İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 16. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İş kanununun yürürlüğe girmesinden sonra kamu ve özel işyerlerinde iş süreleri, sağlık ve güvenliğiyle ilgili

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 16. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Kasım 2005 · 491 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 9 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNDEN SONRA KAMU VE ÖZEL İŞYERLERİNDE İŞ SÜRELERİ, SAĞLIK VE GÜVENLİĞİYLE İLGİLİ); konuşma 491 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “İş kanununun yürürlüğe girmesinden sonra kamu ve özel işyerlerinde iş süreleri, sağlık ve güvenliğiyle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 9 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-11-09-is-kanununun-yururluge-girmesinden-sonra-kamu-ve-ozel-isyerlerinde-is (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 22 Mayıs 2003'te kabul edilen ve 10 Haziran 2003 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Yasasının yaklaşık ikibuçuk yıldan bu yana uygulanmasında görülen aksaklıklardan insan yüreğini sızlatan bazı uygulamalarına değinmek ve bu konuda önlem alması için Çalışma Bakanlığına katkıda bulunmak amacıyla söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde istihdam sorunlarından söz edildiğinde, hemen hemen ilk akla gelen işsizlik ve kayıtdışı ekonomi. Elbette, bu iki sorun Türkiye'nin ana sorunu. Hiç kimsenin bunu yadsımasını beklemek doğru değil; ama, çalışma yaşamının sorunlarını da yalnızca işsizlik ve kayıtdışı çalışma sorununa indirgemek doğru bir yaklaşım değil. Bugün, tüm çalışanların, İş Yasasının demokratik olmayan hükümleri başta olmak üzere, sendikalar ve toplusözleşme yasalarından ve bu yasaların uygulamalarından kaynaklanan pek çok sorununun varlığı bir gerçek. İş Yasasının demokratik olmayan hükümlerinden yararlanan kimi özel ve kamu işverenleri, özellikle de alt işveren dediğimiz taşeronların firmalarında, insan fiziğinin dayanmasını zorlayacak düzeyde, çok uzun süreli, fazla çalışmalar yapılmaktadır.

Buna ilişkin olarak, geçtiğimiz Ramazan Bayramı öncesi, araştırmacı gazeteci yazar Sayın Dündar'ın çocuk emeği sömürüsüne ilişkin televizyonlarda izlediğimiz görüntülerine değinmek istemiyorum. O alanı, çocuk emeği sömürüsünü gündeme getirdiği için Uğur Dündar'a buradan teşekkür ediyorum.

Benim burada değineceğim konu, bu taşeron firmaların, özellikle taşeron firmaların işyerlerinde çalışma sürelerinin, İş Yasamızda çalışma süresinin günlük 9 saatle sınırlanmış olmasına ve o İş Yasasında haftalık çalışma süresinin günlere dağıtımı eşit olmadığı için istismara açık olması nedeniyle, 11 saate çıkarılabilmesine imkân verirken, bugün, bu çalışma süresinin, 14-15 saate, hatta 18 saate çıktığına tanık olmaktayız. İşsizlik baskısıyla, fazla çalışma ücretini bu çalışanlar talep edemediği gibi, fiziksel dayanma güçlerini de sonuna kadar kullanıyorlar ve dayanma güçleri kalmayınca da bir iki aylık çalışma sonunda işyerlerini terk ettiklerinden, işverenler, bedava... Yani, o yasaları istismar eden, özellikle kayıtdışı sektörde, Ortaçağın kölelik düzeninden daha ağır çalışma koşulları, İş Yasasıyla, ülkemizin çalışma yaşamına girmiş bulunuyor.

Bu, Ortaçağın çalışma koşullarından bile ağır çalışanlar, fazla mesai alamadıkları gibi, o, yine İş Yasasına giren denkleştirme ve telafi çalışmasını da işyerinde devamlı çalışamadıkları için uygulayamadıklarından, fazla çalışmaları, art niyetli bazı işverenlerin bedava işgücü olarak kâr hanesine yazılmaktadır.

Aynı şekilde, tarım ve orman işçileri, yılda üç ay çalışmakta, üç dört ay çalışırken, 1475 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği dönemde bunlar hiç olmazsa günde 3 saat fazla mesai alabilmekteydiler. Şimdi, telafi çalışmasına da tabi olamadıkları için hiçbir ücret alamamakta ve telafi çalışması da yapamadıkları için, onların da ücretlerini bir bakıma kamu, yani, Tarım ve Orman Bakanlıkları olarak emek sömürüsünü sürdürmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yine "insan onuruna yakışan iş", "onurlu iş" kavramları, bildiğiniz gibi, Avrupa Birliği ülkelerinin ve ILO'nun gündemine girmiş kavramlardır. Onurlu işin temel koşulu, çalışanları fiziksel ve psikolojik olarak korumaktır; çalışma sürelerinin, çalışma ortamının ve iş örgütlenmesinin insancıl kılınmasıdır. Çalışanların sorunlarını "iş buldular, otursunlar oturdukları yerde", "sokakta işsiz dolaşanlara baksınlar", "gözlerini toprak doyursun", "el açmıyorlar ya", "fakir fukara, garip gureba değiller ya" diyerek görmezlikten gelemeyiz. Ayrıca, bu anlayış, sosyal devlet anlayışıyla örtüşmez. Çalışanların sorunlarının iş bulmayla sonlandığını düşünmek, saflık değilse, mutlaka, art niyetli bir yaklaşımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

17 konuşma daha · 9 Kasım 2005

17 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook