkemizde biz bunu henüz başaramamışız.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, 1950'den sonra din adına iktidar talebi ortadan kalkmadığı gibi, dine iktidarların müdahalesi de bitmedi. Ülkemizde modernleşmeye karşı muhalefet hareketleri daima dinsel kimliğe bürünmüş ve 1960'tan günümüze kadar din adına iktidar talepleri olan partiler olmuş ve halen devam etmektedir. Ülkemizde, Batı demokrasilerinden farklı olarak devlet bünyesinde Diyanet İşleri Başkanlığı kurumsallaştırılmış, devlet, dini ve dinî kurumları kendi denetiminde tutmakta ve din eğitimini bir hak olarak düzenlemektedir. Din eğitimi, bir özgürlükler konusu değil, Anayasal bir tercih, devlet tarafından yerine getirilmesi gereken sosyal hak olarak görülmüştür. Özellikle, 1982 Anayasası, Tevhidi Tedrisat Yasası uyarınca eğitimi, bu arada din eğitimini de devlet tekeline bırakmıştır.
Değerli arkadaşlar, Anayasanın 24 üncü maddesi "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir" der ve hiç kimse, dinî inançlarından, ibadetinden, inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz der; ama, din ve ahlâk eğitimi ve öğretimi devletin gözetimi ve denetimi altındadır mecburiyetini getirmiştir.
Ülkemizde, din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilkokul 4 üncü sınıftan itibaren, ortaöğretimde zorunlu dersler arasına alınmıştır; yaşı küçük olanlar için ise, velisinin vesayetine bırakılmıştır.
Ancak, değerli arkadaşlar, laik devlet anlayışında, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı olması gerekmez mi? Laik devlet bünyesinde örgütlenen Diyanet İşleri Başkanlığı, 88 516 kişilik kadrosu, 75 283 çalışanı, 81 il, 851 ilçe müftülüğü, 3 430 resmî Kur'an kursu, 259 lojmanı, binlerce araç, ayrıca, yüzlerce vakıf, dernek, basın yayın kuruluşlarıyla dev bir kuruluş haline gelmiştir ve bu kuruluş, sadece, tek bir Sünnî mezhebine hitap etmektedir; Hıristiyanlar, Caferiler, Yahudiler, Alevîler ne olacaktır?
Değerli arkadaşlar, laik devlet bünyesinde örgütlenen Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkemizde tüm toplum kesimlerine, diğer mezheplere ve cemaatlere hitap etmediği gibi, zaman zaman dinî gruplar arasında çatışmalara sebep olmaktadır.
Zaman zaman Libya, Suudi Arabistan, İran gibi fanatik İslam devletleriyle gizli ilişkilerde bulunulmuş, Arabistan El Vakıftan yardım alınmıştır, Avrupa'da açtıkları İslamî okul ve camilerde, cumhuriyeti, laik devlet düzenini yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulunulduğunu hepimiz bilmekteyiz.
Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde, 15 000 000 Alevî yurttaş yaşamaktadır. Aleviler, ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, demokratik, laik, sosyal devlet anlayışına ölesiye bağlıdır. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze daima devlete bağlı, Atatürk devrim ve ilkelerine bağlı kalmışlardır; ama, 10 bakanlığa eşit Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden, yıllardır bir tek Alevî yurttaşımız faydalanmamıştır. Yapılan bu haksızlık gönül yıkmış, devletine küskün, mutsuz, muhalif insanların çoğalmasına sebep olmuştur. Bugün, 771 trilyonluk bütçeden hiçbir Alevî kuruluş ile Hıristiyan, Musevî ve diğer din mensupları faydalanmamaktadır. 88 500 kişilik çalışanında zannetmiyorum Alevîler olsun. Bu yetmezmiş gibi, Alevîlik hor görülmekte, dışlanmakta ve Diyanet, "Günümüz Alevîliği" adlı kitapta "Alevîlik bir ideoloji, cemevleri ise, sol örgütlerin yuvası olmuştur" diye suçlamaktadır. Yine, Doktor İlyas Üzüm,"cemevleri, ideolojik dernek ve siyasal lokale dönüşmüştür" demektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, kendine Alevî diyen bir inanış ve kültürü resmen kabul etmemiştir. Devlet, bu yok sayma politikasını terk etmelidir. Alevîliğin, Mevlevîlik gibi İslam Dininin bir zenginliği, kolu olduğunu resmî işlemlerde dikkate almalıdır.
HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı)Alevîlik din mi?!.
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla)Cemevleri, "cem" kelimesinden dolayı kurulamamakta, mahkemeler Dinayet İşleri Başkanlığından fetva verilmesini istemektedir.
HİKMET ÖZDEMİR (Çankırı)Diyanet... Diyanet...
İSMAİL DEĞERLİ (Devamla)Evet, Diyanet.
Değerli milletvekilleri, bu ülke hilafetle yönetilmiyor; yönetim şeklimiz laik Türkiye Cumhuriyetidir. Alevîlik anlayışına inanan veya İslamı böyle yorumlayan yurttaşlarımıza saygılı olmalıyız. Alevîlikte sevgi, kardeşlik, dayanışma, özgürlük ve barış vardır; eline, beline, diline sahip ol felsefesi vardır. Bu felsefede yarin yanağından gayri her şey ortaktır. "Hak etmediğin şeye elini uzatma, sahip olma yalan söyleme" vardır. Yaradan'dan dolayı insana saygı ve sevgi vardır.
Değerli arkadaşlar, cemevlerine Diyanet saygılı davranmalıdır İnanç gruplarını, başka inanç grupları tanımlama hakkına sahip değildir, laikliğin temel ilkelerinden biri budur; aksi, insan haklarını ihlaldir. Devlet televizyonunda Alevîlikle ilgili eğitici saatler mutlaka yer almalıdır. Alevî köylerine cami yapımı durdurulmalıdır. Sünnîleştirme, İnsan Hakları Bildirgesine aykırıdır, bir nevi asimilasyondur. Alevilere yönelik hakaretler ve aşağılamalar, dine yönelik suçlar kapsamına alınmalıdır. Kitap ve ansiklopedilerden hakaret anlamına gelen yaklaşımlar çıkarılmalıdır. Okullarda din dersi isteğe bağlı hale getirilmelidir. Sünnî bir din bilgisi dersinde Alevîliğin temel felsefesi öğretilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 24 Mart 2003