Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 134. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Temmuz 2010 · 520 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE AKKUYU SAHASINDA BİR NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNİN TESİSİNE VE İŞLETİMİNE DAİR İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASI HK. (S.S.538)); konuşma 520 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile rusya federasyonu hükümeti arasında türkiye cumhuriyetinde akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanması hk. (s.s.538)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-07-14-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-rusya-federasyonu-hukumeti-arasinda-t (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de yaşayan Asuri-Süryanilerin sorunlarıyla ilgili olarak gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle, hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
Yaklaşık beş bin yıllık geçmişleriyle dünyanın en eski halklarından biri olan Süryaniler, tarihte Mezopotamya olarak bilinen bölgede hüküm sürmüş olan Akad, Asur, Babil ve Aram uygarlıklarının mirasçılarıdırlar. Asuri-Süryaniler, bu dönemde kültür ve uygarlık gelişimine önayak olmuşlar, toplumsal kanunların oluşturulması, ticaretin geliştirilip genişlemesi ve yazının yaygınlaştırılmasıyla diğer birçok alanda, bulundukları bölgelere damgalarını vurmuş olan bir ulustur.
Süryanilerin dünya üzerindeki sayısının yaklaşık 6 milyon, Türkiye'de ise 15 bin ile 20 bin arası olduğu tahmin edilmektedir; dünyada 28, Türkiye'de 4 tane metropolitlikleri bulunmaktadır; Patriklik merkezleri 1932 yılında Türkiye'den Şam'a taşınmak zorunda bırakılmıştır. Süryanilerin bu kadar dağınık yaşamalarının en önemli nedenlerinden birini zorunlu göçler oluşturmaktadır.
Bu kadim halk, Mezopotamya'nın en eski halkı olmasına rağmen, kendi ana vatanlarında yaşadıkları zulüm, tehcir ve katliamlardan ve zoraki göçlerden ötürü bu topraklarda yok olmak üzeredirler. “Kendi ana vatanlarında mülteci olmak” tabiri Süryani halkının içinde bulunduğu durumu deyim yerindeyse en güzel şekilde özetlemektedir.
Türkiye'nin bugünkü sınırları kapsamında değerlendirildiğinde, Süryaniler, 1900'lü yılların başlarında gayrimüslimlerin yaklaşık olarak yüzde 30'nu teşkil ediyordu, toplam nüfusun ise yaklaşık olarak yüzde 8 ile 10'unu teşkil ediyordu. O dönemdeki genel nüfusun 15 milyon olduğu düşünüldüğünde Süryanilerin nüfusu 1,5 milyon civarındaydı.
Bilindiği üzere, Osmanlı, Balkanlarda yaşadığı travmadan sonra Anadolu'yu tek tipleştirmeye yönelmiştir. Bu proje, Türkleştirme harekâtına direnen halkları yok etmeyi öngören bir projedir. Bu kapsamda, 1914'ten 1918'e kadar yok edilen Süryanilerin sayısı 400 ile 500 bin arasında bilinmektedir.
1932 yılında çıkartılan bir yasa ile 1915’ten sağ kalan azınlıkları asimile etmek için "Türkçe konuş vatandaş" kampanyası ile özellikle askerlik nedeniyle erkek çocuklarına Türkçe isim vermek zorunda bırakılmış bir halktır. 6-7 Eylül 1955 olaylarında ise, gayrimüslim olan bu halk, yaşatılan baskı ve korku psikolojisiyle Avrupa'ya zorunlu göç etmek zorunda bırakılmıştır.
Daha sonra, 1974'te Kıbrıs Savaşı’nda özellikle Turabdin'de "gayrimüslimleri öldürmek vaciptir" anlayışı ile hareket eden birtakım gerici çevreler tarafından korku cenderesi ve akabinde 12 Eylül 1980 faşist darbesi yüzünden yine aynı baskılar ve zorbalıklar sistematik olarak özellikle bölgede kendini ağır bir biçimde hissettirince ana yurtlarından ayrılmak zorunda kalmışlardır.
Şimdi ise Süryanilerin dinî merkezi olan ve 12 bin rahibin mezarı bulunan Mardin Midyat'taki Mor Gabriel Manastırı üzerinde çok çirkin oyunlar oynanmaktadır.
Cumhuriyet dönemindeki ilk resmî sınırları 1938 tarihinde çizilmiştir. İl özel idaresi Manastırın doğu, batı, kuzey ve güney hudutlarını tespit etmiş, mevki adları tek tek yazılmıştır.
Midyat Kaymakamlığı da krokilerin çizilip komşu köylerin onaylamasını istemiş ve Eğlence, Yayvantepe, Güngören, Çandarlı ve Tolgalı köyleri bu krokileri onaylayarak doğrulamıştır ancak 1950'de devlet bu kez uçaktan fotoğraflayıp harita çizdirdiğinde 1938'de çizilen krokiyle örtüştüğü ortaya çıkmıştır.
Manastır, bu sınırlar içinde kalan gayrimenkulleri için yetmiş yıldır bu devlete vergi ödüyor.
Manastır arazisinin sınırları iki yıl öncesine kadar bir sorun yaratmamıştır, ta ki 2008 Ağustosunda Manastıra komşu Çandarlı, Eğlence ve Yayvantepe köylerine kadastrocular gelinceye kadar.
Önceden sınırları tespit edilmiş olan ama kadastro çalışması ilk kez yapılıyor olması birtakım sorunları yeniden gündeme taşımıştır.
Kadastronun yaptığı paylaşıma göre Manastır, iki köye toplam 1.100 dönüm toprak verecekti, bu da sahip olduğu arazinin yarısını yitirmesi anlamındadır.
Manastırın itirazıyla olay kadastro mahkemesine gelmiş, mahkeme kadastro müdürlüğünün çizdiği sınırları aynen onaylamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 14 Temmuz 2010