İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 61. BİRLEŞİM · SALI

Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)

Genel Kurul, 61. Birleşim · 5. yasama yılı · 8 Şubat 2011 · 918 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi), 8 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.610)); konuşma 918 kelime.

Mehmet Nezir Karabaş (Barış ve Demokrasi Partisi, Bitlis). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-nezir-karabas-23-2011-02-08-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-hakkinda-s (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii bu yüksek yargı kurumlarının yapısının değiştirilmesi, daha önce de Anayasa tartışmaları döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinin yapısının değişmesiyle ilgili ciddi tartışmalar yaşandı, hem yüksek yargı üyeleri arasında hem barolar arasında hem de iktidar-muhalefet partileri arasında ciddi tartışmalar yaşandı. Ancak biz ne AKP gibi ne de CHP gibi ne de bazı yüksek yargı organları gibi düşünüyoruz. Sorun yüksek yargı organlarının kimin taraftarı olması değil, sorun sayıları da değil. Sorun, Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana hukuku, kanunları, yasaları ve adaleti ne kadar önemsediği, toplumu, bireyleri nereye koyduğu, devleti nasıl tanımladığıyla ilgili bir olaydır. Türkiye’de esas olan devlettir. Devlet kutsal ve yücedir, devlet babadır. Herkes devlete biat etmek zorundadır. Devletin çıkarlarını koruma esastır. Burada toplumun, bireylerin, kesimlerin, inançların çıkarları çok önemli değil. Nitekim, Türkiye’de yargı mensupları, hâkimler ve savcılar arasında yapılan bir ankette, yüzde 70’e yakını, verdikleri cevapta, yargılama yaptıklarında, karar verdiklerinde esas aldıkları devletin bekasıdır. Yani bireyler, bireylerin hukuk karşısındaki durumu, onların hakkının, hukukunun sağlanması ikinci planda gelir, devlet birinci planda gelir.

Değerli milletvekilleri, kanunda bir gerekçe yazılmış, Sayın İyimaya yazdığını söylüyor. Gerçekten güzel bir gerekçe. Yani en gelişkin demokraside, eğer bir kanun tasarısında, özellikle yüksek yargının yapısıyla ilgili yapılması gereken değişikliklerde bir gerekçe yazılacaksa bu kadar güzel yazılır. Ama önemli olan, bunları söyleyen ülkede gerçekleşenlerdir.

Şimdi, gerekçede diyor ki: “Devlete karşı güven duygusunun zedelenmemesi için bağımsız, tarafsız, adil ve hızlı işleyen bir yargı sisteminin varlığı tartışılmaz bir gerekliliktir.” Peki, hâkim ve savcıların yüzde 70’e yakınının “Benim esas ağırlığım devletin bekasıdır.” dediği bir ülkede bu söylemlerin ne kadar anlamı vardır?

Yine “Toplumun yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce teslimi ve tarafların tatmini için yargılamanın makul süre içinde bitirilmesi gerekir.” diyor. Evet, bu da temel hukuksal gerekçelerden biri. Demokrasinin, hukukun esas olduğu ülkelerde bu geçerlidir. Nitekim AİHM de hem Türkiye’yle ilgili hem diğer ülkelerle ilgili birçok zaman bu temelde ağırlıklı ceza vermiştir ama bunu söyleyen Adalet Komisyonu Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Adalet Komisyonu Başkanı ve Türkiye’de birçok dava zamanaşımına uğruyorken gecikmelerden dolayı, yine on yıl süre içinde karar verilmediği için birçok katliama imza atmış kişiler tahliye oluyor ve yine AİHM’de en çok cezayı Türkiye yiyor ve bir çoğunu da adaletin gecikmesiyle ilgili yiyor.

Yine bununla ilgili -bu temel hak- ilk yazılı Anayasa olarak bilinen 19 Haziran 1215 tarihli Magna Carta da “Kimseye hakkı ve adaleti satmayacağız, men etmeyeceğiz ve geciktirmeyeceğiz.” diyor. Peki, bu ülkede birileri Kürt olduğu için, birileri sosyalist olduğu için, birileri belli dönemlerde dindar oldukları için, dinî bir devlet kurmak istedikleri için, diğerleri çeşitli gerekçelerle men edildiler yani hak, hukuk, adalet onlar için tanınmadı, “Siz bu hakları talep edemezsiniz.” denildi. Belki bu yüksek sesle yargı organları tarafından söylenmedi ama verilen kararlarda, yapılan uygulamalarda ve mahkeme sonuçlarında bunlar bire bir görüldü.

Şimdi, burada hukuku, adaleti, Türkiye Cumhuriyeti yargısının bugüne kadarki işleyişini tartışıyoruz. Teknik konular elbette önemli fakat bu ülkede ne yeterince hukuk fakültesi olmadığı için ne de yeterince hâkim ve savcı göreve alma koşulları olmadığı için adalet gerçekleşmemiş değil. Adaletin gerçekleşmesi, hakkın, hukukun herkese eşit uygulanması ve demokratik zihniyetin oturması bu devletin, hükûmetlerin ve bugün de AKP’nin çok derdi olmamış.

Şimdi, belki “Alakası yok.” denilecek ama bu zihniyeti açıkça ortaya koyuyor, Mutki’deki toplu mezarlarla ilgili Jandarma Genel Komutanlığının yaptığı açıklamayı size okuyacağım. Jandarma Genel Komutanlığı bir açıklama yapıyor, diyor ki: “a) Mutki ilçesi Çaygeçit köyünde, 08-09 Eylül 1999 tarihinde meydana gelen çatışmada ölü olarak ele geçirilen 15 teröristten 13’ünün otopsileri Mutki Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılmış ve Cumhuriyet Başsavcılığınca defin ruhsatı düzenlenerek, Mutki Belediyesince 09 Eylül 1999 tarihinde Bitlis-Mutki ilçesi Kavakbaşı yolu Ziyaret mevkiinde defnedilmiştir.

b) Mutki İlçesi Alatoprak köyü Kohan mezrası mevkiinde, 17 Eylül 1999 tarihinde meydana gelen çatışmada ölü olarak ele geçirilen 2 teröristin de Mutki Cumhuriyet Başsavcılığınca otopsileri yapılmış ve aynı şekilde defin ruhsatı düzenlenerek, Mutki Belediyesince 18 Eylül 1999 tarihinde aynı yere defnedildikleri tespit edilmiştir.

c) Bu olaylara ait soruşturma dosyaları Mutki Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen, Hazırlık No:1999/109, Fezleke No:1999/15 sayılı fezleke ile olay tarihi itibarıyla Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.”

Şimdi, bu ne anlama geliyor? Bir defa bu öldürülenler sivil falan değil, terörist.” diyor. Şimdi, burada jandarma var, “Teröristleri öldürdüm.” diyor; Cumhuriyet Başsavcısı var, otopsi yapılmış; belediye var, devletin, oradaki idarenin başı, bir kamu kurumunun başı, tüm Türkiye'deki yasalara rağmen, hem Anayasa hem yasalar hem Birleşmiş Milletler ve kabul ettiği Avrupa hukuku kuralları varken “Bunlar belediye tarafından defnedildi.” diyor. Defnedilme… Nitekim cenazeler çıkarıldı -basından hepiniz izliyorsunuz- bir toplu mezarda 12 kişinin kemiği ve diğer toplu mezarda 6 kişinin kemikleri ve çöplükte ve ilk açılan mezarda 12 kişiden 9’u -sivil vatandaşlar tarafından da dile getiriliyor- giysileriyle beraber.

Peki, değerli milletvekilleri, insanlıkta, İslamiyet’te, Anayasa’mızda, yasalarımızda ve kabul ettiğimiz diğer uluslararası hukukta böyle bir defin olur mu? “Öldürülen terörist, her şeyi yapabilirsiniz.” Bunu kim söylüyor? Jandarma Genel Komutanı. Geçenlerde Arif Doğan şunu söylemişti Mutki’yle ilgili: “Onlar teröristti. Bir de onlar için mezar mı yapacaktık?” Peki, bu zihniyetin olduğu, jandarmanın bu tür işlem yaptığı, Cumhuriyet Başsavcılığının otopsi yaptığı ve işlem yaptığı ve o dönemdeki Devlet Güvenlik Mahkemesi, bugünkü özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde dosyası olan bu insanların olduğu bir yerde hiçbir savcıdan, hâkimden, Adalet Bakanından, Adalet Komisyonu Başkanından, AKP İktidarından ses çıkmıyorken biz burada hangi adaleti tartışıyoruz, hangi hukuku tartışıyoruz? Adil olacak mıyız olmayacak mıyız? Bu ülkede “adalet” ve “hukuk” dediğimiz zaman ayrım gözetmeden, dini, kimliği ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümüne eşit davranacak mıyız davranmayacak mıyız? Sorum budur değerli milletvekilleri.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

85 konuşma daha · 8 Şubat 2011

85 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook