İçeriğe atla

27. DÖNEM · 600 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 12. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle

Genel Kurul, 12. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Kasım 2020 · 576 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Bülbül (Halkların Demokratik Partisi), 4 Kasım 2020 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 12. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 576 kelime.

Kemal Bülbül (Halkların Demokratik Partisi, Antalya). “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 12. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2020. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-bulbul-27-2020-11-04-issizlik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hak (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=91832

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya)Sayın Başkan, değerli üyeler; herkese iyi geceler, herkese sevgi ve saygılar.

Yani, Rıdvan Vekilim aslında kanun teklifiyle ya da kanunlar teklifi ya da torba, poşet neyse, bununla ilgili ne yapılması gerektiğini ifade etti ama bir kere de ben ifade edeyim.

Şimdi, bu yasa teklifi nasıl bir zamanda geliyor? Bir, kış geliyor. İki, pandemi süreci var. Üç, inanılmaz bir işsizlik ve yoksulluk var. Dört, psikososyal bir çöküntü var ve daha da sayabileceğimiz birçok şey var; deprem var, başka başka felaketler kapıda, maazallahuteala her an yeni felaketler gelecekmiş gibi bir hava söz konusu. Böylesi bir ortamda ne yapılır? Toplum psikolojik olarak, sosyal olarak, ekonomik olarak, moral olarak sağaltılmaya çalışılır ama bunu yapmak yerine var olan hakları da gasbetmek, var olanı da elinden almak gibi durum söz konusu.

Birçok arkadaş dile getirdi, bugün, kapıda, DİSK yöneticilerine yapılan saldırı faşizm falan değildir, daha ötesi bir şeydir; barbarlıktır, ahlaksızlıktır. (HDP sıralarından alkışlar) Hem de Zonguldak’ta 2 maden işçisi göçük altında kalmışken, sadece demokratik haklarını kullanmak gibi bir erdemle Meclisin kapısına gelen sendikacılara yapılan saldırının başka bir tanımı yoktur. Kıdem tazminatı gasbediliyor, bu torbanın içerisine başka başka… Dipsiz bir kuyu gibi bu torba, elinizi atıyorsunuz ulaşamıyorsunuz vesaire ve bütün bunlar ne zaman? 4 Kasım 2016 darbesinin gölgesinde. Peki, nedir bu 4 Kasım? 4 Kasım, Şark Islahat Planı’nın, İttihat ve Terakkinin yaptığı katliamların, Tunceli Kanunu’nun, 49’lara yapılanların, 27 Mayıs darbesinin, 12 Mart darbesinin, 12 Eylül darbesinin, boşaltılan 4 bin köyün, 17 bin faili meçhulün ve yapılan sayısız belediye gasbetme darbesinin toplamıdır. (HDP sıralarından alkışlar) Burada demokrasi diye bir amaç yoktur; burada bastırma, susturma, yok etme... Bu siyaset değildir, böyle bir siyaset aklı olamaz. Elbette ki iktidar eleştirilecek, elbette ki iktidar eleştirilere karşı öz eleştiri verecek, hesap verecek. Yok “Bizi eleştirmeyin.”, yok “Bize bir şey sormayın.”, yok “Bize hesap sormayın…” Nerede böyle şeyin bolluğu? Halk arasında bir laf var, derler ki: “At Ali Paşa’nın, çubuk kara meşenin; dehle, gitsin.” Bulmuşsunuz atı, dehleyin gitsin. Yok böyle bir yaşam, yok böyle bir yaşam! (HDP sıralarından alkışlar) Karşınıza işçiler de, karşınıza Kürt halkı da, karşınıza emekçiler de, kadınlar da, yoksullar da, depremzedeler de, hakkını arayan herkes de, öğrenciler de… Mağdur edilen herkes karşınıza dikilecek. Aslında karşınızdalar ama görmek istemiyorsunuz. Bir bakar körlük hâli var. Demiştim ki: Türkiye’de diktatörlük yoktur, “diktakörlük” vardır ve bu “diktakörlük” bütün bu olup bitenleri görmüyor, duymuyor, fark etmiyor; basireti bağlanmış, izan körelmiş. Böylesi bir tabloyla karşı karşıyayız ve hâlâ bizi rencide ediyorlar ve hâlâ bize saldırıyorlar, hâlâ mazluma saldırıyorlar.

Diyanet İşleri Başkanı çıkıp diyor ki: “Deprem, kıyamet denemesidir.” Vay senin aklına turp sıkayım ben, e mi!

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir)Ne biçim konuşuyorsun ya!

KEMAL BÜLBÜL (Devamla)Bakar mısınız şuna; bu bir bilim insanı, bu bir ilahiyatçı güya. Onu diyeceğine, depremzedelere, yoksullara, enkaz altında kalanlara moral verecek bir şey söylesene bre cahil! Böyle bir dindarlık, böyle bir tefsir, böyle bir kelam, böyle bir içtihat olur mu? Olmaz. Nedir bu? Cehaletin ürünüdür. Biz cehalete teslim olmayız; biz zulme, biz faşizme, biz katliama, biz hiçbir yok etmeye teslim olmayız. Neden? Çünkü hakkı, hakkaniyeti ve adaleti savunuyoruz. Çünkü haklıyız; güçlülüğümüzü, gücümüzü hakkımızdan alıyoruz. Ve kırk yıldır, 12 Eylül 1980’de de Gülten Kışanak Diyarbakır Cezaevinde işkenceye tabi tutuluyordu, bugün de Kandıra Cezaevinde işkenceye tabi tutuluyor. Yazıklar olsun, yuh olsun!

RECEP AKDAĞ (Erzurum)Türkiye’de işkence falan yok.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla)Türkiye’de işkence vardır, bu senin söylediğin de bir işkencedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP AKDAĞ (Erzurum)Türkiye’de işkence yok.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla)Böyle “İşkence yok.” demekle olmuyor, kandıramazsınız.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

110 konuşma daha · 4 Kasım 2020

110 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook