İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 37. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

M. Nuri Yaman

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 37. Birleşim · 5. yasama yılı · 20 Aralık 2010 · 1.762 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

M. Nuri Yaman, 20 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.762 kelime.

M. Nuri Yaman (Muş). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-12-20-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığının bütçesi üzerinde konuşma yapmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlarım.

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Kimi selamlıyorsun? AKP’liler mi var?

M. NURİ YAMAN (Devamla)Evet, tabii, Türkiye'nin en önemli icraatçı bir bakanlığının bütçesi üzerinde görüşüyoruz ama burada kamuoyunun da bilgisi ve duyurusu bakımından da söylemek istiyorum ki bizi izleyen değerli halkımız, ne yazık ki böyle önemli bir bakanlığın bütçesinin görüşüldüğü şu saatlerde önümdeki sıraların tamamıyla boş olduğunu görmenin de büyük bir üzüntü verdiğini belirtmek istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Niye tamamıyla olsun canım! Bizi yok mu sayıyorsunuz? Bizi niye yok sayıyorsunuz?

M. NURİ YAMAN (Devamla)Evet, bu konuda tabii ki çok önemli konulara değinmek istiyorum. Neden mi? Çünkü bu Bakanlıkta uzun süre görev yapan bir mülki idare amiri olarak en azından Sayın Bakanımın, İçişleri Bakanımın ve başta onun Müsteşarı ve diğer kurmay heyetinin de bu söyleyeceklerime herhâlde kulak vereceğini, önemseyeceklerini düşünerek sözlerime başlamak istiyorum.

Bu Bakanlık, 759.492 kilometrekarelik bu ülkenin hemen hemen her kilometrekaresinde etkinliğinin, çalışmasının ve hizmetinin yürütüldüğü bir bakanlıktır. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığının bu coğrafyada hizmet ürettiği alanın genişliğiyle ilgili olarak sorunları ve değineceğim konular da bu kapsamda büyük ve önemlidir.

Evvela konuşmama başlamadan önce, dün Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde meydana gelen ve -bundan önceki- 19 Aralık olaylarını protesto eden -kadın inisiyatifine karşı- tam da İlçe Emniyet Müdürlüğünün önünden geçerken el bombası atıldığı iddiasıyla yaralanan kişilere acil şifalar diliyorum ve bu olayı kınıyorum.

Yine bu antidemokratik uygulamayı protesto etmek amacıyla Diyarbakır il merkezinde partililerimizin bugünü kınamaya yönelik yapmış oldukları demokratik kitle hareketini, bir terörün ve baskının örneğini gösterecek şekilde il binasını ve meydanıyla beraber abluka altına alan, daha sonra kitleyi dağıtmak üzere el bombası ve saldırıyla gerçekleştirilen bu olayı da burada kınayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında da belirttiğim gibi bu Bakanlık gerçekten önemli bir bakanlıktır. Bu Bakanlığın elinin uzanmadığı Anadolu’nun hiçbir köşesi olmadığını belirttim. Bu nedenle, sorunları da bu çapta devasa sorunlardır. Benim bölgemin ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı, “Kürt coğrafyası” olarak adlandırdığımız bu bölgede otuz yıldan bu yana sürdürülen baskı, zulüm ve terörle sözüm ona mücadele kapsamında yapılan köy boşaltmalarına, üç binin üzerinde yakılan, yıkılan köylere karşı köylülerin zararlara uğramalarına ilişkin yapılan değerlendirmelere değinmeden geçemeyeceğim. Bunu da bu amaçla kurulan zarar tazmin komisyonlarının bu bölgede içler acısı hâlini de yakın bölgemden, Muş’un merkez ve ilçelerinden örneklerle gözlerinizin önüne sermek istiyorum.

Sayın Bakan Bütçe Plan Komisyonunda yaptığı konuşmada başvuru sayısını 359.028 olarak belirtiyor ve bunun 251.149 adedinin sonuçlandırıldığını ve 1 milyar 965 milyona yakın da ödeneğin bu kişilere ödendiğini söylüyor. Evet, belki bu ödemeler rakamsal olarak doğrudur ama bölgede yaptığımız incelemelerde, tamamıyla iktidar partisine yakın olan ve korucuların hem aracı hem de kendi tazminleriyle ilgili yaptıkları başvurularda dosyalarının çok kısa sürede sonuçlandığını görüyoruz. Yapılan bu zararlara, verilen bu yıkımlara karşı tutulan tutanaklarda sadece maddi zarar tazmini olarak değerlendiriliyor.

Değerli milletvekilleri, buradaki bu insanlar diri diri yakıldılar, buradaki bu insanlar hayvanlarıyla beraber kendi yurtlarında, kendi barınaklarında göz göre göre yakıldılar ama her nedense, bunlarla ilgili tutanaklarda, bunların bir sosyal yara olarak nasıl buradan göç ettirilmeye çalıştırıldıklarına ve bunların sosyal sıkıntılarına da hiç değinilmiyor. Bu komisyonların büyük bir kısmı da tamamıyla kamu kurumlarından oluşan ve tamamıyla kendi istekleri doğrultusunda oluşturulan raporlara dayalı olarak yapılıyor. Bu raporların oluşturulmasında istenen belgeler de bunların tamamıyla aleyhinde olan belgeler. Güvenlik birimlerinden ve jandarmadan böyle bir olayın olup olmadığı soruluyor. Tabii ki jandarma da kendi kayıtlarında böyle bir olayını bildirmediğini rapor ettiği zaman da bu dosyaların büyük bir çoğunluğu karara bağlanmadan ret kararıyla sonuçlanıyor.

Yine, avukatların ve vekillerinin bu dosyaları inceleme istemine karşı burada buna karşı bir tutumla tamamıyla dosyalar avukatlardan gizleniyor. Benim hazırlanan sulhnamelerle ilgili olarak da bölgemde yaptığım incelemede bu sulhnameler, tamamıyla bir dayatma biçiminde ve o insanları bunu kabule mecbur edecek bir şekilde dayatılarak, vatandaş gelecekteki zararının neresinden dönerse kârdır düşüncesiyle, bir bakıma zorla kabul ettirilmeye çalışılıyor.

Ben bunlara çok basit bir örnekle size bir konuyu anlatmak istiyorum. Kendim her gittiğimde bu komisyonlarla ilgili, çalışan arkadaşlarla görüşme yapıyorum ve bunlardan mesela Malazgirt ilçesinin Boyçapkın köyünde ta 1993 yılında bütün mal varlığının yakılması sonucu orada 2004 yılında yasal süresi içinde başvuran aynı köyden Ali Gören, Kâzım Gören, Şehmuz Ünal ve Muhyettin Ünal adlı kişilerin şu ana kadar daha raporları dahi hazırlanmamıştır. Çünkü bunlar koruculara yakın kişiler değildir, çünkü bunlar o mağduriyetlerinde bu devleti şikâyet etme cesaretini gösteren kişilerdir. Yine Malazgirt ilçesinde Tendürek, Hasuna, Hasanpaşa, Keranlık, Nurettin, Kutka, Bahçe, Yaramış, Zikreş, Alika ve Kasmirıza isimli köylerde de binlerce vatandaşın bu komisyonlarda yapmış oldukları başvurular hâlen sonuçlanmış değildir. Bu sonuçlanmamanın nedeni de sayın valilerle ve komisyon başkanlarıyla bire bir yaptığımız görüşmelerde ve yaptığımız telefonlarda, işlerin çok yoğun olması, komisyonların sık sık bir arada bulunmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, bu şikâyetlerle ilgili olarak her ne kadar biz buradan gerekli temaslarda bulunduksa da maalesef ödemeler bir buçuk ve bir yıldan önce yapılamıyor ve hâlen 2009, 2008 yıllarıyla ilgili karara bağlanmış olan dosyalar beklemede, orada duruyordu.

Değineceğim önemli konulardan biri de değerli milletvekilleri, demokratik açılımla ilgili olarak Hükûmetin yayımlamış olduğu kitapçığında, koruculuk sisteminin belli bir süre sonra kaldırılacağı ve bu hizmetlerin palyatif bir hizmet olduğu şeklindedir. Ancak, bugüne kadar bu hizmetin hâlen devlet tarafından diretilerek ve bu konuda da yeni kadroların alınması şeklinde birtakım girişimlerin olduğunu duyuyoruz. Ben, bu konuyla ilgili olarak sadece Muş il özelinde Genelkurmay Başkanlığının İçişleri Bakanlığından 20’sinin merkez, diğer 20’sinin de ilçelerde olmak üzere toplam 80 adet köy korucusu kadrosunun yeniden istendiğinin duyumu üzerine Bakanlıkla temasa geçtim. Ancak, bugüne değin bunun gerçek olup olmadığını bana ilgili birimler maalesef iletmemişlerdir. Demek ki bu Hükûmetin, hâlen koruculuk sisteminin belki diğer illerde de kadrolarını artırarak devam ettirmesi gibi bir projesi vardır.

İçişleri Bakanlığıyla ilgili olarak değinilecek o kadar çok konu var ki bunlar içinde belli satır başlarıyla durmak istediğim konulardan birisi de bu yer isimlerinin değiştirilmesine ilişkin işlemlerdir. Bilindiği gibi bu işlemler yapılarak bu coğrafyanın kendi kültüründen, kendi geçmişinden kaynaklı Kürt kültürüyle özdeşleşen ve onları çağrıştıran bir sürü isimleri tek taraflı bir dayatmayla, geçmiş hükûmetlerin devamı olarak bu Hükûmet tarafından da aynı şekilde değiştirilmesine devam edilmektedir.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri, yayınlanan 1940 yılındaki genelgeyle ve yine 1957 yılında oluşturulan Ad Değiştirme İhtisas Komisyonuyla tek taraflı bu yer, coğrafi isimler ve köy isimleri değiştirilmiş bulunmaktadır. En son İçişleri Bakanlığı İl İdaresi Genel Müdürlüğünün çeşitli periyotlarla yayınladığı 1978 ve 1968 yılı köy isimlerine baktığımızda, toplam 28 bin yerin coğrafi terimlerinin değiştirilmiş olduğunu ve bunun 12.211 adedinin de köy isimleri olduğunu görüyoruz. Kendi seçim bölgem olan Muş ilinde 359 köyün şu anda 297’si İçişleri Bakanlığının bu köy isimleriyle ilgili kitapçığın değerlendirilmesinde değiştirilmiş olarak görülüyor.

Şimdi de Sayın İçişleri Bakanı, açılımdan sorumlu koordinatör bakan olarak her konuşmasında bu konularla ilgili olarak eski yer isimlerinin tekrar iade edileceğini ve bunlara eski isimlerinin verileceğini dile getiriyor. Sayın Bakanın daha önce de kendilerine ben iletmiştim. Nasıl ki bu yer isimlerini değiştirirken siz bu halka sormadıysanız, nasıl ki 1940’lara dayalı bir genelgeyle ve yine 1957’lerde oluşturduğunuz bir Ad Değiştirme İhtisas Komisyonuyla bunu yapmayı başardıysanız, şimdi de İl İdaresi Kanunu’nun (2/Ç ve D) maddelerini gerekçe yapmanıza hiç gerek yok. Bu konularla ilgili olarak yetki tamamıyla sizin elinizde. Siz, aynen o genelgenin kapsamı doğrultusunda, buralarda da il ve ilçelerin valileri ve kaymakamlarıyla, yine belli birimlerden oluşan bu komisyonlarla, o halkın kültürüyle, o halkın geçmişiyle ve o halkın değerleriyle özdeşleşen eski isimlerin tekrar bu komisyonun da incelemesi ve il özel idaresinin de görüşünü, il genel meclisinin görüşünü, gerekiyorsa il ve ilçe idare kurullarının görüşünü alarak, çok rahatlıkla bunları yapma yetkisine sahipsiniz.

Ben, buradan Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Elinizi vicdanınıza koyun. Siz bu yerlerin ismini geçmişten bu yana değiştirirken Kürt halkının ve diğer halkların iznine ve görüşüne başvurdunuz mu ki şimdi sırf bu işi yokuşa sürmek için belli birtakım kriterlerin ve birtakım dayatmaların yerine getirilmesini istiyorsunuz?

Bakın, ben bu meslekte görev yaparken Artvin ilinin ve çevre illerinin köylerini de gezdim. Hâlen burada Artvin ilini bilen milletvekillerimiz vardır. Halkımız bizi dinliyor. Gidin Yusufeli’nin köylerini gezin, gidin Şavşat’ın köylerini gezin, gidin Tortum’un köylerini gezin ve oralarda, hem fiilî olarak o dönemin halkının bir değer yargısı olan, o dönemdeki halkın benimsediği o köy isimlerini hâlen “de facto” olarak, fiilî olarak geçerli olduğunu ve halkın bu isimleri dile getirdiğini göreceksiniz.

Yine, orada, bana göre basiretli ve ileri görüşlü mülki idare amirlerinin çoğu da bu köy isimlerinin Türkçe isimlerini yazdıkları gibi, altına da coğrafi terimleriyle beraber, kolay bulunması ve halkın hafızasındaki yere saygılı olarak eski Gürcü dilindeki isimlerini de burada hepsi aynı şekilde yazmışlar ve bu nedenle diyorum ki bu işi fazla sürüncemede bırakmadan bir an önce bunu da hemen hayata geçirmenizi bu halk sizden bekliyor.

Değindiğim gibi bu Bakanlığın Türkiye'nin bir sürü konularıyla, hizmetleriyle ilgili işlevlerinin yanında son dönemde kamuoyunu da yakından ilgilendiren Silah Kanunu Tasarısı’yla ilgili de bu tartışmalarda bir iki söz etmeden geçmek istemiyorum.

Sayın Bakanım, bu konu benim de içinde bulunduğum İçişleri Komisyonunda enine boyuna tartışıldı. Siz bu konuda herhâlde silah ithal eden veya bu silahın Türkiye’deki ticaretini yapan kişilerin baskısı altında mı kaldınız ki şimdi bir alt komisyonla bu silah taşıma sayısını ve ruhsatsız bulundurma sayısını artırıyor, hele hele af tüfeklerinin tamamıyla ruhsat dışı bırakılmasını istiyorsunuz? Bununla dünyanın ve ülkelerin silahsızlandığı bir dönemde acaba bu halkın, her türlü ortamda her türlü psikolojik baskı altında bulunan bu insanların her gün birer cinayet işlemesini mi sağlamak istiyorsunuz? Bu nedenle bu konudaki hem silah taşıma ruhsatının yaşıyla ilgili hem de sayısıyla ilgili bu düzenlemeyi bir an önce düzelterek komisyona sunmanızı istiyoruz.

Bu Bakanlığın görev alanı içinde bulunan önemli bir alan da il genel meclisi üyelerinin konumuyla ve 53 binin üzerinde mahalle ve köy muhtarını ilgilendiren mahalle ve köy muhtarlarının özlük hakları ve sosyal haklarıdır. Bunlara da değinmeden geçmekle bu ülkenin kalkınmasında özveriyle çalışan bu kadirbilir il genel meclisi üyelerine ve muhtarlarına bence kötülük yapmış oluruz. Bu nedenle, en kısa sürede, ayda ancak 520 bin lira almakta olan il genel meclisi üyelerinin maaş statüleriyle yine ayda 320 bin lira alan köy muhtarlarının, mahalle muhtarlarının bu konumlarının da bir an önce düzeltilmesi gerektiğini burada belirtmek istiyorum.

Zamanımın bu son sürecinde de yine Sayın Başbakanın 11 Aralık günü Mardin’de yapmış olduğu bir konuşmasından alıntıya yanıt vermek istiyorum. Sayın Başbakan burada diyordu ki: “Biz biliyoruz, faili meçhulleri çok iyi biliyoruz, Diyarbakır Cezaevi’ni de biliyoruz. Biz yakılan, yıkılan, boşaltılan köyleri, olağanüstü hâl durumunu, bunları da biliyoruz.” Evet Sayın Başbakanım, sadece bunları bilmek önemli değil. Ben de size diyorum ki: Bunların açığa çıkmasını istiyorsanız hemen, derhâl bu ülkede, bizim de verdiğimiz, diğer partilerin de vermiş olduğu hakikatleri araştırma komisyonunu oluşturun, gelin bunları birlikte su yüzüne çıkaralım. Gelin, bu hakikatleri araştırma komisyonuyla Muş’un Vartinis beldesinde diri diri yakılan ve şu anda halkın önünde bir müze gibi duran o 10 kişinin hesabını onu yakan güvenlik birimlerinden soralım diyorum.

Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

77 konuşma daha · 20 Aralık 2010

77 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook