İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 118. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Belediyeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.509)

M. Nuri Yaman

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 118. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Haziran 2010 · 2.050 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

M. Nuri Yaman, 16 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BELEDİYELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.509)); konuşma 2.050 kelime.

M. Nuri Yaman (Muş). “Belediyeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.509)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-06-16-belediyeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-509 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 509 sıra sayılı, Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesinde değişik yapılmasına dair Kanun Teklifi ile ilgili Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

Evet, çok önemli bir konuyu görüşüyoruz ve hatiplerin de dile getirdiği gibi yasaya aykırılığın ne demek olduğunu bütün bizi izleyenler ve Mecliste de şu anda AKP sıralarında bulunmamalarına rağmen herhâlde bu tutanakları izleyecek olanlar gayet iyi anlayacaklardır.

Bilindiği gibi kentler, göç, sanayileşme, savaş ve afet gibi etkenler sonucu ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar doğrultusunda değişmekte ve yeniden şekillenmektedir.

Kentlerin yaşamış olduğu bu dönüşümü ifade eden kentsel dönüşüm kavramını farklı şekillerde tanımlamak mümkündür. En genel tanımıyla “kentsel dönüşüm”, farklı nedenlerden dolayı zaman içinde eskimiş, terk edilmiş, değer kaybına uğramış ve köhneleşme eğilimine girmiş olan kent alanlarının günün sosyoekonomik ve fiziksel koşullarına uygun olarak yeniden canlandırılmasını ve kente kazandırılmasını ifade eder. “Dönüşüm” ise faaliyet alanı ve doğası gereği, mevcut şehrin yapısına ve burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine ve buna bağlı olarak da kentin bütün geleneklerine etkide bulunur.

Bu nedenle, planlama çalışmalarında, sosyologlar, ekonomistler, mühendisler, mimarlar, şehir planlamacıları ve peyzaj mimarları gibi farklı disiplinler birlikte çalışarak bu planları yaparlar.

Tarihsel süreç içerisinde kentsel dönüşüm beş temel amaca hizmet etmek üzere ortaya çıkmıştır.

Temelde toplumsal bozulmanın nedenlerinin araştırılarak, bunun ortadan kaldırılmasıyla kentsel alanların çöküntü hâline gelmesini önlemek; kent dokusunu oluşturan birçok öğenin fiziksel olarak sürekli değişim ihtiyacına cevap vermek; kentsel refah ve yaşam kalitesini artırıcı başarılı bir ekonomik kalkınma modeli ortaya koymak; kentsel alanların en etkin biçimde kullanımına ve gereksiz kentsel yayılmadan kaçınmaya yönelik stratejiler belirlemek ve toplumsal koşullar ve politik güçlerin ürünü olarak kentsel politikaların şekillendirilme ihtiyacını karşılamak üzere, sivil toplum örgütleri ve toplumun farklı kesimlerinin planlamaya katılımını sağlamakla mümkündür. Özetle, bu kavram, bir kentin dokusunu bozan sorunların giderilmesini amaç olarak önüne koyar.

Kentsel dönüşüm projeleri, sağlıklı koşullarda yaşamanın ve planlı şehirleşmenin sağladığı sayısız fırsatın yanı sıra, gerek sosyal dışlanmışlığı önlemede gerekse daha önceleri elverişsiz koşullarda bulunan kişilerin daha saygın bir kimlik kazanmalarını sağlama konusunda son derece faydalı ve kamu yararı amacı taşıyan projeler olarak adlandırılır.

Oysa Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesinde değişiklik yapmayı hedefleyen bu kanun öylesi bir amaç taşımadığı gibi, rantiye kesiminin çıkarlarına hizmet edecek bir şekilde kendi rantiyecilerini yaratıcı amaç taşıyan ve bu amaçlarla dönüşüm projelerine boyun eğmeyen vatandaşları ezme girişiminden farklı bir şey değildir.

Bu yasa teklifi, mülkiyet hakkı sahiplerinin haklarının korunmasının amaçlandığı ve Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde 24/4/2001 tarihinde yürürlüğe giren 4650 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nu bertaraf etmek suretiyle, özellikle Ankara Büyükşehir Belediyesine özgü olarak ve onun mahkemeler önündeki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, âdeta yangından mal kaçırır gibi çıkarılmaya çalışılan bir kanundur.

Yasa teklifiyle, bir yandan mülkiyet sahiplerinin taşınmazlarından doğan bütün yasal hakları ellerinden alınmakta, diğer yandan da Ankara Büyükşehir Belediyesine yandaş rantiyecilerin yaratılmasına imkân sağlanmaktadır. Bu nedenle söz konusu teklifin kamu yararıyla bağdaşır hiçbir yanı bulunmamaktadır.

Teklife eklenen geçici 1’inci madde sayesinde, özellikle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından mağdur edilmiş mülkiyet sahiplerinin bu belediye aleyhine açmış oldukları davalarda elde ettikleri haklarını bertaraf etme amacını gütmektedir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, hukuk sistemimizde, geçmişe yürümezlik bir kural, geçmişe yürürlük ise bir istisnadır. Oysa AKP iktidarı, istisnayı kural, kuralı ise istisna hâline getirmek istemektedir bu teklifle.

Teklifin 2.maddesinde; “Bu Kanun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer” denildiği hâlde ve kanunların geçmişe yürüyemeyeceği genel hukuk kuralı karşısında, Komisyonda bir önerge ile eklenen geçici 1’inci madde ile teklif, kendi içerisinde tutarsız bir hâle getirilmiştir.

Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen “Hukuk devleti“ ilkesine ve 5’inci maddesinde düzenlenen “Devletin temel amaç ve görevleri” başlığını taşıyan hükmüne de açıkça aykırıdır.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının teklif metnine son anda eklettiği bu fıkra ile -Komisyon toplantısında bizzat kendisinin ifade etmiş bulunduğu- aleyhinde verilmiş bulunan yargı kararlarından kendisini kurtarmak amacı güdüldüğü açık ve net ortadadır.

Oysa kişiye özel yasama faaliyeti yapılamayacağı özellikle Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” hükmü ile açıkça çelişmektedir.

Zaten Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesi ile belediyelere kentsel dönüşüm alanı ilan etme yetkisi tanınmış olmasına karşın, bu yetkileri ile yetinmeyen ve kendilerini Anayasa, Kamulaştırma Yasası ve diğer yasal düzenlemelerin üstünde sayan Ankara Büyükşehir Belediyesine sınırsız hak ve özgürlükler bu şekilde tanınmış olacaktır.

Bu husus mevcut hukuk sistemimize aykırı olduğu gibi Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen “Kanun önünde herkes eşittir” ilkesi de bu şekilde çiğnenmiş olmaktadır.

İktidarın hukuku altüst eden bu anlayışı ile geçmişte de birçok kez karşılaşılmıştır.

Bir örnek vermek gerekirse; 13/1/2004 tarih ve 5043 sayılı Yasa ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yapılmak istenirken; Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21’inci maddede aynen şöyle bir hüküm yer almış ve “5043 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanun’un hükümleri uygulanacaktır” denilmiştir.

Peki ya sonra ne olmuştur? Anayasa Mahkemesi 07/02/2008 tarihli kararı ile bu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vermiş ve iptal etmiştir.

Görünen o ki Hükûmet geçmişten hiç ders almamıştır ve almamaya da devam etmektedir. Siz değerli milletvekillerinde hiç mi ehil hukukçularınız yoktur? İçinizden bir kişi bile bu yanlışı görecek bir hukuk bilgisine sahip değil midir?

Değerli arkadaşlar, uzunca bir süredir mevcut İktidar tarafından uygulanan yasa, yönetmelik ve diğer düzenlemelerde sürekli değişiklikler yapılması alışkanlığı, 2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73’üncü maddesini değiştirmeyi hedefleyen kanun teklifiyle yeni bir aşamaya ulaşmış bulunmaktadır.

Kentsel dönüşüm görevi, doğal afet ve sosyal patlama riski gibi durumlarla ilgili olarak belediyelere ve TOKİ’ye konutsal alanların ıslahı ve yeniden düzenlenmesi çerçevesinde verilen bir görev olmasına karşın, giderek bu görev hukuksal ve sosyal amaçlarından sapmış ve rant amaçlı bir uygulama hâline dönüşmüştür.

Kentsel Dönüşüm Projesi, daha önce Bakanlar Kurulunun onayı ve TOKİ’nin desteğiyle sadece belirli bölgelerde gerçekleştirilmeye çalışılmış iken, ancak küçük mülk sahiplerinin ikna edilmemesi ve açılan davalar sonucunda kentsel dönüşüm projeleri sınırlı düzeyde gerçekleştirilebilmiştir. Oysa şimdi küçük mülk sahiplerini ve ilçe belediyelerini mülksüzleştirerek büyükşehir belediyelerinin bütçe açıklarını kapatmak için arsa elde etmesini de sağlayacak bu düzenlemenin kime hizmet edeceği o kadar açık bir şekilde bellidir ki, böylesi bir hoyratlık ancak AKP iktidarlarına özgü bir uygulamadır.

Belediye Kanunu’nun kabul edildiği 2005 yılında, AKP İktidarı, 73’üncü maddenin gerekçelerini oldukça geniş tutmuş, ancak tasarı maddesinde sadece eskiyen kent kısımlarında kentsel dönüşüm öngörmüştü. Tasarı, önerildiği şekilde kabul edildi ancak kendi önerdikleri maddeden bile haberi olmayan AKP’li vekiller, maddenin birinci fıkrasındaki yazım şeklinden uygulayıcıların yanlış sonuçlar çıkardığını belirterek, maddenin sadece eskiyen kent kısımları ve tarihî alanlar açısından geçerli olmadığını belirtmek için birinci fıkrayı “Belediye planlı veya plansız, yapılaşmış veya boş alanlarda kentsel dönüşüm uygulayabilirler.” biçiminde değiştirmek istediler. Fakat Komisyon'un kabul ettiği son metinde bu da aşılarak, maddenin tamamı değiştirildi. Buna göre, maddedeki ”Kentlilerle anlaşma yolu esastır.” düzenlemesinden vazgeçilmiş oldu. Yapılmak istenen bu düzenlemeyle bir yandan dönüşüm alanında yaşayanların yargıya başvurma hakları kısıtlanırken, bir yandan da büyükşehir belediyelerine acil kamulaştırma yetkisini keyfî kullanma imkanı verilmesi sağlandı. Yani, dönüşüm alanındaki tüm küçük mülkler ve kamu arsaları büyükşehir belediyelerine devredilebilecek duruma gelecektir. Ayrıca, kentsel dönüşüm alanının üst sınırını da belirleyen Komisyon, önceki maddede 5 hektar olan alt sınırın üst sınırını ise 500 hektar olarak saptamıştır. Böylece, Ankara'nın tarihî kent merkezi olan Ulus'un 3 katından bile büyük olan 500 hektarlık alanlarda büyükşehir belediyeleri etaplama da yapabilecek yetkilerle donatılmak istenmektedir.

Yukarıda da ifade etmiş olduğum gibi, düzenlemeyle getirilmek istenen diğer yenilik ise, yargıda bulunan davalarla ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 Nolu Ek Protokolü’nün 1’inci maddesine göre “Her gerçek ve tüzel kişi mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Herhangi bir kimse ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” Teklif, genel olarak, Türkiye’nin de taraf olduğu bu sözleşme metnine aykırı olup, yasalaşarak uygulanması hâlinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde yoğun davalara sebep olabilecek niteliktedir.

Değerli arkadaşlar, taraf devletler mülkiyet hakkını koruyup kollamak ve ona saygı gösterecek yasal düzenlemeleri iç hukukta yapmak durumundadırlar. Oysa söz konusu teklif bunun tam aksine, özellikle büyükşehir belediyelerinin keyfî müdahalesi sonucu, mülkiyet hakkı sahibini projeyi yapan idare ile anlaşmaya varmaması hâlinde cezalandırmakta ve neticede söz konusu hakkın tasarrufunu ve kullanımını ortadan tamamen kaldırmaya yöneliktir.

Teklifle değiştirilmek istenen 73’üncü madde, mülkiyet hakkını koruyup kollamayan, ona saygı göstermeyen ve bunun aksine projeyi uygulayacak olan belediyeyle anlaşamaması hâlinde mülkiyet hakkı sahibini cezalandıran bir kanun maddesi hâline getirilmiştir.

Bu teklifle büyükşehir belediyesine tanınan sınırsız yetkiler göz önüne alındığında, bir yandan mülkiyet hakkı sahiplerine proje içerisinde sözde imar haklarının verileceği yazılmış olmasına karşılık, inşaat ruhsatı da dâhil olmak üzere her türlü izin ve ruhsatın alınmasının büyükşehir belediyesinin keyfine ve yetkisine verilmesi sağlanacak ve mülkiyet sahiplerinin mülkiyetlerinden istifade etme imkânları büyükşehir belediyelerinin vicdanlarına ve insafına terk edilecektir. Bu yolla kentsel dönüşüm içerisine sokulan mülkiyet sahipleri, taşınmazlarıyla ilgili belediyelerin teklif ettiği bedeli kabul etmek zorunda bırakılacaklar ve diğer yandan da ruhsatın alınması için rantiyecilerin eline terk edileceklerdir.

Sayın milletvekilleri, teklifin sekizinci fıkrasıyla özellikle Ankara Büyükşehir Belediyesi kamulaştırma yoluyla teklif ettiği bedel karşılığında anlaşamayan mülkiyet sahiplerini kamulaştırma dışı bırakacak ve mülkiyet sahiplerinin üzerinden elini çekmeyerek belediyenin vicdanı elverir de imar haklarını alabilirlerse, proje dışına çıkarılmış olmalarına karşılık, bu defa belediyenin proje ortak giderlerini ödemezseler inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni verilmeyecek, su, doğalgaz ve elektrik bağlanmayarak bu şekilde tek hükümdar olan büyükşehir belediyesinin proje koşullarını kabul etmeye mülk sahipleri bu şekilde mecbur edilip, olmayanlar da cezalandırılacaktır.

Yine teklifin sekizinci fıkrası, Anayasa’nın 125’inci maddesinde düzenlenen “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” hükmüne de açıkça aykırıdır. Mahkemelerde hangi hâllerde kamulaştırmasız el atma davasının açılacağının da bu şekilde yasa hükmüyle düzenlenmiş olmasının da bağımsız yargıya müdahale teşkil edeceği ve “Anayasa Mahkemelerinin bağımsızlığı” başlığını taşıyan 138’inci maddesine de açıkça aykırıdır.

Bu teklifle getirilmek istenen bütün bu uygulamaların mevcut hukuk sistemimiz içerisinde kabul edilebilir tarafı bulunmamaktadır. Ayrıca büyükşehir belediyelerine verilen sınırsız yetkilerle ilçe belediyeleri kendi sınırlarının içinde veya tamamında hiçbir planlama, uygulama yetkisini kullanamaz hâle gelecektir. Büyükşehir belediye başkanı ve meclisi siyaseten çekiştiği bir ilçe belediye binasının da bulunduğu alanı kentsel dönüşüm sınırlarının içine alarak ilçe belediyesinin elini kolunu bağlayacaktır.

Sonuç olarak, görüşülmekte olan bu kanun teklifi ile yasal olarak yapılaşmış olanlar dâhil tüm ülke topraklarının kentsel dönüşüm alanı olarak tespit edilip burada yaşayan insanların mülkleri üzerinde tasarruf haklarının ellerinden alınabildiği ve bu yolla Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkının ihlal edildiği görülmektedir.

Teklif, kentsel dönüşümden kaynaklı yürütme sorunlarını ortadan kaldırmak, yapılan yanlışları gidererek kentlerin eskiyen ve yenilenmeye muhtaç alanlarının sorunlarını çözmekten ziyade bu sorunları daha da çözülmez hâle getirecektir. Kentsel dönüşüm yetkilerinin belediyelere verilmesindeki amaçtan uzaklaştırılıp belediyelere rant alanları yaratmak suretiyle taşınmazların gerçek bedelleri ödenmeksizin özellikle Ankara Büyükşehir Belediyesinin zenginler ve yandaş kesimler lehine lüks konutlar yapabilmesi için gerekli alanlara sahip olması bu suretle sağlanmış olacaktır. Üstelik bu durum vatandaşın mülkü ucuza kapatılarak sağlanacaktır.

Ayrıca teklifte iptal edilen kentsel dönüşüm alanı uygulamalarıyla ilgili olarak mahkemelerin iptal gerekçelerinde belirtilen hukuka aykırılıkların giderilmesi yönünde hiçbir düzenlemeye yer verilmemiş olup bu hükümle Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının yargı denetiminden kurtulmak amacıyla güttüğü de açıkça ortadadır.

Değerli milletvekilleri, Ankara Büyükşehir Belediyesinin sadece özel arazilere değil kamuya ait arazilere de nasıl göz koyduğunu hep birlikte gördük ve yaşadık. 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu’na eklenen 5524 sayılı Yasa ile Ankara Büyükşehir Belediyesine Atatürk Orman Çiftliğini koruma amaçlı imar planını yapma yetkisi tanınmıştır. Bu noktada hazırlanan ve Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanan Atatürk Orman Çiftliğini koruma amaçlı nâzım imar planı Ankara kentinin sosyal ve ekonomik bütünlüğünün bozulmasında, kenti kent yapan yeşil tarihî doğal dokunun yok edilmesinde, insan, doğa ve kent birliğinin parçalanmasında, imar hukukunun, şehircilik ilkelerinin ve kamu yararının çiğnenmesinde maalesef önemli bir adım teşkil ettiği de unutulmamalıdır. Bu çiftliğin arazi bütünlüğü yok edilmekte ve daha da önemlisi Ankara’nın havalandırma ve nefes alma koridoru olarak gösterilen işlevini de yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu yasa teklifiyle ilçe belediyelerinin 3194 sayılı İmar Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ile sahip oldukları tüm yetkileri ve gelirleri büyükşehir belediye başkanının arzuları doğrultusunda büyükşehir belediye başkanlarına bu şekilde devredilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında ve özellikle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının, Türkiye Belediyeler Birliğinin geçen hafta kutlanan 25’inci yılı dolayısıyla yapılan paneldeki konuşmasında söylemiş olduğu sözler gerçekten dikkatle takip edilmesi gereken sözlerdir. Sayın Gökçek bu toplantıda yerel yönetimlerde uyumlu bir çalışma ve hizmet için ilçe belediye başkanlarının büyükşehir belediyeleri tarafından atanması gerektiğini ve bu şekilde bir noktada yerel dikta hevesiyle ilgili arzularını net ve açık olarak ortaya koymuş bulunmaktadır.

Bu teklifin, başta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere onların ve diğer benzer belediye başkanlarının gelecekteki arzularını gerçekleştirmeye yönelik bir teklif olduğu, bu arzunun yerine getirilmesi için ileride belki söylenen ilçe belediye başkanlarının büyükşehir belediyesi tarafından atanmasına ilişkin arzularının da, öyle anlaşılıyor ki yakın bir tarihte yine AKP İktidarı tarafından bu Meclise getireceği kuşkusunda olduğumu bir de buradan sizlere duyurmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 16 Haziran 2010

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook