Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 58. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Şubat 2004 · 713 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 26 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 713 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 58. Birleşim tutanağı, 26 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-02-26-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 27 nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 27 nci madde, bakanlıklarda strateji geliştirme kurulu ve diğer sürekli kurulların kuruluşunu düzenlemektedir. Bakanlıkların örgütlenme yapılarına yeni getirilen bu kurul, aslında, devletin, sosyal devlet rolünün düzenleyici devlet rolüne dönüşümüne paralel olarak, son yıllarda, hemen her alanda ortaya çıkan üst kurullar uygulamasının bir uzantısıdır. Bu düzenleyici kurullar, bağımsız idarî otoriteler olarak bilinmektedir. Bu maddede, kurulun yapı itibariyle farkı ise, bağımsız olmayıp, ilgili bakanlığa bağlı bir kurul olmasıdır; çünkü, kurul, bakanlık müsteşarının başkanlığında, maddede belirtilen kişilerden oluşacaktır.
Bu kurul hangi ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır? Bu sorunun cevabı madde gerekçesinde vardır. Gerekçede "kurum ve kuruluşların stratejileri ve politikaları, kurum içi ve dışı ilgili tüm tarafları kapsayacak bir yaklaşım içinde iyi yönetişim ilkeleri doğrultusunda oluşturulacaktır" denilmektedir.
Burada, önemli gördüğüm için, yönetişim kavramı üzerinde durmak istiyorum. Yönetişim kavramı, son yıllarda, devletin rolünün değişmeye başlamasıyla birlikte yaygınlaşan yeniden yapılandırma girişimleriyle gündemimize geldi. Bu kavramın ne anlama geldiği konusunda akademik çevrelerin yapmış olduğu çok sayıda çalışma var. İlk bakışta, iktidarı sivil topluma devretme, yönetime katılım kanallarını çeşitlendiren formül olarak algılanan bu kavram, aslında, iktidarı, sermayeyle paylaşmanın, hatta, oraya devretmenin bir aracıdır. Nitekim, bütün düzenleyici kurullar bu yönetişim temeli üzerinde kurulmuş ve buradaki karar organlarında yerli ve yabancı sermaye grupları, ulusötesi şirketler yer almıştır. Biraz evvel Grup Başkanvekilimiz Sayın Haluk Koç'un da belirttiği gibi, bunun en somut örneği, Şeker Üst Kuruludur. Türkiye şeker sisteminin tam yetkili karar organında, ulusötesi Amerikan firması Cargil oturmaktadır ve Maliye Bakanının oğlunun da, Cargil firmasından tavuk yemi ithal ettiğini hepinize hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, düzenleyici kurullar, sosyal devletin gereği olan kamu yararını değil, piyasanın yararını gözetirler ve piyasanın kendi kurallarına göre düzenlenmesiyle ilgilenirler. Piyasa kurallarına aykırı girişimler yasaklanır, tıpkı bu tasarının genel mantığında olduğu gibi.
27 nci maddeyle öngörülen Strateji Geliştirme Kurulu da aynı amaca hizmet etmektedir. "Kurul, bakanlık müsteşarının başkanlığında, bakanlıkların kuruluş kanunlarında belirtilen birim amirlerinden oluşur ve konu ile ilgili kişiler, kamu veya özel kuruluş ve sivil toplum örgütü temsilcileri çağrılabilir" denilmektedir.
Sermaye kesimi, bu bakanlığın amaç ve politikalarının belirlenmesine hem doğrudan hem de örgütlü oldukları sivil toplum kuruluşu aracılığıyla dolaylı olarak katılmaktadır. Burada bahsedilen sivil toplum kuruluşlarının sadece sermayeyi kapsadığı iddia edilebilir; ancak, tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden önce görüşlerine başvurulan sivil toplum kuruluşlarını dikkate aldığımızda, sermayeyi TOBB'un, sivil toplum kuruluşlarını TESEV ve YASED'in oluşturduğunu yine hatırlatıyorum. Burada kastedilenin sermaye tabanlı sivil toplum kuruluşları olduğu açık.
Emek tabanlı örgütlerin başında gelen sendikaların, bu tasarının tümü hakkındaki görüşlerinin alınmadığını biliyoruz. Bu nedenle, bu maddeyle öngörülen kurula katılımların söz konusu olmadığı da bir gerçektir.
Burada, bakanlık birim amirleri ve diğer kamu temsilcileri, bürokrasi ayağını; özel sektör, şirketlerin temsilcisi ayağını; sivil toplum örgütleri ise, sermaye tabanlı ayağını oluşturmaktadır. Böyle üç ayaklı bu kurulun iki ayağını sermaye oluşturuyor.
Değerli milletvekilleri, burada değinmek istediğim bir konu da, her seferinde katılımcı bir yönetim öngördüğü ileri sürülen tasarının bütününde olduğu gibi bu maddede de, bakanlığın, kendi çalışanlarının örgütlerinin katılımına açık olmamasıdır. Bunun nedenini de, tasarıyı hazırlayanların, kamu çalışanları örgütlülüğünü dikkate almamasında aramak gerekir.
Sonuçta, bu tasarı tümüyle dikkate alındığında, bugünkü anlamıyla "kamu çalışanı" kavramı yok edileceğinden, bunun doğal sonucu olarak, onların örgütleri de zaafa uğratılmış olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Çetin.
İZZET ÇETİN (Devamla)Halbuki, bir bakanlığın amaç ve politikalarının belirlenmesinde, ilgili kişilerden, özel sektörden önce o bakanlığın çalışanları ve onların örgütleri olan sendikalar yer almalıydı.
Değerli milletvekilleri, burada, çok açıkça, stratejik planın kalkınma planları yerine geçeceğ, 12 nci madde görüşülürken gündeme geldi. "Stratejik plan" kavramının getirilip, beş yıllık kalkınma plancılığından vazgeçilip vazgeçilmediğine hükümet bir türlü cevap vermedi. Sayın Bakana iki kez sordum, buradan üçüncü kez soruyorum. Yani, bakanların hangi temel metinlere bağlı olacağını belirlemek, bunların arasında kalkınma planının ve programının yer alıp almayacağını öğrenmek, herhalde, hepimizin hakkı. Plansız, programsız hiçbir kurulun, hiçbir kurumun, hiçbir örgütün, hiçbir ülkenin doğru dürüst strateji planı geliştirip uygulayabilmesi olanağının olmadığını hepiniz çok iyi biliyorsunuz. O nedenle, kalkınma planlarının çöpe atılıp atılmadığını, bundan sonra, gelecekte dikkate alınıp alınmayacağını, Yüce Milletimizin huzurunda, Sayın Bakana bir kez daha soruyorum.
Bir başka sorum şu: Bakanların görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin bağlı olması gereken esaslardan bir tanesi de, millî güvenlik siyasetine bağlılıktır. Sayın Bakana, bakanlıkların millî güvenlik siyasetine uymakla yükümlü olup olmadıklarını, bir kez daha soru olarak yöneltiyorum ve cevaplanmasını diliyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
56 konuşma daha · 26 Şubat 2004