İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

Mehmet Akif Hamzaçebi

Trabzon Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 40. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Aralık 2009 · 973 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 23 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 973 kelime.

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-23-2009-12-23-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının 15’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamadan önce sizleri saygıyla selamlıyorum.

15’inci madde hemen her yılın bütçe kanun tasarılarında yer alan fonlara ilişkin bir maddedir. Klasik olarak bu tasarıda da yer almış durumda. Savunma Sanayii Destekleme Fonu’nun kullanımına ilişkin bazı hususları düzenlemektedir.

Bu madde vesilesiyle bütçenin bazı konuları üzerinde, Hükûmetin bazı alanlardaki politikaları üzerinde görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, gelir bütçesinin görüşülme usulü hakkında önemli gördüğüm bir hususu sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Bütçeler, bütçe müzakerelerinde görüşme konusu yapılırken genellikle işin harcama yanı üzerinde durulmaktadır, gelir bütçesi görüşmeleri arada kaybolup gitmektedir. Örneğin, 2010 yılında bu ekonomiden 193 milyar TL tutarında bir vergi tahsil edilecektir, vergi dışı diğer gelirlerle birlikte bu rakam 230 milyar TL’dir ancak görüşmeler genellikle 286 milyar TL’lik harcama bütçesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Oysa, bu harcamanın finansmanı için vatandaş çok önemli tutarda vergi ödeyecektir, bu gelir bütçesinin bu nedenle çok ciddi bir şekilde ele alınması gerekir ama gelir bütçesi, diğer harcama bütçelerinin içerisinde kaybolup gitmektedir. Bu öteden beri böyle olmuştur, bunun mutlaka değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu, bütçe hakkıyla bağlantılı olarak değerlendirmek istiyorum. Demokrasilerde, devletin yapacağı harcamaların büyüklüğüne ve kapsamına ve bu harcamaların yapılabilmesi için halkın ödeyeceği vergilere millet karar vermektedir. Buna “bütçe hakkı” diyoruz. Yani, bütçe, aslında milletin bir belgesidir. Millet, bu hakkını, temsilcileri, yani milletvekilleri vasıtasıyla kullanır.

Bütçe hakkının tarihi, temel hak ve özgürlüklerin tarihi kadar eskidir. 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 14’üncü maddesi, bugün bile geçerliliğini koruyan son derece temel bir ilkeyi koymuştur. “Kamu harcamalarına, bu harcamaların finansmanını oluşturan vergilere, bu vergilerin miktarına, süresine ve tahsil usulüne millet karar verir der.” Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi.

Evet, bütçe, bu çerçevede bir kaynaklar ve harcamalar dengesidir. Harcamalar vatandaş için yapılır, bu harcamaların finansmanını oluşturan vergileri de vatandaş öder. Dolayısıyla, bütçeler, vatandaşın tercihini yansıtmak zorundadır. Vatandaş bu tercihini temsilcileri aracılığıyla, yani milletvekilleri aracılığıyla yansıtıyor, gösteriyor demek, sorunun esasını görmezlikten gelmektir. Bu, doğru değil. Bütçelerin yapımında örneğin Türkiye’de uzun bir süre IMF’nin öncelikleri önemli olmuştur, siyasilerin öncelikleri önemli olmuştur, zaman zaman bürokrat tercihleri önemli olmuştur ama vatandaşın doğrudan tercihi, isteği bütçelere yansımamıştır, yansımamaktadır.

Bunu nasıl çözebiliriz? Yani bu temsilî demokrasiye özellikle bütçe açısından halkın katılımını nasıl sağlayabiliriz, bütçeyi nasıl vatandaşın bütçesi yapabiliriz, vatandaşın tercihlerini yansıtan bir bütçe yapabiliriz? Bunun üzerinde ciddi olarak düşünmek, durmak gerekir. Bu, bütçe hakkının da gereğidir. Bunun için bir öneri sunuyorum. Önerim şudur: Gelir vergisi ödeyen bütün mükellefler, ücretliler dâhil, dolduracakları bir formda kamu harcamalarının hangi alanlarda dağıtılması gerektiği konusunda tercihlerini bildirsinler. Gelir İdaresi bu mükelleflere bir form dağıtır, kamu harcamalarını burada kategorize eder, gruplandırır; mükellefler de ödedikleri gelir vergisinin yüzde 1’i tutarında bir meblağı diledikleri kamu harcaması arasında dağıtsınlar. Bu rakam -2010 yılı bütçesi için 42 milyar TL’lik gelir vergisi tahsilatını dikkate alırsak- 400 milyon TL’dir. 400 milyon TL’lik tutarı vatandaşlar dilediği kamu harcamasına dağıtsın ve vatandaşın tercihini yansıtsın bu yüzde 1’lik bütçe. Görülecektir ki vatandaşın tercihi ile bütçelerin, hükûmetlerin tercihi, yani vatandaş bütçesi ile resmî bütçe arasında çok ciddi fark olacaktır, uçurumlar meydana çıkacaktır. Yüzde 1’in miktarı önemli değil ama yüzde 1’le vatandaşın ortaya koyduğu tercihi hükûmetler dikkate almak zorunda kalacaktır. Bu onlar üzerinde bir baskı oluşturacaktır, bütçe o zaman gerçekten vatandaşın tercihlerini yansıtan bir bütçe olabilecektir. En azından hükûmetler vatandaşın tercihini etkilemek, onu değiştirmek konusunda daha ciddi davranacaklardır, hükûmetler bütçeler konusunda daha hesap verebilir bir yaklaşımı benimseyeceklerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi Tekel işçileri konusuna gelmek istiyorum. En son Tekel işçilerinin Sıhhiye’de yaptığı eylem nedeniyle ortaya çıkan özelleştirme mağdurları konusuna değinmek istiyorum. Sıhhiye’deki işçiler günlerdir seslerini duyurmak istiyor. Biz muhalefet olarak bu sesleri duyduk ama iktidar partisi, Hükûmet işçilerimizin seslerini duymuyor.

“Özelleştirme mağdurları” dedim. Bunu gelişigüzel kullanmadım. “Mağdur” kelimesi bizim siyasi terminolojimizde çok sıkça kullanılan, çok sıkça kullanıldığı için de popülist algılamalara yol açan, âdeta etkisini yitiren bir kavram. Bunu biliyorum ama yine de “özelleştirme mağdurları” kavramını kullanmak istiyorum çünkü bunu Türkçede daha iyi anlatabilecek bir kelime yok. Tekel işçileri özelleştirme mağdurudur.

Şimdi, bu işçilerin işlerini kaybetme tehlikesi nedeniyle Hükûmetin onlara sunmuş olduğu çözüm doğru bir çözüm değildir. Bu, aşağı yukarı dört beş yıldır bir çözüm olarak bu işçilere, özelleştirme sonucu özelleştirilen işletmelerde işlerini kaybeden işçilere sunulmaktadır. Bu çözüm, on ay süreyle kamuda geçici işçi olarak asgari ücretle çalışmaktır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet 2007 yılında bir yasa çıkardı ve kamuda altı aydan fazla çalışan işçileri kadroya aldı, daimî işçi kadrosuna aldı. Bakın, bunlar yıllardır on iki ay süreyle ilgili kamu kurumunda, Tekelde çalışmış işçiler. 11 bin, 12 bin Tekel işçisi var. 17 bin de daha önce bu şekilde işini kaybetmiş, kamuya geçici işçi olarak alınmış işçiler var. Bunlar, özlük haklarını kaybederek, âdeta asgari ücretle yaşam boyu çalışmaya mahkûm edilmişlerdir. Bir yandan 217 bin, 218 bin işçiyi daimî işçi olarak devletin kadrolarına alacağız, öte taraftan özelleştirme mağduru bu işçileri on ay süreyle hayatları boyunca asgari ücretle çalışmaya mahkûm edeceğiz. Aynı işi yapan benzerleri, İş Kanunu’nun kendisine sağladığı olanaklardan yararlanacak ama bunlar geçici işçi olduğu için İş Kanunu’nun sağladığı olanaklardan da yararlanamayacak. Eşit işe eşit ücret bir evrensel kuraldır. Gelin bu işçilerin sorunlarını çözelim, bunlara kulak verelim. Bu, sosyal devletin gereğidir. Bunlar “yan gelip yatıyor”, “havadan para alıyor” yaklaşımında bulunulacak işçiler değildir. Bu doğru değildir; bunlara iş verildi de mi çalışmadı bu işçiler? İşletmeleri özelleştirildi, onlar işsiz kaldı. Evet, gelin sizi asgari ücretle alalım demek, ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek demektir. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Bu konuda 5’inci maddede vermiş olduğumuz önerge reddedilmiştir ama fırsat kaçmış değildir. Bu bütçe kanununa, 28 inci maddeye böyle bir önergeyi ekleyebiliriz. Hükûmet bütçe kanununa bunun konulmasını uygun görmüyorsa başka bir yasal düzenleme de yapabiliriz. Bu, sosyal devlet olmanın gereğidir; bu, eşitlik ilkesinin gereğidir.

Ayrıca şunu da ifade edeyim: Adalet ve Kalkınma Partisi, bugüne kadar yani 2003-2009 döneminde kamuya toplam 351 bin memur almıştır değerli arkadaşlar. Bu, dikkatten kaçmaktadır. Her yıl bütçe kanunlarında yer alan, örneğin 2010 yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nda, alınacak memur sayısı 25 bini geçemez şeklindeki sınırlamalar yanıltıcıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

114 konuşma daha · 23 Aralık 2009

114 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook