2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 42. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Aralık 2005 · 1.237 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Muhsin Koçyiğit, 25 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS. MADDELERİN OYLANMASI); konuşma 1.237 kelime.
Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muhsin-kocyigit-22-2005-12-25-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-maddelerin-oylanmasi-3 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, 2006 yılı merkezî yönetim bütçesinin aktarma ve eklemelere ilişkin 11 inci maddesi üzerinde söz aldım; sözlerime başlarken, Anavatan Grubu adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, sözlerime öncellikle, Sayın Musa Uzunkaya'nın büyümeye ilişkin sözleriyle başlamak istiyorum. Sayın Uzunkaya burada büyümeden bahsetti ve sabahki konuşmamamda da büyüme üzerine hep açıklamalarda bulunmuştum. Gerçekten, bugün Türkiye'de bir büyüme var, yüzde 5 civarında; fakat bu büyüme, ithalata dayalı bir büyüme, istihdam yaratmayan bir büyüme, üretmeyen bir büyüme, içi boş, içi kof bir büyüme.
Bu nedenle, halkın refahını artırmadığı için, biz, buna, fakirleştiren büyüme diyoruz. Önemli olan, büyümenin, halkın refahına yansıması, işsizliğe bir çare bulabilmesidir. İnşallah, bundan sonraki yıllarda, gerçekten de, üretime yönelik bir büyüme yakalanır.
Bunlardan bahsettikten sonra, dünkü konuşmamda tarım sektöründen bahsedeceğimi söylemiştim. Gerçekten de, bugün, ülkemizde tarım sektörünün sorunları oldukça fazla. Özellikle 2006 yılı bütçesinde tarıma ayrılan kaynak 4 milyar Yeni Türk Lirasıdır; yani, 4 katrilyon liradır. Oysa, aynı yıl faiz giderlerine ayrılan para 46 katrilyon; yani, çiftçilere verilen paranın tam 11,5 katı kadar sadece faize verilen para.
Ülkemizde bütçeden çiftçilere verilen paranın yüzdesi 1,7, gayri safî millî hâsılanın 0,7'si. Avrupa Birliğinde ise bütçelerin yüzde 40'ını tarıma veriyorlar; aynı şekilde, gayri safî millî hâsılalarının yüzde 2'sini tarıma ayırıyorlar.
Avrupa Birliğinde, tarım sektörü, millî gelirlerine 2 katıyor, ondan 1,5 alıyor. Türkiye'de ise, tarım sektörü, millî gelire yüzde 11,7 oranında katkı sağlıyor; ondan, sadece binde 7 oranında, yani, yüzde 1 bile pay alamıyor. Yani, Avrupa'da 1'e 1 olan ilişki, ülkemizde onikide 1'dir; arada büyük bir çelişki vardır.
Aynı şekilde, Avrupa Birliğinde çiftçi başına 300 dolar olan destekleme, Türkiye'de sadece 113 dolardır.
Değerli arkadaşlarım, tarımda anahtar kelimemiz rekabet olmalıdır. Tabiî, rekabet de, kalite, üretim, verimlilik, tarımsal destek ve sübvansiyonlarda olabilir. Bunun için, rekabetin eşit koşullarda olması lazım. Oysa, Dünya Bankası, IMF, bize "tarımınızı desteklemeyin, tarımınızı sübvanse etmeyin" dedikleri halde, kendi tarım sektörlerini en yüksek değerde destekliyorlar hem girdi aşamasında hem çıktı aşamasında. Ondan sonra da bize diyorlar ki "gelin, sizinle eşit koşullarda rekabet yapalım." Elbette, burada, eşit koşullarda bir rekabetten bahsetmek mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, ürün fiyatları bazında değerlendirme yapacak olursak, 2005 yılında, 404 000 liraya mal ettiği buğdayı, çiftçinin, 280 000 liraya, 1 100 000 liraya mal ettiği pamuğu 650 000 liraya zor sattığı dikkate alınırsa, gelin, çiftçinin halini siz düşünün. Kaldı ki, aynı çiftçi, 2002'den bu yana, maliyetlerde yüzde 100'ün üzerinde artış olmasına rağmen, ürününü yüzde 30, yüzde 40, hatta daha düşük fiyatlarda ancak satabilmiştir. Aynı şekilde, 2002'de, çiftçi, 56 ton buğdayla bir traktör alırken, bugün ancak 80 ton buğdayla bir traktör alabilmektedir. Aynı şekilde, 2002'de 2 kilogram buğdayla, çiftçi, 1 litre mazot alırken, bugün aynı mazotu alabilmesi için 2 kilogram buğday yerine 6 kilogram buğday vermesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, 2002 yılında, yani, AKP iktidara gelmeden önce, çeşitli borsalardan alınan rakamlara göre, yaklaşık 350 000 liraya buğday, 360 000 liraya arpa, 600 000 liraya ayçiçeği ve 1 000 000 liraya pamuk satılırken, mazotun litre fiyatı 800 000-850 000 lira, gübrenin paçal maliyeti 200 000 liraydı. Şu anda mazot 2 100 000 lira, 2,5 kat artmış; gübre 550 000 lira, 2,5 kat artmış; buğday fiyatı ise 280 000 lira, ayçiçeği fiyatı 480 000 lira, pamuğun satış fiyatı ise 500 000-650 000 liraya kadar gerilemiştir. Yani, üç yıl öncesine göre, gübre ve mazot girdi fiyatları 2,5 kat artarken, ayçiçeği, arpa ve buğday fiyatlarında yüzde 20-25, pamuk fiyatında ise yüzde 35-40 oranında gerileme vardır.
Değerli arkadaşlarım, çiftçilerimize vermediğimiz paraları, bir şekilde, ithal ettiğimiz ürünlere döviz girdisi olarak vermekteyiz; yani, kendi çiftçimizden esirgediğimiz paraları, destekleme paralarını, ithalat olarak yabancı üreticilere aktarmaktayız.
Değerli arkadaşlarımız, doğrudan gelir desteği konusunda da, çiftçilerimiz, maalesef, umduğunu bulamamışlardır. Aslında, doğrudan gelir desteği ödemesi, sakat bir ödemedir. Bu sadece sosyal nitelikli bir ödemedir. Önemli olan verilen desteklerin üretimi artırabilmesidir. Buradaki önerimiz, yılda verilen 4 katrilyon lira, çiftçi başına, tapuya göre yine verilsin ve buna ilaveten, bir 4 katrilyon lira da, üretimin miktarına göre, üretimle ilişki kurularak verilsin. Şu andaki doğrudan gelir desteği ödemesi, sadece sadaka niyetine verilen sosyal nitelikli bir ödemedir. Bu bakımdan, bunun yapısının değiştirilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, burada konuşurken, demin, Diyarbakır'ın Ergani İlçesinin bir köyünden bir çiftçimiz açtı, dedi "orada her şeyi tozpembe gösteriyorlar. Şu anda, dekar başına 400 000 000 lira gider yapıyoruz; ancak, aldığımız gelir 200 000 000 lira." Yani, dekar başına üretimde, çiftçinin 200 000 000 lira zararı olmaktadır. Bu bakımdan, bunların hepsinin giderilmesi lazım.
Değerli arkadaşlarım, hayvancılık bakımından, hayvancılık sektörü kan ağlamaktadır. Bugün, hayvancılık sektörüne 2004 yılında verilen teşvik sadece 409 trilyon lira, 2005 yılında öngörülen 596 trilyon, bunun 207 trilyon lirası ödenmiş, 289 trilyon lirası daha duruyor. Demek ki, çiftçilerimize, hayvancılık sektörüne ödenen destekleme primleri, sadece, rantiyecilere ödenen üç günlük faizin tutarı kadardır. Yani, koskocaman bir sektöre sadece üç günlük rantiye giderini bir teşvik olarak verebiliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, fındık konusunda fındıkçılar kan ağlamaktadır. Özellikle 2004 yılında, dondan dolayı, fındıkçılarımızın büyük oranda zararları oldu. Bu zararın tutarı 296 trilyon liraydı. Bu, bilirkişi raporlarıyla saptanmıştı. 2004'te, bunun yüzde 15'i, 50 trilyonu ödendi, geriye ödenmek üzere 246 trilyon lira para duruyor; bugüne kadar ödenmemiştir. 2005 yılı bütçesinde bu konuda bir ödenek yok. Bu sene de bir ödenek konmamıştır. Demek ki, fındık üreticisinin zararlarını karşılamak için hükümetin bunları ödemeye bir niyeti yoktur.
Özellikle, fındığa ilişkin olarak, 6 000 000 lira, kilo başına verilen para bu sene iyiydi; ancak, özellikle Fiskobirlik'e kaynak aktarılmayarak, Fiskobirlik'in piyasaya alıcı olarak girmesi önlenmiştir. Bu bakımdan, fındık üreticisi, fındığını, 6 000 000 yerine, daha düşük fiyatlarla, 4 000 000 ve 5 000 000 liraya filan satabilmiştir. Bu da onların durumunun gittikçe zorlaştığını göstermektedir.
Doğrudan gelir desteği konusunda, özellikle 2005 yılı başında, Sayın Başbakanımız, doğrudan gelir desteklerinin hepsinin şubat ve nisan aylarında ödeneceğini söylemişlerdi. Maalesef, daha sonra, Tarım Bakanımız, yaptığı bir açıklamayla, doğrudan gelir desteklerinin 10 000 000 lirasının 2005'te, geri kalan paranın ise -2004'ün paralarının- 2006 yılında ödeneceğini söyledi. Gerçekten de, bugün, 2004 yılının, ödenmeyen, dekar başına 6 000 000 liralık doğrudan gelir destekleri vardır. Zaten, 2005 yılına ilişkin doğrudan gelir desteği hiç ödenmemiştir. Demek ki, doğrudan gelir desteğinde ödemeler iki yıl arkadan gidiyor. İki yıl içinde, çiftçi, tefeciden aldığı borçların faizini kapatmak üzere, aldığı paraları oralara aktarıyor. Yani, ödenen doğrudan gelir destekleri, dolaylı bir şekilde, faiz parası olarak başkalarının cebine girmektedir.
Tüm bu koşullar karşısında durumunun kötüleştiğini gören çiftçiler, durumlarını düzeltmek üzere, kendi sivil toplum kuruluşlarının önderliğinde, bu sene Manisa'da büyük bir miting düzenlediler ve bu mitinge katılan çiftçilerimizi buradan bir kez daha selamlıyorum. Yüzbinlerin katıldığı mitingde kendi durumlarını tartıştılar. Hiçbir siyasî parti buraya bir etkide bulunmadı; fakat, Sayın Tarım Bakanımız, bu mitingle bile alay ederek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Başkanım, toparlıyorum.
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayın efendim.
MUHSİN KOÇYİĞİT (Devamla)Sayın Tarım Bakanımız, bu mitingi küçümseyecek şekilde, bu mitingle alay eder şekilde, bunun bir siyasî miting olduğunu söyledi. Oysa, burada, çiftçilerimiz, siyasî miting değil, kendi alınterlerinin hakkını alabilmek için, Ziraat Odaları Birliği Başkanlığında bir miting düzenlemişlerdi ve bu mitingde, yüzbinlerce çiftçi, hakkını alabilmek için haykırdı; ancak, bu haykırışları o meydanlarda kaldı. Anlaşılıyor ki, bu haykırışları 2006 yılı bütçesine kadar gelmemiş; çünkü, gelseydi, en azından, 2006 yılı bütçesinde, çiftçilerin durumu düzeltilebilirdi. Maalesef, yine çiftçilere bir şey yok, yine hiçbir şey yok. Bu bakımdan, çiftçilerimiz, herhalde, bundan sonra, gelecek yılların hesabıyla, yine, tefecilerin eline düşüp, tefecilerden borçlanıp, o paralarla yaşamaya çalışacaklardır ve ondan sonra aldıkları paraları da -ürün parası olarak yahut da doğrudan gelir desteği olarak- götürüp, tefecilerin faizlerini kapatacaklardır.
Sözlerimi burada bitirirken, 2006 yılı bütçesinin, başta çiftçilerimiz olmak üzere, tüm toplumumuza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
98 konuşma daha · 25 Aralık 2005