Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
Diyarbakır Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 60. Birleşim · 2. yasama yılı · 28 Şubat 2004 · 1.086 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muhsin Koçyiğit (CHP), 28 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.086 kelime.
Muhsin Koçyiğit (CHP, Diyarbakır). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 38 inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı toplumda yeteri kadar tartışılmadan, toplumun tüm kesimlerinin görüş ve katkıları alınmadan alelacele Meclis gündemine getirilmiştir. Bu kanun tasarısında OECD, Dünya Bankası ve IMF gibi küresel güçlerle sermaye tabanlı kuruluşların görüşleri alınmasına karşın, emek tabanlı güçlerin ve örgütlerin görüşleri alınmamıştır. Bu nedenle bu tasarı, demokratiklikten, katılımcılıktan, açıklıktan uzak bulunmaktadır.
Bu tasarıyla, kamu hizmetleriyle sosyal devletin yerine getirmesi gereken hizmetler merkezî idareden yerel yönetimlere oradan da özel sektöre devredilmek suretiyle tümüyle ortadan kaldırılmakta, kamu hizmetinin ve devletin özelleştirilmesinde, yani, tasfiyesinde yerel yönetimler aracılık görevi yapmaktadır. Devlet, patron; vatandaş, hak isteyen yurttaş konumundan parasıyla kamu hizmetini satın alabileceği müşteri konumuna getirilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla getirilmekte olan denetim modelinde, denetim, iç ve dışdenetim olarak ayrılmakta; dışdenetimin Sayıştaya, içdenetimin ise, her kamu kurumunda en üst yöneticisine bağlı olarak çalışacak iç denetçilere verilmesi öngörülmektedir.
İçdenetim, Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanununda bir danışmanlık faaliyeti olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun 64 üncü maddesinin (g) bendinde içdenetçiler tarafından yürütülen denetim sırasında veya denetim sonuçlarına göre soruşturma açılmasını gerektirecek bir durumun tespiti halinde, konunun, ilgili idarenin en üst amirine bildirileceği belirtilmiştir. Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, içdenetçilerin, yolsuzlukları derinlemesine araştırma, belge ve delilleri ortaya koyma ve soruşturma yapma yetkileri bulunmamaktadır.
Uluslararası uygulamalarda da, içdenetim, daha çok, üstün astı gözetim yükümlülüğünün bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Sayıştayın dışdenetimi ise, Parlamento adına, merkezî hükümet yerel yönetimlerin yaptıkları kamu giderleri ile topladıkları kamu gelirlerinin, bir hesap mahkemesi olarak, yasalara uygun olarak gerçekleştirip gerçekleştirmediklerinin denetimini ve Parlamentoya rapor edilmesini içermektedir. Diğer bir ifadeyle, sayıştayların yapmış oldukları denetimler, bütçe uygulamasıyla ilgili yasalara uygunluk denetimidir. Sayıştay denetiminde, harcanan paraların ödeneklerinin olup olmadığı, uygun tertipten ödenip ödenmediği gibi hususlar araştırılmamaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; müfettişlik kurumunun kaldırılması ve yerine üst yöneticinin emir ve talimatına bağlı içdenetçilik sisteminin kurulması, ülkemizin öncelikli ihtiyacı durumunda bulunan ve üzerinde geniş bir toplumsal mutabakat sağlanan yolsuzlukla mücadeleye büyük bir darbe indirecektir. Atanmalarındaki sürecin doğal bir sonucu olarak, içdenetçilerin, siyasî iktidarların etkisinden uzak, bağımsız ve yansız denetim yapmaları mümkün değildir; çalıştığı müsteşarın, kanunlara aykırı tasarrufunu rapor etmesi söz konusu dahi olamaz. Bu nedenle içdenetçilerin yapacakları iş, tasarıda yer aldığı gibi, danışmanlık faaliyetinden öteye gidemeyecektir.
Değerli milletvekilleri, günümüzdeki karmaşık ekonomik yapı, malî suçların da karmaşık hale gelmesine yol açmıştır. Örneğin; bir haksız Katma Değer Vergi iadesi olayında ya da bir gümrük kaçakçılığında, karapara aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı ve memurlar tarafından işlenen rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları bir arada olabilmektedir. Bu tür suçlar, suç örgütleri tarafından organize olarak, birden çok şehir ve birden çok ülkede kurulan şirketler tarafından müştereken yürütülmektedir. Sadece, içdenetçiler ya da bizzat yöneticiler tarafından yapılması öngörülen denetimle, bu tür çok yönlü suçların açığa çıkarılması ve yargılama aşamasına getirilmesi mümkün değildir.
Kanun tasarısının bu haliyle kabul edilmesi halinde, organize şekilde işlenen, bazen de global yönü bulunan hayalî ihracat, ihale yolsuzlukları, gümrük kaçakçılığı gibi toplumun vicdanında büyük tahribat yaratan suçların soruşturulmasında ciddî bir boşluk doğacaktır. Tabiîdir ki, bu suçların soruşturulması, müsteşar ve genel müdür gibi, hükümetle gelip hükümetle gitmesi öngörülen yöneticiler ve bunlara bağlı içdenetçiler tarafından yapılamaz.
Hatırlanacağı üzere, kamuoyuna mal olmuş Bufalo, Fırtına, Mavi Akım, Neşter, Balina, Beyaz Enerji, Örümcek Ağı, Kasırga gibi büyük operasyonların tamamında ve Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu çalışmalarında, bugün kaldırılması istenen müfettişler görev almış, sonuçları bakımından, yolsuzluk ve suiistimallerin önüne geçecek örnek çalışmalar yaparak, sorumlu kişilerin yargı önüne çıkarılmasında katkıda bulunmuşlardır.
Değerli milletvekilleri, mevcut durumda, müfettişler, ayrıca, Ceza Kanunuyla ilgili soruşturmalar neticesinde düzenledikleri raporlarla yargının işini hayli kolaylaştırmaktadır. Zira, düzenlenen bu raporlarla, eylemin niteliği, faili, ilgililer hakkında nasıl bir işlem yapılacağı hususunda yargıya bilgi ve rapor verilmektedir.
Ayrıca, teftiş kurullarının ortadan kalkmasıyla, bu kurullarda arşivlenen her türlü önemli bilgi ve bulgunun da yok olması sonucu, devletin kurumsal suç hafızalarının bir bölümü de ortadan kalkmış olacaktır.
Az sayıda yolsuzluk ve usulsüzlük işlemleriyle karşılaşılan Avrupa ülkeleri teftiş kurullarını muhafaza ederken, rüşvet ve yolsuzlukların hiç bitmediği, her geçen gün daha da arttığı ülkemizde, bu kurulların kaldırılmasını akıl ve mantıkla açıklamak mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonunca geçtiğimiz günlerde hazırlanan ve kamuoyuna açıklanan raporda belirtilen yolsuzlukların ortaya çıkarılması, bu komisyonda uzman sıfatıyla görevlendirilen müfettiş ve denetim elemanları sayesinde olmuştur.
Oysa, geçmişte, bu yasa tasarısıyla getirilmek istenen denetim uygulamasına zaman zaman birçok bakanlıkta ve kamu kuruluşunda başvurulmuş; ancak, bu hususta görevlendirilen kamu görevlileri, yani, muhakkikler sağlıklı bir soruşturma yapılması için gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olmadıkları, çoğunlukla da kendilerini görevlendiren makamların verdiği talimatlar doğrultusunda ısmarlama soruşturma yaptıkları için, bu kişilerce düzenlenmiş olan raporlar bariz usul ve esas hataları nedeniyle savcılıklar tarafından işleme konulmamıştır.
Değerli milletvekilleri, denetim görevinin yöneticiden bağımsız, kendi alanında uzmanlaşmış, kariyer sahibi ve nitelikli elemanlarca yerine getirilmesi, çağdaş kamu yönetimleri için bir zorunluluktur. Avrupa Birliğinin denetim standartlarıyla ilgili olarak yayımlanan 8 nolu genelgesinin 4 üncü maddesinde denetçiler için istenen temel özellikler "meslekle ilgili teorik eğitim görmüş olmak, meslekle ilgili pratik eğitim görmüş olmak, devlet ya da devletçe yetki verilmiş bir kuruluş tarafından düzenlenen meslek yeterlilik sınavında başarılı olmak" şeklinde belirlenmiştir. Bu hususlar dikkate alındığında, denetim elemanının özel eğitilmiş, nitelikli ve tarafsız olması gerektiği ve idare içerisinde herkesin denetim yapamayacağı, gerek ABD ve gerekse Avrupa Birliği gibi, bugün model alınan ülkelerde belirlenen standartlarla da ortaya konulmuştur. Ülkemizde faaliyette bulunan denetim birimleri mensupları, bu kriterlere göre yetişmiş ve görev yapmaktadırlar. Oysa, taslağın 38 inci maddesiyle getirilmek istenen düzenleme, yukarıda belirtilen kriterlere tamamen aykırıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, amaç bellidir; dürüst, adil, özgüven sahibi, liyakati ve hukuku önplanda tutan, gerektiğinde kendisine teftiş veya soruşturma emrini veren makamlardan gelen hukuka aykırı talep ve telkinlere boyun eğmeyen, kariyer sahibi kişilerin görev yaptığı halihazırdaki teftiş kurullarını tasfiye edip, yerine, Türkiye'de yerleşik bürokratik anlayışa sadık, bulunduğu makam ve mevkiden uzaklaşmamak için hukuka uygun olmasa da amirlerince verilecek talimatlar doğrultusunda işlem yapacak kişilerin görevlendirilmesine imkân veren bir denetim sistemi oluşturmaktır. Eğer bu tasarı yasalaşırsa, kamu yönetim sistemi içindeki sağlam yapılardan bir tanesi daha yerle bir edilmiş olacaktır.
Değerli milletvekilleri, eğer hükümet yolsuzluk ve usulsüzlüklerin önlenmesinde samimî ise, teftiş kurullarını kaldırmak yerine, yürütme organının dışına çıkarıp, hiçbir sınırlama olmadan denetleme yapabilecek bağımsız bir birim haline getirmelidir. Aslında, teftiş ve denetim, doğası gereği bağımsız olmalıdır. Bu güzide kurumları, asılsız ithamlarla yıpratmak ve tasfiye etmek, hiçbir ülkeye ve hiçbir kişiye yarar sağlamaz. Bu konuda yapılması gereken en uygun işlem, tüm teftiş kurumlarını "Kamu Denetim Üst Kurulu" adını taşıyacak tek bir çatı altında toplayarak, teftiş ve denetimi, idarenin dışında, özerk ve bağımsız bir yapıya kavuşturmaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 28 Şubat 2004