İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 5. BİRLEŞİM · SALI

Ardahan milletvekili. ensar öğüt'ün, (6/2,41,42,60,67,86,95,97,117,118), tokat milletvekili reşat doğru'nun, (6/54,55,57,58) gıda, tarım ve hayvancılık bakanı mehmet mehdi eker'e sözlü soru önergeleri ile gıda, tarım ve hayvancılık bakanı mehmet mehdi eker'in cevabı

Mehmet Mehdi Eker

Diyarbakır Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 5. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Ekim 2011 · 1.850 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Mehdi Eker (AK Parti), 11 Ekim 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ARDAHAN MİLLETVEKİLİ. ENSAR ÖĞÜT'ÜN, (6/2,41,42,60,67,86,95,97,117,118), TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU'NUN, (6/54,55,57,58) GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER'E SÖZLÜ SORU ÖNERGELERİ İLE GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER'İN CEVABI); konuşma 1.850 kelime.

Mehmet Mehdi Eker (AK Parti, Diyarbakır). “Ardahan milletvekili. ensar öğüt'ün, (6/2,41,42,60,67,86,95,97,117,118), tokat milletvekili reşat doğru'nun, (6/54,55,57,58) gıda, tarım ve hayvancılık bakanı mehmet mehdi eker'e sözlü soru önergeleri ile gıda, tarım ve hayvancılık bakanı mehmet mehdi eker'in cevabı”. TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim tutanağı, 11 Ekim 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mehdi-eker-24-2011-10-11-ardahan-milletvekili-ensar-ogut-un-6-2-41-42-60-67-86-95-97-117-118-2 (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=12742

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, son birkaç gün içerisinde Antalya, Denizli, Manisa başta olmak üzere Ege, Marmara, Akdeniz bölgelerimizdeki bazı illerde vuku bulan sel, dolu, taşkın, hortum gibi tabii afetler nedeniyle tüm milletimize geçmiş olsun dileklerimi sunmak istiyorum. Antalya’da altı tane maalesef kaybımız var. Bunun üç tanesinin cesedine ulaşıldı, Serik İlçesi Haskızılören Köyü’nde, ikisinin kimliği tespit edildi, birinin henüz kimliği tespit edilemedi. Allah’tan rahmet diliyorum ve ailelerine, milletimize başsağlığı diliyorum. Denizli’de yine bir kayıp vatandaşımız var. Manisa ilimizde de iki tane kayıp vatandaşımız var. Bunlarla ilgili tabii, arama çalışmaları sürdürülmektedir.

Söz konusu afet bölgelerinde il valilerimizin koordinasyonunda gerekli tüm kamu kurum ve kuruluşları, bütün ilgili daireler üzerlerine düşen görevi şu anda yapmaktadırlar. Gerek kısa vade içerisinde yapılabilecek kurtarma çalışmaları gerek vatandaşlarımızın çok acil ihtiyaçlarının giderilmesi gerekse orta vadeye dönük olarak hasar tespit çalışmaları şu anda yapılmaktadır.

Antalya ilimizden Başbakanlık Acil Durum Genel Müdürlüğümüze 1 milyon liralık bir nakit para talebinde bulunulmuş ve bu, Antalya Valiliğimiz emrine gönderilmiştir. Birkaç saat önce de Muğla vilayetimizden yine 500 bin lira civarında bir nakdî para talebinde bulunulmuş, o da karşılanıyor. Diğer vilayetlerimizle ilgili olarak da gelen talepler tabii ki değerlendiriliyor.

Allah’tan bu tür… Tabii, bu doğal bir afet. Biraz önce burada oturumu izlerken de yine sesler geliyordu. Biraz önce Ankara’da da bir dolu yağışı vuku buldu, sesler geldi.

Tabii, Bakanlığımla ilgili olarak da özellikle gerek tarım alanları, sera bölgeleri gerek açıkta yetiştirilen sebze ve meyve alanlarında vuku bulan hasarlar var, onlarla ilgili tespitler yapılıyor. Bizim, tabii, şu ana kadar özellikle Antalya’nın Serik, Aksu ve Manavgat ilçelerinde tespit ettiğimiz; Serik’te 10 köyde 300 çiftçi, 3.700 dekar açık alan, 200 dekar kapalı alan; Aksu ilçesinde 16 köyde 950 çiftçi, 40 bin dekar açık alan, 2 bin dekar kapalı alan; Manavgat ilçesinde de yine balık yetiştiriciliğinde kullanılan havuzlar ile bazı küçükbaş hayvanlar ve depolanmış ürünlerin hasar gördüğü ilk belirlemelere göre tespit edilmiş. Bunlarla ilgili, tabii, önümüzdeki dönemde kesin tespitler yapıldıktan sonra, yasaların elverdiği ölçüde, imkânlarla, Hükûmetimizin, devletimizin imkânlarıyla bu konuda vatandaşlarımızın yaraları sarılacaktır.

Yine, keza Denizli ili Çameli ilçesinde sel felaketi dün vuku bulmuş ve dört köyde yine özellikle balık yetiştiricilerinin 500 dekar tarımsal alanda bir zararı olduğu tespit edilmiş. Yine bazı büyükbaş ve küçükbaş hayvan kayıpları, telafatı söz konusu olmuştur.

Manisa Aksihar’da Yeğenoba köyünde özellikle 2 bin ila 3 bin civarında zeytin ağacının yerinden söküldüğü, zarar gördüğü tespit edilmiş. Gördes Kayacık beldesinde de yine bir tünelin çöktüğü tespit edilmiştir.

Şimdi, bunlar, tabii Tarım Bakanlığıyla ilgili bizim ilk tespitlerimiz ama kuşkusuz, diğer bakanlıklarımızın, diğer ilgili birimlerimizin sorumluluğundaki dairelerde, sektörlerde de sorunlar meydana gelmiştir. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla ilgili gerek Orman ve Su İşleri Bakanlığımızla ilgili gerekse Ulaştırma vesaire diğer bütün bakanlıklarımızla ilgili, onların çalışma alanına giren konularda meydana gelen hasar tespitleri yapılıyor ve bunlarla ilgili çalışmalar yapılıyor.

Ben, bu vesileyle bir daha milletimize başsağlığı diliyorum ve Allah’tan bir daha bu tür doğal afetlerle karşılaşılmamasını temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün huzurunuzda bulunmamın önemli sebeplerinden bir tanesi bana tevdi edilen sözlü soru önergelerini cevaplama ihtiyacıdır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün İçişleri Bakanımız Sayın İdris Naim Şahin’e yöneltmiş olduğu bir sorusu var, bu ilk soru olması hasebiyle, müsaadenizle onu başlangıç itibarıyla cevaplamak istiyorum.

Göle ilçesi Balçeşme köyündeki su sorununa ilişkin olarak Sayın Ensar Öğüt’ün sorusuna cevaben İçişleri Bakanlığımızca hazırlanan cevap şu: Ardahan ili Göle ilçesi Balçeşme köyünde Valilikçe yaptırılan incelemede, soru önergesinde iddia edilen herhangi bir hususun söz konusu olmadığı, bahse konu su deposunun sağlam olduğu ve köyün içme suyunda da bir sorun bulunmadığı anlaşıldığı yine Ardahan Valiliğimiz tarafından yapılan tespitle İçişleri Bakanlığımız tarafından hazırlanan cevaptır bu. Bunu bu şekilde bilgilerinize sunmak istiyorum.

Sayın Ensar Öğüt’ün 6/41, 6/42, 6/60, 6/67, 6/86, 6/95, 6/117 ve 6/118 sayılı soruları birbirine yakın veya benzer mahiyette bulunduklarından dolayı da bunlarla ilgili alt başlıklar itibarıyla bu sorulara cevap vereceğim değerli milletvekilleri.

Sayın Öğüt’ün, Kars’a et kombinası açılıp açılmayacağına ilişkin sorusuyla ilgili olarak: Türkiye genelinde Et ve Balık Kurumuna ait 10 adet et kombinası bulunuyor. Bunun 5 adeti Ağrı, Bingöl, Diyarbakır, Erzurum, Van, doğu ve güneydoğu bölgelerimize hizmet vermektedir. Bildiğiniz gibi, bunların tamamı 1990’lı yılların başında özelleştirme kapsamına alınmış ve 28 civarındaki kombina da özelleştirilmişti. 2005 yılında Hükûmetimiz bu uygulamanın bir yanlış uygulama olduğunu ve dolayısıyla da Türkiye’de hayvancılıkla ilgili KİT’lerin esasen, eğer özelleştirilecekse, en sona bırakılması gerektiği gerçeğinden hareketle biz de özelleştirme kapsamından çıkarıp Et ve Balık Kurumu kombinalarını, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımıza bağlamak suretiyle, epey de yatırım yapmak suretiyle -ki 100 milyona yakın bir yatırım yapıldı bu kombinalara- ve bunları biz tekrar hizmete açtık, üstüne yenilerini de tabii, ilave ettik. Et ve Balık Kurumunun hâlihazırda 10 adet kombinası var ve 10 adet kombinayla birlikte Türkiye’de gerek üreticilerin yetiştirdikleri hayvanların kesimiyle ilgili pazar oluşturma gerekse piyasadaki et fiyatları dengesini regüle etmek maksadıyla da iki yönlü bir hizmette bulunmakta, sektöre de oldukça ciddi katkı sağlamaktadır.

Hâlihazırda, Et ve Balık Kurumunun Kars ilindeki et kombinasıyla ilgili bir çalışması yok ama önümüzdeki aylarda, yıllarda, bu yapılacak olan çalışma neticesinde eğer mutlaka Kars’a da bir Et Balık Kurumu kombinası açılması gerekiyorsa veya kiralamak suretiyle orada bir işletme çalıştırılması gerekiyorsa o da ayrıca değerlendirilecektir.

Sayın Öğüt’ün, hayvanlardan insanlara geçen hastalıklara ilişkin sorusuyla ilgili olarak da bildiğiniz gibi değerli milletvekilleri, ihbarı mecburi hayvan hastalıkları ve bildirimine ilişkin bir yönetmeliğimiz var. Burada, özellikle hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar tespit edilmiş, belirlenmiş ve bu hastalıklar içerisinde yer alan, özellikle insan sağlığını da toplum sağlığını da ilgilendiren yani sadece hayvanlarda, hayvanlar arasında problem yaratmakla kalmayıp yani ekonomik bir kayba yol açmakla kalmayıp aynı zamanda insanlara da o hastalıkları bulaştıran birtakım etmenler vardır, hastalık etkenleri, işte, bakteriler, virüsler vesaire, bunların sebep olduğu hastalıklar vardır, bunlar belirlenmiştir. Sığır tüberkülozu, sığır brusellası, koyun ve keçi brusellası, kuş gribi, ruam hastalıkları gibi hastalıklar da ayrıca bunlar tazminata konudur yani bunlar, tespit edildikleri takdirde, tazminatı ödenmek suretiyle mecburi kesime tabi tutulmaktadır, sahiplerine de bunların parası ödenmektedir. Neden? Çünkü, bu hastalıkların var olması, sürdürülmesi, yayılması, sadece hayvanlar açısından değil toplum sağlığı açısından da ciddi risk ve tehlike oluşturduğundan dolayı, bunlara tazminat ödenip bunlar kestirilmektedir.

Bakanlığımızca yürütülen Hayvan Hastalıklarıyla Mücadele ve Hayvan Hareketlerinin Kontrolü Projesi kapsamında yapılan programlar ile il, ilçe gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüklerimizce aşılama, klinik ve laboratuvar incelemesi, mezbaha kontrolü, serolojik ve alerjik testler uygulanmak suretiyle hem hayvan sağlığının hem de halk sağlığının korunması için çalışmalar yoğun olarak sürdürülmektedir. Bakanlığımızca uluslararası sürdürülen Kuduz Hastalığının Kontrolü Projesi, Kuş Gribi ve İnsana Tesir Eden Salgına Hazırlık ve Müdahale Projesi gibi projelerle de hayvan ve halk sağlığının sürdürülebilir güvencesi temin edilmeye çalışılmaktadır.

Sayın Öğüt’ün kurbanlık hayvan ithaline ilişkin sorusuyla ilgili olarak da şu hususları bilginize sunmak istiyorum: Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü tarafından Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Türkiye'nin bir bölgesine şaptan ari bir statü kazandırıldı. Yani hayvanlarda çok yaygın ve çok bulaşıcı olan şap diye bildiğimiz bir hastalık var ve bu hastalık sınır tanımayan bir hastalıktır, öyle ki araçların tekerleklerinin üzerindeki çamurun içerisinde yüzlerce kilometre bunun virüsü taşınabiliyor. Yani bununla mücadele etmek tek başına sizin ülkenizdeki mücadeleyle de mümkün değil ancak ada ülkelerinde çok sıkı tedbirlerle olabilecek bir şey. Bizim de komşularımız maalesef standartlar… İşte, Gürcistan, Ermenistan, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye komşularımızda bu tür çalışmalar maalesef yeterince yapılmadığından dolayı oradan buraya doğru hem havayla hem çeşitli nakil araçlarıyla bu virüs geliyor. Biz de Türkiye'nin batısından bu eradikasyon projesine başladık ve boğazların geçişini kontrol etmek suretiyle Türkiye'nin tarihinde ilk defa olarak Trakya bölgesini şap hastalığından ari hâle getirdik. Bu çok önemli bir adım, çok büyük bir başarı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa böyle bir şey söz konusu ve Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı, Dünya Sağlık Örgütü de bu statüyü tanıdı ve Türkiye'nin bu bölgesine bu konuda sertifika verildi. Biz son üç yıl içerisinde de bu pozisyonumuzu, bu statümüzü koruyoruz. Yani üç yılda bütün bu, işte, kurban bayramlarındaki durumlara vesairelere rağmen, biz burada şap hastalığının ortaya çıkmamasına yol açan tedbirleri aldık ve dolayısıyla da bir sorun bugüne kadar çıkmadı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bizim muhalefet partilerimizin bunu muhalefet aracı olarak kullanmasına ben bir şey demiyorum ama tabii, burada konuşurken, özellikle bu konuyu bilen insanların konuşurken burada insafla, vicdanla konuşması lazım çünkü biz Türkiye’nin diğer bölgelerinde kurbanlık hayvan ithalatı yapmadık ve yapmıyoruz; biz, sadece Trakya’da, geçişler kontrol altında olduğu için ve Trakya’daki vatandaşlarımız orada bir mağduriyet yaşamasın diye, Anadolu’dan oraya geçişler son derece de kısıtlı ve kontrollü olduğu için, birileri onu istismar edip de fiyatları anormal şekilde yükseltmesin diye sadece Trakya bölgesinde hayvan ithaline izin veriyoruz. Özü bu, işin esası bu. Dolayısıyla geçen sene de biz bunu yaptık, bu sene de bunu yapıyoruz. Neden? Trakya’daki, özellikle İstanbul’un Avrupa yakasındaki vatandaşlarımız bir sorunla karşılaşmasın diye. Anadolu için değil.

Şimdi ben size bir rakam vereceğim. Değerli arkadaşlar, Türkiye genelinde 2010 yılında kesilen kurbanlık sayısı, 590 bin civarında büyükbaş, 2 milyon 200 bin civarında da küçükbaş hayvandır. Bunlar tespitli, hepsinin kulak küpesi var ve gelen yeri, sevk edilen yeri vesairesi belli. Şu anda Türkiye’de, Kurban Bayramı’na bir ay civarında zaman var ve bir ay öncesinde bizim yine besihanelerde yaptığımız tespitler -ki kulak küpeleri dâhil, bunların tespitiyle- 869 bin büyükbaş hayvan kurbanlık için hazırlanmış, 3 milyon 200 bin de küçükbaş hayvan yine kurbanlık için hazırlanmış durumda. Demek ki 249 bin büyükbaş, yaklaşık 1 milyon 100 bin de küçükbaş hayvan fazlalığımız var. Yani geçen sene tükettiğimizden, geçen sene kestiğimizden daha fazla elimizde, Türkiye genelinde hayvan varlığı var, kurbanlık için hazırlanmış. Hiçbir sorun yok. Burada, Trakya’daki -biz Trakya işinde yine oradaki tespitlerimizi de yaptık- mesele de şu: Edirne, Kırklareli, Tekirdağ’da şu anda 24 bin büyükbaş, yaklaşık 100 bin küçükbaş kurbanlık hayvan var bu üç vilayette. İstanbul’un Avrupa yakasının kurbanlık ihtiyacı da 41 bin büyükbaşla 55 bin küçükbaş hayvandır ve biz burayı bir zarar görmesin diye, İstanbul’daki tüketici bir haksız fiyatla karşı karşıya kalmasın diye de dünyanın şap hastalığı olmayan ülkelerinden sadece o bölgede getirilip değerlendirilmek üzere, oraya mahsus olmak üzere ithalatına izin veriyoruz. Bu da doğru bir şeydir, yanlış bir şey değildir, doğru bir şeydir ve bunu da biz Türkiye’de hayvan hastalıklarıyla mücadelenin daha etkin yapılmasını temin açısından gerekli görüyoruz. Bu mücadeleyi, bu kontrolü sürdürmemiz lazım. Trakya’nın bu pozisyonunu sürdürmemiz lazım. Neden? Çünkü biz Trakya için şunu düşünüyoruz: Mademki burası şaptan ari statü kazandı, aşılı arilik statüsü kazandı, o hâlde biz dünyanın başka ülkelerine ihracat yapacağımız zaman Trakya’yı bir ihracat üssü olarak düşünmek durumundayız. Yani Türkiye'nin şap hastalığı bulunmayan bir bölgesinde biz ihracat üssü olarak orayı seçiyoruz ve o pozisyonu sürdürmemiz gerekiyor. Dolayısıyla değerli milletvekilleri, burada kimse bunu böyle ucuz politik mülahazalarla değerlendirmeye kalkmasın.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)Ucuz politika değil, Sayın Bakan Kars ve Ardahan’da hayvan kalmadı, şaptan bütün hayvanlar öldü.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul)Hijazi şirketi siz tanıyorsunuz…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dolayısıyla…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)Siz neden bahsediyorsunuz? Kars-Ardahan bölgesinde hayvan kalmadı, şaptan öldü.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Oraya geleceğim, geleceğim.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)Ona cevap verin bakalım. Sadece Posof’ta kaç tane hayvan öldü onu söyleyin?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Oraya geleceğim.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)Trakya’yı arındırdınız, öteki taraf Türkiye değil mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şap hastalığı sınır tanımayan bir hastalık. Şap hastalığıyla ilgili mücadele sürüyor ve çok etkin bir şekilde, Türkiye'nin geçmişte hiçbir döneminde yapılmadığı kadar etkili sürüyor.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 11 Ekim 2011

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook