Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile birleşmiş milletler (bm) gıda ve tarım örgütü (gtö) arasında gtö orta asya aiü bölge ofisi anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.242)
Diyarbakır Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 24. Birleşim · 3. yasama yılı · 2 Aralık 2008 · 1.802 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Mehdi Eker (AK Parti), 2 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM) GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ (GTÖ) ARASINDA GTÖ ORTA ASYA AİÜ BÖLGE OFİSİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASI HAKKINDA (S.S.242)); konuşma 1.802 kelime.
Mehmet Mehdi Eker (AK Parti, Diyarbakır). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile birleşmiş milletler (bm) gıda ve tarım örgütü (gtö) arasında gtö orta asya aiü bölge ofisi anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.242)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mehdi-eker-23-2008-12-02-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-birlesmis-milletler-bm-gida-ve-tari (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır)Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Anlaşmanın Onaylanmasına Dair Kanun Tasarısı Türkiye açısından çok önemli. Bu aslında Türkiye'nin geldiği noktayı gösteriyor. Ne demek bu? Türkiye altmış senedir Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatının üyesi ve elli dokuz yıl boyunca Türkiye bu teşkilattan yardım alan bir ülke durumundaydı; hem teknik yardım, teknik projeler ve bilgi vesaire konularında, birçok projede Türkiye, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatından yardım alıyordu, destek alıyordu. Bizim sağladığımız imkânla, yaptığımız anlaşmayla Ankara’da Orta Asya Alt Bölge Ofisini kurmakla Türkiye bu alanda pozisyon değiştirdi. Yani artık Türkiye yardım alan bir ülke değil, yardım eden bir ülke durumuna geldi. Ne demek? Türkiye, belirtilen altı ülkede -ki bunlar Orta Asya’daki Türk ülkeleri, Azerbaycan dâhil- bu cumhuriyetlerde tarımsal projelere, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin belirleyeceği, şartlarını belirleyeceği, kabul edeceği, onaylayacağı projelere beş yıl süreyle 10 milyar dolarlık yardım yapıyor. Tabii bunların, ülkelerin hepsinin Rusça konuşan ülkeler olması hasebiyle de Türkiye, aynı zamanda bu bölgede diğer ilişkilerini de bu vesileyle geliştirme imkânına sahip olmuş olacak.
Şimdi, değerli milletvekilleri, aynı zamanda, bu ülkelerin başkentlerinde bulunan TİKA ofisleri Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatının temas noktaları da olacak. Yani bu vesileyle Türkiye, hem tarım alanında hem diğer birçok alanda bu ülkelerde etkinliğini artırmış olacak ki son derecede önemli ve bu, bizim Hükûmetimiz döneminde FAO’yla yapılan bir anlaşmayla sağlanan imkânla, sağlanan katkıyla bu Ofisin temin edilip Ankara’da açılmasıyla birlikte Türkiye bu imkâna kavuşmuş oldu. Dediğim gibi, en önemlisi, Türkiye artık yardım alan bir ülke değil yardım eden bir ülke konumunda.
Bundan sonra tabii sadece bu altı ülke ile sınırlı olmayacak buralardaki faaliyetler. Alt Bölge Ofisi, bu Anlaşma’nın onaylanmasıyla birlikte aynı zamanda bu bölgedeki, diyelim Orta Doğu’daki veya yakın havzadaki diğer ülkelere de bu şekilde yardım etme imkânına kavuşmuş olacak.
Değerli milletvekilleri, tabii, tarımla ilgili konular ne zaman gündeme gelse değerli milletvekillerimiz çıkıp tarım konusunda, hakikaten, çok uç diyeceğim değerlendirmeler yapıyorlar. Bunlar çoğunlukla haksız değerlendirmeler ve subjektif değerlendirmeler. Yani Türkiye’deki tarımsal küçülmeyi, sanki Türkiye’de kuraklık yaşanmamış gibi, otuz yıllık, belki daha fazla bir dönemdeki en şiddetli kuraklık yaşanmamış gibi, bundan dolayı ürün kaybına uğranmamış gibi, sadece, bunu, kalkıp -sanki- “tarım politikaları yanlıştı o nedenle Türkiye’de tarım küçüldü” buna getirip bağlamak son derecede yanlıştır.
Bakın, Türkiye, 2006 yılında 20 milyon ton buğday üretti, 2007 yılında 17,2 milyon ton, 2008 yılında da 17,8 milyon ton buğday üretti. Şimdi, sadece buğdayda bu yaklaşık 3 milyon ton, arpada 2,5 milyon ton… Bunlar, Türkiye’deki tarımsal küçülmenin temel nedeni olarak dikkate alınması gereken faktörler, önce bunu dikkate alalım.
Şimdi, değerli arkadaşlar, hükûmet politikası şu şekilde tarımı belirler, destekler: Eğer, biz, devraldığımız noktaya göre tarıma verilen desteği azaltsaydık dediğiniz doğruydu veya Türkiye’deki tarımsal verimliliği, tarım ürünlerinin verimliliğini, tarım sektörünün verimliliğini geriye doğru götürseydik dediğiniz doğru olurdu. Ama bunlar doğru değil çünkü Türkiye’de tarım sektörü verimliliği arttı. Türkiye 2002 yılında 22 milyar dolarlık tarımsal üretim hasılasına sahip iken, bugün, bütün kuraklığın olumsuz etkilerine rağmen, Türkiye'nin tarımsal üretim değeri 49-50 milyar dolar seviyesine çıktı. Şimdi, bu kadar ekonomik kriz oldu, dünyada gıda krizi oldu, otuz dört tane ülkede gıda kriziyle ilgili bir sürü sıkıntı yaşandı, Türkiye’de, hamdolsun, bu sıkıntılar yaşanmadığı gibi, aynı dönemde Türkiye yaklaşık 9-10 milyar dolarlık da ihracat yaptı, tarım ürünleri ihracatı yaptı. Bunları da görmemiz lazım.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya)Çiftçi sizin gibi düşünmüyor Sayın Bakanım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla)Şimdi…
Çiftçi çok iyi, çiftçi iyi ve iyiye gidiyor.
Şimdi, bakın, Türkiye’de…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya)Çiftçiye gidip soralım o zaman. İyiye giden sizsiniz.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla)…Türkiye’de 2002 yılında buğday üreticisinin maliyetinin yüzde 27’si desteklenirken 2007 yılında yüzde 32’si desteklendi. Mesela, mısırın yüzde 13’ü desteklenirken 2006’da yüzde 35’e kadar çıktı desteği, çeltiğin yüzde 5’i desteklenirken yüzde 17’ye çıktı. Bu arada çeltik üretimi de, mısır üretimi de tarihî rekorlar kırdı. Şimdi, bütün bunların aslında örneklerini çoğaltmak mümkün. Ne zaman tarımdan bahsedilirse değerli muhalefet milletvekillerimiz çıkar, burada işte “Tarım öldü, bitti.” derler, biz de çıkarız, bunlara aslında bunun böyle olmadığını anlatırız.
Şimdi, ben bugün bunlara uzun boylu girecek değilim, zamanınızı da bunlarla alacak değilim ama şunu söylemem gerekiyor. Sayın Genç’in söylediği birtakım bilgiler var, burada onlara cevap vermemiz gerekiyor. Sayın Genç “AOÇ’de dünyanın en güzel sütleri üretilirdi, en iyi sütleri üretilirdi. AOÇ süt fabrikasını kapattınız.” dedi. Bu doğru değil Sayın Genç. Biz AOÇ’nin süt fabrikasını kapatmadık. Aksine, 1 milyon dolarlık bir yatırımla orası rehabilite edildi, yenilendi, ürün çeşitleri arttı ve şu anda da AOÇ’nin ürünleri de piyasada en çok istenen, arzu edilen ürünler arasında. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Şimdi, dedi ki yine, “Hayvan ıslah müesseselerini kapattınız.” Değerli milletvekilleri, biz hayvan ıslah müesseselerini kapatmadık. Aksine, bunları geliştirdik. Nasıl geliştirdik? Hemen arz edeyim: 83 milyon YTL Türkiye’de 2002’de, devraldığımız dönemde hayvancılık desteği vardı. Geçen sene bizim hayvancılıkla ilgili verdiğimiz destek 1,3 milyar YTL. Peki bununla ne yapıldı? Şu yapıldı: Türkiye’nin süt üretimi 8,4 milyon tondan 12,3 milyon tona çıktı. Hayvanlarda uygulanan suni tohumlama 624 binden 2 milyon 750 bine çıktı.
Meradan bahsedildi. Denildi ki: “Mera ıslahı hiç yapılmadı.” denildi. 68 bin dekarda mera ıslahı yapılmıştı biz hükûmeti devraldığımızda. Bizim dönemimizde 540 bin dekara çıktı bir yılda yapılan mera ıslah çalışması. Koyunlarla ilgili, diğer hayvanlarla ilgili… “Tohum faaliyetleri durduruldu.” dendi. Kesinlikle bu doğru değil. Aksine, Türkiye’de örneğin sertifikalı tohumluk kullanımını da, üretimini de ilk defa destekleme kapsamına alan bizim Hükûmetimiz ve 2002 yılında Türkiye’de 75 bin ton sertifikalı buğday tohumluğu kullanılırken bugün 300 bin ton kullanılıyor. Sadece buğdayla ilgili değil, diğer bütün ürünlerle ilgili olarak da bu konuda ilerleme sağlandı çünkü hem tohumculuğun sektör kanunu çıkarıldı hem tohumculukla ilgili bitki ıslahçı hakları kanunu çıkarıldı, tohumculuk patent kanunu ve hem hibrit sebze tohumculuğunda çok önemli mesafeler katedildi bizim uyguladığımız projeyle hem de diğer hububat tohumluklarında bu faaliyetler yapıldı.
Dolayısıyla değerli arkadaşlar, tarımla ilgili olarak yapılan değerlendirmeler, yüce milletin de zaten takip ettiği gibi, onların da takdir ettiği gibi, aslında tarım sektörü geriye değil ileriye gidiyor, verimliliği azalmıyor, verimliliği artıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde, dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinde tarım nüfusu azdır, azalır. Amerika Birleşik Devletleri’nde çalışan 100 kişinin 2 tanesi tarımda çalışır, Avrupa Birliğinin 27 ülkesinin toplamında yüzde 4’tür yani 100 çalışanın 4 tanesi tarımdadır. Önemli olan verimli çalışmaktır, önemli olan kaliteli, yüksek standartta üretim gerçekleştirmektir, bunu sağlamaktır. Yoksa tarım nüfusunuzun çok olması çok kalkınmış olduğunuzun, çok gelişmiş olduğunuzun göstergesi değildir.
Şimdi, desteklemelerle ilgili olarak da 1,8 milyar YTL’den devraldık 2002 yılında, bugün 5,5 milyar. Bu yıl kuraklık desteğiyle birlikte yıl sonu itibarıyla 5,9 milyar liraya baliğ oluyor ve bizi şununla suçlayan arkadaşlarımız, yani “Efendim, siz tarıma desteği millî gelirin işte yüzde 1’inin altına düşürdünüz.” diyen kardeşlerimiz şunun hesabını yapmıyorlar veya yapmak istemiyorlar: Bakın, OECD teşkilatının değerlendirmesine göre Türkiye’nin -ki o rakamlar geçerlidir uluslararası kuruluşlar nezdinde, uluslararası değerlendirmelerde o rakam esas alınır- tarıma verdiği destek millî gelirinin yüzde 2,8’idir. Biz, tarıma yapılan sulama yatırımını niye tarım desteği saymıyoruz? Tarıma çiftçiler için ödenen zirai kredi faiz sübvansiyonlarını niye tarım desteği olarak saymıyoruz? Tarımda Türkiye’deki üretici zarar görmesin diye yaptığımız yüksek gümrük uygulamaları ve bu vesileyle sağlanan artış, gelir artışı niye tarımsal destek olarak sayılmıyor, bana söyleyin. Şimdi, bunlar da tarım desteğidir ve bunu hesapladığımız zaman -OECD’nin rakamlarını söylüyorum ben- Türkiye’nin tarımsal desteği yılda 5,5 milyar değil 18 milyar YTL’dir. Bunu da hesaba katalım. Bizim gönlümüz Türk çiftçisinin daha çok kazanmasıdır, gelirinin daha çok artmasıdır, daha yüksek bir rekabet düzeyine sahip olmasıdır. Biz bunun için çalışıyoruz. Bunun için çalışıyoruz ki özellikle üreticilerin ürünlerini değerlendirmeleri konusunda gerek soğuk muhafaza gerek ambalajlama, işleme, paketleme tesisleri gerek soğuk nakliye gibi gerek verimliliği artırmada çok büyük bir faktör olan damla sulama gibi altyapı yatırımları da ilk defa bizim dönemimizde destek kapsamına alındı ve geçen iki yıl içerisinde milyonlarca dekar alanda damla sulama tesisi kuruldu, yeni meyve bahçeleri tesis edildi.
Bir hususu daha size ifade etmem gerekiyor: Bizim desteklediğimiz sertifikalı fidan uygulamaları ve bunlarla meyve bahçesi tesisinde değerli milletvekilleri, 200 milyon fidan kullanıldı. Sadece bunun 40 milyonu zeytin fidanıdır ve Türkiye’nin zeytin ağacı varlığı 99 milyondan 140 milyon ağaca çıktı bizim Hükûmetimiz döneminde, bizim sağladığımız desteklerle.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir)Sayın Bakanım, hiçbiri yerinde yok şimdi.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla)Biz sadece bugünü değil, bundan yirmi sene sonrasını da, otuz sene sonrasını da düşünüyoruz, uygulamalarımızı, politikalarımızı buna göre alıyoruz.
Şimdi, dünyada elbette ki işte gübre fiyatı arttı, azaldı. Son iki ayda azalıyor. Dileriz, temenni ederiz ki bu daha çok azalsın. Yine, petrol fiyatları iniyor, çıkıyor ve burada biz isteriz ki elbette, Türk çiftçisi daha ucuz bir fiyata girdi sağlasın, daha ucuz bir fiyata üretim yapsın. Bunu biz de istiyoruz elbette ama ithal ettiğimiz ürünlerle ilgili olarak tabii ki zaman zaman hakikaten bizi de üzen uygulamalar ortaya çıkıyor. Bu, genellikle dünya konjonktüründen, dünyadaki gelişmelerden kaynaklanıyor. Buna yapabileceğimiz şey bunu artırmaktır. Bu nedenle de 2009 yılında bizim Türk çiftçisine vereceğimiz mazot ve gübre desteği 1,3 milyar YTL olacaktır; o şekilde biz planladık. Dileğimiz, temennimiz, bu sene, şu anda olduğu gibi yağışların, hava şartlarının devam etmesi, yani bir kuraklık problemiyle karşı karşıya kalmamamız ve karşı karşıya eğer kalmazsak da inşallah, tekrar, işte 2007 öncesindeki durum gibi birçok üründe ileri noktaya çıkabiliriz.
Şimdi, arkadaşlarımız bir noktayı… İşte “Efendim, buğdayı, pamuğu söyleyin, esas ürün bunlardır.” diyor. Doğrudur. Biz buğdayla ilgili olarak da, pamukla ilgili olarak da zaten rakamları her fırsatta söylüyoruz. Bu pamuk üretiminde bir miktar –alanda özellikle- kayma var, bir miktar azalma var, 200 bin hektar civarında ama değerli arkadaşlarım, o alandan çok daha fazlası mısır üretimine gitti. Neden? Çünkü çiftçi şunun hesabını yapıyor: Hangi ürün benim için daha avantajlı, hangi ürün benim için daha kârlı. Eğer daha az masraflı, daha az maliyetli bir ürün görürse -ki mısırla pamuk arasında böyle bir ilişki var- o zaman pamuk yerine mısır ekiyor. Burası serbest üretimin yapıldığı, serbest ticaretin yapıldığı bir ülke. Dolayısıyla, eğer bir üretici gelir düşüncesiyle veya daha yüksek kâr beklentisiyle bir üründen bir ürüne kayıyorsa buna da denilecek elbette ki bir şey yoktur. Ama sebze-meyve üretiminde, genel olarak, beş yıllık süre içerisinde 10 milyon tonluk bir ilave üretim gerçekleşti Türkiye’de. Bizim Hükûmetimizde bizim uyguladığımız politikaların bunda önemli etkisi var, katkısı var. Çünkü meyve-sebze ihracatı da, yaş meyve-sebze ihracatı da arttı ve her gün bu alandaki kalite de daha artıyor, uluslararası standartlara daha çok yaklaşılıyor. Bu alanda da çok büyük gelişmeler var. Dolayısıyla hem sebze-meyvede hem endüstri bitkilerinde hem yağlı tohumlarda hem hububatta hem hayvancılıkta, biz bunları birlikte, Türkiye’nin menfaatlerini önceleyerek, Türkiye’nin çıkarlarını gözeterek bunları daha iyi bir noktaya getirme gayreti içerisindeyiz. Bugüne kadar, beş yıl içerisinde uyguladığımız politikalar da esasen bizi büyük ölçüde bu hedefe doğru götürdü. Bundan sonra da biz yine doğru olanı doğru şekilde yapmaya devam edeceğiz.
Ben, bu kanunun Türkiye için önemli olduğunu, Türkiye’nin bu kanun vasıtasıyla, vesilesiyle gerçekte bu alanda sınıf atladığını, alıcı ülke olmaktan çıkıp yardım eden ülke durumuna geldiğini tekraren ifade etmek istiyorum ve hem Hükûmet hem iktidar hem de muhalefet partilerinin değerli milletvekillerine katkıları için çok teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 2 Aralık 2008