İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)

Mehmet Mustafa Açıkalın

Sivas Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 89. Birleşim · 3. yasama yılı · 13 Mayıs 2009 · 1.893 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Mustafa Açıkalın (AK Parti), 13 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ DEVLETİ ARASINDAKİ KARA SINIRI BOYUNCA YAPILACAK MAYIN TEMİZLEME FAALİYETLERİ İLE İHALE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:263)); konuşma 1.893 kelime.

Mehmet Mustafa Açıkalın (AK Parti, Sivas). “Türkiye cumhuriyeti devleti ile suriye arap cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:263)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-mustafa-acikalin-23-2009-05-13-turkiye-cumhuriyeti-devleti-ile-suriye-arap-cumhuriyeti-devleti-arasin (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Sivas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükûmeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırları Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleriyle İlgili İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun, yürütme ve yürürlük maddesi hariç dört maddeden oluşan kısa bir kanun hüviyetindedir. Kanunun metni üzerindeki görüşlerimi ifade etmeden önce, bu kanuna neden ihtiyaç duyulmuştur, bunun altyapısında, amacında neler yatmaktadır, önce bunları, bu kanuna takaddüm eden Bakanlar Kurulu kararlarını kısaca açıklamak istiyorum: Birinci olarak, bu kanuna bir yasal ihtiyaç vardır. Bu yasal ihtiyacın birinci kısmı iç hukuktan kaynaklanmaktadır, ikinci kısmı uluslararası hukuktan doğmuştur. İkinci olarak, iktisadi bir zaruret vardır bu yasanın yasalaşmasında ve üçüncü olarak da siyasi ve güvenlik dolayısıyla ihtiyaç bulunmuştur.

Uluslararası hukuk açısından doğan zaruret, bilindiği üzere soğuk savaşın bittiği yıllardan itibaren güvenlik kavramı gerek ulus devlet düzeyinde gerekse NATO konseptinde değişikliğe uğramış ve buna bağlı olarak da konvansiyonel silahlarda azaltılmaya gidilmiş. Aynı şekilde, antipersonel kara mayınları ve antitank mayınları konusunda da azaltmaya yönelik uluslar düzeyinde ve NGO’lar düzeyinde teşebbüsler olmuştur. Uluslar düzeyinde bu faaliyetin başını çeken ülkeler, başlıca, Kanada, Avusturya ve Almanya olmuş, 1996 yıllarında özellikle antipersonel kara mayınlarının tümüyle yok edilmesi konusunda ciddi bir teşebbüs başlatmışlardır ve bu teşebbüs, faaliyet, önemli destekler bulmuş uluslararası camiada ve çok kısa bir süre içerisinde, bir yıl içerisinde sonuçlanmıştır. Bu sonuçlanma, bilindiği üzere, burada da değerli konuşmacılar tarafından ifade edildiği üzere, Ottawa Sözleşmesi olarak uluslararası gündeme oturmuştur. Ottawa Sözleşmesi, Ottawa’da imzalandığı için Ottawa Sözleşmesi ismini alan bu sözleşme, antipersonel kara mayını kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanması ve bunların imhasıyla ilgili sözleşmedir. Bu sözleşme 1999 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de 12/3/2003 tarihinde bu sözleşmeye katılmayı onaylamış, dolayısıyla Türkiye bu sözleşmeyi imzalamış olarak bu sözleşmenin tarafı olmuştur. Bu sözleşme altı önemli ana konuda, sözleşme imzalayan yüz kırk dokuz civarındaki ülkeye mükellefiyetler getirmiştir.

Bunlardan birincisi, antipersonel kara mayınlarının kullanılmasını, stoklanmasını, üretimini ve transferini yasaklamaktadır.

İkinci olarak, istisnai olarak, bu yasaklamaya getirilen bir istisnayla, sadece mayın tespit, temizleme ve imha tekniklerinin geliştirilmesi ve eğitim maksatları için belirli bir miktar mayın bulundurulmasına ve transferine müsaade edilmektedir.

Üçüncü olarak da depolardaki mayınların temizlenmesi konusunda taraf ülkelere dört yılı geçmeyecek bir mühlet verilmektedir. Aynı şekilde, muhtelif yerlere döşenmiş bulunan bu mayınların da bu antipersonel kara mayınlarının imhası konusunda da on yıllık bir süre verilmiştir.

Yine, aynı şekilde, taraf ülkelere, mayın döşeli veya döşeli olmasından tereddüt edilen bölgelerin işaretlenmesi, gözetlenmesi ve bu bölgelerin tel örgüsüyle veya diğer metotlarla mayın döşenmemiş bölgelerden tecrit edilmesi öngörülmüştür.

Ve son olarak da taraf ülkeler arasında mali yardım ve teknolojik iş birliği yapılmasına imkân sağlanmasını düzenlemiştir.

Bilindiği üzere, mayınların temizlenmesine konu olan arazi Hatay ilinden başlamak üzere altı vilayetimizi ilgilendirmektedir. Bunlar: Şanlıurfa, Gaziantep, Şırnak… 877 kilometre aşağı yukarı bir uzunluğa sahip. En dar yeri 200, en geniş yeri de 800 metre genişliğe sahip bir arazi parçasıdır. Bu mayınların 1950’li yıllarda yerleştirildiği ancak geçen zaman içerisinde tabiat şartlarında meydana gelen değişiklikler sebebiyle mayınların yerlerinin muhtemelen hareket hâlinde olduğu, değiştiği gözlenmiştir teknik olarak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası hukuktan doğan bu mükellefiyet dolayısıyla böyle bir yasa, Türkiye’ye, 2014 yılına kadar, bu şekilde döşenmiş bulunan mayınların imhası zarureti mükellefiyetini getirmiş bulunmaktadır.

İç hukuk açısından baktığımızda, bu mayınların temizlenmesi konusunda biraz önce saydığım vilayet özel idareleri ve valilikleri zaman içerisinde temizlemeye yönelik muhtelif teşebbüslerde bulunmuşlar, ihaleler açmışlardır. Bu ihalelerden birisi dolayısıyla yapılan ihaleye, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına, bilindiği üzere, Danıştay nezdinde itiraz edilmiş ve dava açılmıştır. Bu davada, bu mayınlara ilişkin muhtelif Bakanlar Kurulu kararlarının –vakit almamak için tarih ve numaralarını vermiyorum- ve Mardin ve Şırnak illerinde yapılan ihalelerin ihale şartnamelerinin iptali ve öncelikle de yürütmenin durdurulması talep edilmiştir. Danıştay 13. Dairesi bu davayla ilgili olarak vermiş bulunduğu kararında, illerde yapılan ihalelere ilişkin yürütmeyi durdurma istemi hakkında karar verilmesine gerek olmadığına ancak ihale şartnamesinin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

Bilindiği üzere bu ihaleler 2886 sayılı Kanun’a göre yapılmıştır. 2886 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinde de, Danıştayın doğru ve haklı olarak vermiş bulunduğu karar çerçevesinde, muhtelif istekliler tarafından yapılması mutat olan muhtelif işler tek bir eksiltmede toplanamaz tarzında bir hüküm bulunmaktadır. Aynı zamanda bu hüküm, bizim bu getirmiş bulunduğumuz yasadaki İhale Kanunu’nun (2886) ve Kamu İhale Kanunu’nun istisnasının aynı zamanda bir gerekçesidir. Dolayısıyla iç hukuktan kaynaklanan bir yasa düzenlemesine de bu açıdan zaruret bulunmaktadır.

İktisadi zaruret, biraz önce ifade ettiğim genişliğe sahip bir arazinin Türkiye ekonomisine katkısından bu şekilde mayınlanmış bulunmak suretiyle mahrum bırakılması da Türk ekonomisi açısından bir kayıptır. Dolayısıyla bu arazinin mayınlardan temizlenerek yer altı ve yer üstü zenginlikleri itibarıyla Türk ekonomisine katkısına imkân sağlanması icap etmektedir.

Diğer bir konu, siyasi gelişmeler. Bilindiği üzere, ülkemiz ve partimiz, belirli bir süreden beri özellikle komşularıyla yakın komşuluk ilişkileri, sınır güvenliği açısından, iç hukuklarına karışmama, içişlerine karışmama ilkesine dayanan iyi münasebetler geliştirmiştir. Dolayısıyla güvenlik ihtiyacı, aynı zamanda güvenliğin teknolojik boyutundaki yaşanan gelişmeler de mayınların döşenmesi zaruretini birlikte getirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mayından arındırılacak alan 216 bin dekar. Her ne kadar Millî Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı bilgilerinde farklılık olmakla birlikte 216 bin dekar çerçevesinde bir arazi genişliğidir.

Ottawa Sözleşmesi daha yürürlüğe girmeden, Türkiye, 1992 yılında aldığı bir gizli kararnameyle bu mayınların ortadan kaldırılması konusunda görevlendirme yapmıştır. Bu kararnamede muhtelif tarihlerde değişiklik bulunmuştur, görevlendirmeyle alakalı olarak. Birinci değişiklik, 31/1/2005 tarihli ve 2005/8450 sayılı Karar ile “Mayın temizleme faaliyeti GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı koordinatörlüğünde yürütülür. Mayın temizleme faaliyetinin ihale işlemleri ise Maliye Bakanlığınca gerçekleştirilir.” şeklinde olan değişikliktir. Bundan sonra yapılan değişiklik, yine görevlendirmeyle alakalı olmak üzere, 13/6/2005 tarihli olup 2005/8982 sayılı Kararla yapılmıştır. Buradaki değişiklik de “Mayın temizleme faaliyeti ve ihale işlemleri Maliye Bakanlığınca yürütülür.” şeklindedir. Bu çerçevede, yasal bu baza oturmak üzere huzurunuzda bulunan kanun tasarısı Meclisin gündemine getirilmiştir.

Şimdi özet olarak bu tasarının neler getirdiğini ifade etmek istiyorum. Amacı, yine kanunun ana maddesinde yazıldığı üzere, bu bölgede bulunan patlamamış mühimmat ile antipersonel ve antitank mayınlarının temizlenmesidir.

Kanunun 2’nci maddesi ihale işlemlerini düzenlemektedir. Burada dikkat edilmesi gereken, ihale işlemleriyle ilgili olarak iki aşamalı ve iki ayrı ihale düzenlenmiştir. Kanunun getirdiği ana prensip, mayın temizleme işi 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre Maliye Bakanlığı tarafından hizmet alınmak suretiyle yapılacaktır. Bundan sonra ifade edeceğim ihale tali ihaledir, ancak bu tarz bir ihale gerçekleşmediği takdirde müracaat edilecek ihale usulüdür. Ama maalesef, burada yapılan konuşmalarda asıl ihalenin bu olduğu gözden kaçmış veya kaçırılmış, sadece ihalenin arazinin kullanım bedeli karşılığında, arazinin belli bir süre kullanıma terk edilmesi karşısında yapılacağı öne çıkarılmıştır. Oysa, ifade ettiğim gibi, ihale birinci olarak ve ana ilke olarak, hizmet alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından yürütülecektir. Ancak bu şekilde ihale yapılamadığı takdirde, Ottawa Sözleşmesi’ndeki mükellefiyeti belli süre içerisinde yerine getirmek amacıyla yine Maliye Bakanlığınca, mayın temizlenecek alanlar… Bu mayın temizlenecek alanların bir kısmı Maliye Bakanlığının idaresinde, bir kısmı hazineye aittir. Bunun dışında bunlarla birlikte bütünlük arz eden başka kamu idarelerine ait alanlar da bulunmaktadır. Bu ihaleler bunların tamamını kapsamak üzere yapılacak ihalelerdir. İkinci usulde bütün bu alanların ihalesi, temizlenecek alandaki arazinin tarımsal amaçla kullanılmak üzere en az sürede kullanıma talip olan ihaleciye, ihaleye katılan iştirakçiye verilmesi suretiyle gerçekleştirilecektir. Bu şekliyle, her iki şekilde de yapılan ihalede, mayınlı alanda bulunmakla birlikte Bakanlar Kurulu kararı gereğince belirlenecek askerî yasak bölge ve sınır hattı boyunca tesis edilecek sınır fiziki güvenlik sistemiyle birlikte ihtiyaç duyulacak diğer alanlar, temizliği yapan, ihaleyi kazanan firmanın kullanımına teslim edilmeyecektir. Bu ihale bir bütün olarak yapılacağı gibi, parçalı olarak da yapılması mümkündür. Kanunun diğer maddelerinde ihalenin hangi öncelik sırasına göre yapılacağında hangi kurumların görev alacakları -ki bunlar Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığıdır- ifade edilmiştir. Aynı şekilde, ihale komisyonunun oluşumunda Maliye Bakanlığının yetkili olduğu, diğer yandan Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı temsilcilerinin katılımıyla bir muayene ve kabul komisyonları oluşturulacağı ve bunların çalışma şartlarının ihale şartnamesinde ayrıca gösterileceği belirtilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada üzerinde durulan en önemli konulardan bir tanesi de bilindiği üzere bu temizlenen arazilerdeki yer altı kaynaklarının kullanımıdır. Yer altı kaynaklarının kullanımı esasen kanunun amaç maddesinde de ifade edildiği gibi tamamen yer üstünün tarımsal amaçla kullanılmasına yönelik bir ihale olmasına rağmen, ayrıca herhangi bir tereddüde meydan vermemek, bu konudaki haklarımızı pekiştirmek üzere 5’inci fıkrada ayrı bir düzenleme yapılmıştır. Bu maddede yapılan düzenleme şöyledir: “Mayınlı alanda bulunan maden ve petrol gibi her türlü yer altı zenginlikleri hakkında, 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu, 7/3/1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Kanunu, 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat Ve Vazifeleri Hakkındaki Kanun ile diğer ilgili mevzuat hükümleri saklıdır.” Bilindiği üzere bu üç Kanun, ülke topraklarının altındaki yer altı zenginlikleriyle alakalı üç temel kanundur. Birisi Petrol Kanunu, birisi Maden Kanunu, birisi de yer altı sularıyla alakalı Devlet Su İşlerinin teşkilat kanunudur. Dolayısıyla, yer altı zenginlikleriyle alakalı ihaleyi kazanan, hangi usulle olursa olsun, ister arazinin hizmet alımı suretiyle gerçekleştirilen ihalesinde isterse arazinin tarımsal amaçla kullanılması, belli bir süre için tahsisi karşısında olsun hiçbir şekilde bu üç madde yürürlükten kalkmamıştır. Dolayısıyla, ihaleyi kazanan firmaya bu üç kanunun düzenlediği konularda üçüncü şahıs karşısında herhangi bir imtiyazı, önceliği bulunmamaktadır. Eğer Maden Kanunu’na göre bir hak iddia edecekse, Maden Kanunu’nun öngördüğü hükümler uyarınca müracaatını yapacaktır. Biraz önce ifade ettiğim gibi, herhangi bir üçüncü şahıs karşısında da olduğundan daha farklı bir imtiyaza ve hakka sahip olmayacaktır.

Bu temizleme süresi beş yıl olarak ifade edilmiştir, Ottawa Sözleşmesi’nin nihai süresinin 2014’te sona ermesi dolayısıyla ona uygun, mutabık bir düzenlemedir. Belki, muhtemelen bu sürenin daha öne çekilmesi icap etmektedir.

Tarımsal amaçlı faaliyette kullanılması karşılığında da İhale Kanunu’ndaki muhammen bedele tekabül eden, burada bir bedel söz konusu olmadığı, bedel yerine kullanım süresi kıstası getirildiği için, azami bir süre, tabir yerindeyse bir muhammen süre ifade edilmiştir; bu, kırk dört yıldır. Elbette, bu sürenin uzun-kısa olduğu tartışılabilir, esasen bu, muhammen süredir, illa bu kadar süre kullanımına tahsis edilecek denilemez. Dolayısıyla, ihaleye iştirak edecek olan iştirakçiler, katılımcılar bu süreyle alakalı olarak yarışacaklardır.

Bu sürenin belirlenmesinde elbette arazinin temizlenmesi karşılığında oluşacak maliyetler, finansman maliyetleri, imalat maliyetleri önemlidir. Aynı şekilde, arazi tarımsal amaçla kullanıldığında tarımsal ürün bedelinin kullanım süresi sonuna kadar getirisi, bütün bunlar dikkate alınmak suretiyle hem kullanıcılar hem de ihale komisyonu tarafından bu süre dikkate alınacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak da danışmanlık sözleşmesi, elbette, herhangi bir şekilde, hangi usulle ihale yapılırsa yapılsın, Maliye Bakanlığı, özelliği olan bu iş dolayısıyla danışmanlık hizmeti alabilecektir. Bu danışmanlık hizmeti de 4734 sayılı Kanun hükümleri dışında bulunmaktadır. Bu, elbette İhale Kanunu’na bir istisnadır. İhale Kanunu’nda birçok istisna bulunmaktadır hizmetin özelliği, gizliliği dolayısıyla, bunların bir kısmı da bilindiği üzere askerî alım ve ihalelerdir.

Bu yasa tasarısının alt ve üst komisyonda görüşülmesi sırasında Millî Savunma Komisyonundan görüş alınmadığı veya Millî Savunma temsilcisinin görüşünün alınmadığı tarzındaki ifadeler de doğru değildir.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir)Nasıl doğru değil?

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla)Raporumuzda, Plan ve Bütçe Komisyonunun raporunda, Plan ve Bütçe Komisyonuna Sayın Millî Savunma Bakanı davet edilmiş.

GÜROL ERGİN (Muğla)Yukarıda, Komisyonda beraberdik.

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla)Sayın Vekilim, Millî Savunma Bakanı, biliyorsunuz Plan ve Bütçe Komisyonuna davet edilmiş, Millî Savunma Bakanlığının görüşlerini, İç Tüzük’ün 32’nci maddesine göre yapılan gizli oturumda ifade etmiştir. Millî Savunma Bakanı Savunma Bakanlığını temsil etmiyorsa, kim temsil ediyor? Dolayısıyla, Savunma Bakanlığının görüşü de en üst düzeyde, bakan düzeyinde görüşleri alınmıştır. Gizli oturum yapılmıştır. Eğer daha fazla ihtiyaç varsa, burada da sayın vekillerimiz gizli oturum talep eder, Sayın Bakanımız bu gizli oturumda, arzu edilen bilgileri, görüşlerini, Komisyonda verdiği şekliyle burada da gündeme getirebilirler.

GÜROL ERGİN (Muğla)Orada bir şey söylemedi ki burada söylesin!

MEHMET MUSTAFA AÇIKALIN (Devamla)Evet, ben…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 13 Mayıs 2009

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook