İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 44. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Serbest bölgeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.446)

Mehmet Akif Hamzaçebi

Trabzon Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 44. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Ocak 2010 · 1.913 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 6 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SERBEST BÖLGELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.446)); konuşma 1.913 kelime.

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “Serbest bölgeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.446)”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-23-2010-01-06-serbest-bolgeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-446 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sözlerimin başlangıcında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmesine başladığımız teklif, Serbest Bölgeler Kanunu’nun 7’nci maddesinin bir fıkrasında değişiklik yapılmasını öngörmektedir. Değişiklik istenen düzenlemede, serbest bölgelere yurt dışından getirilen mallar ile yurt dışından serbest bölgelere getirilip daha sonra Türkiye’ye getirilen bu malların hem serbest bölgelere girişinde hem de Türkiye’ye ithalinde binde 5, binde 5 olmak üzere toplam binde 10 oranında alınan ücretin dağılımında değişiklik yapılmaktadır. Değişikliğe göre, yani teklifin getirdiği değişikliğe göre, serbest bölgelerden yurt dışına, yurt dışından serbest bölgelere gelen malların değeri üzerinden binde 5 değil, binde 1 oranında ücret alınacaktır. Ancak serbest bölgelerden Türkiye’ye getirilen malların değeri üzerinden de binde 5 oranında değil de binde 9 oranında ücret alınacaktır.

Bu düzenlemenin serbest bölgelerde üretimi teşvik amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak hemen ifade edeyim ki serbest bölgeler konusunda Türkiye'nin yaklaşık yirmi beş yıllık uygulama deneyimini, birikimini yansıtan bir teklifi görüşmüyoruz. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde Serbest Bölgeler Kanunu’nda bugüne kadar 4 kez değişiklik yapılmıştır, bu teklif yasalaştığı takdirde 5’inci değişikliği de yine Serbest Bölgeler Kanunu görmüş olacaktır. Bu 5 değişikliğin 3 tanesi 7’nci maddeyle ilgilidir. Yani şu anda görüştüğümüz değişiklik 7’nci maddedeki, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin 3’üncü değişikliğidir. Yani bazı sorunlar partilere geliyor, hükûmete geliyor, bürokrasiye geliyor; bu sorunları çözelim niyetiyle masaya oturulup bir tasarı veya teklif hazırlanırken “Serbest bölgelerin genel olarak sorunları nedir, bunları oturup bir seferde çözelim ve serbest bölgeleri işlerliğe kavuşturalım, başarıya ulaştıralım.” düşüncesiyle yaklaşılmıyor. 7’nci maddede bu 3’üncü değişikliğidir AKP’nin. Bu kadar dağınık, bu kadar sorunlara hâkim olamayan, sorunları bir kişi getirmişse o kişinin dediği istikamette değişiklik yapılma anlayışının olduğu bir hükûmet anlayışını görüyoruz.

Değişiklik doğru mudur? Doğru olduğuna inanıyorum. Evet, serbest bölgelere yurt dışından gelen malların FOB değeri üzerinden alınan ücret binde 5’ten binde 1’e indirilebilir ama serbest bölgelerin sorunu sadece bununla mı sınırlıdır veya şu an yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz nedeniyle serbest bölgelerdeki üretimi teşvik için Türkiye'nin yapması gereken düzenlemeler sadece bu mudur, bir tane midir, bir maddelik bu teklif midir?

Çok üzülüyorum. Serbest bölge konusunda 1984 yılında 3218 sayılı Kanun’un kabulünden bu yana yirmi dört-yirmi beş yılı geçirmiş olan bir Türkiye var. Onun ötesinde, 1953 yılında kabul edilen 6209 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’ndan 1984’e kadar geçmiş olan süre var. Daha önceki serbest bölge düzenlemeleri var. Ta 1927 yılında Serbest Mıntıka Kanunu ile Türkiye serbest bölgeler konusundaki ilk düzenlemesini yapmıştır ama buna rağmen bu geldiğimiz aşamada serbest bölgelerin Türkiye ekonomisinde hak ettiği yeri alamamış olması ve bu teklifle serbest bölgelerdeki sorunların sadece küçük bir tanesinin âdeta çözüme kavuşturuluyor olması, serbest bölgeler konusundaki Türkiye'nin, deneyimine yakışmıyor, yakışmamaktadır ve bu, AKP’nin, sorun çözme konusunda ne kadar bireysel hareket ettiğini göstermektedir.

Serbest bölgelerle ilgili bazı rakamları vermek istiyorum. Türkiye’de 20 tane serbest bölge vardır ve 20 serbest bölgenin toplam ticaret hacmi 24,5 milyar dolardır. Ancak, toplam ticaret hacminin dağılımına baktığımızda, bunun içerisinde ihracatın payının son derece düşük olduğunu görüyoruz. Serbest bölgelerden yurt dışına yapılan ihracatın bu 24,5 milyar dolarlık toplam ticaret hacmi içerisindeki payı sadece yüzde 24’tür yani dörtte 3’ü ihracat değildir, ya yurt dışından bölgeye ya bölgeden yurt içine veya yurt içinden serbest bölgeye yapılan ihracattan veya ticaretten oluşmaktadır. Bu, ciddi olarak üzerinde durmamız, düşünmemiz gereken bir konudur.

Yine 20 tane serbest bölgenin toplam ticaret hacmini değerlendirdiğimizde, sadece bir serbest bölgenin, örneğin İstanbul Deri Serbest Bölgesinin, toplam ticaret hacminin tek başına dörtte 1’ini oluşturduğunu görüyoruz. Dört serbest bölgede bu oran toplam yüzde 65’tir. Yani, İstanbul Deri Serbest Bölgesi, Ege Serbest Bölgesi, İstanbul Atatürk Havalimanı Serbest Bölgesi ve Mersin Serbest Bölgesini aldığımızda 4 serbest bölge 20 serbest bölgenin toplam ticaret hacminin yüzde 65’ini oluşturmaktadır. Bunun üzerinde ciddi olarak düşünmek, durmak gerekiyor. Bir kısım serbest bölgelerin hiç faaliyeti yoktur, serbest bölgelerin rakamları bunu göstermektedir, bazı serbest bölgeler büyük potansiyel taşıyor olmasına rağmen bu potansiyelin gerektirdiği ticaret hacmine sahip değildir. Örneğin Trabzon Serbest Bölgesi, Türk cumhuriyetleriyle, Kafkas ülkeleriyle, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleriyle giderek yoğunlaşan bir ulaşım trafiği olmasına rağmen serbest bölge olarak önemli bir ticaret hacmine sahip değildir. Oysa Trabzon Serbest Bölgesi, bir üretim serbest bölgesi olarak organize edilebilir; Türk cumhuriyetleriyle, Bağımsız Devletler Topluluğu’yla olan ilişkilerde, dış ticaret ilişkilerinde özellikle ihracat açısından önemli bir yere sahip olabilir. Ancak, üzülerek görüyorum ki Hükûmetin serbest bölgeler konusunda bütüncül bir yaklaşımı yoktur.

Bakın, burada sadece bir konunun çözümü düşünülmüştür. Bir başka konuyu gündeme getireceğim, sizlerin dikkatine sunacağım. Bunu geçen yıl burada Serbest Bölgeler Kanunu’ndaki değişikliği görüşürken yine gündeme getirmiştim ama kabul edilmemişti. Konu şudur: Serbest bölgelerin ana amacı, temel amacı buraları üretim merkezi hâline dönüştürmek ve buradaki üretimi yurt dışına ihraç etmektir, ana amaç budur. Dolayısıyla, bu ölçüde, bu ölçekte, bu çerçevede teşvik edeceğimiz ne varsa teşvik etmeliyiz. Serbest bölgede faaliyet gösteren ama faaliyet konusu ihracat organizasyonu olan bir şirketin veya şirketlerin Türkiye’de -yani serbest bölgede değil, serbest bölge dışında Türkiye’de- üretilen malları yurt dışına ihraç etmek amacıyla yapmış olduğu organizasyon işi nedeniyle istihdam ettiği personele ödediği ücretin gelir vergisinden istisna edilmemesi için hiçbir mantıklı, makul neden göremiyorum. Teklifi hazırlayan arkadaşlara sormak gerekir, Hükûmete, Sayın Bakana sormak gerekir: Yani bu sorunu bir muhalefet partisi milletvekili gündeme getiriyor diye mi dikkate almıyorsunuz? Mutlaka sizlere bir başkalarının mı gelip bunu anlatması gerekiyor? Türkiye’de üretilen, üstelik teşviksiz üretilen, yani diyelim ki Merter’deki tekstil üretimi, diyelim Denizli’deki tekstil üretimi, konfeksiyon üretimine talep yaratan ve bu talep sonucu Türkiye'nin bu mallarını yurt dışına ihraç etmesini sağlayan bir ihracat organizasyonunun bu işte istihdam ettiği personele ödediği ücretin gelir vergisinden istisna edilmemiş olmasının ve bunun Hükûmetin gündeminde yer almamasının nasıl bir makul nedeni vardır? Hiçbir makul nedeni olduğunu sanmıyorum ama AKP’nin yasa yapma anlayışı, yasa yapma şekli maalesef bu sorunun çözümünü imkânsız kılıyor. Serbest bölgeleri gelin masaya yatıralım. Yarına kalmaktadır bu maddeler. Başka hangi sorun varsa ihracatın önünde, serbest bölgelerdeki ihracatın önünde, bunu çözelim. Komisyon çoğunluğu gerekiyorsa onu da sağlayalım, bu sorunları çözelim.

Bakın, serbest bölgeler ihracat açısından önemli dedim. Hükûmet 31 Aralık 2009 tarihinde bazı önemli kararlar aldı. Bakanlar Kurulu kararları 31 Aralık 2009 tarihli Resmî Gazete’de peş peşe yayınlandı. O kararlardan bir tanesini sizin dikkatinize sunmak istiyorum. Bu kararlardan bir tanesi Türkiye’ye sigara ithalinde alınmakta olan Tütün Fonu’nu yürürlükten kaldırdı. Öteden beri Türkiye’ye ithal edilen sigaralarda paket sigara başına 40 sent, işlenmiş tütün ithal ediliyor ise onun da kilosunda 3 dolar Tütün Fonu alınmaktaydı. Bu Fon 31 Aralık 2009 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan bir Bakanlar Kurulu kararıyla 1 Ocak 2010’dan geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır. Şimdi, bu düzenleme Türkiye’deki sigara üretimini olumsuz etkileyecektir. Sigara üreten şirketlerin önünü kesmektedir. Türkiye’ye sigara ithalatını cazip hâle getirmektedir. Sadece sigara ithalatı mı? İşlenmiş tütün ithalinin de önünü açmıştır, bu Hükûmet açmıştır işlenmiş tütün ithalinin önünü.

Şimdi, bir Sayın Başbakan Yardımcımız bugün bir basın toplantısı yaptı, takip ettim. Dün Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’ın 2001 yılında ilgili Başbakan Yardımcısının bir siyasi partinin grup başkan vekili sıfatıyla yapmış olduğu açıklamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sayın Başbakan Yardımcısı da buna cevaben bugün bir basın açıklaması yaptı. Şöyle diyor basın açıklamasında: “Türkiye’de tütün ziraatını tamamen imkânsız hâle getiren bir yasal düzenleme nedeniyle 2001 yılında ben buna karşı çıktım.” Ve şöyle diyor Sayın Başbakan Yardımcısı: “Yasaya karşı çıktım, Meclisteki konuşmalarım buna şahittir. O zaman da tütün üreticileri Türkiye’nin her yerinden gelmişlerdi, bugün de aynı şartlar olsa yine aynı şeyi yaparım.” Ben Sayın Başbakan Yardımcısının o tarihlerde Mecliste neler söylediğini tutanaklardan çıkardım. Tütün Üst Kurulunun kurulmasına ilişkin bir yasal düzenleme burada görüşülüyor, orada bir önerge veriyor Sayın Başbakan Yardımcısı, o zaman grup başkan vekili sıfatıyla -önergeyle ilgili söz almış konuşuyor, ilgili cümlesini okuyorum- şöyle diyor: “Üretici tütünleri yazılı sözleşme esasına ve açık artırma yöntemine göre alınır ve satılır maddesinde Türkiye’deki tütüncülüğün korunması açısından buraya bir fıkra ilavesini öngörüyoruz.” İlave edilen fıkraya göre şu açıklamayı yapıyor devamında: “Biz istiyoruz ki yerli ve yabancı sigara üreticileri Türkiye pazarında sattıkları sigara miktarının en az yarısı kadar tütünü doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye’den almak zorunda kalsınlar ve yeterli tütün bulunmasına rağmen, bu yasağa veya bu zorunluluğa uymayanların ithal belgeleri, üretim satış belgeleri iptal edilsin.” diyor.

Yine, aynı Yasa’nın görüşülmesinde bir başka cümlesi daha var, bu yasaya karşı olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: “Bu hâl böyleyken her şeyini dışarıdan ithal eden bir ülke hâline gelen Türkiye’de yabancı sigara tekellerine Türkiye’yi pazar olarak açmanın ne milliyetçilikle ne vatanseverlikle ne gerçeklerle ilgisi yoktur.” Evet, Sayın Başbakan, bugünkü Sayın Başbakan Yardımcımızın o günkü beyanları.

Sayın Başbakan Yardımcısına hatırlatıyorum: Sizin 31 Aralık 2009 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan ve imzanız olan Bakanlar Kurulu kararı yabancı sigara tekellerinin önünü açmıştır, Türkiye, sigara ithalinde alınan fonu kaldırmıştır.

Evet, Sayın Başbakan Yardımcısının cümlesiyle bu 31 Aralık 2009 tarihli düzenlemeyi değerlendireceğim: Bu düzenlemenin ne milliyetçilikle ne vatanseverlikle ne de gerçeklerle ilgisi yoktur.

Evet, değerli arkadaşlar, sigara konusuyla gündeme gelince Tekel konusuna gelmek istiyorum. Yine deniliyor ki -Sayın Başbakan Yardımcısı da söylüyor, Sayın Başbakan da söylüyor- “4/C Türkiye’de hep vardı. Biz Tekel işçilerini buraya 4/C’li yaparak işsiz kalmalarını önlüyoruz.”

Bir kere, samimi konuşmak gerekir. Popülizm de yapmıyorum. Rakamlar, gerçekler, yasal düzenlemeler neyse bunlara dayalı olarak konuşacağım. Bir kere, Tekelin sigara fabrikaları 1 milyar 720 milyon dolara özelleştirildi 2008 yılının Şubat ayında.

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Yetim hakkı yedirmem.” Peki, 2008 yılı Şubat ayında siz Tekeli, sigara fabrikalarını özelleştirdiniz. O özelleştirme öncesinde de yaklaşık 3 bin-3 bin 500 civarında bir işçiyi sigara fabrikalarından alarak yaprak tütün işleme tesislerine verdiniz. Neden? O fabrikaların fiyatını artırmak için, daha iyi fiyatla satmak için. Peki, bu işçilerin yaprak tütüne alınmasında, oraya depo edilmesinde kendilerinin bir sorumluluğu var mı? Yok. 2008 Şubat ayında ihaleyi yaptınız mı? Yaptınız. Peki, o tarihten bu yana neredeyse iki yıl geçti, iki yıl süreyle bu işçilere bu ücreti verdiniz mi? Verdiniz. Niye verdiniz? E, çünkü arada 2009 yılı Mart ayı yerel seçimleri vardı, yerel seçimlere kadar sustunuz, çünkü seçim için bu işçiler gerekliydi. Bir seçim ekonomisi uygulandı demek ki. Eğer niyet buysa, yetim hakkı yedirmemekse Sayın Başbakanın düşüncesiyle, siz o özelleştirme sırasında bu düzenlemeyi hemen yapsaydınız, Tekel işçilerini alsaydınız. Demek ki niyet samimi değil.

Şimdi, Kocaeli’deki SEKA arazisini örnek veriyor Sayın Başbakanımız; “Sayın Baykal gitsin, oradaki SEKA parkında dinlensin” Ben Sayın Başbakana öneriyorum: Kocaeli Belediyesine gitsin, eski SEKA işçilerinin şimdi Kocaeli Belediyesinde çalıştığını görsün, eski özlük haklarıyla oraya geçtiklerini, belki eskisine kıyasla şimdi daha iyi özlük haklarına sahip bir şekilde Kocaeli Belediyesinde çalıştıklarını görsün.

Yine, Hükûmete hatırlatıyorum ki: Siz 2007 yılında bir yasal düzenleme yaptınız, yine 2007 yılının Nisan ayında bir yasal düzenleme yaptınız, tam 218 bin kişiyi geçici işçi kadrosundan daimî işçi kadrosuna aldınız. Yani altı aydan bir gün fazla çalışan işçiyi daimî işçi yaptınız. Güzel, biz de destek verdik ona o zaman. Peki, bu Tekel işçileri yıllardır on iki ay çalışıyor, yıllardır on iki ay çalışıyor. Yani, altı ay çalışan daimî işçi olabiliyorsa on iki ay çalışan, yıllardır on iki ay süreyle çalışan Tekel işçisinin bir başka kamu kurumunda daimî işçi olarak çalışmasının hangi sakıncası var acaba? Bunu diğer 4/C’lilerle niye karıştırıyorsunuz? Diğer Sayın eski Meclis Başkanımızın, şimdiki Başbakan Yardımcımızın “Ben Meclis Başkanıyken de Mecliste 4/C’liler vardı…” Onlar iş yokken işe alınan kişiler, onlar ayrı bir grup; bunların işi var, Tekel işçileri yıllardır çalışıyor. Değerli arkadaşlar, bunları samimiyetle bağdaştıramıyorum.

218 bin geçici işçi daimî işçi kadrosuna alındı. Ne zaman? 2007 yılının Nisan ayında çünkü 2007 Temmuzunda seçim var. Evet, demek ki size seçimlerde gerekiyor bu düzenlemeler. Bu işçiler bize her zaman lazım, sadece seçim için değil. Bu işçiler yıllarını Tekele vermişlerdir. Siz bugün Tekel fabrikalarının özelleştirilmesinden, varlıkların özelleştirilmesinden 6,5 milyar gelir kasanıza koydunuz veya koymayı planlıyorsunuz, alkollü bölümün özelleştirilmesinde alıcı firmalara, Amerikalılara hediye edilen veya alanlara hediye edilen 600 milyon dolar hariç. Onu da koyduğumuzda 7 milyar doları buluyor. Bu 7 milyar dolarlık değerde bu işçilerin de payı var değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

20 konuşma daha · 6 Ocak 2010

20 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook