İçeriğe atla

27. DÖNEM · 600 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 102'nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması ile günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle

Genel Kurul, 85. Birleşim · 5. yasama yılı · 23 Nisan 2022 · 1.035 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi), 23 Nisan 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 102'nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması ile günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 1.035 kelime.

Meral Danış Beştaş (Halkların Demokratik Partisi, Siirt). “Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 102'nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması ile günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2022. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/meral-danis-bestas-27-2022-04-23-turkiye-buyuk-millet-meclisinin-acilisinin-102-nci-yil-donumunun-ve-ul (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=106790

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ GRUP BAŞKAN VEKİLİ MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum öncelikle.

Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle, özellikle ekranları başında, bugün neler söyleneceğini, 23 Nisanın neden Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğunu merak eden, yaşananları dikkatle izleyecek olan yurttaşlarımızı en içten duygularımla Halkların Demokratik Partisi ve şahsım adına tekrar saygıyla selamlamak istiyorum.

23 Nisanın halk egemenliğinin tesisi ve cumhuriyetin kurulmasında önemli bir adım olduğu konusunda tabii ki hiçbir kuşku yoktur. Ben öncelikle bugünü kutluyorum ve önceki yıllara bir göz atma ihtiyacı duyuyorum. Her 23 Nisan oturumunda, yaptığımız konuşmalarda bir hususun altını özellikle çiziyoruz, o da bugünkü Meclis gerçekliğini eksiklikleri de olsa aşan, onun ilerisinde olan 1920 Meclisi ve kapsayıcı yapısıdır. Kayıtlara baktığımızda, lazistan mebusu da vardır, kürdistan mebusu da vardır. Ademimerkeziyetçilik ve temsilde kısmen de olsa adalet prensiplerinin esas alındığı mozaiği 1921 Anayasası’nda görmek mümkündür. Mecliste kendi kimliği ve rengiyle temsilin önü açık olduğundan ulus milliyetçilik formları henüz esastan hâkim değildi o zaman.

Kısaca, geçen yıllar içinde, temsil edilmesi gereken halk iradesi ve yaşam için kader birliği âdeta iktidarların insafına bırakılarak eşit yurttaşlık hayalleri hepten gasbedilip bunu takiben merkez-yerel yönetim dengesi bozulmuştur. Bu tablo, geçmişin devasa bir yıkıntısı olarak önümüzde tüm yakıcılığıyla durmaktadır.

Değerli halkımız, aradan geçen yüzyıl içinde bir soru orta yerde duruyor. Yüz iki yılda ne değişti? Evet, şüphesiz bizler ve dünya çok değişti. Siyaset, toplum sosyolojisi ve teknoloji dönüştü. Çok uzağa gitmeden “blockchain” gibi teknolojiler üzerinden gelişen merkeziyetsiz yapılar sınırları anlamsız kılmakta, ulus devlet ve kapitalizmin tüm ezberlerine meydan okumakta, deyim yerindeyse artık finans kapitali sarsmanın eşiğindedir. Böylesi bir fotoğrafta kısa süre önce başlayan Ukrayna işgali ve bu işgal paralelinde yürüyen Atlantik-Pasifik hattındaki kıyasıya satranç oyunlarıyla NATO’nun dönüşü “kapitalist modernite” dediğimiz aygıtın ekonomik-politik tahayyüllerinin neler olacağını bize gösteriyor. Türkiye, son derece akışkan olan bu küresel değişikliklerden tabii ki azade değildir; 2023’le yeni bir yüzyıla girerken bazı siyasi, sosyal ve toplumsal anlayışları ya terk edecek ya da zamanın ruhuna yenilmiş, hikâyesini kaybetmiş bir ülke olarak yola geriden, son derece krizli ruh hâlleri ve bitmek tükenmek bilmeyen eksen kaymalarıyla devam edecek.

Şunu söylemek mümkün: Yüzyıllık süre boyunca cumhuriyet antidemokratik bir karaktere sahip olmuştur. Evet, ortada bir cumhuriyet var ama eksiktir hem de demokratik değil; ortada sembolik bir demokrasi var ama toplumdan yana değil; ortada sorunlar var ama yönetenler görmekten ve çözmekten yana değil; ortada farklılık, çok seslilik var ama hepsi tehlike olarak görülüyor. Birçok şey söylemek mümkün ve hepsinin çıktığı tek bir kapı var, o da inkâr. Evet, tüm kimlikler inkâra dayalı devlet aklı altında eziliyor; tüm değerler inkâra dayalı siyaset altında görünmez kılınmak isteniyor; tüm zenginlikler inkâra dayalı siyaset altında yoksullaştırılıyor. Görüyoruz, hukuk ve adalet hiç olmadığı kadar iktidarın komplolarını yürüten yargı sisteminin vesayeti altındadır. Yargı âdeta testere misali yurttaşlık kurumu başta olmak üzere öteki kimliğe tabi her özneyi devre dışında bırakmaktadır. Görüyoruz, komploların devlet felsefesi hâline getirildiği, küresel risklerin ve değişimlerin okunamadığı yeni dünya düzeni kurulurken yüzyıl öncesinin devlet refleksleriyle hareket edildiği bir çağ yangınındayız. Gelinen aşamada iktidar ve küçük ortağının cumhuriyetin 2’nci yüzyılına yeni bir inkâr konseptiyle girmeye çalışması tesadüf değildir. Özellikle Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere halklara dönük tahammülsüzlüğün Nirvana’ya ulaşması, demokratik siyaset yürütenlerin tutuklanması, kadın düşmanları, cezaevlerindeki şiddet, şeffaf hâle gelen işkence ve milyonların âdeta vatandaşlıktan çıkarılmasına dönüşen kayyum rejimi bunun göstergelerindendir. İşte, bu kıyametin içinde bizim inandığımız reçete demokratik ulus düşüncesidir. Demokratik ulus, tüm bu sosyal, siyasal, ekolojik ve ekonomik krizlere karşı geliştirilmiş toplumcu bir politikanın adıdır. İnançları, halkların birliğini, toplumsal cinsiyeti, özgürlük ve dayanışmayı esas alır; çok dilli, çok kimlikli, çok inançlı ve çok kültürü içeren, ötekileştirmeyen demokratik bir cumhuriyetin ulus hâlidir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; biz Halkların Demokratik Partisi olarak her şeyin politikayla başladığına inanıyoruz ve “Demokrasi, politikanın ahlaki yüzüdür.” diyoruz. Herkesin diline doladığı, içinde politikanın olmadığı soyut demokrasi değil, toplumsal sorunlara çözüm olacak hakiki demokrasi istiyoruz çünkü günümüz dünyasının bayrağı demokrasidir; gençler ve kadınlar bu bayrağın taşıyıcılarıdır.

Bu özel gün için burada hazır bulunanların huzurunda açıkça söylemek isterim ki demokrasinin bugünkü tanımı devletin kötüye kullanılmasıdır. İktidar bloku demokrasiden hazzetmiyor, bunu görüyoruz; siyasal muhalefet de demokrasiden korkuyor. Tam da burada “üçüncü yol” olarak diyoruz ki: Demokrasi insan özgürlüğünü garanti altına alıyorsa demokrasidir. Aynı şekilde, adalet, bizim en büyük amacımızdır. Adaletten yoksun her politika yaşam siyasetinin ihlalidir. Laik, sivil, özgürlükçü ve inanç özgürlüğünü gözeten, farklı kimlik, dil ve kültürleri kapsayan, toplumsal müzakereden yana bir anayasa demokratik bir çıkışın başlangıcı ve ruhudur. Biz halklar bahçesi HDP olarak, kimlikleri yok sayan, bizleri katı tanımlara hapseden, toplumsal sorunlarımızı çözmek yerine daha da kutuplaştıran, kriz ve kaoslarla ayakta kalmaya ant içmiş, doğayı düşman ilan etmiş hükûmetlerin halka değil halkın hükûmetlere hesap verdiği bir cumhuriyet istemiyoruz; en köklü ve hayati sorun olan Kürt sorununu çözmeyen, çözemeyen bir cumhuriyet istemiyoruz. Bizim ihtiyacımız, demokratik bir cumhuriyettir, çünkü bu ülkede Kürtler, Türkler, Aleviler, Sünniler, Ermeniler, Süryaniler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Romanlar, Pomaklar; kadınlar, gençler, emekçiler ve en çok da çocuklar kendi geleceğini güvende hissetmiyor, yarınlarına umutla bakamıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Nisanda ne yazık ki çocukların kutlayabileceği bir bayramdan biz söz edemiyoruz. Cezaevlerine atılan, şiddete ve cinsel istimara uğrayan, sokakta, tarlada çalıştırılan, ana dilinde eğitim göremeyen çocuklar bu ülkenin kanayan yarasıdır. TÜİK verilerine göre, Türkiye’de ekonomik faaliyette çalışan 720 bin çocuk işçi bulunmaktadır. Nitekim İSİG Meclisine göre kayıt dışı çalıştırılan çocuklar göz önünde bulundurulduğunda çocuk işçi sayısı 2 milyonun üzerindedir. Spesifik bir örnek vermek istiyorum: İzmir Barosu 2020 yılında çocuk istismarı suçu için 1.078 avukat görevlendirdi, bu sayı 2021’de 1.470’e çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ GRUP BAŞKAN VEKİLİ MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla)Neymiş? Demek ki çocuklar risk altında, demek ki çocuklar her alanda risk yaşıyor. Özellikle vurgulamak gerekiyor, Meclisin, çocukların yaşam hakkı ve ana dilinde eğitim hakkı başta olmak üzere tüm haklarını güvence altına alan bir ortamı yaratmamış olması en büyük demokrasi ayıbıdır. Bu konunun siyasetüstü tutularak Parlamentonun adım atması, çocuklara karşı hepimizin tarihî bir sorumluluğudur. Buradan çağrı yapıyorum, açık çağrı: Gelin, Mecliste çocuk hakları daimî komisyonunu önce bir kuralım, ikinci bir adım olarak da çocuk hakları bakanlığının kurulması için yasal süreci başlatalım.

Nüfusun üçte 1’ini oluşturan çocuklara dair bir çocuk hakları siyaseti yoktur. Biz çocukların istismara uğramadığı, yoksulluğun kader kılınmadığı, sağlıklı şartlarda eğitim ve barınma hakkından yararlanabildiği bir ülke istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

14 konuşma daha · 23 Nisan 2022

14 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook