Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)
Kahramanmaraş Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 48. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Ocak 2010 · 538 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Akif Paksoy (MHP), 14 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 538 kelime.
Mehmet Akif Paksoy (MHP, Kahramanmaraş). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 14 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-paksoy-23-2010-01-14-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal eğitimin 164’üncü yıl dönümü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, ebediyete intikal eden meslek büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olanlarına uzun ömürler diliyorum.
Tarımsal eğitime bilgi ve öngörüleriyle katkı sunan bilim insanları ile daha müreffeh, daha aydınlık bir Türkiye için gecesini gündüzüne katarak çalışan ziraat mühendisi, tekniker ve teknisyenler ile bütün olumsuzluklara, horlamalara, itilip kakılmalara rağmen, ülkesi için, insanlık için -birilerinin dediği gibi- yan gelip yatmadan, alın teriyle üreten kadirşinas çiftçilerimizi de saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli milletvekilleri, öncelikle Türk tarımının vizyonu ve misyonu olmalıdır. Niçin olmalıdır? Çünkü tarım sosyal açıdan ana sektör konumundadır. Tarımın sosyolojik boyutu göz ardı edilerek sadece ekonomik yaklaşımla çözüm oluşturmaya çalışmak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Çünkü bu ülkede 85 bin köy ve köy altı yerleşim yeri vardır. Buralarda 24 milyon insan yaşıyor. Dolayısıyla tarımda attığımız her adımın en başta insanların, bunların dışında da tarımdan dolaylı olarak etkilenen yurttaşlarımızın yaşamını önemli ölçüde etkilediğini bilmek zorundayız.
Ancak, AKP Hükûmetinin bu kaygılarımıza maalesef uzak olduğunu görüyoruz. Uluslararası kartellerin dayatmalarına boyun eğen, üretmeyi değil, tüketmeyi önceleyen politikalar Türk tarımını komaya sokmuştur. Tütün ve pamuk üretimi yok olma noktasına gelmiş, fındık ve şeker pancarında aynı süreç çalıştırılarak bu ürünlerin de üretimi hızla düşürülmüştür. Ürün bedellerinin artan maliyetlere paralel olarak tespit edilememesi, çiftçilerimizi üretim yapmaktan vazgeçmeye yöneltmiştir. Bu politikalar devam ettiği sürece, ülkemiz çok yakın gelecekte büyük bedeller ödemek zorunda kalacaktır.
Türk tarımının sorunları, sadece çok sayıda ziraat fakültesi açılarak çözülemez. Bir defa, bu konuda karşımıza istihdam problemi çıkmakta, mesleğin işsizlikle birlikte anılmasına neden olmaktadır. Ayrıca, ziraat fakülteleri açılırken bölge, iklim ve ekolojik durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Aynı iklim, aynı ekolojide yer alan farklı illerde çok sayıda ziraat fakültesi açılması bizce yararlı değildir. Diğer taraftan, bu fakültelere alınan öğrenci sayısının fazlalığının da muhasebesi ayrıca yapılmalıdır. Önemli olanın nicelik değil nitelik olduğundan hareketle, bu okullarda eğitim, öğretim, laboratuvar ve uygulama alanlarının yeterli düzeye çıkarılması gerekmektedir.
Bir başka konu: Son on beş yılda ziraat fakültelerinde dört defa eğitim öğretim sisteminin değiştirilmesinin de eğitim ve uygulamadaki süreklilik açısından sıkıntı oluşturduğu görülmüştür.
Kıymetli milletvekilleri, Tarım Bakanlığının ziraat mühendisleriyle ilgili tasarrufları, reorganizasyon ve diğer tarım politikaları bir başka önemli sorundur. Bilindiği üzere, Tarım Bakanlığında, tarımla ilgisi olmayan, bu konuda yeterli donanımları olmayan meslek mensupları karar alıcı konumlarda bulunmaktadır. Kimseye karşı şahsi olarak bir tavrımız olamaz ancak Bakanlık politikalarını, ülke tarımının geleceğini planlayan kişilerin de mesleki yeterliliklerini sorgulama hakkımızın bulunduğunu düşünüyorum.
Bakanlığın son zamanlarda çıkarmış olduğu mevzuatlara baktığımızda, ziraat mühendisliği bilimi içerisinde yer alan ve kanunla ziraat mühendislerinin yetkisinde olan görevlerin başka mesleklere pay edildiği görülmektedir. Mesela, Bitki Koruma Ürünlerinin Toptan ve Perakende Satış Yönetmeliği ve Reçeteli İlaç Satışı Yönetmeliği’nde, 7472 sayılı Ziraat Yüksek Mühendisliği Hakkında Kanun ile ziraat mühendislerine verilen yetkiler hem başka mesleklere paylaştırılıyor hem de ziraat mühendisleri yeterlilik sınavına alınıyor. Bu durum son derece vahimdir. Bir kısım unvanlar eğitimin tamamlanmasıyla kazanılır. Bir veteriner hekim ilaç satarken, bir eczacı eczane açarken sınava mı giriyor? Eğitim her zaman kabul edilebilir ancak sadece ziraat mühendislerine getirilmek istenen sınav şartı asla kabul edilemez.
Başka bir örnek, yeni kurulacak Tarım ve Gıda Bakanlığı Kanun Tasarısı’nda “tarım uzmanı” ve “tarım uzman yardımcısı” ibareleridir. Bu tasarıda “Tarım uzmanı olmak için ziraat mühendisi olmayı gerektirmeyen…”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
55 konuşma daha · 14 Ocak 2010