İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 61. BİRLEŞİM · SALI

Kayıp çocuklar başta olmak üzere çocukların mağdur olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonu (10/90,190,210,235,312,433,438,466,474,496,531,539,558,563,564,565,566, 567,568,569,570,571,572,573,574)

M. Nuri Yaman

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 61. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Şubat 2010 · 1.551 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

M. Nuri Yaman, 16 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAYIP ÇOCUKLAR BAŞTA OLMAK ÜZERE ÇOCUKLARIN MAĞDUR OLDUĞU SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA KURULAN MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU (10/90,190,210,235,312,433,438,466,474,496,531,539,558,563,564,565,566, 567,568,569,570,571,572,573,574)); konuşma 1.551 kelime.

M. Nuri Yaman (Muş). “Kayıp çocuklar başta olmak üzere çocukların mağdur olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonu (10/90,190,210,235,312,433,438,466,474,496,531,539,558,563,564,565,566, 567,568,569,570,571,572,573,574)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-02-16-kayip-cocuklar-basta-olmak-uzere-cocuklarin-magdur-oldugu-sorunlarin-a (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda giderek artan kayıp çocuklar ile kaçırılan çocukların kaçırılma nedenlerinin araştırılması, ülkemizdeki çocuk istismarı ve bu çocukların çalıştırılması konularında verilen Barış ve Demokrasi Partisinin araştırma önergesi üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Öncelikle, bu araştırma önergeleri konusunda tüm Meclisteki parti gruplarının ortak akılda buluşmuş olmalarını büyük bir mutlulukla karşıladığımı belirtirken, yirmi beş adet önergenin tüm sahiplerini buradan teker teker kutluyorum. Ülkemizin çok önemli bir konusu olan ve gelecekte bu yurdu yönetimiyle teslim edeceğimiz, onlara emanet edeceğimiz çocuklarımıza gösterilen bu ilginin göz ardı edilmemesi gerektiğini de bu vesileyle vurgulamak istiyorum.

Ancak, ne yazık ki, kayıp çocuklarla ilgili olarak ülkemizin karnesinin de elimizdeki verilere göre pek de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı kayıp çocuklar haberlerinin kamuoyunda artarak yer alması üzerine yakın tarihte Türkiye’deki kayıp çocukların sayısını İçişleri Bakanlığına sormuş ve Bakanlıktan gelen yazıda kayıp çocuk sayısının 15 Ocak 2008 itibarıyla 1.446 kişi olduğunu belirtmiştir. En son yine aynı birime 27 Ocak 2010 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre de Türkiye genelinde kayıp çocuk sayısının maalesef giderek artarak bugün itibarıyla 1.700’lerin üzerine çıktığı anlaşılmıştır. Bunlardan yaklaşık 700’ün üzerinde çocuğun Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumundan izinsiz ayrılıp dönmediğini ifade etmişlerdir. Yine bu açıklamaya göre bunun dışında kalanların önemli bir bölümünün on üç-on sekiz yaş arasındaki kız çocuklarından daha çok gönül ilişkisi sebebiyle kaçanlardan olduğu belirtiliyor.

Değerli milletvekilleri, son on yıllık verilere göre kayıp çocukların 1.462’sinin on üç-on sekiz yaş arasında, 195’inin ise sıfır-on iki yaş arasında olduğu, bunların 1.095’inin kız ve 562’sinin de erkek olduğu bildirilmiştir. Ayrıca, Türkiye’de en çok kayıp çocuk 346’yla İstanbul kayıtlarında geçerken, bu şehri 135 çocukla İzmir takip etmekte. Bu sayı Ankara’da 69, Şanlıurfa’da 57, Bursa’da 45, Diyarbakır’da -dikkatinizi çekerim- 99 ve Batman’da da 40’ları bulmuştur.

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığınca hazırlanan kayıp çocuk raporlarına göre kayıp çocuklar üç bölüme ayrılıyor: Kendi isteğiyle kaçanlar, kaçırılanlar… Çocukların kaçmalarında özenti, ebeveyn boşanması, kentleşmeme gibi alt başlıklar verilirken, kaçırılanların genelde çetelerin eline düştüğüne vurgu yapılmaktadır. Çocuk ticareti, dilencilik ve cinsel sömürü de diğer önemli nedenler arasında görülüyor.

Kayıp çocukları hastalık, uyuşturucu, şiddet ve cinsel istismar gibi ciddi sorunlar beklemektedir. Yine rapora göre bazı çete ve örgütler kayıp çocukları kullanmak istemekte, raporun ön sözünde de dünyada insan kaçakçılığının maddi büyüklüğüne işaret eden Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Sayın Profesör Doktor Hasan Tahsin Fendoğlu Türkiye’de 2000 yılında kamu birimlerine 7.183 kayıp bildirimi geldiğini, yapılan çalışmalarda bunlardan 6.350’sinin bulunduğunu ve 2007 sonu itibarıyla da aranmakta olan 833 kayıp çocuk olduğunu ifade etmiştir.

“Aranan ancak hâlâ bulunamayan kayıp çocuk sayısının en fazla olduğu yirmi dört ilin arasında 250 çocuk ile İstanbul ilk sırada yer alıyor.” diye belirttim. İstanbul’u aynı şekilde Balıkesir 47, Bursa 42, Ankara 30, Şanlıurfa 29, Mardin 28, Kocaeli 25, Çanakkale 24, Tekirdağ 20, Osmaniye 18, İzmir 15, Niğde 15, Aydın 14, Hakkâri 14, Manisa 13, Çorum ve Tokat 12, Eskişehir, Kırklareli, Malatya, Mersin, Samsun 11, Batman, Sakarya ve benzer illerde bu sıralamalar sürüp gidiyor. İstanbul’da 2007’de kaybolan 253 çocuktan hiçbiri bugüne değin bulunamamıştır. Bursa’da kaybolan 439 çocuktan 42’si, Ankara’da 1.006 çocuktan 30’u, Şanlıurfa’da 222 çocuktan 29’u, İzmir’de 642 çocuktan 15’i, Mardin’de 77 çocuktan 28’i hâlâ bulunamamış olarak kayıtlarda durmaktadır.

Balıkesir 47, Kocaeli 25, Tekirdağ 20, Niğde 15, Çorum 12, Tokat 12, Mersin 11, Samsun 11, Batman 11 ve Sakarya’da da 10 çocuk kaybolan çocuklardandır ve bulunamayan kişiler listesindedir. İşte bu, ne yazık ki bu Hükûmetin çocuklarla ilgili, kayıp çocuklarla ilgili sicilini ortaya koyuyor.

En fazla kayıp çocuk ihbarı yapılan il Ankara olmuştur. Ankara’da kayıp çocuk ihbarı yapılan 1.006 çocuktan 976’sı bulunmuş, 30’u ise hâlâ aranıyor. Ankara’yı, İzmir, Bursa ve diğer iller takip ediyor.

Kayıp çocuk sayısının bölgelere göre sıralanmasında 1’inci sırayı 439 kayıp çocuk ile Marmara Bölgesi alıyor. Bunu İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz, Ege, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgeleri izlemektedir.

Bu okuduğum bilgiler, resmî kayıt ve belgelere göre değerlendirilen bilgilerdir. Rapora göre Türkiye’de kayıp çocukların en fazla olduğu şehirler büyük şehirler ve göç alan şehirlerdir.

Kayıp çocukları üçe ayırmak bu değerlendirmeye göre mümkün. Kendi rızasıyla kaçanlar, rızası dışında kaçırılanlar ve istenmeden de olsa yoksulluk ve benzeri gerekçelerle kaçan çocuklar.

Kaçan çocukların, özeti, ebeveynin boşanması, kentleşememe gibi alt başlıkları, kaçırılan çocukların ise çocuk ticareti, dilencilik ve cinsel sömürü gibi nedenleri de mevcuttur.

Bu kayıp çocukları bekleyen sorunlar, daha ziyade uyuşturucu, şiddet, hastalık ve çocukların en çok uğradığı cinsel istismar konularıdır.

Kayıp çocuk bildirimi açısından bölgelere göre sıralamada, biraz önce de değindim, birinci sırayı 434 kayıp çocuk ile Marmara Bölgesi ve diğer, sıralamada ise, İç Anadolu başta olmak üzere, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz ve doğu Akdeniz illeri izliyor.

Gördüğünüz gibi bu tablo vahim bir hâldedir ve “Kayıp çocuk sayısı bu verilere ulaşana kadar Hükûmet neredeydi?” diye sormak geliyor insana. Gördüğünüz gibi tablo çok vahimdir. Türkiye genelinde kayıp çocuklarla ilgili istatistiki bilgiler elde etmek, kaybolma sebeplerini belirleme, bu konuda kamuoyunun aydınlatılması Hükûmetin görevi değil de nedir? Neden bu zamana kadar beklenmiş ve bu araştırma önergelerinin bu kadar yığılmasına sebep olunmuştur?

Bu konuyla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğünce, organize suç teşkilatının kesinlikle söz konusu olmadığı ve organ mafyası iddiaları için de elde henüz resmî bir bulgunun bulunmadığı açıklaması yapılmaktadır. Her ne kadar böyle olduğu açıklanmışsa da, maalesef, Hükûmet, bu bulguları kamuoyuyla bugüne değin paylaşamamıştır. Söz gelimi, çocuk kaçırma gerekçesiyle yakalanan suçlu sayısı ne kadardır, bugün kamuoyunca bu olay bilinmemektedir. Yine, bu olaylardan kaçının organ mafyası, kaçının uyuşturucu ticareti ve organize suç kapsamında gerçekleştirildiği hakkında elimizde sağlıklı veri tabanları bulunmamaktadır. Toplumun huzuru ve çocuklarımızın can güvenliği açısından önemli olan bu konuda ilgili kurumun verileri de bugüne kadar güncelleştirilmemiştir.

Ailelerin ve çocukların bilinçlendirilmesi konusunda medyanın önemi ortadadır. Kayıp çocuklarla ilgili görsel medyada yayınlanacak eğitici programlar neden mevcut değildir?

Yasalarımıza göre kız ve erkek çocukların belli bir yaşa kadar bakım ve eğitim hizmetlerinin devletin güvencesi altında olması gerekir. Bu kapsamda, anayasal bir hak olan bu durumun sağlanması konusunda ilgili Devlet Bakanlığına bağlı ve tüm seksen bir ilimizde sosyal hizmetler il müdürlüklerine bağlı yetiştirme yurtları ve rehabilitasyon merkezleri oluşturulmuştur. Ancak bu konuyla ilgili olarak bu illerde başta İçişleri Bakanlığı denetim elemanlarının ve bu arada uygulamadan gelen bir kişi olarak benim de yetiştirme yurtları ve bu rehabilitasyon merkezlerinde yapmış olduğum üç yıl öncesine kadarki denetimlerde ne yazık ki çocuklar için devletin güvencesi altında gerekli olan bakım ve eğitim hizmetleri istenilen düzeyde olmadığı ve bunun daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde sıfır denilecek noktaya indirgendiğini çok üzülerek gördüm. Ben bunlardan sadece bir tanesiyle ilgili örneğini vererek bu konuya Sayın Bakanımızın özel ilgi göstermesini istiyorum. Erzincan ilindeki bu yetiştirme yurdu ve rehabilitasyon merkezi, ki rehabilitasyon merkezindeki o denetim sırasında yapmış olduğum gözlemlerden sonra verilen rapor üzerine çok önemli bir değişikliğe gidildi ve oradaki yöneticilerin diyebilirim ki tamamı o görevlerden alındı. Gördüğüm manzara gerçekten herkesin içini karartacak nitelikte bir manzaraydı ve zaman zaman görsel medyaya da yansıyanın bir örneğini ben orada yaşadım. İnsanların, rehabilitasyon merkezinde bulunan kişilerin yıkanma biçimlerini ve yataklarını kaldırdığım zaman, yatakların nasıl insanca yaşanılmayacak bir konumda ve insanların orada ilgisiz bir biçimde hayatlarını nasıl geçirdiğini gören bir kişiyim.

Tabii, bu yetiştirme yurtlarıyla ilgili olarak bu çocukların sosyoekonomik birtakım sorunlarının da olduğu ve sosyoekonomik sorunların sonucunda da birçok ilde çocuklarımızın sokak çocuklarına ve sokakta hayatını devam ettiren ve her türlü cinsel ve çocuk istismarlarıyla karşı karşıya olduğu da yine bugünün Türkiye’sinin maalesef yaşadığı gerçeklerdir.

Bilhassa otuz yıllık çatışma ortamından sonra ülkede uzun süre sürdürülen sıkıyönetim, olağanüstü hâl uygulamaları ve bunun sonucunda da yaşanan göç ve yerinden edilme sonucu metropolleşen Diyarbakır gibi, Urfa gibi, hatta Van gibi illerimizde bu göç ve yerinden olmadan kaynaklı, çocuklarda hem fiziksel istismar hem cinsel istismar ve hem de uyuşturucu mafyasının istismarlarının söz konusu olduğu, bu illerdeki denetimlerde, o dönemin mülkiye müfettişlerinin o illerle ilgili yazmış oldukları genel durum raporlarında da Sayın İçişleri Bakanının dikkatine sunulmuştur. Bilhassa uyuşturucu mafyasının ve uyuşturucu kaçakçılığının ve bunun ticaretinin ülkemizde çok büyük boyutlara ulaştığı, İstanbul özelinde bununla sürekli karşılaşıldığı da bir gerçektir. Her ne kadar, Sayın Bakanın da biraz önce bu kürsüden belirttiği, her ilde iç güvenlik birimlerinin, il emniyet müdürlüklerinin çocuk şubeleri ve son zamanlarda artarak yine jandarma birimleri içinde de çocuk şubeleri oluşturulmuş olmasına rağmen bunların, yine, genelde, sadece şube oluşturmakla ve kâğıt üzerinde bu organizasyonların varmış gibi gösterildiği ve bu çalışmaların denetiminde de bilhassa emniyetin çocuk şubesinde çocuk istismarı ve çocukların çalıştırılmasıyla ilgili, çocukların cinsel istismarla ilgili istatistiki birtakım bilgilerin ve verilerin son yıllara kadar oluşturulmadığını gören ve denetimlerde de bununla karşılaşan bir arkadaşınız olarak bu olumsuzlukları dile getirmek zorundayım.

Biliyorsunuz, daha önce de, yani 2008 yılında, uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarını araştırmak ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacı ile 2008 yılında bu Mecliste araştırma komisyonu kuruldu ve o komisyonun değerli başkanı hazırlamış olduğu bu raporu, komisyonda görev alan bir kişi olarak, Sayın Meclis Başkanına 25/11/2008 tarihinde sunduk. Geçenlerde Değerli Komisyon Başkanı Sayın Profesör Doktor Necdet Ünüvar’la, o büyük emeklerle, o büyük özverilerle hazırlanan bu raporda bütün komisyon üyelerinin teker teker ülkemiz için bu konudaki araştırma konusu kadar önemli olduğuna inandığımız madde bağımlılığı ve kaçakçılığı ile önerilen bu konunun komisyon üyelerince zaman zaman bir araya gelerek takipçisi olacağımız konusunda görüş birliğine, ilke birliğine vardık. Ben, o komisyonun Ankara dışında, bu konuyla ilgili birimlerin dışında, İstanbul’da, bire bir, Değerli Komisyon Başkanının çok özverili çalışmalarıyla nasıl iğneyle kuyu kazar gibi en ince detayına kadar hazırlandığını bilen ve gören bir arkadaşınız olarak Sayın Başkanımla geçen günkü konuşmamda aldığım yanıttan gerçekten üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Bu araştırma komisyonları tabii ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 16 Şubat 2010

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook