İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 124. BİRLEŞİM · CUMA

Diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; 633 sayılı diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun hükmünde kararname ve kastamonu milletvekili mehmet serdaroğlu'nun; 657 sayılı devlet memurları kanununa bir madde eklenmesi hakkında kanun teklifi (s.s.:507)

Mehmet Nezir Karabaş

Bitlis Milletvekili ·

Genel Kurul, 124. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Haziran 2010 · 1.538 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Nezir Karabaş, 25 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI; 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNUN BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME VE KASTAMONU MİLLETVEKİLİ MEHMET SERDAROĞLU'NUN; 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNUNA BİR MADDE EKLENMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.:507)); konuşma 1.538 kelime.

Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis). “Diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; 633 sayılı diyanet işleri başkanlığı kuruluş ve görevleri hakkında kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında kanun hükmünde kararname ve kastamonu milletvekili mehmet serdaroğlu'nun; 657 sayılı devlet memurları kanununa bir madde eklenmesi hakkında kanun teklifi (s.s.:507)”. TBMM Genel Kurulu, 124. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2010-06-25-diyanet-isleri-baskanligi-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-ile-bazi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik üzerine tartışıyoruz ama Diyaneti tartışmadan önce, din, din ile devlet ilişkileri, geçmişte bunun nasıl yürütüldüğü ve bugün dünyada devletin din ile ilişkisi, dinde devletin yerinin ne olduğuyla ilgili bir değerlendirme yapmamız gerekiyor. Tabii, din, toplumlar için insanlığın doğuşundan bu yana toplumun en önemli değerlerinden biri. Tarihin birçok döneminde toplumun hukuku, işleyişi, devlet yapıları dinî kurallara göre belirlenmiş, dinî esaslara göre devlet yapılanmış, belli dönemler arasında ciddi, dinler arası savaşlar, inançlar arası savaşlar yaşanmış, bir devlette veya bir toplumda, o toplumun idari yapısında etkin olan din hangisiyse, diğer dinler, inançlar dışlanıp bu temelde düzenleme yapılmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kuruluşundan sonra din işleri bir dönem bir bakanlık kurularak bakanlık bünyesinde yürütülmüş, 1924’ten itibaren de Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.

Şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasına bir bakmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti 1924’te hem Anayasası’nda hem de işleyişinde laik devlet esası üzerine, laiklik üzerine kurulmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı cumhuriyetin ilk dönemlerinde etnik, kültürel, diğer tüm bireyleri ve toplulukları ilgilendiren konularda olduğu gibi, dinde de, dini devletin denetimi ve gözetimi altına alan bir kurumdu. Bugün çağdaş dünyaya baktığımız zaman; Avrupa’ya, Amerika’ya veya birçok gelişmiş ülkeye, laik, demokratik olan ülkelere baktığımız zaman devletin idari yapısı içinde Diyanet benzeri bir kurum yoktur. Diyanetin kurulmasının nedeni, insanların inançlarına, toplumun inançlarına, bu inançlar doğrultusunda, toplum içindeki değişik kesimlerin, toplulukların inançları doğrultusunda, inançlarıyla ilgili karar verme, inançlarını gerçekleştirme ve nasıl, nerede gerçekleştireceklerine, bunu nasıl yapacaklarına karar verme, güvenmeme anlamındadır. Devlet, 1924’le birlikte Diyanet İşleri Başkanlığıyla inanç kesimlerini ve inancı denetim altına almıştır ve süreç içinde de bu kurum sadece Sünni İslam’ı örgütleyen, o temelde yapılanan bir kurum hâline gelmiştir.

Şimdi, Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, özellikle 1960’dan sonra en çok tartışılan konu laiklik konusudur. En çok tartışılan ve öne çıkan konu din ile devlet ilişkileri, dinin devlet ilişkilerinde kendi özgürlüğünü yaşayan, devletin hiçbir şekilde dini ve belli dinî kesimleri öne almayan, belli bir inanç grubuna veya belli bir dine mesafeli olan bir yapı anlıyoruz. Ama Türkiye’de maalesef öyle olmamış. 1960 darbesini gerçekleştirenler, işte, laiklik elden gidiyor söylemi de var, diğer birçok şeyin içinde en önemli, öne çıkan laiklik söyleminin elden gittiğidir ve 1961 Anayasası’yla ve sonradan da 1982 Anayasası’yla Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal bir kurum hâline de getirilmiştir. Şimdi, dinin ne olduğu, İslam’ın ne olduğu, İslam’ın mezhepleri, diğer inanç grupları, bunların inançlarını yerine getirme konusunda devlet her zaman belirleyici olmuştur ve yönlendirici olmuştur. Bugün toplumda tartışılan Alevilik sorunu, mezhep sorunları, İslam’ın dışındaki diğer dinler, Hristiyanlık’tır, Yahudilik’tir, bunların yaşamı ve kendilerini ifadesi her zaman sorun olmuştur. Birincisi Lozan Antlaşması’ndan sonra getirilen kurallarla gayrimüslimler yani Hristiyanlar ve Yahudiler kendi inançlarını, inançlarını nasıl yaşayacaklarını, kiliselerini, sinagoglarını nasıl yöneteceklerini, kimlerin bu konuda kendilerine öncülük edeceğini kendileri belirlemiştir. Bu çağdaş bir yapıdır, doğrudur ama 1925’te tekke, zaviye ve dergâhların yasaklanmasından sonra bunu belirlemek tümüyle devletin işi olmuştur. Devlet, insanlar dinini nasıl yaşayacak, İslam nedir, dinî kurallar nasıl belirlenecek, şeriat kuralları nedir, ritüeller nasıl yapılır veya hem ibadet yapmada, imamlıkta hem de bu ibadetlerin biçiminde öncülük yapanlar, dinî öncüler bu faaliyetlerini nasıl yürütecek, neleri dile getirecek ve kimler olacak, hep devlet tarafından belirlenmiş.

Bugün Avrupa’ya bakalım. Bir taraftan laikliği aldığımız bir dünya, diğer taraftan bugün Avrupa Birliğine giriyorken çıkardığımız birçok yasayı Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde çıkarıyoruz.

Bugün, değerli milletvekilleri, Avrupa’nın hangi ülkesinde, hangi devlet -Avrupa devleti- insanların inançlarını, düşüncelerini, dini belirliyor? O inancın nasıl yerine getirileceğini, o inancın nerelerde yerine getirileceğini, o inanç gruplarının kendi inançlarına nasıl baktığını hangi devlet belirliyor?

İnanç, insanların bireysel veya toplumsal olarak bir diğerinin yaşam alanına, bir diğerinin inancına ve düşüncesine müdahale etmediği sürece, başta devlet olmak üzere hiç kimsenin karışma hakkının ve haddinin olmadığı bir alandır ama Türkiye’de dini nasıl yaşayacağınız, dinin nasıl yürütüleceği, bu konuda kadroların nasıl belirleneceği tümüyle devlet tarafından denetlenir. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin bir kurumudur, Diyanet İşleri Başkanlığından merkezî kadrolara, en alttaki kadrolara kadar hem görev yaptığı alanda hem de bu dinî görevlerini ve bununla ilgili faaliyetlerini yürütürken devletin bir memuru statüsünde gerçekleştiriyorlar.

Şimdi, hepiniz 12 Eylül döneminden sonra, hele özellikle bölgede o şiddet, çatışma dönemlerinin yoğunlaştığı dönemlerde ve tabii yeri geldiği zaman, tüm Türkiye’de hutbelerin nasıl hazırlandığını ve okutulduğunu bilirsiniz. Dünyanın hiçbir yerinde merkezî olarak hazırlanmış ve tüm Türkiye’ye, en küçük birime kadar fakslanmış hutbelerin okutulduğunu bilmeyen bir milletvekili var mı?

Peki, biz, bu şekilde bir Diyanet, bu şekilde bir örgütlenme, dini bu şekilde denetim altına alma olduğu sürece nasıl Türkiye’ye laik devlet diyeceğiz; diğer taraftan, biz, herkesin dinî inancına ve o dinî inancını istediği gibi kullanmaya açığız diyeceğiz? Hutbeyi hemen hemen herkes bilir. Dinî ibadet yapma konusunda sürekli, bu faaliyetlerini aralıksız yapanlar da bunu yapmayanlar da Türkiye'nin koşullarında mutlaka ya bir cuma veya bir bayram hutbesi dinlemişlerdir.

Hutbe, İslam’da, hem dinî anlamda insanların, toplumun ihtiyaçlarını ve beklentilerini hem ahlaki anlamda topluma verilmesi gerekenleri hem de o hutbenin verildiği yerde, birimde insanların sosyal, toplumsal, ekonomik, kültürel her türlü ihtiyaçlarının tartışıldığı, konuşulduğu ve bu konuda yetkin kişiler tarafından verildiği bir ritüeldir. Peki, yıllarca Türkiye’de, Ankara’da hazırlanıp, fakslanıp, hatta her camide, Hakkâri’den tutun Edirne’ye, Trabzon’dan tutun Akdeniz’e, Mersin’e kadar her camide de bunun ne derece gerçekleştirildiği, ne derece yerine getirildiğinin denetlendiğini hepimiz bilmiyor muyuz?

Peki o zaman, dini, insanların özgürce inandığı, bir diğerinin inancına ve bir diğerinin ibadetine ve yaşamına, özgürlük alanına müdahale etmediği sürece istediği gibi yaşadığı bir inanç biçimi olarak bizler nasıl anlatacağız? Bunu anlattığımız zaman bu kürsülerden ve yetkili ağızlardan, ne kadar inandırıcı olacağız, ne kadar samimi görüneceğiz?

Elbette, Türkiye’de 1924 yılında Diyanet İşlerinin kurulması ve dinin tüm yönleriyle devletin denetimine alınması gerçekten yanlıştı, keşke gerçekleşmeseydi. İnsanların, Avrupa’da ve dünyanın çağdaşlaşmış, gelişmiş her yerinde, inançlara, farklılıklara ve dine saygısı olan ülkelerde olduğu gibi, herkesin dinî inancını özgürce yapabildiği ve onu denetleyebildiği bir alan olsaydı. Şu anda birçok zaman tartışılıyor, bazı kesimler dile getiriyor “Diyanetin kaldırılması gerekir.” şeklinde. Birçok zaman da, bazı kesimler belki dinin dünyada bugün nasıl uygulandığını bilmediği için, bazı kesimler de siyaseten onu kullanmaya çalışıyor. Diyanetin kaldırılmasını istemek dine karşı bir faaliyet gibi görülüyor ama biz şunu da çok iyi biliyoruz ki, insanların özgürce bir araya gelip dinî ibadetlerini, inançlarını gerçekleştirebilecekleri camileri, cemevlerini, kiliseleri, sinagogları kurma konusunda ciddi bir engel yaşandı, bugüne kadar da Diyanet kurumu bir şekilde oturdu Türkiye’de. Gerçi gayrimüslimler bu yapının dışında ama biz, bir anda Diyaneti kaldırma gibi bir lüksümüz yok, bunu tartışamayız. “Diyaneti kaldırmak gerekir.” diyenlerin aslında teorik anlamda bir doğruları var ama bugünkü koşullarda, dinin özgürce, dini yaşayan bireylerin ve toplulukların örgütlendiği, bu konuda kendi inançlarını yerine getirebilecek koşulların olmadığı ortamda bunu tartışamayız ama mutlaka Diyanetin bugüne kadarki yapısından kurtulması gerekiyor. Mademki “Din hiçbir şekilde devletin denetiminde olamaz, siyasetin malzemesi olamaz ve yönlendirilemez.” diyorsak dinin tümüyle özerkleşmesi gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının, başkanlıktan tutun en alt birimine kadar özerkleşmesi gerekiyor. Bu konuda tüm kesimlerin, tüm mezheplerin ve başta da milyonlarca, inancı taşıyan Alevilerin de güçlü bir şekilde temsil edildiği, hiçbir mezhebin, hiçbir inancın dışında tutulmadığı bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.

Fakat, biz, bu tasarıyı, buradaki getirilen düzenlemeleri okuduğumuz zaman, evet, birçok konuda yasal düzenleme yoktu veya şimdi bazı iyileştirmeler var ama tasarının mantığına baktığımız zaman bugün hem gerçekten insanların inancının baskı altına alınmasını tümüyle Türkiye’de artık gündemden çıkarma hem Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde dinî alanın özgürleştirilmesi ve özerkleştirilmesi konusunda bu tasarı gerçekten çok geridir. Dile getirdi daha önceki hatipler burada, bu tasarı tartışılırken de komisyonda birçok milletvekili bu konudaki düşüncesini dile getirmiş. Maalesef Türkiye’de bir yıldır Alevi açılımı çerçevesinde yapılan toplantılar, değerlendirmeler, o toplantılardan çıkan sonuçlara baktığımız zaman, bu tasarı hazırlandığı zaman dikkate alınmamış bu tartışmalar. Alevilerin talepleri ve o çalıştaylar sonucunda çıkan kararların veya en azından ortaklaştırılan, Alevilerin tümüyle, tüm kesimlerinin taleplerini karşılamıyorsa bile o tartışmalarda ortaklaşılan, ortak bir noktaya gelen konularda bile bir düzenleme yapılma ihtiyacı duyulmamış. Bunu gerçekleştirmediğimiz sürece, bizim, laiklik veya devletin tüm dinlere, inançlara eşit mesafede olduğu söylemimiz kesinlikle havada kalır; inandırıcı da olmaz, samimi de olmaz, kimseye de bunu inandıramayız.

Tabii, tasarıdaki bazı düzenlemelerle ilgili de birkaç şey söylemek gerekiyor. 100 bin civarında bir personel yapısına sahip Diyanet. Bir defa hem anayasal anlamda -çünkü Anayasa’da da bazı düzenlemeler yapılması gerekiyor- hem Anayasa’da hem yasalarda hem de Diyanet İşleri Başkanlığı yasasında ciddi değişiklikler yaparak Alevilerin cemevlerinin ibadethane olması yani laik bir ülkede devlet veya hiçbir kurum, devlete bağlı bir kurum, bir insanın inancı doğrultusunda nereyi ibadethane, nereyi belli inancının farklı bir şekilde bir araya getireceği medrese veya başka bir ad takamaz. Onun için, devletin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugüne kadar ve bugün de yasalarında cemevini Alevilerin bir araya geldiği alan olarak görüp, ibadethane kabul etmeme gibi bir lüksü yoktur. Bu, insan haklarına aykırıdır. Bu, inançlarını özgürce ifade etme ve inançlara saygı duymaya aykırıdır. Bu konuda kesinlikle düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Yine, bu tasarıda yapılan düzenlemelerde, daha önceki sayın hatip de dile getirdi, personele iyileştirmelerin yapılması gerekiyor. Türkiye’de bugüne kadar birçok kurumlarda, o kurum personeline kamudan yapılan ödemelerin bir kısmı diğerlerinde yapılmamış ama biz bu tasarıya bakıyoruz, bu tasarı hazırlanırken bu konuda düzenleme yapma, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çalışan personelin özlük ve ekonomik durumunu iyileştirmeye yönelik bazı düzenlemeler varken, kendi eliyle bu defa yapı içinde bir farklılaştırma, yapı içinde adaletsiz bir dağıtım vardır. Bu konuda mutlaka bu tasarı görüşülürken, görüşmeler sürecinde verilecek önergelerle bunun düzeltilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

58 konuşma daha · 25 Haziran 2010

58 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook