2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Aralık 2008 · 953 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 24 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 953 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle hepinizi saygıyla selamlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi ülkemiz, tarihinin en derin krizini yüzde 9 dolayında yaşadığı küçülmeyle 2001 yılında yaşadı. IMF desteğiyle Sayın Kemal Derviş’in koordinatörlüğünde yürütülen ekonomiyi güçlendirme programı, topluma dayattığı büyük özveriler sonucunda ekonomiyi 2002’den başlayarak bir büyüme platformuna taşıdı. Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılı Kasım ayında iktidara geldiğinde dünyada sermaye hareketlerine güven vermiş ve test edilmiş bir programı hazır bulma şansıyla icraatına devam etti. Yine küresel ekonomide 2002 sonunda başlayan ve bugüne kadar görülmemiş bir küresel likidite dalgasını arkasına alan Hükûmet, bu dünya konjonktürünün sağladığı şansla da icraatını sürdürdü. Bununla birlikte, art arda yirmi üç çeyrek yıl büyüme gerçekleştirmekle övünen Hükûmetin büyüme karnesinin, OECD ülkelerinin gerçekleştirdiği büyüme performansında fazla da övünülecek bir yerde olmadığını görmekteyiz.
2000-2005 döneminde yüksek büyüme Türkiye'ye özgü değildir. Tersine, Türkiye bu süreçte geride kalmış görünmektedir. İrlanda, söz konusu dönemde yüzde 47’yi aşkın millî gelir artışıyla OECD ülkeleri içinde en hızlı büyüme kaydeden ülke olarak dikkat çekmektedir. Türkiye ise otuz ülke arasında, millî gelirini satın alma gücü paritesine göre yüzde 21’e yakın artırmakla birlikte 23’üncü sırayı almıştır.
Uluslararası Finans Enstitüsü verileriyle Türkiye kategorisindeki otuz ülkeyle Türkiye büyüme performansı karşılaştırıldığında 2002-2005 döneminde Türkiye ekonomisinin yılda ortalama yüzde 7,4 büyüdüğü görülmektedir. Aynı dönemde otuz ülkenin ortalaması ise yüzde 6,4 olarak gerçekleşmiştir. Yani Türkiye'nin performansı 2002-2005 döneminde otuz ülkeye göre biraz daha iyi gibi durmaktadır. Ancak 2005-2007 yılları arasındaki son döneme bakıldığında büyümenin yüzde 5,5’a gerilediği görülmektedir. Benzer otuz ülkenin ortalaması ise yüzde 7,3 olarak gerçekleşmiştir. Bu, Türkiye'deki büyümenin tehlikeli bir biçimde yavaşlamaya başladığının göstergeleridir. Nitekim, 2007 üçüncü çeyreğinde kaydedilen yüzde 1,5’luk büyüme 2000’den bu yana görülen en düşük büyümedir. Bu gerileme iç talep yetersizliğinden değil, yerli üretimin de bu talebe cevap verme mecalinin kalmamasından kaynaklanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, biliniyor ki Türkiye ekonomisi bir süredir büyümesini ancak sıcak para girişi ve yakın yıllarda yabancı sermaye girişiyle sürdürebiliyor. Bu dış kaynağın gelmesi için yüksek faizler veriliyor, özelleştirmelerin dibi kazınıyor, yerli sermayedarlar firma ve banka satmaya özendiriliyor, kıyı yörelerde hızlı gayrimenkul satılıyor. Dış kaynak girişinin 2005’te 44 milyar dolara, 2006’da 46 milyar dolara yaklaştığı, 2007’nin dokuz ayında da 37 milyar dolara düştüğü gözlemlenmektedir. Ancak, ilginç olan, bu kaynak girişinin büyümeye yeterli bir tempo kazandırmadığıdır. 2007’nin on iki ayında gerçekleşen büyüme hızı yüzde 4’te kalmıştır. 2008 yılında ise büyümenin, yapılan revizyonlara rağmen, yüzde 2’nin altında gerçekleşeceği anlaşılmaktadır.
Sıra dışı ve şanslı bir dünya konjonktürüyle iktidarı çakışan AKP’nin izlediği çarpık yol haritası yüzünden, Türkiye ekonomisinin büyüme temposunun hızlandırılmadığı, tersine bir patinajla hızla sürüklendiği görülmektedir. 2001 krizi sonrası girilen patika sermaye birikimini sağlayamamaktadır. Gayrisafi sabit sermaye birikiminin gayrisafi millî hasılaya oranı 1990’lardaki düzeyinin gerisine düşmüş, 2007’nin ilk dokuz ayında da yüzde 23’ün altında kalmıştır. 2001 krizi sonrasında bütün rekabet gücü işsiz ve örgütsüz düşmüş emeğin kaba sömürüsünden gelmekte, teknolojik bir dönüşüm gerçekleştirilememektedir.
Değerli milletvekilleri, 2001 sonrasında oluşturulan IMF destekli yapının en kırılgan halkası cari açıktır. Önemli bir risk olmayı sürdürmektedir hâlâ. Açığın finansmanında sıcak paranın yerini doğrudan yabancı sermaye girişine bırakmasının, sürdürülebilir ve kalıcı bir eğilim olduğu sanısı en büyük tehlike ve yanılgıdır. Geçmiş yılların tortusunu oluşturan sıcak para stoku potansiyel ve ciddi bir risk olmayı sürdürüyor. Kasım 2007 itibarıyla 102,5 milyar doları bulan bu stokun çıkışını önlemek için bir türlü azaltılmayan yüksek faizler, genel faiz düzeyini yüksek tutmaktadır. Enflasyonda yüzde 4’lük hedefin çok gerisine düşülerek, yıl yüzde 8,7’lik fiyat artışıyla kapandı. İndirilmeyen enflasyon faiz seviyesinde de etkili olmakta, reel faizi sıcak para açısından cazip tutmak için faizler düşürülememektedir.
Finansman maliyetleri beş yüz büyük sanayi kuruluşu başta olmak üzere reel sektörü hızla dışarıdan borçlanmaya 2007’de ve günümüzde de itmiş bulunmaktadır. 2007 yılında Türkiye'nin dış borçları yüzde 64’ü özel sektöre ait olmak üzere 250 milyar doları aşmıştır. Sadece dokuz ayda 30 milyar dolar daha borçlanılmıştır. Dış borç stokunda kamunun payı azalırken, özelin payı hızla artmış ve yüzde 62’ye ulaşmıştır. Kamunun ekonomideki rolünün azaltılması ve IMF borçlarının geri dönmesiyle dış borç stokunda kamu payı azalmakta, ancak özellikle dolar cinsinden borçlanmada özel sektör dolu dizgin yol ve risk almaktadır. Düşük kur politikasına da güvenilerek yapılan bu olağanüstü borçlanmanın sahibi reel sektör, finansman maliyetlerini bu yolla azalttığına sevinirken, kendi kuyusunu kazan düşük kur politikasının de facto savunucusu, lobisi olmaya hızla kaymaktadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, büyüme oranı düştüğü hâlde dış ticaret açığı, giderek cari açığı gerilemeyen bir hastalığa yakalanmıştır. 2007’de ilk dokuz ayın büyüme oranı yüzde 4’e düşerken, on aylık dış ticaret açığının yüzde 12’yi geçerek 51 milyar dolara ulaşması dikkat çekicidir. Dış ticaret açığını daraltabilecek turizm ve benzeri gelirlerin de düşük seviyede… Cari açık on bir ay itibarıyla 33 milyar dolara ulaşmıştır ve yılı 40 milyar dolar açıkla kapatması çok muhtemeldir. Bu da cari açığın, azalan büyüme temposuna rağmen, millî gelire oranının yüzde 8’e yaklaşması ve 2006’da yüzde 6 büyümede verilen açığın bu kez yüzde 4-4,5 büyümede verilmesi demektir. Düşük tempolu büyümeye rağmen dış ticaret açığının ve cari açığın gerilememesinde sanayi üretiminin artan ölçülerde dış girdi kullanması kadar, sıcak para ve doğrudan yabancı sermaye olarak giren dış kaynakların faiz ve kâr transferleri biçiminde dışa kaynak aktarmaları da etkilidir.
Değerli milletvekilleri, tüketici anketleri alt ve orta gelir gruplarının gelirlerinin yüzde 35’ine yakınının mutfağa, yüzde 35’e yakınının da kira, konut ihtiyaçlarına ayrıldığını ortaya koyuyor. Dolayısıyla geneldeki fiyat artışlarından çok mutfaktaki ve konuttaki fiyat artışları nüfusun yüzde 60’ını oluşturan kesimler açısından daha da önem taşıyor.
TÜİK’in detaylarını kamuoyuna açıklamadığı mutfak ve barınmayla ilgili mal ve hizmetlerin 2008’deki fiyat artışları ortalama yüzde 25’in üstünde bir enflasyona işaret etmektedir.
2002 yılından bu yana küresel piyasalarda tarihte eşine az rastlanır bir şekilde cereyan eden likidite bolluğu ve risk iştahındaki artışın, ABD’de konut sektöründe başlayan ve geri dönmeyen krediler sorununa dönüşen sıkıntılar nedeniyle tersine dönmeye başladığına yönelik işaretler de güçlenmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
110 konuşma daha · 24 Aralık 2008