İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 105. BİRLEŞİM · SALI

Çalışma saatleri ve konuları hk.

Mehmet Eraslan

Hatay Milletvekili ·

Genel Kurul, 105. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Mayıs 2006 · 1.041 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Eraslan, 23 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.041 kelime.

Mehmet Eraslan (Hatay). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-eraslan-22-2006-05-23-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MEHMET ERASLAN (Hatay)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK Parti Grubunun vermiş olduğu önerinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım ve grup önerisine baktığımız zaman, iki kanun tasarısının öne alınması, sözlü soruların ve denetim işlerinin görülmemesi var.

Tabiî ki, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen bütün kanun teklifleri, tasarıları önemlidir; öne alınabilir, öne çekilebilir ve görüşülebilir; fakat, her hafta, özellikle salı günü yapılan grup önerilerinde, denetim görevinin ve sözlü soruların görüşülmemesi gerçekten bizleri üzüntüye sevk ediyor. Her bir milletvekili, bu Yüce Parlamentonun her bir üyesi, millet adına, ülke adına, sektörel bazda birtakım sorular soruyor ve İçtüzüğün kendisine tanıdığı hakkı kullanarak denetim görevini yapmak istiyor; ama, gerçekten, her hafta; ama, her hafta, aylardan beri, hatta yıllardan beri, sözlü soruları görüşmeyelim, denetim işlerini görmeyelim der isek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aslî bir görevini, aslî bir icraını bir tarafa itmiş, bir tarafa bırakmış ve bu noktadaki icrayı yapmamış oluruz diye düşünüyorum. Bundan sonraki haftalarda, milletvekillerinin sözlü sorularının cevaplandırılmasını ve denetim görevlerinin yerine getirilmesini temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu grup önerisine bakıyorum; bir de, araziye bakıyorum, taşraya bakıyorum, illere bakıyorum, beldelere bakıyorum, köye bakıyorum, esnafa bakıyorum, memura bakıyorum, kamu kesimine bakıyorum, kamuda çalışanlara bakıyorum, yetmişüç milyon ülke insanına bakıyorum ve acaba, gelen bu Grup önerisi, bu milletin hangi yarasına çare üretecek diye düşünüyorum ve her hafta gelen Danışma Kurulu önerilerinin veya grup önerilerinin içinin boş olduğunu görüyorum. İçinin boş olduğunu görüyorum; çünkü, sorunlar devam etmekte ısrar ediyor. Ekonomide bir kırılganlık ve ekonomide bir sorun var, gençliğin istihdam sorunu var, bu ülkede yaşayan kadınların sorunu var, bu ülkede çalışan kamu kesiminin sorunları var, köylünün, çiftçinin büyük sorunları var, tekstilcinin sorunları var, esnafın, KOBİ'lerin, yatırımcının, üreticinin sorunları var ve ihracatçının sorunu var, yüksek girdi maliyetleri var, katlanılması mümkün olmayan düşük aylıklar, düşük ücretler var ve bu sorunlar her geçen gün artarken, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi bu olması gerekir iken, bakıyorum, milletin gündemiyle, arazinin gündemiyle, Türkiye'nin güvenlik sorunu gündemiyle, Türkiye'nin sosyal sorunlar gündemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi arasında maalesef uçurumlar var.

Şimdi, bu sorunlar ne, soracak olursanız; bir defa, değerli arkadaşlar, siyaseti, kendi çıkarlarımız, kendi siyasî ikbal kaygılarımız mantalitesiyle, kültürüyle yapmamamız gerekiyor. Siyaset, ulvî bir görevdir, kutsal bir görevdir; ama, siyaset, Türkiye'nin menfaatları ve bu ülkede yaşayan aziz milletin menfaatları doğrultusunda ve onların içinde bulundukları sıkıntıları, ıstırapları yok etme noktasında gayret gösterilerek eğer siyaset yapılır ise, işte o zaman, siyaset, kutsal bir görev, ulvî bir görev ve manalı bir görev olur. Aksi takdirde, eğer her şey yolunda deyip, koltuğumuza oturup, arkamızı da yaslayıp; hiç kimsenin şikâyet etme hakkı yoktur, her şey mükemmel, Türkiye düzlüğe çıkmıştır, aziz milletimiz büyük bir refah içerisinde yaşamaktadır mantalitesiyle yaklaşır isek, doğruları görme noktasında büyük bir zafiyete düşmüş oluruz demektir. Dolayısıyla, yanlışlıkları, eksiklikleri, zafiyetleri ve toplumun sorunlarını var olarak kabul etmek, siyaseten büyük bir erdemliliktir diye düşünüyorum. Eğer böyle yapmaz isek, siyaset kurumu ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin durumu ile milleti birbirinden uzaklaştırırız, devlet ile milleti birbirinden uzaklaştırırız, siyaset kurumu ile milleti birbirinden uzaklaştırırız ve milletin Parlamentoya duyduğu güveni, maalesef, azaltmış oluruz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, dışticaret açığı 2001 yılında 10 milyar dolar. Bakın, bu rakamlar benim rakamlarım değil. Bunlar devletin rakamları, resmî rakamlar, sayın bakanlarımızın yazılı soru önergelerimize cevaben verdiği. Bakın, bir kırılganlıktan bahsediyorum ve sadece birkaç rakam vereceğim. 2001 yılında dışticaret açığı 10 milyar dolarmış, 2002 yılında 15,5 milyar dolar. Şimdi, bu dışticaret açığının düşmesini biz temenni ederdik ve bunu, gerçekten, ayağa kalkarak, ayakta da alkışlardık ve bunun da bir erdemlilik olduğuna inanan ve iman eden insanlardanız; fakat, dışticaret açığı 2001 yılında 10 milyar dolar, 2002 yılında 15 milyar dolar iken, 2005 yılı sonu itibariyle 42,9 milyar dolara, 43 milyar dolar düzeylerine gelmiştir. Bu bir sorun mudur; bu bir sorundur. Bu sorunun çözümleri de vardır. Bu sorunların çözümü, yatırım, üretim ve ihracat modelini, ekonomik modelini bu ülkede var etmektir, KOBİ'leri, esnaf ve sanatkârları, yatırımcıyı, üreticiyi teşvik etmektir, girdi maliyetlerini düşürmektir ve global pazarda, dünya pazarında kendi insanımızı, kendi üreticimizi yarışır hale getirmektir. Yapılacak olan budur; ama, bakıyoruz, olmuyor.

Değerli arkadaşlar, kısa vadeli dışborçların artış oranına bakıyoruz; 2003 yılında 23 milyar dolar, 2004 yılında 31,8 milyar dolar, 2005 yılında 36,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve maalesef, kısa vadeli dışborçlarımızın artış oranı, aynen dışticaret açığı gibi, her geçen ay, her geçen yıl artmıştır; bu da, bizim kamburumuzdur, maalesef, bizim ekonomimizin, Türk ekonomisinin büyük bir ıstırabıdır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, cari açığa baktığımız zaman, 2001 yılında 3,4 milyar dolar ve gelmişiz 2005 yılının sonuna, 22,9 milyar dolar. Bunlar, sayın bakanlarımızın bizlere vermiş olduğu, yazılı soru önergelerimize vermiş olduğu cevaplardır. Peki, niye, bugün cari açık -2005 yılı sonu itibariyle- 22,9 milyar dolar oldu; bunu düşünmek, ilgili bakanların veya Bakanlar Kurulunun veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin veya özellikle siyasî iktidarın görevi değil midir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, Devlet Planlama Teşkilatının ve Hazinenin vermiş olduğu verilere bakıyoruz; içborç 2002 yılında 91 milyar dolarken, 2006 yılının ocak, şubat ayı dahil 185,3 milyar dolar düzeyine gelmiştir. Toplam dışborç stokumuza bakıyoruz; 2002 yılında 130 milyar dolarken, maalesef, 2005 yılı sonu itibariyle 170 milyar dolar düzeylerine gelmiştir.

Evet, ihracatımız artmaktadır; ama, ithalatımızın ihracatımızın 2 misli artmasından dolayı, dışticaret açığı, ekonomimizi kırılganlığa sürüklemektedir ve cari açık, gayri safî millî hâsılanın yüzde 7'sidir. Bu bir kırılganlıktır, bu bir krizdir, bu bir tehlikedir, bu bir alarmdır, kırmızı çizgidir. 2002 yılında Arjantin'deki kriz yüzde 6,5'le olmuştu. Yani, bizde cari açık, gayri safî millî hâsılanın yüzde 7'si. Arjantin'de 6,5 iken, maalesef, ekonomik kriz yaşanmış. Ve Türkiye'de 3,6 iken 2000 ve 2001 yıllarında ekonomik krizler yaşanmış. 2001 yılında 4,9'la ekonomik kriz yaşanmış; ama, geldiğimiz gün itibariyle cari açık gayri safî millî hâsılanın yüzde 7'si dolaylarındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

MEHMET ERASLAN (Devamla)Değerli arkadaşlar, artık, kulağımızı millete vermek durumundayız. Artık, siyasî irade olarak, siyasî iktidar olarak kulağımızı millete vermek durumundayız ve milletin taleplerini, arzularını, milletimizin hassasiyetlerini, her noktadaki hassasiyetlerini; uluslararası politikada, güvenlikte, terörle mücadelede, ekonomide, geçimsizlikte, açlık, yoksulluk, fakru zaruret içerisinde yaşayan milletin gündemini Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımak durumundayız.

OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımı adaletsizliğinde şampiyonuz. En üst gelir grubu daha zengin olur iken, en alt gelir grubunun geliri her geçen gün düşmekte ve makas açılmaktadır. Bu ülkede zengin daha zengin; yoksul, fakir ve sefalet içerisinde yaşayan insanlar da, maalesef, daha fakir olma yolundadır ve 18 000 000 kişi yoksulluk içerisindedir. 1,5 milyon insanımızla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 23 Mayıs 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook