İçeriğe atla

27. DÖNEM · 600 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 12. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Genel Kurul, 12. Birleşim · 3. yasama yılı · 31 Ekim 2019 · 573 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma

Kaynak göster

Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi), 31 Ekim 2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 12. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 573 kelime.

Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Siirt). “Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 12. Birleşim tutanağı, 31 Ekim 2019. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-27-2019-10-31-su-urunleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-munase-2 (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=81358

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, biz kadınlara yönelik sözleri öncelikle kınadığımı ifade etmek istiyorum. Türkiye tarihinde de dünya tarihinde de “fistanlı” ve “etekli” dediğiniz kadınlar, cinsiyet olarak aşağıladığınız kadınlar destan yazmışlardır. Bu, her şeyden önce kendi tarihinize de dünya tarihine de bir ihanettir. Ayrıca, şunu da söylemek istiyorum: Gerçekten bu Mecliste -daha önce de söylemiştim- erkekler gibi, erkek milletvekili arkadaşlar gibi, kadınlar olarak biz de varız. “Erkek olun.” “Adam olun.” gibi böyle eril bir dil, kadınları aşağılayan, dışlayan, ötekileştiren dil topluma şu şekilde dönüyor: Kadın cinayetleri, kadına yönelik tecavüzler, kadına yönelik şiddet ve her türlü yöntemle kadınlar buradan nasibini alıyor. Türkiye, Meclisi izliyor ve Türkiye’de kadınlar “fistanlı” ve “etekli” diye aşağılanıyor. Bunu çok sert bir şekilde, bütün kadınlar adına kınadığımı ve bunu söyleyenlerin kadınların eline su dökemeyeceğini de ifade etmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, şöyle söyleyeyim: Kayyum meselesini arkadaşlarım da anlattı, ben işin bir de hani bu “suç” dediğiniz bölümü var ya, “soruşturma” dediğiniz, “Bunlar suç işlediler.” dediğiniz bölüm var ya, 3 tane dava dosyası inceledim, onları söyleyeyim. Tabii ki ortada bir suç yok, tabii ki yok. Nasıl yok? Rojda Nazlıer, Kocaköy Belediye Eş Başkanı. Ben bizzat baro başkanından ve avukatlardan sordum ve dosyayı inceledim, hakkında delil yok. Sulh ceza mahkemesi 4’üncü katta, savcılık 1’inci katta. Savcılık tutuklamaya sevk etti, hemen dava dosyası 4’üncü kata gönderildi ve gizli tanık ifadesi tespit etti sulh ceza hâkimi. Bir saat ara verdiler ve sonra hakkında gizli tanık beyanı var diye tutuklama kararı verdiler. İşte “suç” dediğiniz mesele bu. Tabii, gizli tanık var mı yok mu, onu da bilmiyorum, bence yok.

Yine, Selçuk Mızraklı, Keziban Yılmaz hakkında... Selçuk Mızraklı tek başına 500 bin oy almış Büyükşehir Belediye Eş Başkanı. Bir itirafçı tanık bulmuşlar, itirafçı tanık daha önce, üç yıl önce tutuklanmış. Savcılık sorgu, kolluk ifadesinde Selçuk Mızraklı adı yok. 31 Marta on bir gün kala, 20 Martta küçücük bir ifade alıyorlar, diyorlar ki: “Selçuk Mızraklı işte şu hastayı ameliyat etti.” O da sağlık şeyine aykırıymış. Sonra bu da yetmiyor, itirafçı tabii ki ödülünü almış, 5 Eylülde tahliye edilmiş ve seçimden sonra bu hazırlığı yaptığını görmüş olduk. Keziban Yılmaz hakkında aynı itirafçı tanık diyor ki: “Taş atan çocukları avukat olarak kurtarmaya çalışıyordu.” Avukatlık yapıyor, avukatlık, fiili suç olarak dosyaya dercedilmiş.

Yine başka bir mesele, Semire Nergiz. Kendisi de avukat, benim üyesi olduğum baroda arkadaşım aynı zamanda. Nusaybin Belediye Başkanı, siyasete ilk kez aday olarak girdi. Kendisine yönelik -diğerleri gibi hiçbir şey yok- 3 tane gizli tanık var diye hakkında tutuklama kararı verdiler. Bütün bunlar neyi gösteriyor? Kesinlikle ortada bir düşman ceza hukuku var. Düşman ceza hukukunu aşan, bu doktrini yazan kişiye de aynı zamanda büyük bir haksızlık çünkü onu da aşmışlar artık. Ne yapıyorlar? Kayyum atıyorlar. Bütün hırsızlık, yolsuzluk orada. Bu da yetmiyor, bir de Kayseri’ye, Elâzığ’a sevk ediyorlar.

Şimdi, kayyum uygulamalarını bütün Türkiye’ye söylüyorum, kayyumlar ne yaptı? Hırsızlık yaptı, yolsuzluk yaptı. Cizre Belediyesine üç gün önce kayyum atandı -yüzde 77 oyla belediye başkanlarımız seçildi- Cizre gibi bir ilçede kayyum 220 milyon borç bıraktı. Kayyum şatafatla, lüks içinde, belediyeyi karakola çevirerek orayı yönettiğini iddia ediyor. Bu kayyum atamanın mantığı tam da belediyeleri istediği gibi kullanmaktır.

Şimdi -zamanım keşke olsaydı- bir de şunu söylüyorum: “Düşman ceza hukuku” dediniz. Selçuk Mızraklı Kayseri’ye götürüldü, Keziban Yılmaz Kayseri’ye götürüldü, Kayseri Cezaevine, Rojda Nazlıer Kayseri’ye götürüldü, Semire Nergiz Elâzığ’a götürüldü sevk adı altında. Diyarbakır’da büyük bir cezaevi kampüsü var. Diyarbakır’da her fırsatta Bakanlık yetkilileri “Biz kampüsler yapıyoruz.” diye övünüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

130 konuşma daha · 31 Ekim 2019

130 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook