Madenlerle ilgili meclis araştırması önergelerinin(10/37,38,44,82,92,95,96,116)birleştirilerek görüşmesi
Ordu Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 87. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Mayıs 2004 · 1.948 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Hilmi Güler (AK Parti), 11 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADENLERLE İLGİLİ MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİNİN(10/37,38,44,82,92,95,96,116)BİRLEŞTİRİLEREK GÖRÜŞMESİ); konuşma 1.948 kelime.
Mehmet Hilmi Güler (AK Parti, Ordu). “Madenlerle ilgili meclis araştırması önergelerinin(10/37,38,44,82,92,95,96,116)birleştirilerek görüşmesi”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 11 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-hilmi-guler-22-2004-05-11-madenlerle-ilgili-meclis-arastirmasi-onergelerinin-10-37-38-44-82-92-9 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler üzerindeki konuşmamı, toplu olarak arz edeceğim. Önergelerin hepsi, madenlerle ilgili olduğu için, Maden Yasası ve Hükümetimizin maden politikasıyla ilgili bilgiler arz edeceğim.
Bildiğiniz gibi, ülkemizde, bürokrasi ve mevzuat konularında karşılaşılan güçlükler, kurumlararası yetki karmaşası, diğer sektörler gibi madencilik sektörünü de olumsuz yönde etkilemiştir. Ancak, biz, bununla ilgili olarak yasa çalışmamızı yaptık; Maden Yasasına ilişkin tasarı, Genel Kurulda görüşülmek üzere son şeklini almıştır, burada da tartışıldıktan sonra, ülkemizin son derece önemli bir ihtiyacı olan, maden konusunda mevzuat açısından büyük bir rahatlık meydana gelecek, hem yerli yatırımcı hem de yabancı yatırımcı, ülkemizde yeni yatırımlar yapacaktır; buna inancımız tamdır. Bunun için ilk adımı siyasî istikrar olarak oluşturduk. İkinci adım da, bu mevzuatın, yani, yasal düzenlemenin yapılmasıydı; bunu da hazırladık ve bu, Genel Kurulda görüşülecek.
Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı, ana hatlarıyla, aşağıdaki yenilikleri getirecektir:
Bu tasarıyla, Taş Ocakları Nizamnamesi, Havzai Fahmiyye -ki, bu TTK açısından, Zonguldak açısından son derece önemlidir- ve Maden Kanunu tek bir yasal çatı altında toplanmıştır. Böylece, sektörün arzuladığı tek mevzuatın gerçekleşmiş olmasını, bütün madenlerin 5 ana grup halinde ele alınmasını ve bunları ruhsatlandırarak, uygulamadaki sorunların giderilmesini öngörmüş oluyoruz.
Ayrıca, tasarıyla, kum ve çakıl ruhsatları, ilgili il özel idareleri tarafından, ihale yoluyla, yerinde verilecek; kum ve çakıl üretiminin belirli bir düzen içerisinde sürdürülmesi ve faaliyetlerinin etkin şekilde denetlenmesi de sağlanacaktır.
Yatırımcıya, mevcut kanundakinden daha fazla ruhsat güvencesi getirilmiştir; bu, önemli bir yeniliktir. Bu kapsamda, gerçekdışı veya yanıltıcı beyanda bulunmak suretiyle kanun hükümlerinin uygulanmasını engelleyen veya haksız suretle hak iktisap eden ruhsat sahiplerinin teminatları irat kaydedilecek ve 2 katına çıkarılacaktır. Bu fıkranın ikinci kez ihlali halinde de, bir önceki maddî ceza katlanarak uygulanacaktır. Beş yıl içerisinde kanun hükümlerinin ihlal edilmemesi halinde de, uygulanmış cezalar kaldırılacaktır.
Madencilik faaliyetlerinin tabi olduğu izinlerin alınması basitleştirilmiştir. Bu izinlerin alınmasıyla ilgili bürokratik işlemler azaltılacak, yasaklar yerine belirli kurallar getirilecek ve bu izinler Bakanlığımız koordinatörlüğünde verilecektir.
Devlet hakkı ödemelerinde, bilanço brüt kârı yerine, devlet hakkı, ocakbaşı satış bedeli üzerinden ödenecektir ve bununla ilgili olarak da, ocakbaşı satış tutarının yüzde 4'ü -bu, her türlü yapı hammaddelerinde geçerli olacak- diğer grup madenlerde de yüzde 2'si alınacaktır.
Madencilik faaliyetlerinin yapıldığı illerin özel idarelerine, devlet hakkının belirli bir oranının aktarılması öngörülmüştür. Böylece, mahallî idarelerin maddî yönden güçlendirilmeleri sağlanırken, valiliklerce madencilik faaliyetlerinin takibi için ortam hazırlanmış oluyor.
Ruhsat alan sınırlaması, arama ruhsatı: Dönem sonrası işletmeye geçiş için getirilen uygulamalarla, madenciliğin kurumsallaştırılması, daha ciddî mühendislik ve bilimsel esaslara dayalı madencilik yapılması için ortam oluşturulmuştur. Büyük ruhsat alanlarında, maden bulunmayan ya da arama yapılamayan alanların diğer madencilik faaliyetlerine kazandırılması için gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda, beş yıl içerisinde ruhsat sahipleri tarafından görünür rezervlerin ortaya çıkarılması gerekliliğiyle ilgili hüküm getirilmiştir. Ayrıca, işletme ruhsatlarının üretim yapılmadan atıl bekletilmemesi için, getirilen düzenlemeyle, faaliyette bulunulmayan ve üretim yapılmayan yıllar için, ruhsat sahibi, belirli miktarda devlet hakkı ödeyecektir.
Önişletme dönemi kaldırılmış, arama dönemi süresi yeniden düzenlenmiştir.
Ayrıca, madencinin vereceği belge sayısı azaltılmış; böylece, Kanun, bürokratik işlemlerden önemli ölçüde arındırılmıştır.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen Maden Kanununun 46 ncı maddesinin son fıkrası, bozma gerekçesine uygun olarak yeniden düzenlenmiş, kamulaştırma yapılamaması nedeniyle tıkanan sektörün önü açılmış, mülk sahiplerinin hakları da korunmuştur.
Maden İşleri Genel Müdürlüğü günün teknolojik imkânlarıyla güçlendirilmiştir ve elektronik imzayla ilgili yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra da, ruhsatların elektronik ortamda verilmesi mümkün olacaktır.
Burada birkaç rakam vereyim: 2003 yılında 5 334 adet arama, 643 adet önişletme, 350 adet işletme ruhsatı verilmiş, 219 adet ruhsatın da süresi uzatılmıştır. Rakamları mukayese edecek olursak -2004 yılında bu 2 000 adet sahanın denetimi yapılacak- 2002'ye göre yüzde 10 artış sağlanmış demektir, 2004 yılının ilk dört ayında ise 3 141 adet ruhsat verilerek yaklaşık yüzde 50 artış sağlanmıştır. Yani, bu bir rekordur ve burada, pratik uygulamalarla, madenciye daha kolay çalışma ortamı hazırlanmıştır.
Madencilik Planlama ve Strateji Belirleme Kurulu oluşturulmuştur. Böylece, maden sahasında, yerli yatırımcının, özellikle yabancı sermayenin, yabancı yatırımcının bir an evvel ülkemize gelerek yatırım yapması büyük ölçüde teşvik edilecektir.
Bu arada, borla ilgili bazı bilgiler sunmak istiyorum. Bor, hammade ve mamul madde olarak, başta cam, seramik, tekstil, cam elyafı, deterjan, tarım, refraktör, metalurji gibi alanlarda ve 250 çeşide ulaşan uç ürünleriyle dünyada kullanım sahası bulmaktadır.
Biz, yeni bulduğumuz 1 milyar tonluk bor sahasıyla beraber, dünya bor rezervinin yüzde 72'sine ulaştık. Bununla ilgili olarak, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünü kurduk. Bu enstitü yoğun bir çalışma içerisindedir ve ayrıca, Eti Madencilikle birlikte de bu çalışmalar sürdürülmektedir. 9 adet önfizibilite çalışması yapılmıştır. Bu 9 adet önfizibilite, 9 adet ürüne aittir. Bunun 3'ünü Eti Madencilik bünyesinde yapacağız, 6'sını da özel sektöre açıyoruz. Bu 6 adet fizibiliteyi, izolasyon ve tekstil tipi fiberglas, çinkoborat, borkarbür, bornitrür, ferrobor ve seramikte çok yaygın kullanımı olan sır ve sırça üzerine olacaktır. Bununla ilgili olarak bir toplantı yaptık, özel sektörün ve kamu sektörünün bütün çalışanlarını davet ettik, onlara bu fizibiliteleri verdik, onların bu yatırımları yapmasını canı gönülden arzu ediyor ve onları teşvik ediyoruz.
Yine, bununla ilgili olarak Uzakdoğu'da büyük bir pazar var, bu pazara aktif bir şekilde girmek istiyoruz. Amerika'da aynı şekilde yoğun bir çalışma içerisindeyiz, Avrupa'da, zaten süren faaliyetlerimiz var. İhracat rakamlarımız arttı. Daha evvel 186 000 000 dolar olan bor ihracatı, geçen sene 207 000 000 dolara çıktı, bu sene de 254 000 000 dolara çıkacak, 2005 yılında da 300 000 000 doları geçeceğimizi düşünüyoruz.
Ayrıca, rafine bor üretimi konusunda bir yatırım atağı başlattık. Burada, sizlere 3 adet yatırımı anlatmak istiyorum. 160 000 ton/yıl kapasiteli Kırka Üçüncü Bor Türevleri Tesisini devreye aldık. Ayrıca, Kütahya Emet'te 100 000 ton/yıl üretim kapasiteli borikasit tesisi tamamlanarak üretime geçti ve ayrıca 240 000 ton/yıl olan yeni sülfürikasit tesisi de önümüzdeki ay üretime hazır, bunu da devreye alacağız.
Ürün portföyümüze yeni ürünlerin ilave edilmesi ve pazar talebinin karşılanması en büyük amacımızdır. Bununla ilgili olarak da üç yeni proje, yatırım düşünüyoruz. Bunlardan biri, yılda 100 000 ton kapasiteli Bigadiç'teki İkinci Bor Öğütme Tesisi, ayrıca yılda 15 000 ton üretimi olan Kırka Susuz Boraks Üretim Tesisi ve yine, 5 000 ton/yıl kapasiteli Borasit Üretim Tesisi. Bunları da, 2004 yatırım programında, inşallah, gerçekleştireceğiz.
Bu arada, bir bor master arama projesi kapsamında çalışmalar sürdürülüyor. Biraz önce bahsettiğim gibi 1 milyar tonluk rezerv artışı sağlandı. Böylece, dünyadaki bor rezervinin yüzde 72'sine sahip konuma gelmiş bulunuyoruz. Burada da, bu büyük avantajımızı, bu mukayeseli üstünlüğümüzü de, yine, ülkemizin kalkınması için kullanacağız.
Bu arada, Ulusal Bor Araştırma Enstitümüz, borla ilgili yeni ürünler -uç ürünler- üzerinde de yoğun bir çalışma içerisindedir. Onlar da, borun satış politikası da dahil olmak üzere, yeni uç ürünler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Bunlar da neticelendikçe, bu güzel haberleri sizlerle paylaşacağız.
Altın madenine gelince; bununla ilgili olarak da, bildiğiniz gibi, dünyada 2 600 ton civarında olan altın üretiminin yüzde 50'den fazlası 4 büyük ülkede yapılıyor. Bunlar, Güney Afrika, Amerika, Kanada ve Avustralya. Halen faaliyette olan altın madeni sayısı 900 civarındadır ve Avrupa Birliğine üye ülkelerde de yıllık altın üretimi 30 ton civarındadır.
Şimdi, tabiî "altın" denilince, akla, hemen Bergama geliyor; ama, Bergama'nın dışında da, ülkemizde yeni altın sahaları bulunmaktadır. Türkiye'ye yılda ortalama 200 ton altın ithal edilmektedir. Bu, çok önemli bir rakamdır. Bunun karşılığında da 2 500 000 000 dolarlık döviz ödenmekte. Buna karşılık, Türkiye'de bilinen altın yataklarına bakılınca, 9 yatakta toplam rezerv olarak 338 tonluk bir altın var. Potansiyel yataklara da baktığımız zaman, 50 ton ve altının yan ürün olarak kazanılabileceği masif sülfit yataklarına da baktığımız zaman, burada da 48 ton kadar altın bulunmaktadır. İşletilebilir yataklarımızda, İzmir-Bergama-Ovacık'ta 27 ton, Balıkesir-Havran-Küçükdere'de 9 ton, Eskişehir-Sivrihisar-Kaymaz'da 6 ton, Erzincan-İliç-Çöpler'de 112 ton, Manisa-Salihli-Sart'ta 2 ton, Artvin-Cerattepe-Kafkasör'de 33 ton, Gümüşhane-Mescitli-Mastra'da 12 ton, Uşak-Eşme-Kışladağ'da 106 ton ve bir de, ayrıca İzmir Efemçukuru'nda da 32 tonluk bir rezerv bulunmaktadır. İşletilebilir yataklarımızdaki miktar budur.
Bunun dışında, ayrıca, Kastamonu-Küre ve Rize-Madenköy bakırlarının elektrolizi sırasında bir miktar altın çıkmaktadır.
Bunlara baktığımız zaman, Türkiye'nin toplam altın rezerv ve kaynak metal içeriği, yaklaşık 436 tondur. Bunları, tabiî, biz, çok yoğun olarak, ciddî bir çalışmayla, çevreye de zarar vermeden çıkarmaktayız, ki, dünyada bilimsel ve teknik açıdan hangi usuller uygulanıyorsa ülkemizde de bunu kullanmaktayız. Zaman zaman bazı yanlış yorumlamalar yapılmakta veya çevreci arkadaşlar, farklı sahalara girerek bunu eleştirmektedirler; ancak, şunu söyleyeyim: Biz, bu konuda son derece hassasız ve bilinçli bir şekilde, çevreye duyarlı bir şekilde bu çalışmaları sürdürüyoruz. Zaten, daha evvelden de Kütahya'da gümüş fabrikasında yine buna benzer metotlar kullanılıyordu ve bizzat benim giderek yaptığım gözlemlerde de, yaptığım ziyarette de gördüğüm gibi çok ciddî, çevreye duyarlı bir üretim gerçekleştirilmektedir. O bakımdan, bu tip yatırımların bir an evvel gerçekleştirilip, ülkenin yer altında bulunan bu servetinin mutlaka üretime katılması lazım.
Jeotermal sistemlerle ilgili olarak da yoğun bir çalışma var. Bu çalışmalar hakkında da sizlere bazı bilgiler sunmak isterim. Jeotermal enerji konusunda yoğun bir çalışma var; yeni ve yenilenebilir enerji kaynağı olarak üzerinde duruyoruz. Bu noktada yeni bir yasa çıkacak. Bu yasayla, ülkemizdeki bu zengin kaynaklar mutlaka ekonominin hizmetine sunulacaktır.
Mukayese için birkaç rakam vereyim: Burada en büyük kaynak Ege Bölgesinde. Bu Ege Bölgesindeki kaynak yüzde 78; yani, ülkemizin jeotermal kaynaklarının yüzde 78'i burada bulunuyor. Bunların hepsinin etütleri yapıldı. Evet, Yozgat, Çankırı tarafında, İç Anadolu Bölgesinde, Doğu Anadolu Bölgesinde de tabiî ki var; ama, daha büyük oranda bunlar Ege Bölgesinde bulunmakta.
Bu tip yatırımları üç ana başlıkta incelemekte yarar var; çünkü, bunlar sıcaklıklarına göre değişiyor. Düşük sıcaklıklı olan yataklardaki sıcaklık 20 ilâ 70 santigrat derecedir, orta sıcaklıktakiler 70 ilâ 150 santigrat derecedir ve 150 santigrat derecenin üzerinde olanlar da yüksek sıcaklıklı olarak ifade ediliyor. Ülkemizde 170 adet saha bulunmakta, bilinen olarak ve bunların içinde, 353 adet ayrıca, arama kuyusu açılmıştır ve bu sayının, biz, özel sektörün, MTA'nın dışındakilerin yaptıklarıyla beraber 400'ü aştığını biliyoruz.
Burada, yüksek sıcaklıkta olanlarda elektrik üretmeyi öngörüyoruz tercihli olarak. Tabiî, orada soğuyan suyu soğuma derecesine göre, sanayide ve ısıtma amaçlı olarak, konut ısıtması dahil olmak üzere kullanmayı daha uygun buluyoruz ve bu arada, yeni bir teknolojiyle de, soğuyan suyu tekrar enjekte ederek, orada tekrar ısınmasını sağlamak istiyoruz.
Burada, bu kaynakları eğer tam olarak kullanabilirsek 1 000 000 konutu çok rahatlıkla ısıtabiliriz; ama, şimdi ise bunun çok daha altında bir rakamla bu ısıtmayı sağlıyoruz. Bunu, eşdeğer olarak, 1 000 000 konut olarak öngörüyoruz, rakam olarak.
Türkiye, bu noktada dünyada ilk 5'e giriyor ve Avrupa'da ise 1 inci durumda. Yani, jeotermal enerji konusunda büyük bir iddiamız var. Bu iddiayı da, jeotermal enerji yasasıyla birlikte, uygulamaya daha bir yansıtacağız. Onun dışında, yeni ve yenilenebilir enerji yasasıyla ilgili olarak da, rüzgâr ve güneş enerjisiyle beraber, jeotermal enerji ve küçük hidrolik santralları da devreye sokmayı düşünüyoruz. Bu noktada çok ciddî, yoğun çalışmalarımız var ve bilhassa MTA, bu noktada büyük tecrübe sahibi oldu ve bunu da kullanıyor.
Konut ısıtmacılığına uygun 90 saha, elektrik üretimi de yapılabilecek 10 saha bulunuyor ülkemizde ve ısı potansiyeli olarak da 31 500 megavat, termal olarak, eşdeğer olarak bulunuyor ve bunu, şu anda Türkiye'de görünür hale gelmiş toplam jeotermal potansiyelinin ekonomiye katkısını yıllık olarak düşündüğümüzde 1 milyar dolar civarında. Yani, böyle bir parasal değeri de hesaplamamız mümkün.
Bunun dışında, bahsetmek istediğim birkaç konu daha var. Onlardan bir tanesi, bizim, TTK'yla ilgili olan çalışmalarımızdır. Burada, devrim niteliğinde olan ve ülkemizin en sorunlu bölgelerinden biri olan Zonguldak bölgesine inşallah güzel bir çözüm sunacağız; bu çözümle bu bölge rahatlayacak. Bununla ilgili yaptığımız çalışmayı şöyle özetlememiz mümkün: Şimdi, bildiğiniz gibi, Zonguldak bölgesinde uzunca bir süredir zarar ediyor TTK; buradaki zarar yıllık 350 000 000 dolar civarında ve üretimi de 2 000 000 tona düştü; geçen seneki rakam 320 000 000 dolar. Şimdi, burada çok ilginç bir yapı var; piyasası hazır, para dönüşü garantili bir pazar var. Yani, böyle bir yer. Hele bugünkü konjonktürle de olaya baktığımız zaman, Çin'in de fiyatları yükseltmesiyle taşkömürü fiyatları çok yükseldi; ancak, bundan yararlanamıyoruz. Halbuki, yanı başında, Zonguldak'ta Erdemir var, onun dışında Kardemir bu kömürü istiyor, ayrıca İsdemir ve diğer kullanıcıları da düşündüğümüz zaman 5 000 000 tonluk bir pazar hazır; ancak, şu anda, 2 000 000 tonluk bir taşkömürü üretimimiz var ve bundan dolayı da 320 000 000 dolar her yıl zarar ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 11 Mayıs 2004