2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 40. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Aralık 2010 · 828 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 23 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 828 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-12-23-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi-4 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş) –Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın yatırım harcamaları ve fonlarla ilgili bölümle ilgili Barış ve Demokrasi Partisi adına söz aldım. Hepinizi en içten duygularımla selamlarım.
Evet, gerçekten, bu yatırım harcamaları ve fonlarla mahallî idarelere yapılan yardımlar ve taşıt yasası kapsamındaki ödeneklerin kullanılması ülkemizin önemli ve üzerinde bu derecede de önemle durulması gereken bir sorun.
Bu konularla ilgili ben, hepinizin hafızalarını yenilemek bakımından, geçmiş dönemlerde, bilhassa seçim dönemlerinin yakın olduğu sürelerde, bu fonların, bu yatırımların ve bu harcamaların iktidar partisi tarafından nasıl istismar edildiğini örnekleriyle sunmak istiyorum.
Hepinizin bildiği gibi, 2009 yılı mahallî idare seçimlerinden önce, bilhassa sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına gönderilen Başbakanlık fonlarının ve yine Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının sosyal riski azaltma ve şartlı nakit yardımlarının, bunun yanında diğer yatırım harcamalarının, bilhassa seçim dönemlerinde nasıl bir istismara yol açtığını, bunların da vatandaşa bir ipotek gibi gösterilerek oya çevrilmek istenildiğini hepimiz kendi bölgelerimizde yaşadık.
Biliyorsunuz, sosyal yardım kavramı, genelde eski deyimle, fakruzaruret içinde bulunan, Türkçe anlatımı sadeleştirilmiş hâliyle, yoksulluk içinde olup en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumda olan vatandaşı kapsamaktadır. İşte, bu kriterlere uygun olarak yapılması gereken bu yardımların, çok üzülerek belirtmek istiyorum ki benim de uzun süre birlikte görev yaptığım değerli mülki idare amiri arkadaşlarımın başında bulunduğu dokuz yüz yetmiş üç adet il ve ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları mütevelli heyetlerinde bire bir nasıl istismar edildiklerini gören ve yaşayan bir kişiyim. Bu konuları da bu değerli meslektaşlarımla konuştuğum, görüştüğüm zaman, tabii işin iç yüzünü bilen bir kişi olarak bana bir noktada itiraf ederek “Sevgili, Sayın Milletvekilim, ne yazık ki bu son süreçte mülki idare amirliği artık sadaka dağıtan ve devletin sanki sokağa çıktığı zaman o şefkatli eli, o kucaklayıcı ve sorunlarını çözümleyici elinden çıkıp sadece onlara ne zaman kömür verileceği, onlara ne zaman bir torba şekerin veya bir makarnanın, pirincin dağıtılacağı bir sürece girmişler. Biz de bundan rahatsızız. Bir vali olarak ben köylere gittiğim zaman, bu sadaka kültüründen gerçekten çok ıztırap duyuyorum.” diye itirafta bulunmuştur sevgili meslektaşlarım.
Bakın, bu konuyla ilgili olarak sadece kendi ilimden sizin hafızalarınızda yer etmesi için bir örnek vereceğim: Muş’un şu andaki nüfusu 404 bin. Üzülerek beyan ediyorum ki bu güncelleştirilmiş verilere göre bu 404 bin nüfusun yüzde 44,77’si bu vakıflardan ve Muş ili çevresindeki yeşil karttan yararlanmak zorunda bırakılmıştır. Bölgenin diğer insanları da bu Muş ilinin bu özelliğinden uzak değildir.
Bakın, bugün 17 Şubat 2010 tarihine göre Türkiye’de aktif yeşil kart sayısını da gözlerinizin önüne serdiğimde vatandaşın nasıl bir sadaka kültürüyle devletin o şefkatli elinden ziyade ona yalvarır bir konuma geldiğini göstermeye bir örnektir.
Doğu Anadolu nüfusunun yüzde 25,38’i yeşil karta muhtaç duruma getirilmiştir. Güneydoğu Anadolu’da bu oran yüzde 24,87’dir. Akdeniz’de bu oran düşüyor yüzde 14,53’e, İç Anadolu’da yüzde 10,17’ye, Karadeniz’de daha da iniyor, 9,76’ya, Marmara’da 8,57’ye. Ege’de ise 6,72 düzeyinde yeşil kart sahibi olan yurttaşlarımız vardır. Türkiye ortalaması yüzde 12 civarında. Şimdi sormak istiyorum size: Siz, bu politikalarla, bu yatırım harcamalarıyla, bu sosyal fonlarla bu halkı sadaka kültüründen ne zaman kurtaracaksınız?
Yine, Avrupa Birliği uyum yasaları gereğince bu halka, biliyorsunuz, başka bir yardım daha yapılmaktadır. O da sosyal riski azaltma ve şartlı nakit yardımı. Sosyal riski azaltma projeleri kapsamında da deyim yerindeyse, bu projeleri Başbakanlığa bağlı olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünden geçirmek için ben kendim, ilimle ilgili yıllık, belki her yıl otuz kırkın üzerindeki projede, bu projelerin desteklenmesi konusunda bire bir temaslarıma rağmen bir sonuç alamadım. Bu proje gerçekten ülke halkını, ülke insanını üretken bir duruma getirecek olan, küçük bir katkıyla, küçük bir yardımla, kendi işini kurmaya yönelik vatandaşı devlete muhtaç hâlden çıkaracak olan bir yöntemdir.
Yine, UNESCO yardımıyla, Avrupa Birliği destekleme fonları yardımıyla bilhassa okuyan çocuklara ve doğum yapan anne ile çocuğun bakımına verilen bu yardımlar da gittikçe bir sadaka kültürüne çevrilmiştir.
Neden böyle yapılıyor? Çünkü Hükûmet bu bölgede o vatandaşları kendisine, midesinden bağlamak suretiyle muhtaç duruma getirmiş durumdadır. Biz, o Kürt coğrafyasında yaşayan o halkın birer temsilcileri olarak bu halkımızın buna layık olmadığını, bu halkın bu şekilde düşürülmemesi gerektiğini buradan bütün Türkiye kamuoyuna duyurmak istiyoruz.
Yine, bu vatandaşlara çocukların eğitimiyle ilgili olarak yapılan yardımlarda da maalesef mülki idare amirlerimiz bu konuda da atama yöntemlerindeki o olumsuzluklardan kaynaklanan… Yani daha önce bir ile vali olarak atanan bir kişinin liyakatine, kıdemine ve başarısına bakılırken, ne yazık ki son dönemlerde meslektaşlarımı da üzen bir yöntemle, sadece sadakatle partiye bağlı olan ve partinin düşünceleri doğrultusunda hareket eden meslektaşlarımızın atanması da bu olayı daha da vahim bir hâle getirmiştir.
Benim o değerli meslektaşlarımdan ricam şudur: Bulunduğunuz yerde bir iktidar partisinin valisi değilsiniz, siz orada devletin valisisiniz. Hakkın, hukukun, kanunların ve evrensel hukukun gerektirdiği kararları vermekle yükümlü olan kişilersiniz ama ne yazık ki son dönemlerde, benim de yakından takip ettiğim, bu mülki idare amirlerin atanmalarındaki kayırmacı, yanlı ve tamamıyla “Benden mi, değil mi?” ilkesi içinde, kıdemleri yetmediği hâlde… Liyakatleri konusunda bir şey söyleyemeyeceğim, belki değerli kaymakamlardır, belki değerli meslektaşlarımdır ama biraz daha pişmeleri, biraz daha deneyim kazanmaları bakımından en azından kıdemlerine uygun olarak atama yapılmaları gerektiğini duyuruyor, bildiriyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
162 konuşma daha · 23 Aralık 2010