İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 118. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)

Mehmet Akif Hamzaçebi

Trabzon Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 118. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Haziran 2010 · 1.816 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 16 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.475)); konuşma 1.816 kelime.

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “Kamulaştırma kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.475)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-23-2010-06-16-kamulastirma-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-475 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Sözlerime başlarken sizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin veya sabahın bu ilerleyen, yaklaşan vaktinde vaktinizi fazla almak niyetinde değilim.

Görüştüğümüz tasarı Kamulaştırma Kanunu’na bir madde eklenmesini düzenliyor. Geçici bir madde ekleniyor ama etkisi, uygulaması çok uzun sürecek olan bir madde.

Hepinizin bildiği gibi kamu tüzel kişileri, kamu hizmeti gerektirdiği zaman özel mülkiyete konu olan taşınmazları kamulaştırabilirler. Kamulaştırmaya ilişkin temel ilke Anayasa’da konulmuştur. Buna paralel olarak da uygulanmakta olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu vardır. Esas olan, yani özel mülkiyetteki bir taşınmazı kamu hizmetinde kullanabilmek için esas olan, kamulaştırma yapılmasıdır. Bunun usulleri de esasları da başta Anayasa olmak üzere ilgili kanunda yani Kamulaştırma Kanunu’nda düzenlenmiştir ancak Türkiye’deki uygulamasında, zaman zaman, kamu hizmeti yürüten kamu tüzel kişileri -başta devlet olmak üzere- bu kişiler özel mülkiyete konu taşınmazlarda kamulaştırma işlemleri tamamlanmadığı hâlde veya kamulaştırma işlemine hiç girişilmediği hâlde özel mülkiyetteki bir taşınmazın üzerine bir kamu hizmeti tesisi yapabilmişlerdir. Buna “kamulaştırmasız el koyma” veya “kamulaştırmasız el atma” diyoruz.

Yürürlükteki 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu bu şekilde, yani kamulaştırma usulü takip edilmeksizin vatandaşın taşınmazında kamu kurumları tarafından bir kamu hizmeti üreten bir tesis yapılması hâlinde o taşınmazın maliki olan kişinin yirmi yıllık süre içerisinde bu el koymaya, el atmaya herhangi bir şekilde itiraz etmemesi hâlinde hakkının düşeceğini düzenlemiştir. Kamulaştırma Kanunu’nun 38’inci maddesi bunu düzenliyor.

Anayasa Mahkemesi 2003 yılının Nisan ayında verdiği bir kararla yirmi yıllık hak düşürücü süreyi düzenleyen söz konusu 38’inci maddenin Anayasa’nın çeşitli maddelerine aykırı olduğunu tespit ederek iptaline karar vermiştir. Bu iptal davalarını da Anayasa Mahkemesinde çeşitli mahkemeler açmıştır. Yani bir siyasi parti tarafından Anayasa Mahkemesine açılmış olan bir dava söz konusu değildir. Vatandaşların adli yargıda açtığı davalar sonucunda ilgili mahkemeler vatandaşın iddialarını ciddi görerek Anayasa Mahkemesine dava açmışlar, Anayasa Mahkemesi de söz konusu hükmü iptal etmiştir. Bu hüküm sonrasında yargıda iki yönde karar çıkmıştır. Birinci karar: Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümediği için yirmi yıllık zaman aşımı süresi Anayasa Mahkemesi kararından önce dolmuş olanlar herhangi bir şekilde dava açma hakkına sahip değildir. Bu, bir grup kararı özetleyen görüş. İkinci görüş: Yirmi yıllık zaman aşımı süresi ortadan kalktığına göre artık herkes, yani Anayasa Mahkemesi kararının alındığı 2003 yılından önce yirmi yıllık zaman aşımı süresi dolmuş olanlar dâhil herkes dava açabilir.

Tasarının genel gerekçesinde bu husus açıkça ifade ediliyor. Tasarı bu gerekçeden hareketle düzenlenmiştir, öyle söylenmektedir, bunun üzerine inşa edilmiştir ancak düzenlemeye baktığımızda Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri karşılanmaya çalışılırken başka açılardan Anayasa’ya uygun düşmeyecek veya Anayasa’nın başka kurallarına, ilkelerine ters düşecek düzenlemeler yapıldığını görüyoruz.

Şimdi, birinci olarak bunlara geçmeden önce şunu söylemek isterim: Böyle bir tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisinde Adalet Komisyonunda görüşülmüş olmalıydı. Çok önemli bir düzenlemedir. Evet, mali boyutu nedeniyle Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi İç Tüzük açısından sakıncalı değildir ama kamulaştırma hukukunun çok temel bir konusunda yargı kararlarının farklılığına ilişkin bir konuyu düzeltme adına ortaya çıkan bir tasarının Adalet Komisyonunda görüşülmesi gerekirdi, maalesef orada görüşülmemiştir. Bunu tasarının önemli bir eksikliği olarak görüyorum.

Ayrıca, yargıda ortaya çıkan bu görüş farklılığı yine yargının kendi sistemi içerisinde giderilebilirdi. Yargıtay karar verme aşamasındaydı ancak Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bu yasal düzenleme teşebbüsü doğal olarak Yargıtay tarafından öğrenilince, bu yasal düzenlemeyi bekledi Yargıtay. Biz de Plan ve Bütçe Komisyonunda bu tasarıyı görüşürken, birkaç gün sonra Yargıtay karar verecek diye karar almadık Komisyonda, Yargıtay karar verirse belki bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmayabilir diye düşündük. Biz Yargıtayı bekledik, Yargıtay da bizi bekledi. O beklediğimiz oturumda, duruşmada Yargıtay “Mademki Parlamento bir yasal düzenlemeye girişiyor, o hâlde bu konuda karar almayalım.” diyerek bunu bekledi.

Kanaatim yargının, Yargıtayın bu sorunu çözebileceği yönündeydi. Bunlar geride kaldı ancak tasarının vatandaşa, yani kamulaştırmasız el koyma nedeniyle taşınmazını, mülkiyet hakkını kullanmaktan yoksun kalmış olan vatandaşa getirdiği olanakları değerlendirdiğimizde burada sorun olduğunu görüyoruz. Tasarı iki olanak sunuyor vatandaşa: Bir, uzlaşma yoluna gidebilirsin idareyle; iki, dava yoluna gidebilirsin. Aslında tam iki olanak değil, dava yoluna gidebilmek için önce uzlaşma yolunu denemek zorundasın. Bu yanlış. Vatandaş isterse uzlaşma yoluna gitmeksizin dava yoluna gidebilmelidir. Örneğin Vergi Usul Kanunu’nda, vergi idaresinin yapmış olduğu tarhiyatlara karşı mükellef ister dava yoluna gider isterse uzlaşma yoluna gider. Uzlaşma yoluna gidip uzlaşamazsa dava açma hakkı da saklıdır. Bu yol tercih edilmemiştir burada. Önce mutlaka uzlaşma yolunu deneyeceksin. Uzlaşma yoluna gitmesi demek -azami sürelerle konuşuyorum- vatandaşın aşağı yukarı bir yılını kaybetmesi demektir. Daha az süre de olabilir ama bir yıla kadar bu süre çıkabilir. Uzlaşma yoluna giden vatandaş eğer idareyle uzlaşamaz ise dava yoluna gidebilir ancak uzlaşma yoluna giden vatandaşla dava yoluna giden vatandaşın bu iki sürecin sonunda ne elde edeceği, neler elde edeceği kıyaslandığında dava yoluna giden vatandaşın uzlaşma yoluna giden vatandaşa kıyasla cezalandırıldığını görüyoruz.

O nasıl yapılıyor? Şu şekilde: Eğer uzlaşma yolunu tercih ederse vatandaş ve idareyle belli bir bedel üzerinde uzlaşırsa idare bunu ödeyecektir. Bu ödemeleri karşılayacak miktarda ödenek ilgili kuruluş bütçesine konulacak ve o şekilde ödenecektir ama dava yoluna giderse bu hâlde yapılacak olan ödemeyi karşılamak üzere ilgili kamu kurumunun bütçesindeki yatırım giderleri ödeneğinin yüzde 2’sini geçmemek üzere ayrılmış olan miktar kadar ödeme yapılacak vatandaşa. Yani uzlaşırsan bedeli peşin öderim sana, peşin ödeyebilirim; dava yoluna gidersen alacağını çok uzun yıllarda ancak tahsil edebilirsin, üç yıl, beş yıl, on yıl, yirmi yıl. Yüzde 2’lik sınır son derece önemli bir sınırdır.

Şimdi, bu düzenleme bu şekliyle Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36’ncı maddesine aykırı yani dava yolunu tercih etmek isteyen vatandaş cezalandırılıyor. Burada açık bir aykırılık var. Şimdi, idare, ilgili bakanlık gerekçe olarak şunu söylüyor: “Efendim, bu şekilde çok dava var. Devlet, kamu kurumları böyle bir davanın sonucunda nasıl bir maliyetle karşılaşacağını bilmiyor.” Bu gerekçeyi bir yandan makul karşılamak istiyorum ama öte yandan “Bunun rakamı, boyutu nedir, devlet nasıl bir maliyetle karşı karşıya kalacak? Bize en azından bu konuda bir fikir verebilecek bir rakamı telaffuz edebilmeniz gerekir.” dediğimizde...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Mahkeme kararı olacağı için tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Efendim, bakın... Hayır, hayır, öyle değil, bürokrasi bunu çıkarabilir. Bunu dediğimizde “Yok, rakam yok, bilemiyoruz.” Şimdi, bu olmaz. En azından Maliye Bakanlığının Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü var; devletin bütün davaları bu birimden yürür, DSİ, Karayolları dâhil bu birimden yürür. Aylarca “Bu rakam elimizde yok.” deneceğine o genel müdürlük bir talimat yayınlardı bir ayda, bu bilgileri alırdı en azından, devletin muhatap olduğu davalardaki talep edilen tazminatın tutarının ne olacağı bilinebilirdi, talep edilen. Mahkeme başka bir karar verebilir.

Şimdi, burada kolaya kaçılmıştır veya özellikle bu rakam öğrenilmek istenmemiştir, bilemiyorum ama bu rakam bu kadar aylık yasama sürecinde Parlamentonun önüne konabilirdi, bu konulmamıştır. Ben, yasa, yasama süreci açısından bunu eksiklik olarak görüyorum. İlgili bakanlık maalesef bu önerimi ciddiye almamıştır. “Bulamayız, yapamayız...” Bürokrasi için, devlet için “Yapamayız.” diye bir şey yok. Yirmi dört saat çalışırsınız, otuz altı saat çalışırsınız, bir ay çalışırsınız, rakamı çıkarırsınız. Maliye Bakanlığı bu rakamı çıkarır, yeter ki bunu ilgili bakanlar Maliye Bakanlığından istemiş olsaydı. Şimdi, böyle bir sorun var burada. Dava yoluna giden mükellef cezalandırılıyor. Bu, Anayasa’nın hak arama hürriyetine aykırı, oraya ters düşüyor.

Bu çerçevede söyleyeceğim bir iki küçük konu da şudur: “Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Tazmin” yaptığımız düzenlemenin başlığıdır. Bunun adı “tazminat” yani bu bir kamulaştırma bedeli değil, doğru, yargının kararları da bu şekilde, kamulaştırma olmadığına göre bunun adı tazmindir. Dolayısıyla Anayasa’nın 46’ncı maddesindeki, yani kamulaştırmayı düzenleyen maddesindeki “Kamulaştırma bedeli peşin ödenir.” gerekçesine dayanmıyor. Bunun adı tazmin. Peki ama mahkeme kararı kesinleşmişse, dava yolunu tercih eden vatandaş yönünden mahkeme kararı kesinleşmişse, idare tazminata mahkûm olmuş ise, işte Anayasa’nın 138’inci maddesini bir önceki tasarıyı görüşürken konuştuk. 138’inci maddenin dördüncü fıkrası, “Yasama ve yürütme organlarıyla idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Bu tazminatın ödenmesi için yatırım bütçesinin yüzde 2’si oranında ödenek konulur hükmü, mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesinin zamana yayılması sonucunu yaratacaktır, üç yıl, beş yıl, on yıl, on beş yıl, hiç bilemiyorum. Rakama göre, bütçeye göre bu değişebilecektir. Buradan da Anayasa’ya bir uyum söz konusu değildir veya aykırılık söz konusudur.

Diğer konu, bunun adı “Kamulaştırmasız el koyma sebebiyle tazmin” ise neden ilgili maddede bu başlığı koyduktan sonra, daha sonra oturup “Taşınmazın bedeli tespit edilir.” diyorsunuz? Taşınmazın bedeli kamulaştırmada tespit edilir. Bunun adı tazminatsa siz tazminatı tespit edeceksiniz. Ama şunu diyebilirsiniz: “Bu tazminatın tespitinde taşınmazın bedeli de dikkate alınır.” Bunu ben söyledim komisyonda ama Sayın Bayındırlık Bakanımız bunu dikkate almadı. Dikkatinize sunuyorum. Zamanımız var, hukuki düzeltme yapılabilir.

“Bedel” diyorsunuz. “Bedel” derseniz, o zaman gelin kamulaştırma düzenlemesi yapalım burada. “Bedel” diyenler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gerekçelerini iyi okumamışlar. Oralara bakmalarını tavsiye ederim ben Bayındırlık İskân Bakanına, oralara bakmalarını tavsiye ederim, bizim Yargıtayın kararlarına bakmalarını tavsiye ederim.

Bir nokta da şudur: “Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan vatandaşa idare isterse başka seçenekler sunabilir, trampa gibi, imar hakkı transferi gibi.” Şimdi soruyorum: İmar hakkı transferi Türk hukukunda var mıdır? Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na kondu, bir komisyondan geçti öyle bir şey, bu Genel Kuruldan geçti, yasalaştı imar hakkı transferi. İmar hakkı transferini uygulamaya koyabilmemiz için önce İmar Kanunu’nda bu kavramı tanımlamamız gerekir. İmar hakkı transferini, evet, imar mevzuatıyla uğraşanlar, teknik adamlar kavram olarak biliyor ama mevzuatta nerede, bu nasıl olacak, buradaki imar hakkını hangi taşınmaza transfer edeceğiz, o kişinin kendi taşınmazına mı, hissedarı olduğu taşınmaza mı, nereye, nasıl? Bunu İmar Kanunu’nda tanımlamadan buraya koyamazsınız veya koyduysanız hemen ardından İmar Kanunu’nda bir değişiklik gündeme getirmeniz gerekir ki bu hüküm uygulamaya intikal etsin. Bu kadar zamandır acaba Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, yani İmar Kanunu’nda değişikliği yapmaktan, o değişiklik tasarısını hazırlamaktan sorumlu Bakanlık acaba bunu yaptı mı? Sanmıyorum. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı işsiz kalmış bir bakanlık konumunda, TOKİ kendisinden gitmiş durumda. Afet İşleri, Sayın Bakandan ayrılmış durumda. İyi ki ayrıldı Sayın Bakan, Afet İşlerinde belediye yardımlarını politize ediyordu. Selden zarar görmüş Giresun Belediyesine -geçen Karadeniz büyük sel yaşadı, Sayın Nurettin Canikli gayet iyi bilecektir- 150 milyar TL...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)325 milyar daha gönderildi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Efendim?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Bakın, 500 milyar para gönderildi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Ne kadar?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)500 milyar. 325 daha sonra gönderdik. Nakit gönderdik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Şimdi ben konuşayım...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Ben kendim biliyorum, yani ben gönderdim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Ben konuşayım da...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Yani onu düzeltmek lazım, yanlış bilgi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Efendim, bakın, 2’şer bin nüfuslu üç tane belediyeye Adalet ve Kalkınma Partisine mensup oldukları için 150’şer milyar lira gönderildi. Giresun Belediyesine de 150 gönderildi. Daha sonra ben Sayın Bakanla görüştüm, işte bir 150 daha gönderdi galiba.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)325 de gönderildi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Belediye Başkanı o zaman onur meselesi yaptı onu.”Benim sadece iş makinelerimin masrafları 800 milyar liradır.” dedi. İkinci 150’yi de almadı belki, şimdi almış mıdır bilemiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Bakın Sayın Hamzaçebi, 325 daha gönderdik ondan sonra.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla)Neyse.

Bayındırlık Bakanlığı işsiz kalmış bir konumda. İşsiz kalan bir bakanlık aslında bu tasarılara yoğunlaşıp daha güzel şeyler yaratabilir ama… Bakın, bu sorduğum soruların cevabını Bayındırlık ve İskân Bakanımızdan bugüne kadar alamadım. Neyse, Afet İşleri Başbakanlığa bağlandı. Orada umarım ki bu belediye yardımları politik olarak yürütülmez, hak edene verilir.

Sözlerimi burada bitirirken, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 16 Haziran 2010

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook