İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 37. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

Muhammet Rıza Yalçınkaya

Bartın Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 37. Birleşim · 5. yasama yılı · 20 Aralık 2010 · 733 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Muhammet Rıza Yalçınkaya (CHP), 20 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 733 kelime.

Muhammet Rıza Yalçınkaya (CHP, Bartın). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhammet-riza-yalcinkaya-23-2010-12-20-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; İçişleri Bakanlığı bütçesiyle ilgili konuşmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçen yıl 18 Aralıkta İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerine yapmış olduğum konuşmamın başında, Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı’nda demokratik bir biçimde, kırmadan, dökmeden, kimseye zarar vermeden, kimsenin canını yakmadan haklarını arayan Tekel işçilerine karşı orantısız güç kullanılmasına müsaade eden İçişleri Bakanını kınamış ve siyasi sorumluluğunun gereğini yerine getirmeye davet etmiştim.

Değerli arkadaşlarım, yıl 2010, tarih 4 Aralık, bu kez aynı orantısız güç, Başbakan’ın İstanbul’da üniversite rektörleriyle buluşması sırasında üniversite öğrencilerine uygulanıyor. Demokratik bir biçimde eğitimle ilgili kaygılarını dile getirmek isteyen üniversite öğrencileri de orantısız güç kullanımından payını alıyor. İşte Hükûmetin demokratik anlayışı bu, demokrasi anlayışı bu. Ortaya konulan bu tavır, referandumdan önce İktidar tarafından halka verilen “Daha ileri demokrasi” sözlerinin coplu ve biber gazlı olarak halka dönüşüdür.

Değerli arkadaşlar, eğitimle ilgili kaygılarını ve sorunlarını dile getirmek isteyen öğrencilerimize uygulanan şiddet, hiçbir uygarlık, insanlık, demokrasi ve hukuk anlayışıyla bağdaşmaz. Öğrencilerin gösterisi barışçıdır, herhangi bir şiddet unsuru yoktur ama maalesef, medeni bir ülkede asla hoş görülmeyecek bir şiddetle karşılaşmışlardır. Geleceğimizin güvencesi dediğimiz öğrencilerimize emniyet güçleri tarafından uygulanan şiddet sonucunda bir kız evladımızın bebeğini kaybetmesi cinayettir. Ellerinde herhangi bir saldırı aracı olmayan çocuklarımıza bu muameleyi reva gören, bu bastırma operasyonu için talimat veren yetkilileri koruyan, kollayan İçişleri Bakanının sorumluluğu çok fazladır. Bu nedenle, bu durumun hafife alınacak bir yanı yoktur. Sayın Bakanı tekrar siyasi sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığı tabii ki asayişi önleyici, güvenliği sağlayıcı önlemleri alacaktır. Ancak bunu bir polis devleti anlayışı içerisinde değil, tam tersine hukuk devleti anlayışı içerisinde, evrensel temel hak ve özgürlüklere saygılı bir anlayış içerisinde yerine getirmelidir.

Sayın Başbakan her yerde, her ortamda sevgiden ve hoşgörüden bahsediyor. Daha geçen yıl Hazreti Mevlânâ’yı anma etkinliklerinde “Şiddet, öfke, nefret, kin, husumet tarih boyunca insanlığa keder ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir.” demedi mi? Bu seneki etkinlikte “Kemikleşmiş ön yargıları, asabiyeti, öfkeyi, kini, sevgisizliği bir yana bırakalım. Kimsenin ama kimsenin kalbini kırmayalım.” demedi mi? Şimdi, Sayın Başbakana soruyorum: Sayın Başbakan, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Ne söylüyorsunuz, ne yapıyorsunuz? Sayın Başbakan, Hazreti Mevlânâ’nın dediği gibi: “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.”

Başbakan diğer bir söyleminde Arapça bir atasözünden bahsederek “Men dakka dukka.” diyor. Yani “Kim vurursa onu da vururlar.” diyor. “Kötülük yapan kötülük bulur.” demeye getiriyor. Türkçedeki “eden bulur” deyimi de aynı anlamı taşıyor ama maalesef eden bulmuyor. AKP İktidarı sayesinde her şey yapanın yanına kâr kalıyor. Yolsuzluklara göz yumanlardan, hukuku çiğneyerek öğrencileri perişan edenlerden, hamile bir kızımızın çocuğunun ölümüne neden olanlardan hesap sorulmuyor.

Mecliste milletvekillerine ait yedi yüz yirmi dört dokunulmazlık dosyası var. Bunların büyük bir çoğunluğu yolsuzluk dosyasıdır. Bu dosyaların aydınlatılması için milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılmıyor. Bu nasıl “Men dakka dukka.”, bu nasıl “eden bulur” anlayışı, anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, bunun dahası da var. 2002-2010 yılları arasında AKP’li belediye başkanları hakkında İçişleri Bakanlığına ulaşan şikâyet ve ihbarlarla ilgili ön inceleme başlatılması gerekirken İçişleri Bakanlığınca işleme konulmama onayları alınarak şikâyet ve yolsuzluklar örtbas ediliyor. Sayın Bakan AKP’li belediye başkanlarını korumaya devam ediyor. Onların yolsuzluklarını, onlar hakkında yapılan şikâyetleri gizliyor. Belediyelerde yaşanan yolsuzluk olaylarının örtbas edilmesi için bütün entrikaları çeviriyor. Sonra da yolsuzlukları ortaya çıkaran herkese büyük bir aymazlıkla hakaretler yağdırıyor.

Sayın Bakan, her şey ortada, neyi gizliyorsunuz? Bırakın artık koruma, kollama görevi yapmayı, gereğini yapın, yoksa gene yapanın yanına kâr kalıyor. Bir olay olduğunda hemen müfettiş görevlendirdiğinizi açıklıyor ve olayların üzerine ciddiyetle gittiğinizi söylüyorsunuz ama bunun böyle olmadığını çok iyi biliyoruz. Sayın Bakan, nasıl ve yanlı bir davranışa sahip olduğunuzu artık herkes çok iyi biliyor. Devlet yönetme anlayışınız ve denetimlerin nasıl yapıldığı ortada, her şey göstermelik.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizin her zaman güven ortamında olması ve bu ortamda huzurlu bir biçimde yaşamımızı sürdürmek hepimizin en büyük arzusudur fakat Türkiye'nin suç istatistiklerine ilişkin rakamlar hâlâ kimseye güven ortamı sunmuyor. Bugün, bu ülkede hâlâ terör olayları, soygunlar, adam yaralamalar, çocuk kaçırmalar, hırsızlıklar önlenemiyorsa bu ülkede huzurun sağlandığından bahsetmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, silah bulundurma yaşını on sekize indiren, isteyene beş silah ruhsatı alma hakkı veren Silah Kanunu Tasarısı da bu Hükûmet tarafından hazırlanıp Meclise sunuldu. Durup dururken neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu? Ülkenin bu kadar, dağ gibi birikmiş sorunları varken bu yasanın çıkartılmak istenmesindeki aciliyet nedir? Silah üreticisi lobilerin baskısı altında mı kaldınız, yoksa bu işten ciddi kazanç sağlayacak birileri mi var? Yoksa “Biz devletin temel görevi olan güvenlik hizmetlerini yerine...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

77 konuşma daha · 20 Aralık 2010

77 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook