Milletlerarası para fonu ile milletlerarası imar ve kalkınma bankasına katılmak için hükümete yetki verilmesine dair kanun teklifi hk. (s.s.458)
Antalya Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 134. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Temmuz 2010 · 1.259 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Günal (MHP), 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETLERARASI PARA FONU İLE MİLLETLERARASI İMAR VE KALKINMA BANKASINA KATILMAK İÇİN HÜKÜMETE YETKİ VERİLMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ HK. (S.S.458)); konuşma 1.259 kelime.
Mehmet Günal (MHP, Antalya). “Milletlerarası para fonu ile milletlerarası imar ve kalkınma bankasına katılmak için hükümete yetki verilmesine dair kanun teklifi hk. (s.s.458)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-gunal-23-2010-07-14-milletlerarasi-para-fonu-ile-milletlerarasi-imar-ve-kalkinma-bankasina (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Uluslararası Para Fonu’na ilişkin bir anlaşmayı görüşüyoruz ama ben bu vesileyle de olsa kısır gündemin dışında, ekonomiyle ilgili dolaylı olarak da olsa bir şeylerin konuşuluyor olmasını olumlu bulduğumu, tasarının en olumlu tarafının da bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü uluslararası bir anlaşma, normalde olduğu gibi burada, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanması gerekiyor ama son günlerde birtakım lüzumsuz işlerle fazla uğraşıldığı için maalesef halkın gerçek gündeminden uzaklaşıyoruz.
Bazı arkadaşlarımız gülüyor ama isterseniz gündemin 1’inci ve 2’nci sırasında bekleyen iki tasarıyı size söyleyeyim: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı 1’inci sırada duruyor, 2’nci sırada Türk Borçlar Kanunu Tasarısı duruyor. Bunlar artık ne kadar duracak? Yasama yılı bitince tekrar yenisinde de sıraya girip girmeyeceği belli değil.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Kadük olacak, kadük.
MEHMET GÜNAL (Devamla)Ekonominin işleyişine ilişkin doğru dürüst bir kanun tasarısı, teklifi burada görüşülmüyor. O vesileyle, IMF vesilesiyle en azından birtakım şeyleri konuşmuş oluruz diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada arkadaşlarımız IMF’nin geçmişine, sistemin gelişimine, sistemdeki değişikliklere ilişkin birçok şey söylediler. Ama özü itibarıyla, bu kotaların artırılması, oy hakkı, hepsi olması gereken şeyler. Ama öncelikle şunu da tartışmamız lazım: Ee, ne oldu? Yani üç dört yıldır yapılan tartışmalar, “anlaşma yapıldı, yapılmadı” her gün gazeteciler, televizyoncular peşinde koşarken bir anda boşa düştü. Ondan sonra gündemden çıkıyor. Anlaşma ne oldu? Ortada yok. Gözden geçirmeler ne oldu? Onlar yok. Sadece ara sıra Sayın Başbakan ve bazı bakanlar çıkıp diyorlar ki: “IMF’ye borcu siz artırdınız, biz azalttık, ödedik.” Başka, IMF ile ilgili hiçbir şey elhak konuşulmuyor. Biz sizlere açıkça söylemiştik: “IMF’den para almaya gerek yok, kendi kaynaklarımızı kullanalım. Arkasında durun, buna da itirazımız yok.” demiştik. Ama arada sayın bakanların konuşmalarında da cevap verdiklerini görünce bu hususun altını bir defa daha sizlerin huzurunuzda çizmek istiyorum değerli arkadaşlarım.
Bakınız, daha yeni, gelmeden önce IMF’nin web sitesinden tekrar baktım. En son yapılan stand-by anlaşmasının tarihi 11 Mayıs 2005. Bitme tarihi 10 Mayıs 2008. Onaylanan miktar 6 milyon 662 bin. Yani 6,7 milyar SDR; bu da bugünkü kurla 10 milyar dolara tekabül ediyor. Yanında yazıyor, çekilen miktar, tamamı çekilmiş. Yani, “8 milyara düşürdük.” dediğiniz şeyin zaten 10 milyarını siz kullanmışsınız 2005 Mayıs ayındaki anlaşmayla. Bir kere, bunu, baştan bir tespit etmemiz lazım -isteyen arkadaşlara, taze, bugünün print’idir- tamamı kullanılmış 2008 bitinceye kadar. Öncelikle bunu bir düzeltmemiz lazım çünkü sayın bakanlar “Siz şöyle borç aldınız, borç alan emir alır.” gibi -ayrıntısına girmiyorum- burada bir sürü arkadaşlarımızın açıklamaları var, töhmet altında kalmasınlar diye düşünüyorum. Onun için de…
Az önce Sayın Tütüncü konuşurken bir dilekte bulundu: “Türkiye'nin inşallah cari işlemler açığı artmaz, biz de buna ihtiyaç duymayız.” diye. “Amin” diyorum ama sanki olmayacak duaya amin diyormuşuz gibi geliyor. Daha bu hafta içerisinde cari işlemler rakamları açıklandı. Talepte hafifçe bir kıpırdanma olunca, yine yüksek düzeylerde, 17 milyar dolarlık cari işlemler açığı hemen bu dönem içerisinde geldi. Şimdiden böyle bir açığımız var ve sinyal vermeye başlıyor.
Bu vesileyle bir hususu daha dikkatinize sunmak istiyorum: Cari açık tabii ki bir sonuç ama bununla beraber, bizim ne kadar dış kaynağa bağlı hâle geldiğimizi, kendi kaynaklarımızla yeterli hâle gelemediğimizi, dışarıdan borçlanmayla, kredilerle ekonomiyi döndürmeye başladığımızı gösteriyor ve bu hususta, iki üç yıldır, yine daha çok tartıştığımız net hata ve noksan kalemi var. Önceki yıllarda da Sayın Merkez Bankası Başkanına da, sayın bakanlara da geldikleri zaman sorduk. Bir, “Varlık barışından şu kadar geldi.” dediler; sorduk, onu da izah edemediler. Dolayısıyla, ekonominin böyle bir sıcak paraya ve net hata noksan kaleminde görülen… Nereden girdiği ya da nereye gittiği belli olmayan paraları işaret eder net hata ve noksan kalemi, ödemeler dengesinde. Bizde de hep çıkış olduğu için, daha önce bu şekliyle beklerdik. Şimdi, nereden girdiği belli olmayan birtakım paralarla ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Tabii burada, düşük kur yüksek faiz politikasının da önemli etkisi var değerli arkadaşlarım. Maalesef yapılan açıklamalar tatmin edici olmadı. Varlık barışından gelenlerin bir kısmını sayın bakanlarımız ve Merkez Bankası Başkanımız izah etti ama ortada hâlâ açıklanamayan, özellikle de 2008 Ekim ile 2009 Mayıs, Haziran aylarına kadar devam eden, ciddi anlamda kaynağı belli olmayan para girişinin olduğu tartışıldı.
İlginç bir şey, sizlerin de bilgisine sunayım. Biz komisyonda bilgilendik, arkadaşlarımızla zaman zaman sorduk ama maalesef yeterli olmadı. Burada, Sayın Merkez Bankası Başkanımız, sorduğumuz zaman dedi ki: “Efendim, geliş kaynağı, ne amaçla geldiği belli olmadığı için biz bunları rapor edemedik, onun için görünmeyenler var.” Oysa ödemeler dengesinde bir çift kayıt prensibi vardır, hem giren para hem çıkan para bir şekilde orada görünmek zorunda. Eğer kaynağı belli değilse diğer kalem var, diğerin altında bir daha diğer var, oralara girmiş olması gerekiyor hem de eğer beyan edildiyse varlık barışı çerçevesinde zaten kayıtlara girmiş olması gerekiyor. Dolayısıyla bir sıcak paraya dayalı olarak üretmeden tüketen, borçlanan bir ekonomik yapıda bunlarla kavga etmeye devam ediyoruz. Maalesef bu sorunlar hiçbir şekilde tartışılmıyor ve hafif kıpırdanma başlayınca, az önce söylediğim gibi, bu cari işlemler dengesi sorunumuz, daha doğrusu açık sorunumuz yeniden baş göstermeye başlıyor. Peki, nereden, o zaman, açığımızı karşılayacağız? Ya bu rezervlerdeki azalışla karşılamamız lazım veya dışarıdan gelecek kaynaklarla karşılamamız lazım. E, bakıyoruz bu konuda da zaman zaman yanlış bilgilendirme sonucu veya bizi yanlış yönlendirme amacıyla yapıldığını hep söylüyorum.
Sayın Başbakanımız sıkça diyor ki: “Merkez Bankasının rezervlerini şu kadara çıkardık.” Defalarca sizlere de söyledim, ekonomiden sorumlu bakanlarımıza da söyledim ama ya uyarılmıyor Sayın Başbakan veya ısrarla o yanlışa devam ediyor. “Efendim, Merkez Bankası rezervlerini biz 70 milyar doların üzerine çıkardık.” E, buraya geldiği zaman, arkadaşlarımız da vardı, burada komisyon üyeleri de var, sorduğumuz zaman “Merkez Bankası rezervlerini kim artırıyor, döviz alış emirlerini?” Merkez Bankasının yönetimi veriyor. “Peki, Sayın Başbakanın bunda bir dahli var mı?” dedik. Yok. “E, peki, neden o zaman rezervin arttığı konusunda övünüyor?” diye defalarca sorduk. Merkez Bankası Başkanımız boynunu büktü doğal olarak, o konuda yorum yapamadı. Şimdi, tekrar soruyorum: Ya bu konularda Sayın Başbakanı danışmanları ve ekonomiden sorumlu bakanlarımız uyarsınlar… Merkez Bankası bağımsızdır. Döviz alış ve satış konularında Merkez Bankasına hükûmet karışamaz, sadece kur rejimini belirlemede Merkez Bankasıyla hükûmet beraber karar verir. Merkez Bankasının kur politikasına hükûmet hiçbir şekilde karışamaz. Merkez Bankasının döviz rezervleri 50 bin de olsa 50 milyar da olsa onda hükûmetin doğrudan bir dahli yoktur.
Dolayısıyla, bir de tabii bunun başka bir boyutu var değerli arkadaşlarım: O kadar rezerv tutmanın bir maliyeti var. Ne kadar miktarda rezerv tutmak optimumdur, onun üzeri doğru mudur, bize maliyeti nedir, o rezervleri nerelerde tutuyoruz? Tabii, o ayrı konu. Ben, sadece bu söylemin yanlış olduğunu, bir; ikincisi, “IMF’nin borcunu biz ödedik, siz çoğalttınız.” demenin de yanlış olduğunu vurgulamak için söyledim. Mecbursunuz. Siz “Alınan borcun şu anda hiçbir tanesini ödemedik.” dediniz mi? Burada önümüzde ödeme takvimi duruyor; 2010 yılında 964 anapara, 38 faiz; yine 2011’de 1.780 anapara, 41 küsur faiz duruyor; bunları ödeyeceğiz. Hangi hükûmet gelirse gelsin, Türkiye Cumhuriyeti devleti borcunu… Siz gideceksiniz öbür sene biz geleceğiz, 2012’de de var, ödemek zorundayız. Öyle “ödemem” diye bir şey yok, aldığınız borcu ödeyeceksiniz. Biz aldıysak siz ödeyeceksiniz. Sizin aldığınız 10 milyar duruyor, bizimkiler bitti, siz kendinizinkini ödüyorsunuz, gerçekten; rakamlar burada, isteyen arkadaşlara verebilirim. 6,666 milyar SDR, yani 10 milyar dolar. Ee, geri kalan 8 milyar, şimdi 7 küsur oldu, o da sizin aldığınız borçlar. Ama biz, hükûmete geldiğimiz zaman mecburen ödeyeceğiz ve “Siz aldınız, biz ödüyoruz.” demeyeceğiz, alınmış, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin borcudur.” diyeceğiz.
Ben, bu konularda Sayın Başbakanı doğru bilgilendirmek gerektiğini düşünüyorum, eğer devam ederse o zaman art niyet aramaya başlayacağız bu konularda.
Bir de, IMF’nin bu kanun tasarısı vesilesiyle, uluslararası sözleşmeyi, kurucu sözleşmeyi onaylayacağız. IMF’nin rolünün de ciddi anlamda sorgulanması gerektiğini bu vesileyle hatırlatmış olayım diyorum. Çünkü, öncelikle IMF’nin kendisini bir yeniden yapılandırması lazım. Kendisi tahvil çıkararak, buradan kaynak bularak, zaten kendisi sıkıntıya düşmüş bir kurumun uluslararası düzende gelişmekte olan ülkelerin sıkıntılarına çare olması maalesef mümkün değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 14 Temmuz 2010