2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 31. Birleşim · 3. yasama yılı · 19 Aralık 2008 · 1.083 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 19 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.083 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2008-12-19-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke yönetiminde önemli bir yeri bulunan bir Bakanlığın bütçesiyle ilgili değerlendirmede bulunmak üzere Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun’a göre her vatandaşın doğumundan ölümüne kadar yönetim anlayışı kapsamında bu Bakanlıkla birebir ilişkili bir durumu vardır. Yurdun iç güvenlik ve asayişinin sağlanmasından tutun, kamu düzeni ve genel ahlakın korunmasına, kara yolları trafik düzeninden suç işlenmesinin önlenmesi ve takibine, nüfus ve vatandaşlık ile ilgili işlemlerden mahallî idarelerin yönlendirilmesi ve görevlerinin iş birliği içinde yürütülmesine kadar, bu Bakanlık Türkiye düzeyinde görevlidir. Anayasa’da belirtilen hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından da yine İçişleri Bakanlığı sorumlu bulunmaktadır. Bu kadar geniş bir yelpazede görev ve sorumluluğu bulunan Bakanlığın tüm bu konuları ülke genelinde nasıl götürdüğünü, açmazlarını ve yetersizliklerini on dakikalık bir sürede değerlendirmek şüphesiz ki mümkün değildir. Ancak, ben, bu sınırlı süre içerisinde satır başlarıyla birkaç önemli gördüğüm konuya yer vermek istiyorum.
Hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından sorumlu bir bakanlık olan İçişleri Bakanlığının 2008 yılı sicili ile uygulamalarını size özet olarak sunacak olursam, bu konularda Bakanlığın sicili ile uygulamalarının pek de parlak olmadığı görülecektir. 2008 yılı Ocak-Ekim aylarına ilişkin on aylık süre içinde insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak, ülkemizin bilhassa Doğu ve Güneydoğu Bölgesi diye adlandırdığımız Kürt coğrafyasında meydana gelen insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak silah kullanma yetkisinin ihlali ve “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle yaşam hakkı sona erdirilen 22 öldürme, 47 yaralama bu Bakanlığın bağlı kuruluşu olan Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde görev yapan polis ve jandarma tarafından gerçekleştirilmiştir. Yine bu coğrafyada, bu süre içerisinde 36 adet faili meçhul adli cinayet, 20 adet yaralama ile 9 gazetecinin saldırıya uğramasının yanında, bölgede meydana gelen silahlı çatışmalar sonucu 144 güvenlik görevlisi ve 155 silahlı militan olmak üzere 299 ölüm olayı olmuş, 250’si güvenlik görevlisi ve 12’si silahlı militan olmak üzere 260 kişi yaralanmış, mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu da bölgede kadın, erkek ve çocuk olmak üzere 24 kişi ölmüş ve 44 kişi de yaralanmıştır.
Bölgede, kadın, erkek, çocuk olmak üzere toplam 21 kişinin kuşkulu ölümlerle hayatı sona ermiş, namus cinayetlerinden kadın ve erkek toplam 15 kişi hayatını kaybetmiştir.
Kadının yaşam hakkına yönelik ihlallerde de 41 intihar, ev içi şiddet sonucu 26 ölüm, 9 tecavüz ve taciz; çocukların yaşama hakkına yönelik ihlallerde 24 intihar, ev içi şiddete uğrayan 10 çocuk ölümü, 1 tecavüz ve taciz olayının yaşandığı saptanmıştır.
Bölgede, işkence yasağı kapsamında da çok sayıda ihlallerin olduğu bir gerçektir.
Bu kapsamda, yukarıda değinilen, bu yılın on aylık süresi içinde, 83 kişi gözaltında işkence ve kötü muameleye, 13 kişi köy korucularının işkencesi ve kötü muamelesine, 322 kişi gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muameleye, 41 kişi kaçırma ve ajanlık tehdidiyle karşı karşıya kalmış; 42 kişi cezaevinde işkenceye, 22 kişi tehdit edilmeye, 1 kişi özel güvenlik görevlileri tarafından işkence ve kötü muameleye, 6 öğrenci okulunda şiddete uğramak suretiyle bölgede toplam 530 kişi işkence ve kötü muameleyle karşı karşıya kalmıştır.
Kişi özgürlüğü ve güvenliğine yönelik olarak, ifade özgürlüğüne yönelik olarak, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik olarak da çok sayıda ihlaller gerçekleşmiştir.
Eğitim hakkına yönelik ihlaller kapsamında, 90 öğrenci hakkında üniversitede disiplin kurulları tarafından soruşturma açıldığı, 15 öğrencinin disiplin cezası aldığı, 1 öğrencinin de okuldan atıldığı görülmüştür.
Bu cezaevleri ihlalleriyle ilgili olarak da 20 kişiye sevk uygulamasının yapılmaması, 44 kişiye sağlık hakkı ihlali, 9 kişiye aileyle görüşmeme engeli, 24 kişiye haberleşme hakkı engeli uygulanmıştır. Bu engelin gerekçesi de ana dili Kürtçe olan konuşma zorunluluğundan yapılan engellemelerdir. Yine cezaevlerinde 441 kişiye disiplin cezası, 116 kişiye de çeşitli cezalar uygulanmıştır.
Tüm bu veriler ve istatistiki rakamlar insan hakları derneklerinin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki şubelerinden derlenen bilgilerdir. Yukarıda belirtilen ve çeşitli başlıklarda gösterilen bu hak ihlallerinin ekonomik ve sosyal haklara yönelik ihlaller ve çeşitli ihlaller de beraber değerlendirildiğinde bölgede 28.030 kişiyi kapsayan olayın ve bunlara ilişkin hak ihlallerinin yaşandığı raporla tespit edilmiştir.
İşte, İçişleri Bakanlığının Anayasa’da belirtilen hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından sorumlu ve görevli Bakan olarak bu coğrafyadaki on aylık uygulamaları sonucu sicili ve karnesi budur. Bunun tüm Türkiye genelindeki sonuçlarının ise çok daha vahim olduğu herkes tarafından bilindiğinden Bakanlığın hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasındaki karnesinin zayıf olduğu ve sınıfta kaldığı anlaşılmaktadır.
Bakanlığın terör zararlarının karşılanması konusundaki çalışmalarında da Sayın Bakanın bütçe konuşmasında anlattığı gibi başarılı bir durum söz konusu değildir.
5233 sayılı Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 2004 yılında yürürlüğe girmesi ve uygulanması sonucunda ilgili kişilerin hızlı, etkin ve adil bir şekilde sulhen karşılanması amaçlandığı hâlde, İçişleri Bakanlığınca… Bölgede, 13 doğu ve güneydoğu ilimizde 270 binin üzerindeki dosyanın hâlen yarıdan fazlası karara bağlanmamış bulunmaktadır. Bu konuda sadece bir ilden, Muş ilinden örnek verecek olursam, bu on dört yıllık süre içinde 10 binin üzerindeki başvurunun ancak yaklaşık 4.500 adedinin sonuçlanmış olduğu, 5.500 adedinin ise hâlen tek komisyon olarak çalışan ancak kâğıt üzerinde üç komisyon olarak Bakanlığa bildirilen bu çalışma ile bir on dört yıl daha dosyaların rafta karara bağlanmayı bekleyeceği anlaşılmaktadır.
Zararların ne zaman ödeneceği konusu Sayın İl Valisine sorulduğunda da ödeneğin yetersizliğinden ve geriye kalan dosyaların büyük bir çoğunluğunun da büyük köyleri ve büyük ödemeleri gerektirdiği için de ertelemeye bıraktığı beyan edilmiştir.
Geciken adalet nasıl ki adalet olmazsa, paranın pula dönüştüğü bir dönemde ödenecek zararın da bunu karşılamayacağı bir gerçektir.
Bu kısa süre içinde yine Bakanlığın önemli bir konusu hakkında sizlere bilgi vermek zorunda kalacağım için bazı konuları atlamak zorunda kalıyorum.
SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, benim süremden iki dakika, üç dakika kullanabilir Nuri Bey.
M. NURİ YAMAN (Devamla)2007 yılında Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’ndaki değişiklikten sonra, o yılın son altı ayı içinde 29 ölümlü, 23 yaralanmalı toplam 52 olayın olduğu, 2008 yılının on aylık süresinde 31 ölüm olayının meydana geldiği insan hakları dernekleri ile adli makamların kayıtlarıyla tespit edilmiştir. Bu demektir ki bu yasa değişikliğinden sonra kolluk kuvvetlerince, yani polis ve jandarma birimlerince 60 vatandaşımızın yargısız infazla hayatlarının sona erdirildiği anlaşılıyor.
Geçen haftalarda komşumuz Yunanistan’da on beş yaşındaki bir gencin polisin açtığı ateşle yaşamını yitirmesinin ardından tüm Yunanistan ayağa kalktı, halkın öfkesi çığ gibi büyüdü. Olaylar üç haftadır hâlen devam etmektedir. Ama Yunanistan Başbakanı Karamanlis, bizim Başbakanımız Sayın Erdoğan gibi “Güvenlik güçlerimiz, çocuk da olsa, kadın da olsa, kim olursa olsun, gerekli müdahaleyi yapacaktır.” diyerek güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yargısız infaz yapmaları için icazet vermedi.
Peki, Yunanistan Başbakanı gelişen bu olaylar karşısında halkına hangi mesajı verdi biliyor musunuz? Daha ilk günde Yunanistan Başbakanı, açık ve demokratik toplumlarda görüş ya da yakınmaları sergilemek için gösteri düzenlenmesinin sağlıklı bir yol olduğunu, gençlerin heyecanını, kaygı ve beklentilerini anladığını belirtti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
80 konuşma daha · 19 Aralık 2008