Avusturya cumhuriyeti bulgaristan cumhuriyeti macaristan cumhuriyeti romanya ve türkiye cumhuriyeti arasında nabucco projesi hakkında anlaşmanın onaylanması (s.s.447)
Antalya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 69. Birleşim · 4. yasama yılı · 4 Mart 2010 · 2.460 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Günal (MHP), 4 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVUSTURYA CUMHURİYETİ BULGARİSTAN CUMHURİYETİ MACARİSTAN CUMHURİYETİ ROMANYA VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ ARASINDA NABUCCO PROJESİ HAKKINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASI (S.S.447)); konuşma 2.460 kelime.
Mehmet Günal (MHP, Antalya). “Avusturya cumhuriyeti bulgaristan cumhuriyeti macaristan cumhuriyeti romanya ve türkiye cumhuriyeti arasında nabucco projesi hakkında anlaşmanın onaylanması (s.s.447)”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 4 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-gunal-23-2010-03-04-avusturya-cumhuriyeti-bulgaristan-cumhuriyeti-macaristan-cumhuriyeti-r (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya)Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Avusturya Cumhuriyeti, Bulgaristan Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, Romanya ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Nabucco Projesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle “Nabucco” isminin nereden geldiğiyle başlayacağım ki sonunda tekrar oraya döneceğim. Yapılan bazı röportajlarda, o zamanki bürokratlarımız otururken, İtalyan besteci Verdi’nin “Nabucco Operası”nın dinlendiğini, dolayısıyla o anda akıllarına gelmiş –hani böyle bir proje oluştururken oturup düşünülür ya- bir anda “’Nabucco’ adını verelim.” demişler. Şimdi, “Nabucco” ismi bizim çok eski tarih kitaplarında vardı “Nabukadnezar” diye, Babil Krallığı’nda, aslında, onun kısaltılması. “Nabukodonosor” diye söylüyorlar, İngilizcesiyle de “Nabukadnezar” diye bizim de Türkçeye çevirdiğimiz bir isim. Zaman zaman eski tarih kitaplarında vardı, şimdisini bilmiyorum. Artı, bir de bizim popüler kültür arasında çok fazla tartışılan, seyredilen “Matrix” filmi vardı, hatırlarsınız. Onun içerisinde de yine filmin kahramanının -genelde serinin tamamında var ama- ustası tarafından bu özel ortamda yetiştirildiği geminin ismi olarak yani kötülüklerle, şeytanlarla, virüslerle, kötü makinelerle, insanlığı yok etmeye çalışanlarla mücadelesinin bir simgesi olarak ortaya konulmuş bir isim. Öncelikle buraya geldim ki sonra buraya biterken döneceğim. Başında size kısaca ismini söyleyeyim istedim.
Değerli arkadaşlar, kanun tasarısına ilişkin gerekçeye baktığımız zaman, burada aslında ipucu veriyor ama söylenen bir iki şeye değineceğim konu çok derin olduğu için: “Türkiye'nin fiziki enerji merkezi rolünü ortaya çıkaracak. Aynı zamanda, ileriye yönelik fiziki ve ticari enerji merkezi olma hedefimize büyük katkı sağlayacaktır. Diğer taraftan, Hazar ve Orta Doğu bölgesinin yıllardır yürüttüğü Avrupa enerji pazarına açılım hedefleri, bahse konu ülkelerin ve Avrupa’nın enerji şebekelerinin Türkiye üzerinden açılacak dördüncü ana arter ile birbirine bağlanması, dolayısıyla karşılıklı ticaretin geliştirilmesi yoluyla hayata geçirilmiş olacaktır.”
Şimdi, değerli arkadaşlar, buraya baktığım zaman ve bu anlaşma metnine, bunun nasıl olacağını ben göremiyorum. Burada sadece bir niyet anlaşması var. Uzun süre beklemiş, şirket kuruluyor, daha önce de benzer bir şirket bunun araştırılması için kurulmuştu, sonra uluslararası şirkete dönüştürülmüş. Böyle bir şeye baktığım zaman bu amacın olması için, gerçi ipucunu veriyor “prensipleri tesis etmektedir” diye söylüyor, herhangi bir şey, somut bir şey yapılmadığını belirtiyor ama ben medyada yer alan, özellikle yandaş medyada yer alan haberlere bakınca Türkiye'nin bütün enerji arz güvenliği sorunu bu projeyle çözülüyormuş gibi görüyorum. Sayın Bakanın, sayın bürokratların anlattığına bakınca sanki bütün enerji meselesi çözülmüş gibi görünüyor. Ama, anlaşmanın hiçbir yerinde, Türkiye'nin lehine olacak, ne enerji arz güvenliğiyle ilgili ne alacağı gelirlerle ilgili ne daha önceki Bakanın ısrar ettiği bizim alacağımız payla ilgili, satın alacağımız doğal gazla ilgili hiçbir hüküm yok ve tam tersine, bütün yetkiler, Avusturya’da kurulu olacak olan uluslararası şirkete bırakılıyor.
Şimdi, bunlara bakınca bunun bir niyet anlaşması olmanın ötesinde bir hüküm içermediği ifade ediliyor. Sadece hükûmetleri de işin içine koyarak “Hadi biz bu işi verelim, sizler de destek olun.” diyor. Peki, Türkiye'nin enerji arz güvenliğiyle ilgili bir şey var mı? Yok. Doğal gaz tedarikiyle ilgili bir şey var mı? O da yok. Ne var? Güzel güzel, böyle üzeri örtülmüş sözler var.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunu niçin söylüyorum? Çünkü, bu, AKP Hükûmetinin bir enerji politikasının ve enerji stratejisinin olmadığını gösterir. Kendince var; benim söylediğim, millî bir enerji stratejisi yani kendi yerli kaynaklarımıza ilişkin olarak onların değerlendirilmesi, önümüzdeki sorunların giderilmesi.
Düşünün ki öyle bir hâle geldik, şu anda bunu tartışmıyoruz. Neden tartışmıyoruz? Enerji Komisyonu Başkanımız burada, Bakanımız burada. Bize önceki yılların tüketim projeksiyonlarını versinler. Eğer bu yıl kriz yaşanmasaydı, ekonomide daralma olmasaydı ve normal şartlarda elektrik enerjisi talebimiz devam etseydi Türkiye bir enerji açığıyla karşılaşacak mıydı, karşılaşmayacak mıydı, onu bize birazdan bilgilendirir. Soru olarak da sormuş olayım.
Yani şu anda sadece bu konjonktürel daralmadan dolayı, talebimizdeki düşüşten dolayı sıkıntı yaşamıyoruz. Şimdi, bu anlaşmalar, evet, önemlidir. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu projelerin -ama- kendi çıkarlarımıza uygun şekilde, kendi yerli kaynaklarımızı değerlendirecek şekilde, uluslararası diğer şirketlerle de iş birliği içerisinde yapılmasına taraftarız. Bizim söylediğimiz, “Bunun içerisinde öyle bir şey yok”, yani “İçini dolduralım.” Neden o zaman daha önceki Sayın Bakan “yüzde 15, yüzde 15” diye ısrar etti de bu seferki Sayın Bakanımız vazgeçti, anlaşma imzalandı? 2002’den beri duruyor, yeni bir konu değil.
O zaman, değerli arkadaşlarım, bunların hepsinin bir bütünlük içerisinde ele alınması gerekir. Onun için diyorum, burada bizim doğal gaz tedarikine ilişkin bir şey yok. Yani dünyanın doğal gazdaki bir numaralı ülkesi olan Rusya’nın lideri gülüyor, bizim yaptığımız anlaşmaya diyor ki: “İnsanlar isterlerse yerin altına boru hattı döşeyebilirler, bizim bir itirazımız yok.” Bu ne demek? “Kardeşim sen daha tedarikçiyi bulmamışsın, kimseyle anlaşmamışsın, burada bir doğal gaz anlaşması imzalıyorsun.” Yani basına yansıdı, sizler de okudunuz, aynen bu cümleyi söyledi, “Bizim ona bir itirazımız yok, isteyen yerin altına istediği kadar hat döşeyebilir.” dedi. “İçini doldurmadıktan sonra ne işe yarar?” anlamında bir şey söyledi.
E, peki, şimdi bakıyoruz, en büyük doğal gaz tedarikçileri kim? Bu ülkelerle biz, kendi -herhangi- anlaşmalarımızı belli bir noktaya getirebildik mi? Hayır, hâlâ görüşmelerimiz devam ediyor. E, İran’la ilgili sıkıntı var. Amerika müsaade etmiyor, siz de gidip anlaşamıyorsunuz şimdi. E, Irak’la zaten sıkıntı var. Son aşamada o da işin içine sokulmaya çalışıldı ama bölgesel hükûmet başka bir şey diyor, merkezî hükûmet başka bir şey diyor. Peki kim gaz verecek bu boru hattına? Dolayısıyla, burada, planlanmamış, sadece “dostlar alışverişte görsün” misali imzalanan bir anlaşma söz konusu.
Ha, “Bu bir niyet anlaşmasıdır, üzerine gideceğiz.” derseniz… Doğrudur ama içine koyduğumuz hükümlerle bütün yetkileri Avusturya merkezine veriyoruz. O zaman biz şundan vazgeçmiş oluyoruz… Yani, göz boyamayı bırakalım, o söylediğiniz gerekçedeki “fiilî enerji merkezi olma” işi bizden çıkmış. Nereye gitmiş? Baumgarten’a. Yani, Avusturya olmuş artık; doğal gazın merkezi, böylece, orası olmuş. Ceyhan’daki beklentilerimiz, bir terminal olmanın ötesinde, bölgesel olarak bir enerji piyasası olmak değil miydi? Öncelikle, bunların hepsini planlayan bir anlayışa ihtiyacımız var.
Sayın Bakanım burada. Kendisine bu bütçe sırasında sormuştum. Ondan önce de iki defa, 2007, 2008… Buraya çıkardım söylediklerimi, “Ne söylemişim?” diye. Önceki Bakanımız sırasında sordum: “Bizim bir millî enerji stratejimiz var mı Sayın Bakanım?” dedim. 2007’de yoktu. 2008’de, geldiğimizde konuştuk, yine sordum, dedi ki: “Var.” “Hayır, yok.” dedim. Kendisi bana, elektrik işleriyle ilgili şirketin altında bir strateji olduğunu söyledi, ben de onun özelleştirme stratejisi olduğunu söyledim. Yani, bizim buradaki anlayışımız, işin özelleştirilmesi, özel sektöre devredilmesi. Sonra ne olacak? Ondan sonra, bunun üzerine -iki senedir söylüyordum, üçüncü sene bu defa- Sayın Yıldız da yeni Bakan oldu, hem “Hayırlı olsun.” deyip hem sordum. Baktım, bir YPK kararı, DPT’nin hazırladığı, bir Enerji Strateji Belgesi hazırlanmış. Tamamı ne kadar, biliyor musunuz arkadaşlar? On sayfa, Resmî Gazete sayfasıyla. Yani, on sayfacık! Burada, isteyen arkadaşlara gösterebilirim.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)Anayasalar bile az sayfa olur.
MEHMET GÜNAL (Devamla)Şu büyüklükte, bakın isterseniz. Yani, yazı büyüklüğü Resmî Gazete sayfasıyla, aynen aldım.
İlginç şeyler var. O da bir niyet belgesi, yani aynen şimdi anlaşmada olduğu gibi. Onun için, dikkatinize sunuyorum. Strateji belgesi nedir? Yani, “strateji” deyince, on sayfaya Türkiye'nin enerji stratejisini nasıl sığdırabilirsiniz değerli arkadaşlar? Ben anlamakta zorluk çekiyorum.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya)Anlamazsın Hocam…
MEHMET GÜNAL (Devamla)Anlatıver sen bana.
Peki, oku: Nükleer enerji, üç satır. Nükleer enerji, üç satır. Oku, oku…
AKİF AKKUŞ (Mersin)Okuması yok onun, okuması yok!
MEHMET GÜNAL (Devamla)Bak, doğal gaz, iki satır. Doğal gaz iki satır arkadaşlar. Enerji Strateji Belgesi’nde doğal gaza ayırdığımız şey iki satır -isteyen arkadaşlara dağıtayım biraz sonra- nükleer üç satır.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, söylemeye çalıştığım şey bu. Yani bu anlaşmanın içeriği… Bu bir niyet belgesi. Bu, Türkiye'nin enerji sorunuyla ilgili bir şey getirmiyor. Strateji Belgesi dediğimiz şey de -arkadaşlarımız- bir yönetici özeti olmanın da özeti yani yönetici özetinin de aslında bu özeti. Türkiye'nin, en önemli sorunu olarak kaç yıldır tartıştığımız, çözemediğimiz, şimdi Rusya’yla devletlerarası anlaşmayla çözmeye kalktığımız, sürekli karar değiştirdiğimiz bir nükleer problemi var. Dünyada herkes santraller inşa ediyor, burada üç satır. Bugün tartıştığımız, “Çok önemli bir merkez olacağız bu anlaşmayı imzalarsak” dediğimiz konuda, doğal gazla ilgili iki satırcık…
Şimdi şunu anlatmaya çalışıyorum değerli arkadaşlarım, benim anlayamadığımı belki sonra arkadaşlarım anlatabilir de, bakarlar oraya, ben bu gördüklerimden anlayamıyorum. Bunun dışında olanları da, niyetleri zaman zaman toplantılarda konuşuyoruz, Sayın Bakanım söylüyor ama uygulamada göremiyoruz. Uygulamada göremeyince de bizim için bu şey, bir şey ifade etmiyor yani söylemle eylem arasındaki fark uymadığı zaman, bu bir şey ifade etmiyor.
Şimdi, değerli arkadaşlar, burada tabii çok söyleyecek şey var ama enerji konusunu genel olarak bu vesileyle tartışalım istedim, onun için size bunları söyledim. Bu anlaşmanın şeyi belli ama bizim hâlâ doğal gaz sıkıntımız devam ediyor. Yani doğal gazımızın üçte 2’sini Rusya’dan alıyor isek, yüzde 50’den fazlası, ürettiğimiz elektrik enerjisinin, doğal gazla üretiliyor ise, şu anda verdiğimiz lisanslarla bu önümüzdeki yıllarda yüzde 55’i geçecek ise ve tutup nükleeri de devletlerarası bir anlaşma ile Rusya’ya veriyor isek, bununla beraber şu anda yüzde 30’u geçen kısmı yüzde 50’yi geçecek ise, bana bunlardan bahsedin, bunu nasıl çözeceğiz? Hangi ülkelerden hangi tedarikler… Önce Türkiye'nin, enerji sorununu çözelim, tamam. Enerji köprüsü olmayalım ama sizin söylediğiniz gibi. Türkiye, bir enerji koridoru, enerji köprüsü olmamalıdır. Türkiye, enerji piyasasının buradaki merkezi olmalıdır, bir enerji marketi olmalıdır. Ceyhan’ı onun için düşünmedik mi? Onun yanına doğal gazı getirip Ahiboz merkezli olarak, İç Anadolu merkezli olarak yeni bir doğal gaz piyasasını da getirmemiz gerekirken şimdi sadece transit ülke konumundayız. Yeterli geliri de buradan elde etmeyi sağlayacak hükümleri anlaşmaya koymamışız. Kimin inisiyatifine bırakmışız? Uluslararası şirket Avusturya’da karar verecek, bizim de karar mekanizmasında hakkımız yok. Dolayısıyla, bizim söylediklerimizle bunların uyuşması gerekir. Aksi takdirde bizim buradan bir şey yakalama şansımız fazlaca yok.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu söylediklerim… Yani söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki tutarsızlık önemli. Size bir iki pasaj okuyacağım: “Yani bu konuda politikalar var ama uygulama yetersiz demiştim. Bana göre politikalar tutarsız değil, kendi içinde tutarlı. İletişim, sözlü olarak bizim anlattıklarımızla gerçekten yaptıklarımız arasında farklılıklardır aslında. Mesela özelleştirme stratejisi 80’li yılların başında yapılırken kapsamlı master planları yapılmış, sonra değişmiş.” diye söylüyor. Hangi sektörden, nasıl, hangi oranda çekileceği veya çekilmeyeceği orada belirtilmiş. “Ama ben gidiyorum, bir petrol dağıtım şirketi satıyorum, daha sonra da gidiyorum bir petrol dağıtım şirketi kuruyorum. Bu dağıtım şirketinin piyasada çok büyük rolü yok ama davranış bizim politikalarımıza olan barışıklığımızı sorgulatıyor. Biz bankaların sigorta şirketlerini satarken kamu bankaları yeni bir sigorta şirketi kuruyorsa bu da tutarsızlıktır.” Kim demiş? Sayın Müsteşarımız Metin Kilci Bey’in sözleri Sayın Bakanım. Yani bu söylediğim sözler benim değil. Yani söylediğimizden ziyade yapıp uyguladıklarımız… Sadece strateji belgesinde yazdıklarımız yeterli değil.
Yine aynı şekilde BOTAŞ’ta da değişikliklere değinmiş Sayın Kilci. “Orada da geçmişten gelen en büyük eksiğimiz, geçmişte çok oynadık bunlarla. TEK’ti TEDAŞ oldu, şu oldu bu oldu.”
Bakın, burada bir sistemik şeyi söylüyorum, şu anda AKP Hükûmeti şunu şunu yaptı diye söylemiyorum. Enerji meselesi millî bir meseledir diye baştan söyledim. Bu gelen yanlışlıkların düzeltilmesi lazım ama sekiz yıl oldu biz hâlâ sistemik şeylerle uğraşıyoruz değerli arkadaşlar. Yani gelen sorunların daha kısa sürede çözülüp daha fazla adımlar atmamız gerekirken, maalesef, bu sistemsel şeylerle uğraşıyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, size bir örnek daha okumak istiyorum. Bu konudaki dağınıklıktan dolayı “Ben anlayamıyorum.” dedim, demin Sayın Üstün diyordu “Anlarsın.” diye. Bir şeyi daha soracağım arkadaşlara. Hadi bunu baştan söyleyeyim kim olduğunu da “Yanlış söylüyorsun.” diye merak etmeyin. BOTAŞ’ın eski Genel Müdürü Sayın Cüneyt Düzyol diyor ki TPAO- BOTAŞ entegrasyonuyla ilgili konuda -çok kısa bir cümle söyleyeceğim- “Stratejik önemi haiz enerji sektöründe faaliyet gösteren BOTAŞ gibi bir şirketin özelleştirilmesinin çok büyük bir hata olacağını, BOTAŞ’ın küçültülmesi ve parçalanması, satılması değil, dikey bütünleşerek yapısının korunması, kısa vadede bölgesel, uzun vadede küresel oyuncu hâline dönüştürülmesiyle, mümkünse birleşme ve devralmalarla daha da büyütülmesini ve devler liginde rekabet edebilmesi için yeniden yapılandırılmasını…” diye devam ediyor.
Şimdi, bizim bunlara kafa yormamız lazım, millî bir bilinç içerisinde bunları toparlamamız lazım. Aksi takdirde, birçok sorun var şu anda tartışabileceğimiz. Ama bu çerçevede bizim sürdürülebilir bir enerji politikasını, yani hem kaynak çeşitlendirmesini hem arz güvenliğini hem uzun vadedeki projeksiyonlara bakarak, bu, kendimizin uluslararası projelerde yer aldığımız çerçeve içerisinde, yine enerjide bölgesel bir güç olmamızı sağlayacak projelere kafa yormamız gerekiyor. Bu belki bir iyi niyet beyanı olabilir. Ama esas itibarıyla, bu, sürdürülebilir enerji yaklaşımı çerçevesinde en az finansmanla, en az maliyetle, en az çevresel etkiyle ve sosyal maliyetle ve sürekli olarak Türkiye'nin, geleceğin Türkiyesi’nin, nüfusu artan Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılayacak, aynı zamanda bundan da, uluslararası konjonktürden de yararlanarak bir ekonomik katkı sağlayacak bir strateji belirlememiz gerekiyor.
Kısacası, bu anlaşmanın dışında yapılacak çok şeyimiz var. Yani bunları gerçekten yeniden… Sayın Bakandan da istirhamım, on sayfada, tamam, niyet var ama söylediğim gibi, iki satır Sayın Bakanım. Yani bu “strateji belgesi” dediğimiz zaman biz durum tespitini, zayıflıkları, avantajları, dezavantajları, önümüzdeki süreci nasıl yöneteceğimizi ve bu sürecin izlenmesini anlarız. O bir niyet belgesi olmuş sadece. Şimdi, bu çerçeveden baktığımız zaman sürekli olarak gelip giden, 2001, 2002’den bu tarafa tartışılan bir konuydu.
Aynı şekilde petrolle ilgili sıkıntımız var. Bir kanun tasarısı buraya geldi, çıktı, Sayın Cumhurbaşkanı kısmen iptal etti. Ne kadar oldu Sayın Başkanım? İki buçuk yıl oluyor değil mi, bekliyor. Ya, bu sizin, dün akşam burada patırtılı kütürtülü tartıştığınız referandum kanun değişikliğinden daha mı önemsiz? Neyse sorun, oturun, bürokratlarla tartışın, muhalefet partileriyle uzlaşın, millî bir petrol kanunu çıkaralım. Yani BOTAŞ’ın entegrasyonu -düzgün bir şekilde- uluslararası şirket olması –eski Genel Müdür söylüyor- bu çıkaracağımız kanunlardan daha mı önemsiz? Kaç yıldır bekliyor. Söylemeye çalıştığım bu anlayıştır, söylemeye çalıştığım gündelik şeylerle… O gün ne önemli? İşte falanca meseleyi tartışalım, efendim falanca bakanımız ısrar etti, onu getirelim… Öyle bir şey olmaz. Enerji en önemli meselelerden bir tanesi ve biz de bütün arz ve talebin kesiştiği noktanın merkezindeyiz. Türkiye’nin bu konumundan, göstermelik anlaşmalarla değil gerçekten bu potansiyelimizi değerlendirecek şekilde faydalanmamız lazım, bizim bütün söylediğimiz budur. Bu anlaşmaların genel felsefesine karşı değiliz, yapılacak uluslararası projelerin felsefesine karşı değiliz ama bu kadar süre beklerse, tutup yabancılara peşkeş çekmek üzere bir petrol kanunu çıkarırsak tabii ki karşı çıkarız. Ama ortak noktalarda anlaşabilirsek bunlara yeniden dönme şansımız olur.
Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte -önce 2023, sonra 2050’ye kadar dünyadaki projeksiyonlar bellidir- 2053 yılında, İstanbul’un fethinin yıl dönümünde, bir uzun vadeli vizyonla, diğer ekonomik meselelerde olduğu gibi, siyasi meselelerde olduğu gibi, enerji meselesinin de bir millî vizyonla kendi yerli kaynaklarımızı ön plana alan bir yaklaşımla, ama neyi, nerede yapacağımızı, hangi kaynakları ne kadar sürede devreye sokacağımızı, yenilenebilir enerjinin ne kadarını, tamamını kullanırsak doğal gazdan, ne kadarından vazgeçebileceğimizi ve en önemlisi de bu dışa bağımlılığımızı azaltarak, millî güvenliğimizi tehdit eden bu konularda ciddi bir çalışmayla millî bir strateji belirlememiz gerektiğine inanıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
MEHMET GÜNAL (Devamla)Bu konuda yapacağınız çalışmalarda milletin gerçek gündemine dönerek ekonomik ve sosyal konularda -bugünkü işsizlik rakamları açıklandı, yeni- bu konularda yapacağınız çalışmalarda yapıcı olarak destek vereceğimizi burada beyan etmek istiyorum ama bizi lütfen bu sanal gündemlerle, gerilimle, çatışmayla uğraştırmayın. Bekleyen sorunlarımız var, sadece niyet beyanlarıyla, niyet içeren strateji belgeleriyle ve bir iyi niyet beyanı olan bu anlaşmayla bizim enerji sorunumuzun çözülmesi mümkün değil ama buna millî bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor.
Sonuç olarak, burada bu anlaşmanın içeriğinin doldurulması -siz kabul edeceksiniz şimdi, “Sayısal çoğunluğumuz var.” diyeceksiniz ama- sonraki uygulamada en azından sıkı bir pazarlıkla o vazgeçtiğimiz birtakım avantajlarımızın geri alınması gerektiğini düşünüyorum. İnşallah bu vesileyle millî bir enerji stratejisinin hazırlanmasına ve millî politikaların uygulanmasına vesile olmuş oluruz.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. Hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
57 konuşma daha · 4 Mart 2010