İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 101. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Çeşitli.kan.ve maliye bak.teşkilat ve gör.hak.khk değ.yap.hk.kanun.tas.

Mehmet Akif Hamzaçebi

Trabzon Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 101. Birleşim · 1. yasama yılı · 2 Temmuz 2003 · 772 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 2 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ.KAN.VE MALİYE BAK.TEŞKİLAT VE GÖR.HAK.KHK DEĞ.YAP.HK.KANUN.TAS.); konuşma 772 kelime.

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “Çeşitli.kan.ve maliye bak.teşkilat ve gör.hak.khk değ.yap.hk.kanun.tas”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 2 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-22-2003-07-02-cesitli-kan-ve-maliye-bak-teskilat-ve-gor-hak-khk-deg-yap-hk-kanun-tas-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının 1 inci maddesine ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Madde, hazineye ait taşınmaz malların ekonomiye kazandırılması amacıyla bu kanunun düzenlendiğini ifade etmektedir. Bu kanundan kasıt, daha önce 2002 yılında çıkarılmış olan 4706 sayılı Kanundur. Hükümet, duyduğu ihtiyaca paralel olarak bu maddede de çeşitli değişiklikler yapmaktadır. Madde, esasen, tasarının tümüne ilişkin bir anlayışı da yansıtmaktadır.

Biraz önce burada tasarının geneli üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan kişisel olarak söz alan bir arkadaşımız birtakım eleştirilerde bulunurken, Cumhuriyet Halk Partisi olarak veya benim Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapmış olduğum konuşmamda hiçbir şekilde ifade etmediğim görüşleri bize atfederek yorumlarda bulundu, yasakçı zihniyetten, sürdürülebilir kalkınma gibi kavramlardan hareket ederek eleştirilerde bulundu.

Taşınmazlarda amaç, ekonomiye kazandırılması derken, gecekondu affı da taşınmazların ekonomiye kazandırılmasıdır. Düzenleme, esas itibariyle bir aftır. Af demekten neden çekiniliyor, bilemiyorum. Yani, var olan gecekonduların mülkiyet sorunlarını çözmek kötü bir şey değildir, imar sorunlarını çözmek de kötü bir şey değildir. Yaklaşımımız, burada, tasarının 5 inci maddesinde öngörülen düzenleme, çözüm için getirilen düzenleme yetersizdir. İlgili arkadaşımız maddeyi iyice okusaydı, görecekti orada. Maddede deniliyor ki, belediyeye bedelsiz devredilen taşınmazlar, imar planı yapılmaksızın devredilebilecek işgal eden kişilere. Yani, belediye imar planı yapmayacak, kadastral parsel üzerinden devredecek, daha sonra imar planı yapılacak. Yapılacak imar planında, işgalci kişinin gecekondusu, yeşil alanda, yolda veya kamu hizmeti alanında kalıyorsa "kusura bakma, burayı yıkıyoruz" diyecek. Bu kadar dolambaçlı bir yola gerek var mı?! Sadece diyoruz ki, önce imar planı yapalım; imar planı yapıldıktan sonra, kişiye, planlı olan arsayı verelim. Söylediğimiz budur.

Önemli olan, bir sorunu çözerken, o sorunun olduğu yerde bir daha öyle bir sorunun doğmasına meydan vermemek ve gecekondu insanının mülkiyet sorununu, imar sorununu, bu tip endişelerini ortadan kaldırırken, bu yerleri de kentimize, toplumumuza kazandırmaktır ve bir daha gecekondu yapımını önlemektir. Söylediğimiz budur. Söylemediğimiz şeyleri bize atfederek yorumlarda bulunmayı, doğrusu, çok uygun bulmuyorum.

SİT alanları... SİT alanlarında, ben rakamlarla konuştum; rakamları daha da devam ettirebilirim. Şu anda, Hazinenin sertifika nedeniyle karşı karşıya olduğu maliyet 150 trilyon liradır. Bu bilgiyi, komisyonda, Maliye Bakanlığı yetkilisi arkadaşlar vermiştir; ama, bu rakam daha da yükselecektir. Kaça kadar yükselir, o rakamı Maliye Bakanlığı bize verebilmiş değildir. Şu anda karşılaşılan maliyet, eğer, bir kamulaştırmaya giderse, 150 trilyon. Yükselir, daha yükselir; tabiî ki, 150 trilyonda kalmaz.

Şimdi ben soruyorum: 5 278 adet arkeolojik SİT alanında mağduriyet var mı; var. Yapılaşma yasağı var mı; var. Tasarı bir çözüm getiriyor mu; hayır. Efendim, biz, sadece birinci derece doğal SİT alanındaki mağduriyeti gidermek için buraları inşaata açıyoruz. Adalet anlayışı bu mudur?! Adalet anlayışı, eğer, mağduriyeti gidermek adına bir düzenleme yapıyorsanız, bütün mağdur olan kesimlerin, kişilerin mağduriyetini gidermektir. 5 278 arkeolojik SİT alanını bir kenara bırakıyorsunuz, 472 tane birinci derece doğal SİT alanına yüzde 3 oranında inşaat izni veriyorsunuz. Bakın, hükümetin içine de sinmemiş olacak ki, tasarının bu maddesini komisyona geri çekiyor. Tabiî, hükümet, burada ne tip bir düzenleme öngörecek, düşünecek, onu bilemiyoruz; ama, mevcut düzenlemenin yanlış olduğu, haksızlıkları, adaletsizlikleri, mağduriyeti gidermekte yetersiz olacağı son derece açıktır.

Kamulaştırma çok yüksek boyutlara ulaşmaz. birinci derece doğal SİT alanını hesaplarsanız, sertifikaların inşaat yasağı olan tüm SİT alanlarına, arkeolojik SİT alanlarına da ait olduğunu düşünürseniz, içerisinde birinci derece doğal SİT alanının kamulaştırılması gereken kısmının tutarının çok fazla olmadığını göreceksiniz.

Peki, birinci derece doğal SİT alanını yüzde 3 oranında inşaata açarak bu kişilerin mağduriyetini önlediğinizi söylüyorsunuz. Tasarı, 10 dönümün altında arsası olana bu izni vermiyor. Yani, dargelirli insan, fakir köylü, çoğunlukla 10 dönümün altında araziye sahiptir ve bu insanların mağduriyeti devam etsin... Yaklaşım bu mudur?! Şimdi, ben soruyorum: Eşitlik nerede, adalet nerede?!

Tasarı -madem SİT maddesini konuştuk- baştan sona yanlışlıklarla doludur, baştan sona adaletsizliklerle doludur. Bu şekliyle, ne SİT alanlarındaki mağduriyeti giderebilir ne de bir başka çözüm getirebilir. Tam tersine, bu güzellikler de elimizden çıkar, hiçbir şeye yaramaz. Endişemiz budur; bunu ifade etmeye çalıştım.

Sürdürülebilir kalkınma kavramından söz etti arkadaşımız. Çok doğru; sürdürülebilir kalkınma, artık, toplumların ihtiyaç duyduğu bir kavramdır. Türkiye'nin de gündemine girmiştir; Türkiye, uluslararası toplantılarına, konferanslarına katılmıştır, uluslararası sözleşmelere taraf olmuştur, imza atmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın tanımı şudur: Kalkınma süreci işlerken, kalkınma planlaması yapılırken çevreye ilişkin değerlerin de bu sürece dahil edilmesi, bu süreçte bu değerlerin de dikkate alınması. Yani, doğal çevreyi bir kalkınma planının unsuru olarak, kalkınma programının unsuru olarak dikkate alacaksınız, doğal çevreyi, doğal güzellikleri koruyacaksınız, yeteri kadar doğal çevreyi muhafaza edeceksiniz, geliştireceksiniz. Eğer sürdürülebilir kalkınma kavramını gerçekten savunuyor isek, doğal SİT alanlarında yasayla imar düzenlemesi yapmak kadar yanlış bir şeyi savunmak olamaz, sürdürülebilir kalkınmayla bu çelişir. Ya sürdürülebilir kalkınmayı savunmayacaksınız ya da -savunuyorsanız- yüzde 3 oranındaki inşaat iznini tasarıya dahil etmeyeceksiniz.

Bunları ifade etmek üzere söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sizlere ifade etme imkânını buldum.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 2 Temmuz 2003

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook