İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle

Lütfi Kaşıkçı

Hatay Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Aralık 2023 · 992 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Lütfi Kaşıkçı (MHP), 13 Aralık 2023 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 992 kelime.

Lütfi Kaşıkçı (MHP, Hatay). “2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2023. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/lutfi-kasikci-2023-12-13-2024-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2022-yili-merkezi-y (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=120210

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

MHP GRUBU ADINA LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay)Sayın Başkan, Değerli Bakanlarım, kıymetli milletvekilleri; Enerji Bakanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında bölücü hain terör örgütü PKK tarafından şehit edilen kahraman askerimiz Piyade Teğmen Eril Alperen Emir’e Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı tarihî konuların son günlerde yeniden gündeme getirilmesi gayretlerinin farkındayız. Dün, verilen mücadelenin aslı ve kendisi tarih önünde netleşmiş ve karara bağlanmıştır. İstikbalimizi müdafaa için dün ortaya koyduğumuz irade, neticeleriyle tarihe mal olmuştur ancak hazin olan dün kapattığımız defterlerin açılmasını bugün dört gözle bekleyenlerin varlığı olmuştur. O yüzden şunu net olarak ifade etmek isterim ki: Şeyh Sait Musul ve Kerkük’ün ana vatana katılmasını istemeyen, Seyit Rıza da Hatay’ın mandacıların idaresinde kalmasını isteyen uluslararası güçlerin kullandığı aparatlardır. Musul ve Kerkük’ü bizden kopardılar ancak Hatay’ı sökemediler. Musul ve Kerkük’ün kaderinin de Hatay’ın kaderiyle birleştiği günleri bir gün görmeyi ümit ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetin 1’inci yüzyılını geride bıraktık. Enerji alanında da bir sayfayı kapatıp yeni bir sayfaya geçtik. Yeni yüzyıla nasıl bir enerjiyle girdiğimize ve geleceği nasıl planladığımıza geçmeden önce, bugüne iyisi ve kötüsüyle nasıl gelindiğini sizlere izah etmeye çalışacağım. Sıçramaları ve kırılmalarıyla anlatmaya çalışacağım konu aslında bizim enerji hikâyemizi dolayısıyla Türkiye’nin enerjisini içinde barındıracaktır. Bakınız, geride bıraktığımız bir asırda beş yıllık kalkınma planları bizlere enerji alanında nereden nereye geldiğimizi nasıl anlatıyor? 60’lı yılların ilk yarısında Türkiye'de kullanılan enerjinin yüzde 54’ünün ticari olmayan kaynaklardan yani odun, tezek ve tarım artıklarından sağlandığı, toplam petrol ihtiyacının yüzde 20’sinin ancak ülke içindeki kaynaklardan karşılandığı, Türkiye’nin hidrolik enerji potansiyelinin büyük olduğu, bu enerjiden bugün için pek az yararlanıldığı, boş yere akıp giden bu büyük enerji kaynağından daha çok yararlanılması gerektiği, bu manada Fırat Nehri üzerinde hidroelektrik santrallerinin yapılması gerektiği, Türkiye’nin nüfusunun ancak yüzde 30,5’inin elektrikten yararlandığı ve elektrik işlerinin bir elden yönetilmesinde fayda olacağı konuşulmuş, tartışılmış ve 60’lı yıllarda karara bağlanmıştır. 60’lı yılların sonunda ise süratle gelişen imalat sanayisi sektörünün bol ve ucuz enerjiye ihtiyaç duyduğu, hızla yükselen enerji talebini karşılamak için petrol ürünlerinin daha fazla kullanılması gerekeceği, doğal gaz kullanımında dünya memleketlerinin önemli bir yere geldiği, buna karşılık Türkiye'de henüz üretime elverişli tabii gaz rezervlerine rastlanmadığı, elektrik sektöründe organizasyon bozukluğu ve koordinasyon noksanlığının önemli bir problem olarak devam ettiği, enerji ihtiyacının karşılanmasında önceliğin su kaynaklarının geliştirilmesine verilmesi gerektiği, nükleer enerji kaynaklarından faydalanma imkânlarının araştırılarak nükleer enerji santralleri kurulmasına çalışılması gerektiği yine 60’lı yılların sonunda konuşulmuş, tartışılmış ve karara bağlanmıştır.

70’li yıllarda ise enerji hikayemiz şu şekilde seyretmiştir: Fert başına enerji tüketiminin petrol eş değeri olarak 62 yılında 453 kilogramdan 72 yılında 620 kilograma ulaştığı, ham petrol üretiminde durağan bir sürece geçildiği, bu sayede dışa bağımlılığın arttığı, elektrik enerjisinin üretim kaynaklarına göre dağılımının yıldan yıla büyük değişimler göstermiş olduğu, ancak toplam üretim içindeki hidroelektrik enerji payının planlı dönemin başında ve sonunda aynı kalmış olduğundan hedefin tutturulamadığı, 1971 yılının sonunda tüm sistemde 27 bölge santralinin faaliyette olduğu, elektrikli köy sayısının 1972 yılının sonunda 4.300’e ulaşmış olacağı, dünyada fert başına ortalama elektrik enerjisi tüketiminin 1.265 kilovatsaat/kişi olduğu, bu değerin aynı yılda Türkiye için 219 kilovatsaat/kişi olarak gerçekleşmiş olduğu, Dicle Nehri hidrolik potansiyelinden istifade imkânlarının araştırılması gerektiği, kalkınmanın gereksinim duyduğu ölçü ve kalitede enerjinin zamanında sağlanamamış olmasının ülke ekonomisini darboğaza soktuğu, Keban Santrali’nin devreye girmesiyle hidrolik enerji kullanımında bir sıçrama sağlanmışsa da enerji üretimi içindeki payının yüzde 12,8 dolayında kaldığı, 1977 yılının sonunda artan enerji talebinin ancak yarısının ulusal kaynaklardan üretilen enerji ürünleriyle karşılanabileceği, 1977 yılının sonunda ülkede elektriği olmayan 101 belediyeli yerleşim birimi bulunduğu konuşulmuş, tartışılmış ve karara bağlanmıştır. 80’li yıllarda ise enerji sektörünün ekonomik gelişmeyi destekleyici bir yapıya kavuşması gerektiği, enerji amaçlı yatırımlara ve yerli kaynakların üretim ve kullanımına ağırlık verilmesi gerektiği, birincil enerji kaynakları tüketimi içerisinde petrolün payının yüzde 44,6’yla en yüksek paya sahip olduğu, ülkede enerji kaynakları rezervi içinde önemli bir paya sahip olan linyitin enerji açığının kapatılmasında öncelikle değerlendirilmesi gerektiği, enerji üretiminin artırılmasında güvenilir ve ucuz kaynaklara öncelik verilirken yeni ve özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından kısa sürede yararlanmak üzere gerekli girişimlerin desteklenmesi gerektiği, doğal gaz alanında Trakya ve Çamurlu sahalarındaki arama ve değerlendirme çalışmalarının hızlandırılması gerektiği, yine konuşulmuş, tartışılmış ve karara bağlanmıştır.

90’lı yıllarda ise enerji politikaları boyut değiştirmiş ve bu süreçte şu meseleler tartışılmıştır: Petrol üretiminin 1991 yılında 4,5 milyon tonla tarihindeki en yüksek düzeye ulaştığı, böylece yerli petrolün toplam petrol arzı içindeki payının yüzde 20'ye yükseldiği ancak takip eden yıllarda bu gelişmenin sürdürülemediği ve petrol üretiminde tekrar gerileme sürecine girildiği, Mısır ve Kazakistan’da yapılan yatırımlardan olumlu sonuçlar alındığı, Azerbaycan ve diğer Orta Asya Türk devletlerinde ortak petrol üretimine yönelik girişimlerin devam etmesi gerektiği, büyüyen nüfusun ve gelişen ekonominin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak yapılması gereken yatırımlarda yetersiz kalındığı, özelleştirme çalışmalarından ve özel kesimden beklenen katkıların sağlanmadığı 90’lı yıllarda konuşulmuş, tartışılmış ve karara bağlanmıştır.

2000’li yıllarda ise enerji tasarrufundan, kaynak çeşitliliğinin artırılmasından, uzun vadeli doğal gaz alım sözleşmelerinden, yüzde 62 düzeyinde bulunan dışa bağımlılığın süreçte daha da artacağından, sürdürülebilir bir kalkınma yaklaşımı içinde ekonomik ve sosyal gelişimi destekleyecek, çevreyi en az düzeyde tahrip edecek yeni politikaların devreye alınması gerektiğinden, kişi başına enerji tüketimini artırmak yerine 1 birim enerji tüketimiyle en fazla üretimin ve refahın nasıl oluşacağı yine tartışılmış, konuşulmuş ve karara bağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, kısaca, ülkemizin enerji alanındaki dönüşümünü sizlere ifade etmeye çalıştım. Bu vesileyle dünden bugüne Türkiye'nin enerjisinin artırılması yönünde gayret gösteren tüm hükûmetlere, bakanlarımıza, bürokratlarımıza ve enerji ailemize şükranlarımı sunuyorum. Bugün ise enerji üretiminde dünyayla yarışabilir bir seviyeye geldiğimizi memnuniyetle ifade etmek isterim. Dün tartışılan konuların birçoğunun bugün hayata geçtiğini ancak daha alınacak çok fazla yolun da olduğunu ayrıca belirtmek isterim.

Türkiye Yüzyılı’nın kapısını araladığımız bugünlerde dünden bugüne nasıl gelindiğini sizlerle az önce paylaştım, biraz da yarından bahsetmek istiyorum. Cumhuriyetin 2’nci yüzyılında enerji arzının sürekli, kaliteli, sürdürülebilir, güvenli ve katlanılabilir maliyetlerle sağlanması temel ilke olarak benimsenmiştir. Enerjide artan talebin karşılanmasında rekabete dayalı, mali açıdan güçlü, istikrarlı, şeffaf, öngörülebilir, tüketicinin korunduğu ve sürdürülebilirliği de dikkate alan, elektrik ve doğal gaz piyasasında rekabeti tesis edecek şekilde maliyet bazlı fiyatlandırma uygulamalarını benimseyen bir politikayla yolumuza devam etmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

73 konuşma daha · 13 Aralık 2023

Günün kaydı →
73 konuşmanın tamamı →