İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 72. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun (s.s.:471)

M. Nuri Yaman

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 72. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Mart 2010 · 963 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

M. Nuri Yaman, 11 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SEBZE VE MEYVE TİCARETİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN (S.S.:471)); konuşma 963 kelime.

M. Nuri Yaman (Muş). “Sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun (s.s.:471)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 11 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-03-11-sebze-ve-meyve-ticaretinin-duzenlenmesi-hakkinda-kanun-s-s-471-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 471 sıra sayılı Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümüyle ilgili olarak Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Kanun tasarısıyla ilgili görüşlerimizi belirtmeden önce, ben de Elâzığ ve ilçelerinde meydana gelen depremden dolayı tüm Elâzığlı hemşehrilerime, hâlen orada yaşayan yakınlarıma tekrar geçmiş olsun diyor, yaralılara acil şifalar, ölenler için Allah’tan rahmet dileklerimi iletiyorum.

Bilindiği gibi, Türkiye, yaş sebze ve meyve üretiminde tür ve miktar olarak güçlü bir potansiyele sahiptir ve bu potansiyelin mümkün olan en yüksek verimle kullanılması da ülkemiz için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Hâlen ülkemizde sebze ve meyvelerin ticareti 552 sayılı Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yürütülmektedir. Şu an görüşmekte olduğumuz tasarının kanunlaşması hâlinde söz konusu kararname yürürlükten kalkacak ve Hükûmetin görüşüne göre de, sözüm ona, hallerle ilgili yaşanan sıkıntıların tamamı da ortadan kalkmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde maalesef şimdiye kadar gıda ürünlerini üreticiden tüketiciye aralarında herhangi bir aracı olmaksızın ulaştırabilecek düzenleme bir türlü getirilememiştir. Bu yasa tasarısı ile üretici kooperatiflerine hallerde yüzde 10 oranında dükkân verilmesi, rüsum oranının örgütlü çiftçi lehine düşürülmesi, belediyelerce haftada bir gün sadece üretici köylülerin ürünlerini getirip satabilecekleri pazar yeri sağlanması ve bunun gibi bir kısım iyileştirmelere gidildiği görülmektedir. Ancak tasarıyı dikkatli bir şekilde incelediğimizde görmekteyiz ki bu kanunla belediyelere halleri devretme yetkisi de bu arada tanınmış olmaktadır. Tasarının 3’üncü maddesinin (8)[okunamadı]’inci fıkrasında bu durum açık bir şekilde belirtilmiştir. Maddenin ilgili fıkrasını aynen okuyorum: “İmar planlarında ayrılmış hal yerleri toptancı hali kurulmak üzere belediyeler tarafından yap-işlet, yap-işlet-devret ve üst hakkı tesisi modelleri ile gerçek veya tüzel kişilere devredilebilir.” hâle dönüştürülmüştür.

İktidara geldiğinden bu yana bulduğu her fırsatta devletin ve dolayısıyla halkın malını özelleştirmeyi kendisine görev edinen AKP Hükûmeti, belediyelere vermiş olduğu bu devretme yetkisiyle özelleştirme konusundaki ihtirasını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Yine, tasarının gerekçe kısmında ifade edilen amaçlarla meydana getirilecek sonuçlar arasında önemli zıtlıklar ve çelişkiler bulunmaktadır. Denmektedir ki: “Tüketicilerin, üreticilerin ve sebze-meyve ticaretini meslek edinenlerin çıkarlarını dengeli ve eşit şekilde korumak amacını gütmekteyiz.” Ayrıca, gerekçenin hemen hemen her paragrafında sürekli olarak rekabetçi yapının inşasından bahsedilmektedir.

Görünen o ki Hükûmetin rekabetten anladığı tek şey tekelci rekabettir, kartelleşmektir. Hepimiz bilmekteyiz ki hallerin özelleştirilmesi hâlinde şirketler üretici örgütlerine kesinlikle yer vermeyeceğinden, Hükûmetin sözüm ona bu kesimlere vermiş olduğu haklar tamamen ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla arz ve talep dengesi, pazarda karşı karşıya gelen üretici ile tüketici arasında değil, o hali satın almış olan özel şirketler tarafından belirlenecektir.

Yine, tasarı, iç pazara sürülen ürünlerin yüzde 70’inin kayıt dışı olduğunu söylemektedir. Haklıdır ancak kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almanın yolu, bu ticari faaliyetlerin getirisini büyük şirketlerin, mega marketlerin kazanç hanesine yazmaktan mı geçmektedir? Ayrıca kayıt dışılığı kayıt altına alayım derken işleyen bir sistemi işlemez hâle sokabilecek bir düzenlemeye hiç de ihtiyaç yoktur. Söz gelimi, üretim merkezlerinden ürünler çıkmadan kayıt altına alınabilir. Bunun çeşitli yolları vardır. Zaten belediyeler bu işi yapmaya çalışmaktadırlar. Çünkü belediyelerin bu işten ciddi bir gelirleri söz konusudur. Elbette kayıt dışının kayıt altına alınmasına karşı çıkmak ve bunu eleştirmek mümkün değildir.

Asgari ücretle çalışan bir kişi vergisini verirken, senede 50-100 bin lira gelir elde eden bir üreticinin de vergisini vermesi gerekir, ancak bunun yolu halleri devreden çıkarmakla değil, özellikle üreticileri sadece market zincirlerinin insafına terk etmek hiçbir şekilde olmamalıdır. Örneğin, üreticiler, bundan sonra Migrosların, Metroların, gros marketlerin veya Tansaşların insafına bu yasayla terk edilmiş olacaklardır. Türkiye’de yaş sebze ve meyve ticaretinde görülen yüksek kayıt dışılığın nedeni mevzuatın yetersizliği ya da var olan durumun tekelciliğinden kaynaklanmamaktadır. Asıl sorun mevcut mevzuatın uygulanmamasından ve haklı rekabetin sağlanmamasından kaynaklanmaktadır.

Şimdi yapılmaya çalışılan şey ise halleri tamamen kamunun denetiminden çıkarmaktır. Hükûmet, tekelciliğe karşı olmayı kamu yönetimini etkisizleştirme olarak anlamakta ve böylece kimseye fark ettirmeden asıl tekelci piyasanın yolunu millete ve halka açmaktadır.

Buradan bir kez daha uyarıyoruz: Bu düzenleme, bazı aksaklıkları ortadan kaldırmak pahasına, kurulu bir sistemin tamamen çökmesine yol açabilecek nitelikteki bir düzenlemedir.

Hükûmet, bu kanun tasarısıyla yine kimlerin temsilcisi olduğunu, hangi çıkar gruplarına, hangi güç odaklarına hizmet ettiğini bir kez daha göstermiştir. Siz, köylünün örgütlü olmadığı, tarım sektörünün ve kooperatiflerin devletçe desteklenmediği bir sistemde hangi eşitlikten ve hangi adaletten bahsediyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, tasarının genel gerekçesinde, malların haller üzerinden pazarlanma zorunluluğunun serbest rekabeti olumsuz yönde etkilemesi, sebze ve meyve ticaretindeki önemli sorunlardan biri olarak sayılmıştır. Bu sorunu ortadan kaldırmak amacıyla hal dışında da alım satım izni verilmekte, ancak bunun hale bildirim yapılmak suretiyle gerçekleşeceği ifade edilmektedir. Tasarının mantığı, fiyatlardaki anormal artışı komisyon oranlarının yüksekliğine bağlamakta, ancak ne hikmetse bunlarda sadece yüzde 2’lik bir indirime gidilmektedir.

Bu uygulama hiçbir soruna çözüm getirmeyeceği gibi, sebze meyve fiyatlarında arzu edilen ucuzluğu da sağlayamaz. Çünkü pahalılığın gerçek kaynağı küçük ve orta esnaf durumundaki hal komisyoncuları değil, hâlihazırdaki büyük tüccarlar ve süpermarketlerin sahipleridir.

Bugün, zincir marketler malları direkt üreticilerden almakta ve istedikleri fiyatlara da satabilmektedirler. Dolayısıyla, yasa sayesinde üreticinin emeğinin karşılığını alacağı, tüketicinin hem güvenli hem de uygun fiyatlı ürünlere ulaşacağı, maliyetlerin düşürüleceği ifadeleri gerçekleri yansıtmamaktadır. Getirilmek istenen sistemle, zaten büyük mağazalar tarafından belirlenen fiyat düzeyleri yine aynı şekilde belirlenmiş olacak ve bunun yanında, ayakta kalmakta zorlanan esnaf bir de en kısa zamanda piyasa dışına itilmiş olacaktır. Başlangıçta optimum düzeylerde oluşması muhtemel gözüken tüketici fiyatları, esnafın piyasa dışına itilmesi sonucu zamanla oligopol piyasalarına dönüşecek ve fiyat düzeyi, alım satım ortalamalarında büyük mağazaların dayatmasıyla çok kısa sürede yükselişe geçecektir. Üstelik rekabetin kalmadığı bir ortamda üretici fiyatları artık doğrudan doğruya hâkim durumdaki mağazalar tarafından belirlenmiş olacaktır.

Tüketiciler açısından durum böyle iken, kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte ve çok kısa bir süre içerisinde esnafımız piyasanın hâkimi hâline gelen hipermarketlerin çalışanı olacak, tarım kesimindekiler ise kendi tarlasında bu büyük mağazaların sözleşmeli işçi konumuna dönüştürüleceklerdir.

Tasarının gerekçesinde, Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanması gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir. Sebze ve meyve fiyatlarında gerçekten ucuzluk isteniyorsa, öncelikle AB ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizde de üretici örgütlenmesi bu anlamda teşvik edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 11 Mart 2010

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook