İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 22. BİRLEŞİM · SALI

Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu yararına çalışan vakıf, dernek gibi kuruluşlarda bağış adı altında toplanan mali kaynağın araştırılması (10/12)

Mehmet Uğur Neşşar

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 22. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Aralık 2003 · 1.873 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 2 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARI İLE KAMU YARARINA ÇALIŞAN VAKIF, DERNEK GİBİ KURULUŞLARDA BAĞIŞ ADI ALTINDA TOPLANAN MALİ KAYNAĞIN ARAŞTIRILMASI (10/12)); konuşma 1.873 kelime.

Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu yararına çalışan vakıf, dernek gibi kuruluşlarda bağış adı altında toplanan mali kaynağın araştırılması (10/12)”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2003-12-02-kamu-kurum-ve-kuruluslari-ile-kamu-yararina-calisan-vakif-dernek-gibi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kamu kurum ve kuruluşlarında ya da kamu yararına çalışan vakıf, dernek ve benzeri kuruluşların kamuda yaygınlığı, toplanan paraların ulaştığı rakamlar ile sağlanan bu kaynakların kimler ve hangi amaçlar için harcandığının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması için vermiş olduğumuz önerge doğrultusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, aslında, konu, biraz önce Sayın Bakanın da dediği gibi, her iki grubun da desteklediği, halledilmesini istediği bir konu. Biz, burada, kendi düşüncelerimizi, kendi bakış açımızdan tartışmak istiyoruz.

Sultan III. Murat, 26 Ocak 1586 tarihli fermanında şöyle buyuruyor: "İstanbul Kadısına emirdir: Vakıfların durumu pek iyi değildir; zira, mütevelliler ve diğer görevliler, parası olan vakıfların gelirleriyle yiyip içmekte, her şeyi harap etmektedirler. Dolayısıyla, vakıfların ne durumda bulunduklarının ortaya çıkarılması için sıkı bir teftiş gerekmektedir." Aslında, biz, herhalde, bugün, Sultanın 417 yıl önce vermiş olduğu fermanın gereğini yerine getirmek için burada bulunuyoruz. Sultan devam ediyor: "İstanbul'da vakıf parası yiyenlerin hakkından gelesiniz." Tabiî ki, kişisel olarak, bu geçtiğimiz 417 yıl içerisinde, ülkemizde çok fazla değişikliğin de olmadığını görmekten rahatsızlık duyuyorum. Sayın Bakan çok güzel özetledi; belki, biraz da biz vurgulayacağız.

Vakıflar, İslam dininin çok güzel bir geleneği; Hazreti Muhammed'den beri devam ediyor, yaygın örneklerine rastlanıyor ve Osmanlının güçlü devirlerinde de varlıklı olanların, parası olanların, fakire fukaraya hizmet ettiği, yardım götürdüğü, karşılık beklemeden hizmet verdiği kuruluşlar olarak anılıyorlar, biliniyorlar, devlete destek olmuş kurumlar olarak biliniyorlar; tabiî ki, biz de, bunlardan memnuniyet duyuyoruz. Bildiğiniz gibi, bu vakıfların uzantıları da günümüze kadar geliyor; ama, yine, hepimizin bildiği gibi, devlet yapısının ve otoritenin zayıflamaya başladığı ve genel ahlakın düşmeye başladığı dönemlerde, maalesef, bu vakıflar, gerçek amaçlarından sapıyorlar ve yurttaşların kanını emen canavarlara dönüyorlar. Sultan Murat bunun da farkında; bakın, fermanında şöyle devam ediyor: "Bu vakfın şartları ileride bozulup değiştirilecek olursa, sorumluları, yerleri ve gökleri ve bizleri yoktan var eden ve bunca nimetleri ihsan buyuran şanı yüce Allah'ın kahrına ve gazabına uğrasın, dünyada ve ahrette rahat yüzü görmesin, iki cihanda rezaletten kurtulmasın, meleklerin, yerlerin ve göklerin laneti onun üzerine olsun, cehennemin dibini boylasın." Tabiî, Sultan, o zamanki şartlarda olaya bakıyor ve tepkisini dile getiriyor; bizler, hepinizin de takdir edeceği gibi, bugünkü şartlarda, hukuk çerçevesinde, sakıncaları olan, vakıfların yanlış uygulamalarını ortaya koyup, gereğini yasalar çerçevesinde yapmak için burada bulunuyoruz.

Ülkemizde, 1980'den sonra, biliyorsunuz, bu vakıfların sayısı hızla artmıştır; ama, aynı hızla yozlaştığını da biliyoruz. Özellikle, ileride çok tartışılacak bu 1980 sonrası dönemde, 12 Eylül darbesiyle sindirilmiş ve tepki verme gücü ortadan kaldırılmış sivil toplumun da tepkisizliğinden yararlanılarak, hızla yozlaştırılan bir dönem, bir yapılanma ülkemize dayattırıldı biliyorsunuz. Bu dönemde, vakıflar da paylarına düşeni aldılar; onlar da, hızla yaygınlaştılar ve bu yolsuzluk düzeninin parçası olarak sistem içerisinde yerlerini aldılar.

Sayın milletvekilleri, biz, burada, vakıf kurumunu hedef almıyoruz. Aksine, vakıfların, özellikle çağdaş kamu yönetimi ve sosyal devlet anlayışının henüz gelişmediği çağlarda çok önemli bir dayanışma örneği olduğuna ve bu güzelliğiyle de korunması gerektiğine inanıyoruz. Tabiî, bugün -orada ben, Sayın Bakanla belki aynı fikirde değilim- artık, bugünkü bütçe yapılanması, kamu yönetimi koşulları içerisinde, bugünün şartları içerisinde devletin işini yapması için artık vakıflara ihtiyacı yok; ben böyle düşünüyorum; ama, kültürümüzün bu güzel örneğinin de bu kirlenmişlikten kurtarılması, bunun için de, kimler tarafından ve nasıl kullanıldığının, nasıl yozlaştırıldığının ortaya konulmasını istiyoruz, sömürüye alet olmaktan çıkarılmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biliyorsunuz, vakıf kavramının temelinde, verme fikri var, karşılıksız verme düşüncesi. Oysaki, bizdeki uygulamalar, bırakınız karşılıksız vermeyi, devlet aracılığıyla, devlet destekli, devlet tarafından beslenen özel vakıf anlayışıyla yürütülmekte. Biraz önce Sayın Bakanım da dile getirdi bunun örneklerini; kamuya ait alanlar kullandırılıyor, kamu kaynakları aktarılıyor, kamunun memurları emirlerine tahsis ediliyor. Aslına bakarsanız, yapılan şey, yapılmak istenen şey ve maalesef fiilen yürüyen şey de, devletin içerisinde, devlete rağmen bir alternatif mekanizmanın oluşturulmasıdır. Bu yolla devlet tahrip ediliyor ve yurttaşlardan zorla para toplayan bir mekanizma oluşturulmuş oluyor. Bildiğiniz gibi -örneklerini çok fazla uzatmayacağım- okula kaydolmaktan, üniversiteye yatay geçişe, hastanelerde muayene sırası almaktan röntgen çektirmeye kadar her şeyi bağış yaparak halletmek zorundayız. En acıklısı da, cenaze işlemleri bile, maalesef, günümüzde, kamu kurumlarında bağışla yapılıyor. Yani, doğarken bağış yapıyoruz, ölürken bağış yapmak zorunda bırakılıyoruz ve maalesef, yine hepimizin bildiği gibi, bu kuruluşlar, kamu kurumları içerisinde çalışırken âdeta mafya benzeri yöntemlerle çalışıyorlar. Yani, o kamu kuruluşunda iş yapacaksanız, gereken malzemeyi, örneğin bir dosyayı vakıftan almazsanız işiniz görülmüyor, vakfa para yatırmazsanız işiniz görülmüyor, üreticinin ürün çekleri verilmiyor, firmaların hakedişleri ödenmiyor, illaki vakfa bir bağış yapılması gerekiyor. Daha da ötesi, daha da acıklısı, hepimizin bildiği gibi, bazı kurum ve kuruluşlarda, bunun suç olduğunu çok iyi bilen yöneticiler, bu parayı alırken, yurttaşlardan bir de "vakfa bu bağışı kendi rızamla yaptım, baskıyla yapmadım" diye belge de alıyorlar. Bunun da örneklerini, değişik kamu kuruluşlarında hepimiz biliyoruz.

Aslında, yurttaşlarımız bu paraları vermek istemiyorlar; ama, işlerini gördürmek için de vermek zorunda kalıyorlar. Hepimiz, seçim meydanlarında bunun için söz verdik. Bugün de, zannediyorum, her iki grup olarak, bu verdiğimiz sözün gereğini yerine getireceğiz.

Bakanımla -sunumda belki yanlış anlamışımdır, ama- aynı fikirde olmadığımı düşündüğüm bir konu var. Devletin yetemediği bazı yerlerin, devletin bazı eksikliklerinin, bu kurumlar aracılığıyla tamamlanmasına sanki sıcak bakıyormuş gibi bir izlenim aldım Sayın Bakanımdan. Oysaki, demin de belirttiğim gibi, çağdaş kamu işletmeciliği ve bütçe işlemleri sırasında, artık günümüzde böyle yan kuruluşlara, destek kuruluşlara ihtiyaç yok. Varsa eğer, gönüllü vakıfların, kendiliklerinden, içlerinden gelen bazı katkıları yapmaları son derece doğal, ama, bunların, artık devletin işini görmesi için bulunmaları gerekmiyor. Oysaki, zorla gasp edilen bu paraların toplanma biçimi nasıl yanlışsa, harcanma biçimi ve alanlarında da uygunsuz ve tehlikeli örnekler sergileniyor. Bu yolla, maalesef, bütçe talimatnamesi dışına çıkılıyor, bütçenin izin vermediği bazı giderlerin sağlanması için bu vakıf kaynakları kullanılıyor, bütçe by-pass ediliyor. Bu da, toplanan bu paraları, harcayanların, kimi zaman keyfî, kimi zaman da, maalesef kendi takdirleriyle sınırladıkları boyutta yolsuzca kullanılmalarına neden oluyor.

Denetimsiz ve kişilerin ellerine terk edilen kaynakların ne zaman ve ne amaçla kullanılacağını önceden kestirmek olanaksızdır. Kaldı ki, buna yol açan, buna izin veren yöneticilerin de, bu konuda müteselsilen sorumlu olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle, sizlerin de katkısıyla, hiç olmazsa ibreti âlem için -madem bundan sonraki uygulamalar yasayla engellenecek- biz geçmişte yapılanları ortaya koyalım; bu işin, geçmişte, ne boyutlara kadar çıktığını görelim; dolayısıyla, geçmişin hesabını da sorabilmek için mutlaka Meclis araştırmasını açalım diyoruz.

Yüce Meclisin sayın üyeleri, birey, devlet ve diğer bireyler karşısında malî anlamda özgür olmadıkça, temel hak ve özgürlükleri ile sosyal haklarını gerçek anlamda kullanamaz. Sosyal devletin bireyin malî haklarını gözetmesi, belirli kurallara bağlanmıştır. Bireyler, kendileri adına toplanan vergilerin hakça harcanmasını sağlayacak bir düzen oluşturabilmek için, yüzyıllarca, krallarla, padişahlarla ve sultanlarla mücadele etmişlerdir.

Bildiğiniz gibi, Avrupa'da Magna Carta ve Fransız Devrimiyle Türkiye'de de İkinci Meşrutiyet ve arkasından da 1924 Anayasasıyla bütçe denetimi ortaya çıkmış, bütçe hakkını, yurttaşlar, kendileri adına seçilmiş parlamentolara devretmişlerdir. Bildiğiniz gibi, bütçe, halka götürülmesi vaat edilen hizmetler için kamu kaynaklarının harcama yer ve esaslarını belirleyen bir mukaveledir ve bunun hedefi, toplumun tercihleri yönünde hakça bir hizmetin sunulması yanında, etkisiz, amaçsız ya da kötü amaçlar için kullanımının da engellenmesidir. Dolayısıyla, biz, kamu harcamalarının, mutlaka, bütçe denetimi, bütçe disiplini içerisinde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bütçenin, demokrasi ve sosyal devletin olmazsa olmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz.

Sayıları binlere ulaşan bu vakıfların topladıkları paranın tümüyle denetimsiz ve keyfî olarak bazı kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılmasının yarattığı sıkıntıyı ve gerek demokrasimiz gerek insan hakları ve ülke bütünlüğü açısından yarattığı tehlikeyi hepimiz gayet iyi biliyoruz.

Vaktinizi çok fazla almayacağım; Sayın Bakanın da belirttiği gibi -ben, Meclis Kütüphanesinden yaptığım araştırmada 621 bulmuştum- sadece kamuda 621; ama, ülkede 4 569 tane vakıf ve bu vakıfların hükmettiği 30 katrilyon dolayında da bir para var. Bunun detayına girmek istemiyorum.

Yine, Bakanımızın da belirttiği gibi, bu uygulamalar yeni değil, vakıflarla ilgili yakınmalar da yeni değil; 57 nci hükümetten beri bir yasanın çıkarılacağı ısrarla dile getiriliyor; ama, bir türlü çıkarılamıyor. Bildiğiniz gibi, 58 inci hükümette de, Sayın Mehmet Ali Şahin'in ağzından, bir yıl önce, bu vakıfların kapatılacağına ya da kamudaki işlemlerinin kısıtlanacağına dair açıklamalar işitmiştik; fakat, bir senedir bir gelişme olmadı. Nihayet, bugün, yasa tasarısı Meclise geldi. Ama, bu uygulamanın önüne geçmek ya da bu haksız kazancın, bu haksız, zorla, gasp edilen paraların alınmasının engellenmesi için, en azından durdurulması için niye yasa gerektiğini bir türlü anlayabilmiş değilim. Bakanımın yaptığı açıklamalar da, bunun formatının ya da devletle iç içeliğinin tanzim edilmesi için yasa gerektiğini ortaya koyuyor; ona sonuna kadar katılıyorum; ama, en azından, bu yasa çıkana kadar bu uygulamanın önünü almak için birtakım idarî kararların yeterli olduğuna inanıyorum.

Örneğin, tapu almak için Tapu ve Kadastro Derneğine 50 000 000 bağışlamanın herhangi bir yasal altyapısı olmadığını düşünüyorum ve bunu halletmek için de sadece ilgili bakan, genel müdür ya da müdürlerin bu işlemi durdurma emirlerinin yeterli olacağına inanıyorum. O halde, bugüne kadar, bu yasayı çıkarmayı geciktiren her hükümetin -geçtiğimiz bir yıllık süre içerisinde de AKP'nin- bu vakıflara kaynak aktarılmasına göz yumduğu gibi bir anlayış ortaya çıkıyor. Çok şükür, bunun sonuna geliyoruz; ama, dile getirmeden de edemeyeceğiz.

Peki, bunun örneği var mı, kamuda örneği var mı ya da AKP döneminde örneği var mı; acaba, biz, herhangi bir şekilde yasa çıkarmadan bu uygulamayı durdurma olanağına sahip miyiz; onu da araştırdım.

Bildiğiniz gibi, Sayın Sağlık Bakanı -gerçi, kendisini çok eleştiriyorum, kıymetli bir meslektaşımız, bir akademisyen arkadaşımız, ama- bir süre önce, basından izlediğim kadarıyla çok güzel bir uygulamaya imza attı ve Sayın Sağlık Bakanı, kendi bünyesindeki kuruluşlarda vakıf makbuzlarını toplattı ya da o şekilde açıklama yaptı. Dolayısıyla, yapacağımız bir araştırma sonucunda, bu Bakan arkadaşımızın yaptığı uygulamanın ne oranda başarıya ulaştığını ortaya çıkarma şansına da sahip olacağız. Ayrıca, bugüne kadar böyle bir gerekliliği hissetmemiş, belki de böyle bir yürekliliği göstermemiş diğer arkadaşlarımızın da, yasanın çıkmasını ya da onaylanmasını beklemeden, hemen, yarın sabahtan itibaren, bir emirle, bir genelgeyle, bu vakıf makbuzlarının kamu kuruluşlarından toplatılmasını, bu konuda para talep edenler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını emredebilirler ve bu uygulama da, belki yasa çıkmadan önce, vatandaşlarımızın bazı sıkıntılarının engellenmesi için bir kapı açmış, bir olanak yaratmış olabilir.

Bunu, bir de şu nedenle söylüyorum: Biliyorsunuz, bir önerge verilirken, bir uygulama eleştirilirken ya da bir şeye "kara" denilirken, niye bunun "beyaz"ı söylenmiyor diye hep eleştiriliyoruz; ben, bir de bu beyazın nasıl söyleneceğine örnek olmak için bu konuyu gündeme getirmek istemiştim. Belki, Sayın Başbakan, Sayın Mehmet Ali Şahin ve diğer sayın bakan arkadaşlarımız bana hak verirler ve yarın sabahtan itibaren bir genelge çıkarıp, yasa çıkana kadar, kendi kurumlarındaki bu vakıf makbuzlarının toplanmasını, bu uygulamanın bir an önce sonlandırılmasını da sağlamış olabilirler.

Sayın milletvekilleri, evet, çok fazla uzatmayacağım. Hepimiz seçim meydanlarında vaatlerde bulunduk, adaletten söz ettik; ama, hakikaten, bugün, belki de hemen yarın sabahtan itibaren -30 katrilyon lira; ki, benim bu bulduğum 30 katrilyon rakamı geçen yıla ait bir rakamdı, belki bu sene içerisinde bu rakam katlanmıştır ve her geçen gün, vatandaşlarımızın cebinden alınan paralar alınmaya devam ediyor; ama, biz, bunu, yine 30 katrilyon lira diye kabaca dile getirirsek- bir genelge vererek, biz, vatandaşların bu parayı artık ödememelerine, çoluk çocukları için, ailelerinin geçimi için harcamalarına imkân vermiş olabiliriz, onlara bir kısmî rahatlama sağlamış olabiliriz ve temiz topluma doğru da bir adım atmış olabiliriz. Onun için, bunu, bir kere daha, şu koltuklarda oturan arkadaşlarımızın dikkatine sunuyorum. Önergeye de olumlu oy vererek, belki bugüne kadar kamu üzerinden yapılan yolsuzluğun boyutunu daha iyi irdelememiz, belki hesap sorabilmemiz, belki bu paraların bir kısmını geriye alabilmemiz gibi uygulamalara imkân sağlayabiliriz ve şeffaf, denetlenebilir bir devlete doğru, bir yönetime doğru adım atabiliriz.

Biz, Grup olarak olumlu oy vereceğiz. Sayın Bakanın da açıkladığı gibi, AKP Grubunun da bu önergeye olumlu oy vermesini bekliyoruz.

Konunun, hepimiz için yararlı, güzel bir şekilde neticelenmesini diler, hepinize sevgiler, saygılar sunarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 2 Aralık 2003

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook