Asya Altyapı Yatırım Bankası Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Iğdır Milletvekili · Halkların Demokratik Partisi
Genel Kurul, 24. Birleşim · 1. yasama yılı · 6 Ocak 2016 · 910 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Emin Adıyaman (Halkların Demokratik Partisi), 6 Ocak 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Asya Altyapı Yatırım Bankası Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle); konuşma 910 kelime.
Mehmet Emin Adıyaman (Halkların Demokratik Partisi, Iğdır). “Asya Altyapı Yatırım Bankası Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-emin-adiyaman-26-2016-01-06-asya-altyapi-yatirim-bankasi-kurulus-anlasmasinin-onaylanmasinin-uygun (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=43065
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır)Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Asya Altyapı Yatırım Bankası Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasına İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Değerli milletvekilleri, uluslararası ilişkiler hiç şüphesiz devletlerin karşılıklı ortak çıkarlarına ve mütekabiliyet ilkesine dayanır. Elbette Türkiye'nin de uluslararası ilişkiler boyutunda kendi ulusal çıkarları ve devlet çıkarları doğrultusunda başka ülkelerle iş birliğine girmesi, ortak yatırımlar gerçekleştirmesi doğal bir durum. Ama öncelikle, Asya gibi bizden coğrafik olarak -özellikle az önceki hatibin de belirttiği üzere, Çin’in öncülüğünde- kilometrelerce uzakta olan ülkelerle yapılan iş birlikleri bu şekilde gündemimize gelirken, hemen yanı başımızda hemen komşumuz olan Suriye, Irak, Rusya, İran, Yunanistan gibi pek çok konuda ortak çıkarlarımızın örtüştüğü ülkeler ve bu ülkelerle, yine hem tarihsel hem inanç boyutundaki yakınlaşmamız da nazara alındığında, komşularla sıfır sorunla başlayan dış politikamız maalesef Arabistan çöllerinde sürünmektedir. Oysa, AKP Hükûmeti iktidara geldiğinde bütün komşularımızla sıfır sorunlu bir politika izleyeceğini, tüm komşularla iş birliği, dostluk ve kardeşlik ilişkisini gerçekleştireceğini dile getirmişti ama geriye dönüp baktığımızda bugün hiçbir komşumuzla sorunsuz değiliz; hemen tüm komşularımızla sıfır sorun değil, yüzde yüz sorunluyuz.
Daha dört yıl öncesinde, 2011 Suriye iç savaşı başlamadan önce, Sayın Cumhurbaşkanı o dönemde Başbakanken Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la kol kola, ailece iki kanka olarak Türkiye'nin sahil bölgelerinde dostlardı, kardeşlerdi ve Beşar Esad sanki yetmiş yıllık Suriye tarihinde diktatör değildi ve sarmaş dolaş tatil yapmaktalardı. Ama ne olduysa, bugün Beşar Esad diktatör, halkına kurşun sıkan bir barbar. Yine, Beşar Esad’dan daha vahşi, daha diktatör, daha bağnaz olan Suudi Arabistan Kralı’yla şimdi kol kola, el ele. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı kiminle el ele, kol kola verdiyse bir uğursuzluk getirdi. Muhtemelen Suudi Kralı’nın da geleceği pek parlak değil, onun da geleceği Beşar Esad’a benzeyecek gibi görünüyor.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)Maşallah dediği inek sütten kesiliyor.
MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla)Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, dış politikada sıfır problemden yüzde yüz probleme varan dış ilişkilerimiz ve komşu ülkelerle âdeta düşmanca olan ilişkilerimiz bununla bitmiyor. Suriye’deki gelişmelerde ortaya çıkan, belli bir dinamik hâline gelen, aslında tarihsel olarak, Türklerle tarih boyunca ittifak hâlinde olan Kürt halkının Suriye’deki kazanımları, IŞİD barbarlarına karşı vermiş olduğu mücadele ve bu mücadelede ulaştığı başarı da yine mevcut AKP Hükûmeti açısından tehlike olarak görülmekte ve düşman bir politikayla bakılmaktadır.
Şimdi, değerli arkadaşlar, eğer uluslararası ilişkiye gireceksek, tıpkı Meclisin gündemine gelen Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi ilişkilere gireceksek öncelikle kendi komşularımızla, tarihsel birlikteliğimiz olan halklarla bir dostluk, barış ve kardeşlik ortamını, adasını yaratmak zorundayız.
Şimdi, dış politikada bu başarısızlığa ulaşmanın doğal sonucu olarak kendi iç ilişkilerimizde, ülke içerisindeki siyasetimizde barışı inşa edememenin, temel sorunlarımıza çözüm üretemememizin yansıması olarak da dış politikada, dış siyasette tıkanır ve yalnızlık yaşarız.
En başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’de inanç sorunlarına çözüm üretmeden, bugün Meclisimizde gündeme gelen Roman sorununu çözmeden, dolayısıyla bütün bu sorunlara belli bir eksenle bakarak, tıpkı yetmiş yıllık statükocu anlayış gibi bu sefer de Neoosmanlıcılık ya da Panislamist bir yaklaşımla, mezhebî bir yaklaşımla biz meselelere çözüm üretmeye çalışırsak elbette dış siyasette de tıkanır, elimiz kolumuz bağlanır ve yalnızlık yaşarız.
Bakın, değerli milletvekilleri, tarihte Kürtler ile Türklerin karşılaştıkları üç önemli dönüm noktaları vardır. Biri: 1071’dir, Mervani Kürt devleti ile Alp Arslan’ın karşılaşmasıdır. İkinci tarihsel önemli karşılaşma: 1514, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisî. Ve üçüncüsü: Kurtuluş Savaşı dönemidir, Birinci Dünya Savaşı. Altını çizerek söylüyorum ve dikkatinizi celbetmek istiyorum: Tarihsel bu üç karşılaşmanın her biri Kürtler ile Türkler arasında yüz yıllar devam eden ittifaklara neden olmuştur ve tarihin hiçbir döneminde Kürtler ile Türklerin ilişkisi zor üzerine, baskı üzerine, şiddet üzerine inşa olmamıştır ve hiçbir halk da bunu Kürtler üzerinde başaramamıştır. Bütün bu ittifaklar gönüllülük esası üzerinedir.
Bugün AKP iktidarının kürdistanda sürdürdüğü zora dayalı, baskıya, ıslaha, terbiye etmeye dayalı politika başarıya ulaşamaz, ulaşamayacaktır. Bunun tek çözüm yolu var: Eğer Kürtler varsa ki vardır, tarihî bir gerçekliktir, üzerinde yaşadıkları bir coğrafyaları varsa ki vardır, kürdistandır. Bu kürdistan coğrafyasının devamı Irak’ta sizin daha düne kadar “postal yalayıcımız” dediğiniz, sizin düne kadar “aşiret reisleri” dediğiniz, bugün iş birliği yaptığınız, kanka olduğunuz güney Kürdistan bir realiteyse, Rojava da bir realitedir, kırmızı çizgilerle bu gerçekliği değiştiremezsiniz. O zaman yapılacak tek şey vardır: Kürtler varsa, Kürt’ün dindarıyla dinsiziyle, genciyle ihtiyarıyla, sağcısıyla solcusuyla oturacaksınız, tıpkı tarihte verdiğimiz örneklerde olduğu gibi, gönüllülük esası üzerine, haklar üzerine, özgürlükler üzerine, Kürtlerin bir halk olmaktan doğan temel hakları üzerinden anlaşma yapacaksınız, ittifak yapacaksınız. Ve işte göreceksiniz, esas, tıpkı 1500’de Yavuz Sultan Selim’in İdrisi Bitlisî’yle yaptığı ittifakla nasıl ki Memlûklulardan halifeliği aldı, bütün Orta Doğu coğrafyasını kendisine bağladı ve o tarihten sonra imparatorluğa dönüştüyse; nasıl Alp Arslan Mervani Kürt devletinin göndermiş olduğu 15 bin kişilik orduyla Romen Diyojen’i yendiyse, nasıl Kurtuluş Savaşı’nda hep hamaset siyasetiyle dile getirdiğiniz yedi düvele karşı savaşta Kürtlerle ittifak yaptıysanız, bugün de Türkiye'nin güçlenmesini, uluslararası konjonktürde bir güç olmasını istiyorsanız, Kürtlere tankla, topla, derebeyi hukukuyla gitmeyeceksiniz. Bugün kürdistanda derebeyi hukuku uyguluyorsunuz. Sultan, vezir ve bölgedeki valileriniz derebeyidir, mevcut 12 Eylül Anayasası’nı bile ihlal ediyorsunuz, ona bile riayet etmiyorsunuz.
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul)Derebeyi yok, derebeyi yok.
MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla)Çünkü bugün uyguladığınız sokağa çıkma yasağının mevcut 12 Eylül faşist Anayasası’nda bile dayanağı yoktur. 5442 sayılı Yasa’ya dayandırıyorsunuz, 11’inci maddesine, yoktur böyle bir hüküm. Çıkın, bu Mecliste, eğer yapacaksanız, sıkıyönetim ilan edin, olağanüstü hâl ilan edin, bunun Anayasa’da dayanakları var ama 5442 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesinde yoktur. Sizin valileriniz, sizin talimatlarınızla kürdistanda şehirleri kuşatıyor, tankla, topla şehirleri bombalıyor; bu yetmez gibi süresiz sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bunun mevcut hukukta dayanağı yoktur. İşte bu hukuk keyfî hukuktur, bu hukuk Orta çağ hukukudur, işte sultan, veziriazam ve derebeyi hukukudur, sizin uyguladığınız hukuk tam da bu hukuktur.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
53 konuşma daha · 6 Ocak 2016