Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
Kastamonu Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 60. Birleşim · 2. yasama yılı · 28 Şubat 2004 · 651 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Musa Sıvacıoğlu (AK Parti), 28 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 651 kelime.
Musa Sıvacıoğlu (AK Parti, Kastamonu). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 28 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-sivacioglu-22-2004-02-28-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 349 sıra sayılı Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 38 inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, bazı hukukî verileri düzeltmek istiyorum.
Önceki günlerde konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sayın Haluk Koç, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının Anayasanın 123, 127 ve 128 inci maddeleri ile yine diğer maddeleri de sayarak 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerine aykırı olduğunu; aynı şekilde, görüşülmekte olan tasarının 41 inci maddesinin de Anayasanın 125 inci maddesine aykırı olduğunu; dolayısıyla iptal edileceğini ifade ettiler.
Anayasanın 125 inci maddesi "Yargı yolu" başlıklıdır; görüşülmekte olan tasarının 41 inci maddesi ise bilgi edinme hakkını içermektedir; dolayısıyla, Anayasanın 125 inci maddesi ile görüşülmekte olan tasarının 41 inci maddesinin uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur.
Elimde, 1994 yılında hazırlanan "Türkiye'de Siyasî, Hukukî, İdarî Yeniden Yapılanma İhtiyacı" başlıklı bir rapor var. Bakınız, bu raporun "İdarenin Yeniden Düzenlenmesi" başlığı altında şunlar yer almaktadır:
"1- Mahallinde çözülebilecek küçük sorunlar bile, bugün, Ankara'ya taşınmaktadır. Devletteki aşırı merkeziyetçi yaklaşım, merkezî idarenin yükünü artırarak devletin hantallaşmasına sebep olmakta ve aslî fonksiyonların yerine getirilmesini engellemektedir.
2- Bunun tabiî sonucu olarak hizmetler aksamakta, rüşvet ve yolsuzluklar artmaktadır.
3- İdarî hukuktaki yetersizlik, devlette keyfî tasarrufların yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. İdarî mevzuat tam anlamıyla hukukun üstünlüğüne dayanmadığından, zulme varan uygulamalar, devlet ile vatandaşın arasını açmaktadır.
4- Devletin ekonomik kaynakları elinde tutması sonucu, siyaset ve bürokrasi birer menfaat aracı haline getirilerek, birkısım kirli ilişkiler sonucu Hazine hortumlanmış, devlet iflasın eşiğine getirilmiştir.
5- Halka hizmet vermekle yükümlü kurumlar, halka ve ülkeye yük olmaktadırlar. Şeffaflığın yerini karanlık ilişkiler almıştır."
Bunun sonucu olarak da, idarede mutlaka ve mutlaka bir reforma gidilmesi gerektiği vurgulanarak -bu okuduğum ifadeler, on yıl önce hazırlanmış "Reform" başlıklı bir rapordan alınmıştır- şu önerilerde bulunulmaktadır:
"Hizmeti engelleyen merkezci anlayıştan vazgeçilmelidir. Mahallinde çözülebilecek sorunlarla ilgili yetki ve sorumluluklar, yerel yönetimlere devredilmelidir.
Devlet bakanlıkları kaldırılmalı, bakanlık sayısı indirilmelidir.
İdarî mevzuat hukuka uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.
Hizmeti aksatan ve geciktiren bürokratik engeller kaldırılmalıdır. Devlet şeffaf olmalıdır.
Devlet, her türlü ekonomik faaliyetten çekilmeli, devlet bankaları ve iktisadî devlet teşebbüsleri acilen özelleştirilmelidir.
Devlet, rant dağıtan kurum olmaktan çıkarılmalıdır."
Peki, tasarının gerekçesinde ne deniliyor; "Kamu yönetiminin yeterli performansı gösteremeyişinde özellikle 1990'lı yıllarda yaşanan siyasî istikrarsızlıklar ve koalisyonlar da etkili olmuştur. Etkili bir koalisyon kültürü üretemeyen bir siyasî yapılanma içinde koalisyon ortakları arasında kamu yönetiminin rasyonel olmayan bir şekilde paylaşımı ve ortak politika oluşturma zorlukları kamu yönetimini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, ülkemizde siyaset ile kamu yönetimi arasındaki ilişki sağlıklı bir temele oturtulamamıştır. Bir yandan siyaset kurumu bürokrasinin gündelik işleyişine gereğinden fazla müdahil olurken, diğer yandan bürokrasi esasen siyaset kurumu tarafından belirlenmesi gereken politika ve stratejiler konusunda siyasetten yeterli girdi almadan çalışma alışkanlığını sürdürmüştür."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Sıvacıoğlu.
MUSA SIVACIOĞLU (Devamla)Görülmektedir ki, on yıl önce rapora derc edilen teklifler ile bugün hazırlanan ve görüşmekte olduğumuz bu tasarı arasında bir paralellik vardır.
Süremin darlığı nedeniyle, yine, tasarıyla getirilmek istenen birtakım yeniliklerden de kısaca bahsetmek istiyorum.
Bakınız, biraz sonra görüşeceğimiz maddelerde -özellikle 41 inci maddeden itibaren- ilk defa bu tasarıda, ombudsmanla ilgili bir konu yer alıyor. İsveç'te ise, bu, 1709 yılında ortaya atılmış, 1809 yılında da İsveç Anayasasına bir hüküm olarak girmiştir. İsveç, Finlandiya, Danimarka, Norveç, İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda, Avusturya, Almanya, İspanya, Hollanda -hepsini saymak istemiyorum- dahil 85 ülkede, bugün uygulama alanı bulmuştur bu müessese; halbuki, bizde ise, görüşmekte olduğumuz tasarıyla, ilk defa hukukumuza girmektedir.
Başkanım müsaade ederse, kısaca bir hususa daha değinmek istiyorum. Ceza hukuku alanında bile, bugün, medyatör veyahut konsilyatör (conciliateur) dediğimiz bir sistemle, artık, uzlaşma sistemine gidilmektedir. Fransa, Almanya ve Avusturya başta olmak üzere, bazı ülkelerde de, ceza hukukunda, anlaşmaya ve sulh olmaya gidilmektedir.
İşte, burada görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla, gerçekten, ülkemizin önünü açan, idare hukuku ve kamu hukukuyla birlikte diğer alanlarda da vatandaş ile devlet arasında olan ihtilafları çözmek bakımından reform niteliğinde bir kanun tasarısıdır.
Ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 28 Şubat 2004