İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 36. BİRLEŞİM · PAZAR

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Mehmet Nezir Karabaş

Bitlis Milletvekili ·

Genel Kurul, 36. Birleşim · 5. yasama yılı · 19 Aralık 2010 · 1.041 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Nezir Karabaş, 19 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 1.041 kelime.

Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2010-12-19-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayındırlık Bakanlığının bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Bayındırlık Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz. Tabii, genelde Türkiye’de şöyle bir yapı var: Bakanlarımız, yetkililerimiz kendi bakanlıkları, kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili konularda düşünce belirttikleri zaman dünyanın içinde bulunduğu durum, Türkiye’de şu an girmeye çalıştığımız ve “Neden bizi bir an önce almıyorlar?” dediğimiz Avrupa Birliğinin standartları nedir? İnsanlık şu anda nasıl yaşıyor, nasıl bakıyor? Onları dikkate almak yerine, biz de çeşitli tarihler belirleriz. Bazen kendi içimizde hesabımıza geldiği zaman, işte AKP -şu anda 2010’dayız- hesabına gelir 2007’ye, 2008’e göre bazı kıstasları belirler, genelde de 2002’ye göre, işte iktidara başladığı döneme göre kıstaslar belirler, “İşte ne kadar geliştik?” der. Bunun mantığı olmadığını, bunun gerçekçi olmadığını, bunun bugünkü dünyadaki yaşam, dünyadaki anlayışla bir alakasının olmadığını söylüyoruz. Eğer siz dünyanın 17’nci büyük ekonomisiyseniz, eğer iddianız çağdaş, yaşanabilir bir Türkiye ve bir kentsel yapı anlayışınız varsa Türkiye’de bayındırlığı da, yapılaşmayı da, kentselleşmeyi de ona göre belirleyeceksiniz. Yani “Biz, dünyaya göre, gelişkin dünyaya göre, Avrupa’ya göre neyi eksik yaptık, neleri yapmadık; önümüzdeki planlama nedir, neden yapmadık, bunun için halkımızdan özür diliyoruz.” demek gerekirken tam tersi yapılıyor.

Ben bazı konulara kısaca değinip geçeceğim. Türkiye’de hep söyleniyor, zaten biliniyor, Türkiye’de nüfusun yüzde 98’i deprem riski, birinci, ikinci, üçünde, dördüncü derecede deprem riski olan alanlarda yaşıyor; bir deprem ülkesi. Böyle bir ülkede, toplam yapıların yüzde 67’si kaçak veya ruhsatsızdır. Şimdi soruyorum… Sayın Bakan veya yetkililer herhalde büyük olasılıkla şunu söyleyecekler: “2002’de bu kadarı kaçak ve ruhsatsızdı, biz bu kadar yaptık.” diyecektir. Ve yine Türkiye’de, mevcut yapı, konut stokunun yüzde 40’ı kullanılmaz durumda yine aynı şekilde. Peki, bu nasıl bir standart? Yani, şimdi Avrupa Birliğine girmek istiyoruz, birçok zaman da Avrupa Birliğine girmek gerekiyor, desteklenmesi gerekiyor, Avrupa Birliğinin de Türkiye’yi alması gerekiyor; doğrudur ama Türkiye'nin yapması gereken şeyler var. Siz, bir deprem bölgesinde yaşıyorsunuz, nüfusunuzun yüzde 98’i deprem riski altında ve mevcut konut stokunun yüzde 40’ı kullanılmaz durumdadır. Peki, ne düşünüyorsunuz, bunlar için önünüzdeki planlama nedir, bunun için bütçenize ne koydunuz? 2011 bütçesinde, 2012-2013 bütçesinde ne var, cumhuriyetin 100’üncü yılı olan 2023’te bu sorunu nasıl çözeceksiniz? Yok bunlar. Genelde süslü laflar söylenir, geçilir.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz Türkiye’de en önemli konulardan biri, Kamu İhale Kanunu. Türkiye’de de halkın gözünde zaten biliyorsunuz “ihale” denildiği zaman, genelde yapı ve konut ihaleleri anlaşılır. Geçmişte de en büyük sorunlar, sıkıntılar ve yolsuzluklar burada yapılmış. Onun için halkın kafasında da yer etmiştir. “İhale” denildiği zaman… Diğer alanlarda -her alanda bugün devlet, kamu ihaleler yapıyor- değişik alanlarda yapı ve inşaat ihalelerine göre çok daha büyük, kapsamlı ihaleler var, ama insanların kafasına “ihale” denildiği zaman inşaat ihaleleri geliyor. Bunun nedeni nedir? “Türkiye deprem ülkesidir.” dedik, yıllardır en ufak bir deprem olduğunda, en ufak bir afet yaşandığında en büyük zararı gören konutlar devletin yaptığı konutlardır; yani, devletin “Ben yapıyorum.” dediği, devlet adına yapılan, devletin ihale ettiği, devletin kontrol etmesi gereken, devletin müteahhitlere iş verdiği, işi taahhüt eden kişiler tarafından yapılan binalar. Onun için, insanların kafasında bu kamu ihaleleriyle ilgili ciddi kuşkular var ve biz de bunu pratikte de yaşıyoruz. Kamu İhale Yasası 17 defa değişti şimdiye kadar. Neden değişiyor? Çünkü ihaleler yapıldığı zaman, gerçekten, bir işi en iyi şekilde yapacak, en kaliteli şekilde yapacak, en ucuz şekilde yapacak kişi aranmıyor. İhale, nasıl, iktidar olanın, gücü elinde bulunduranın yakınına verilecek, nasıl rant sağlanacak, bunun üzerine yapılıyor ve Avrupa Birliğinin her zaman Türkiye'nin önüne koyduğu, eleştirdiği, bir an önce yapması gereken konulardan biri olmasına rağmen, her seferinde, geçmiş iktidarlar da sekiz yıldır AKP de her seferinde İhale Kanunu yaptığı zaman, mutlaka bazı boşluklar bırakıp bu boşluklardan nasıl çıkar elde ederiz veya kendi çevremize rant sağlarız gibi bir gerçeklik var. Bu konunun bir an önce düzenlenmesi gerekiyor.

Yine biraz önce belirttik, gerçekten, İller Bankası İller İdaresi Müdürlüğü bugüne kadar belki Türkiye'deki mevcut kurumlar içinde en çok çalışan kurumlardan biri. Ama sonuçta belediyelerimizin, kent belediyeleri, il belediyeleri dâhil, ilçe belediyelerinin birçoğu ve beldelerimizin neredeyse tümünün kent suyu, içme suyu sorunu, çöp depolama sorunu, kanalizasyon sorunları var. Şimdi şunu söyleyebiliriz, tabii ki birçok zaman dile getiriliyor: “İşte daha önce şöyleydi, birçok yere zaten su bile gitmiyordu, kanalizasyon hiçbirinde yoktu, çöp sorunu zaten eskiden çok daha yoğundu, biz bu konuda epey adımlar attık.” Fakat değerli arkadaşlar, Sayın Bakan; Avrupa Birliğine gireceğiz diyoruz, Avrupa Birliğine gireceğiz, Avrupa Birliği de bu kentlerde çöp sorunun bu şekilde çözümsüz olduğu, birçok kentte… Bitlis’e gitmişsinizdir. Bitlis’te hep şeyden bahsediliyor, evet yollar yapıldı ama, Bitlis’te şu anda katı atık şeyi de yapılıyor ama şu anda hâlâ çöpler dereye dökülüyor! Doğru, bir an önce o katı atık deposunun, Bitlis, Tatvan, Norşin ve iki belediyemizi kapsayan katı atık deposunun bir an önce şeye geçirilmesi, diğer belediyelerin de bu kapsama alınması gerekiyor. Ama sonuçta, bazı konularda, bu konuda yatırım yapılmış olmasına rağmen birçok yerde hâlâ kanalizasyon çözümlenmiş değil, arıtma bu konuda yok, kent içinde ya kanalizasyon yok veya kanalizasyon olsa bile kentin dışında bir yere, açığa veya bir yere akıtılıyor veya çöpler yine bu şekilde dağıtılıyor.

Bahsettiğimiz, birçok zaman ana yoldan geçerken gördüğümüz iller, ilçeler, yol üzerindeki iller ilçeler… Şimdi, küçük beldelerimize, diğer alanlarımıza, ilçelerimize baktığımız zaman durum gerçekten içler acısı.

Yine afet konutları… Gerçekten Türkiye’de en önemli konulardan biri afet konutları ve afet konutları Türkiye'nin en büyük afetlerinden biri. Çünkü şu mantıkla bakılıyor: Bir şekilde afetin olduğu yerde vatandaş başvuruyor, hele özellikle köyler başvuruyorlar, Bakanlık tarafından bunun -veya şimdi afet işleri tarafından, Başbakanlığa bağlı- gündeme alınması bile çok önemli birçok zaman devlet şunu diyor: “Ben bu kadar para size veriyorum, gidin yapın.” Araya biraz da vurgun şeyi de girer, müteahhitler giriyor, gerçekten “afet” denilebilecek konutlar yapılıyor.

Şimdi, Bitlis’te Rahva’da afet konutları yapıldı. Biz o dönem il genel meclis üyesi olan arkadaşımız… O zaman mücavir alanlar dışındaydı, il özel idaresi yapıyordu, defalarca önerge verdik, orada afet konutu olmayacağını, bunun bir afet olduğunu söyledik. Ana yolun üzerinde, şu anda kenti taşıyacağımız denilen yerde ve bir çukurda, rüzgâra ve sele açık ve şimdi bu afet konutlarının yıkılmasından bahsediliyor. O gündemde olduğunu söylüyordu, Rahva afet konutlarının yıkılacağı söyleniyor, gündemde.

Yine en önemli konulardan biri iskan. Bugün şunu söylüyoruz: Çağdaş insanın, İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre, her insanın yaşama, beslenme ve barınma hakkı var. Bu ülkede 10 binlerce koçer yaşıyor. Yaylalarını yasakladınız. Birçoğu şimdi bile dağda yaşıyor, bir konutu yok. Sosyal devletin bunlara konut yapması gerekir. Bu konuda projeniz var mı?

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

82 konuşma daha · 19 Aralık 2010

82 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook