İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.915)
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 105. Birleşim · 3. yasama yılı · 31 Mayıs 2005 · 1.416 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Küçükaşık (CHP), 31 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.915)); konuşma 1.416 kelime.
Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.915)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2005-05-31-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-915 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 915 sıra sayılı teklifin 1 inci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi, sevgi ve saygılarımla selamlarım.
1 inci maddeyle, İcra ve İflas Kanununun 331 inci maddesi, alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksilten borçluların cezasını düzenleyen düzenleme yeniden değişikliğe uğratılıyor. Bu düzenleme 2003 yılında yapıldı. Maddenin genel özelliğiyle birlikte baktığımızda, daha önceki, 2003 yılında yapılan düzenlemede bir gerçek borçluların alacaklılarından mal kaçırmak ile yapmış olduğu tüm hileli tasarrufların iptalini düzenliyordu ve bu düzenlemeyle altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ve 1 milyar liradan 100 milyar liraya kadar da ağır para cezası getirilmesi hükmü vardı.
Maddenin ikinci bendinde ise, iflas takibinden veya doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu fiiller başka bir suç oluştursa dahi yine aynı hükümler uygulanıyordu.
Üçüncü bendinde, konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da aynı hükümler uygulanıyordu. Yine, taşınmaz rehini kapsamında bulunan eklentinin, rehin alacaklısına zarar vermek kastıyla taşınmaz dışına çıkarılması halinde de zilyedine iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ve 1 milyar liradan 100 milyar liraya kadar para cezası verilmesi hükmü vardı. Alacaklar, yine alacaklının şikâyeti üzerine takibe devam olunurdu ve en sonunda, bu fiilleri bilerek borçlu lehine iştirak eden kişilere de, aslî faille birlikte aynı şekilde hapis cezasının verilmesi hükmü vardı.
Getirilen -tasarı/teklif diyelim artık- tasarıda ise, sadece 1 inci madde kalıp, diğer ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bentler tümüyle madde metninden çıkarılmakta ve burada, mal kaçıran şahıslara verilen altı aydan üç yıla kadar olan hapis cezası yerine -nedense bilemiyoruz; geçen gün de olduğu gibi- altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır hükmü getiriliyor.
Şimdi, izinsiz Kur'an kursları dediğimiz veya izinsiz eğitim kurumları dediğimiz, Cezada da verildiği gibi, tartışmalar çok olduğu gibi, burada da bilerek hileli iflasa sebep veren, alacaklısını zarara uğratmak isteyen tüm kötü niyetli borçlulara, biz, acaba neden erteleme sınırı içerisinde, iki yıl içerisinde cezayı verilmeye getiriyoruz veya adlî para cezası veya hapis cezasını kaldırarak da sadece adlî para cezası verilir diyoruz? Yani, bu toplumda, Allahaşkına, biz, hiç, dürüst mal veren insanları korumak için bu Meclisten bir yasa çıkarmayacak mıyız arkadaşlar?! Niye indiriyoruz bu insanları? Yani, başkasının malını almış, borcunu ödememiş, kötü niyetli, özel ya da tüzelkişileri, şahısları biz korumak zorunda mıyız; bizim böyle bir yükümlülüğümüz mü var veya sizin böyle bir yükümlülüğünüz mü var, ben bunu anlamadım. Niye bu insanların hapis cezasını hep tecil sınırları içerisine getiriyorsunuz ya da hapis cezası yerine adlî para cezası verilerek, evet, sen, toplumda her türlü üçkâğıtçılığı yapabilirsin, herkesi dolandırırsın, herkesten mal alırsın, borçlarını ödemezsin, ondan sonra borç mallarını da hileli olarak üçüncü şahıslara, yakınlarına verirsin ve arkadaş, kusura bakma, ondan sonra da gelirsin, bana adlî para cezasını ödersin; hadi güle güle!.. Bu toplumun dürüst insanları ne olacak?! Mevcut olan yasalarımıza güvenerek özel veya tüzelkişilere mal veren o dürüst insanlar ne olacak?!
Bakın, size, bir hikâye anlatmak istemiyorum, bir gerçeği anlatmak istiyorum. Bursa'nın Karacabey İlçesinde, geçen yıl kurulan bir fabrikaya, o yöredeki bütün köylülerimiz domateslerini verdiler -2004 yılının domates ürünü- kilosunu da 100 000 liradan verdiler, şimdi koymaya kalktığımızda 10 kuruştan verdiler Türk parasıyla, yeni YTL'yle. Tam 1 trilyon 80 milyar alacakları var, 1 trilyon 80 milyar… Bir yıldan beri bekliyorlar bu para ödenir diye. Sözleşmeler var ellerinde. Bu sözleşmelere güvenerek, bu insanlar diyor ki: "Bizim paramız ödensin." Ama, şirketin aktifleri hiç yok ve bir kişinin alacağı burada, müstahsil makbuzu elimde. 6 milyar Türk Lirası domates alacağı var geçen yıldan bir kişinin sadece ve bu insanlar, bir yıldan beri başvurmadık bir makam bırakmadılar. Bir de baktılar ki, şirket, başka bir şirkete kiralanmış, tabelalar değişmiş, borçlu şirketin iflası istenmiş. İnsanlar, ne yapacaklar diye, panik halindeydiler. Geçen hafta toplandılar, eylem yapmaya karar verdiler; hep beraber gideceğiz fabrikanın önüne.
Bakıyoruz ki, biz, bu insanların alacaklarını almak için kavga vermeye çalışıyoruz. Şimdi, bu insanlara parayı zaten ödemiyorlar, parayı tahsil edemiyorsunuz. Boşaltılmış, şirketlerin içi boşaltılmış ve o şirketi bir de devir yapıyoruz ve biz de şimdi yasada bir değişiklik yapıyoruz ki "artık, sen, hiçbir şeyini alamazsın kardeşim" demeye getiriyoruz. Allahaşkına, bizlerin bunu yapmaya hakkı var mı?!
Bakınız, komisyon görüşmeleri esnasında bunları biz tartıştık, bunları yapmayın dedik. Evet, hileli olarak mal kaçıran şahısların İcra İflas Kanununun 277, 278, 279, 280, 281 ve müteakip maddeleri içerisinde, asliye hukuk mahkemeleri içerisinde iptal davası açma hakları var mallarını geri alabilmek için; ama, bu davalar ne kadar sürüyor, ne kadar sürecek?! Türkiye'deki enflasyon şartları içerisinde, Türkiye'de satılan ürünün bedelini tahsil edeyim derken, girdilere yapılan zamlar nedeniyle, bu insanlar, bu alacaklarını kaç yıl içerisinde alacaklar, hangi yerden alacaklar?! Düşününüz ki bir ticarî işletme, bir fabrika, gayrimenkul rehiniyle menkuller de rehinlenmiş; siz fabrikayı herhangi bir şahsa kiralıyorsunuz, o kiraladığınız şirket de, yine, kiraladığı başka bir şirkete oradaki en değerli, yani, fabrikanın müştemilatı içerisindeki en değerli menkul malını alıp da diğer bir fabrikaya götürdüğü anda, siz oradaki iptal davalarını kazansanız ne olur kazanmasınız ne olur; hiçbir şey yapamazsınız, hiçbir şekilde alacağınızı tahsil edemezsiniz.
Şimdi, tüm Türkiye'deki uygulamalar bu şekilde devam ediyor. Ben merak ediyorum; allahaşkına niye biz 1 inci maddedeki hem hapis cezasını tecil edilebilir sınırlar içerisinde bırakıyoruz da, ikinci bendi niye tekliften çıkarma ihtiyacını hissettik?! Özellikle kanunun altında imzası bulunan Sadullah Ergin buna bir cevap verse, ben çok sevineceğim. Üçüncü bendi niye çıkarıyoruz, dördüncü bendi niye çıkarıyoruz, beşinci bendi niye çıkarıyoruz? Kimi kurtarmak istiyoruz, kimi?! Kimin ihtiyacı var bundan?! Ben bu sorunun cevabını hakikaten bulamadım, düşünüyoruz.
Bakın, bize böyle kanun teklifleri geldiği zaman, biz, Adalet Komisyonunda, artık, şunu düşünmeye başladık: Allah Allah, yine, kimi kurtaracağız acaba diye; kim zor durumda ki bunlarda değişiklik yapacağız diye.
Bakın, arkadaşlar, tasarılara imza atıyorsunuz; biz milletvekiliyiz, bizim hepimizin sorumluluğu var verdiğimiz kanun tekliflerinde. O kanun tasarılarına imza attığınızda, acaba kimi kurtarıyoruz diye, ben buradaki düzenlemeleri, ben bu maddeleri, bentleri çıkardığım zaman bundan kim yararlanacak diye hiç düşünüyor musunuz? Benim vicdanım sızlıyor. Benim vicdanım sızlıyor; çünkü, binlerce üreticinin, binlerce insanın mağdur olacağı düzenlemeleri yapıyoruz burada.
Şimdi, İcra İflas Kanununu, biz, tekrar değiştireceğiz diyoruz. İyi değiştireceksek, bunları niye yapıyoruz o zaman, bunları şimdi niye yapıyoruz?! Kim anlatacak bunun sebebini?! Haa, yeni Ceza Yasasına uyum göstereceksek, iyi, cezanın alt sınırıyla üst sınırıyla oynamayalım, ona göre değiştirelim bunu; ama, diğer suç faillerini niye aradan çıkarıyoruz biz, o suç faillerinin bununla, çıkmayla ne alakası var, onları niye çıkarıyoruz?! Yani, biz, her getirdiğiniz teklife, tasarıya şüpheyle bakmaktan kurtulmak istiyoruz. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aklama paklama mekanizması haline gelmemesi lazım. Biz, bu Meclisin saygınlığına gölge düşürüyoruz; gerçekten de gölge düşürüyoruz.
Komisyonda biz bu sıkıntıları dile getirdik; ama, komisyonda yapılan oylama esnasında 331 inci maddedeki değişiklik aynı şekilde geçti. Şimdi bakıyoruz ne oldu; şimdi elime bir önerge geldi. Yahu kusura bakmayın yanlışlık yapmışız, biz tekrar eski haline döndürüyoruz. Allahaşkına biz ne yapıyoruz; yani, sıkışıklık, 1 Hazirana kadar yetiştireceğiz mi diyoruz? Şimdi, 331 inci maddeyi biz, tekrar bir önerge vereceğiz, bakınız bir önerge vereceğiz eski haline getireceğiz. Önerge burada, hazırlanmış, verilmiş. O zaman bu tasarıyı kim hazırladı; yanlış, hükümetin de kabul etmediği, içine sindiremediği tasarıyı, madde metnini biz altkomisyondan, Adalet Komisyonundan niye geçirdik de Meclisin gündemine getirdik? Allahaşkına buna bir cevap verecek bir insan var mı; ben cevap veremiyorum. Biz bu maddedeki değişiklikleri eleştirmek için toplanıyoruz. Geliyor önerge, deniliyor ki, yok tekrar eski haline getiriyoruz. O zaman bu değişiklikleri niye yapıyoruz?! Niye?! Yani, gözden kaçmış olsaydı kimler kurtulacaktı o zaman; kimlere biz iyilik yapacaktık?
Tekrar söylüyorum, bakınız, Bursa'nın Karacabey İlçesinin köylülerinin 1 trilyon 80 milyar lira alacağı var. Bu insanlar, bu hafta sonu yollara dökülecekler. Eğer, 331 inci maddedeki değişiklikler geçmiş olsaydı ve müteakip maddelerdeki, bunların sorumlularına hiçbir şey yapamayacaktık biz. O insanlar ekmeklerini istiyorlar, alınterlerinin karşılığını istiyorlar. Bir yıl, nisan ayından eylül ayına kadar tarlada çalışarak kazandıkları, hem de kilosu 10 kuruş olan domatesin parasını istiyorlar o insanlar. Biz onlara yardımcı olmak yerine, mallarını bilerek eksilten, kaçırtan, devreden insanların değirmenine su taşımak zorunda mıyız; bunu mu taşıyacağız biz?!
Şimdi önergeyle düzeltilecek. Evet, önerge geldi. İnşallah önerge kabul edilir; bilmiyorum şu anda. Önergeye baktığımızda tekrar, bu kanunun 1 inci maddesinden, yine, eski 331 inci maddeye bir dönüş var önerge içerisinde. Oradaki tek fark herhalde, iştirak halinde olanlar değiştirilmiş, ikincisi, 1 milyardan 100 milyara kadar olan ceza da, bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır haline getirilerek, Türk Ceza Yasasına uyumlu bir hale getirilmiş.
Demek ki, bir cümlelik bir değişiklikle niyet hâsıl olurken, acaba -gerçekten de bunun cevabını istiyorum- 331 inci maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü bentlerinde niye değişiklik yapılmak istendi, kim kurtarılmak istendi; bunun cevabını verirseniz sevinirim.
Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 31 Mayıs 2005