Samsun'da kurulacak mobil santralların çevre ve insan sağlığına etkilerinin araştırılması hk.( 10/29-31 )
Samsun Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 49. Birleşim · 1. yasama yılı · 18 Mart 2003 · 1.009 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Musa Uzunkaya (AK Parti), 18 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAMSUN'DA KURULACAK MOBİL SANTRALLARIN ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI HK.( 10/29-31 )); konuşma 1.009 kelime.
Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “Samsun'da kurulacak mobil santralların çevre ve insan sağlığına etkilerinin araştırılması hk.( 10/29-31 )”. TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim tutanağı, 18 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2003-03-18-samsun-da-kurulacak-mobil-santrallarin-cevre-ve-insan-sagligina-etkile (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUSA UZUNKAYA (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri ile Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri ve Grup Başkanvekili arkadaşlarımızın, bendenizin de içinde bulunduğu iki ayrı önergeyle 22 nci Dönemde; ancak, bendenizin ve diğer arkadaşlarımızın içinde bulunduğu önergelerle de bir önceki dönemde, 21 inci Dönemde gündeme taşıdığımız, Samsun için gerçekten fevkalade hayatî olan bir araştırma önergemize genel anlamda kabul oyu verileceğini bildiğim; ama, sizin bilmenizi de arzu ettiğim bir iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir kere şunu açıklıkla söylemek lazım: Yüce Parlamentoya getirilmek istenen bu tip konulardaki araştırma önergelerine, araştırmaya imkân tanıyacak bir yaklaşımın sergilenmesinin doğru olduğu kanaatindeyim; bu konu ne olursa olsun, iktisadî olabilir, sosyal bir hadiseyi içeriyor olabilir, siyasî derinlikleri olabilir, hele hele 2000'li yılların çevre faktörünü önplana çıkarırsanız çevresel sorunlar olabilir.
Değerli arkadaşlar, şu bir gerçek ki, 2000'li yıllar, dünyadaki iki temel hadiseyi, belki harplerle sonuçlanabilecek, istemediğimiz vahim olaylara gebe temel iki unsuru taşıyor. Bunlardan birisi, çevre ve çevresel sorunlardır; ikincisi, su ve gıda sorunudur.
Dikkat buyurulursa, zaman zaman erozyonla ve çevre sorunlarıyla ilgilenenlerin ifade ettikleri hususlar hep gündemimize taşınmaktadır, ki, 2050 yıllarında, dünyadaki araziler, çok büyük oranda erozyona uğrayarak ya şu andaki tabiî suların akış debisine mahkûm olarak denizlere göçecek veya çölleşecek ve sağlıksız kullanılan gübreler sonucu -özellikle, tarımsal araziler- yok olacak. Bunların bir kısmı, belki, elimizde olmayan tabiî afetler gibi nedenlerle olabilir; ama, bizim gibisini Allah kimsenin başına vermesin!.. Yani, bizim gibisinden kastım, Samsun'un başına gelenler. Bir kısım iradelerle, anlamadığımız bir güç tarafından kendi elimizle- bakın, ben buradan tekrar açıklıyorum: Yetkililerin de elinde farklı bir bilgi varsa, bunu da bize sunmalarını temenni ederim -Samsun'da konuşlandırdığımız, adına da "mobil" denilen -Sayın Koç da, Sayın Demir de, arkadaşlarımız da ifade ettiler "mobil" ve "mobilize" demek hareket edebilir demek- bu santralların önce, bir kere ismini düzeltin; mobilize değil bu, sabit, karaya çakılmış halinden dileyelim ki, inşallah, en kısa zamanda bu çalışma ritminden çevreye zararlı olmayacak bir değişik aksiyonu icra eder hale gelsin. Sabit bir santral; önce, bunun ismini değiştirmek lazım, bir.
İkincisi; değerli arkadaşlar, biliyor musunuz, bu mobil santralın Samsun'da yapılan yatırım sözleşmesinde, metnin dışındaki isim Bartın'dır. Samsunlular da ben de Bartın'a yerleştirilecek olan bu mobil santralın Bartın'da yerleşmesini arzu etmeyiz, eğer sağlığa zararlıysa. Sayın Koç da, arkadaşım da, dile getirdi, bendeniz de geçtiğimiz dönemlerde hem gündemdışı konuşmalarımla hem soru önergeleriyle hem de araştırma önergeleriyle bunu burada defaatle dile getirdim ve "bakın, Samsun'un yapısı çok farklı. Türkiye'nin dünyada yapısı ne ise, Samsun'un da Türkiye içindeki yapısı böyle önem arz ediyor" dedik. Bunu, çok iddialı bir söz olarak söylemiyorum değerli arkadaşlar.
Samsun'un iki önemli yönü var; birincisi, kabul buyurun, ulusal bir yönünün olması. Türkiye'de, millî mücadeleye ilk beşik ve eşik olan bir il; böyle mi; hiç tartışılacak yönü yok. Geçenlerde Balıkesir milletvekillerinin böyle farklı bir spekülasyonu oldu. Balıkesirlilerin başka onur talepleri varsa, o onuru kendilerine veririz. Mesela, Zağanos Paşa Camiindeki hutbe, elhak, size aittir. Mustafa Kemal'in Zağanos Paşa Camiindeki hutbesine elhak, saygı duyarım; ama, millî mücadelenin temeli 19 Mayısta Samsun'da atıldı ve Samsun'la yürüdü bu. (Alkışlar) Onun için, Samsun milletvekili arkadaşlarım adına da buradan açıkça ilan ediyorum, Değerli Başbakanımızdan, bugün programını okuduğu 59 uncu Cumhuriyet Hükümetini, 19 Mayıs 2003 Pazartesi günü Samsun'da toplamaya davet ediyorum. Böylece, kabinemiz o gün Samsun'da yeniden bir 19 Mayıs ruhunun yaşanmasına, inşallah, vesile olacaktır. Dileyelim, o güne kadar da Samsun'un kirli havasının temizlenmesi sağlanmış olsun.
Değerli arkadaşlar, Samsun'un ikinci önemli bir yönü de şudur: Türkiye'nin en uzun iki nehrimizin denize döküldüğü yer buradadır. Yine, her iki nehrin ağzında da, alüvyonlarıyla bol, fevkalade verimli ve münbit araziler, topraklar bulunmaktadır. Bafra istikametindeki, yani, Kızılırmak Havzasındaki arazilerimiz bu anlamda kirletilmemişti; ama, Sayın Koç'un demin söylediği gibi, 1960'ların ikinci döneminde değerli siyasetçilerimizin, kanaatimce, yanlış bir tercihi olarak, bakır ve azot fabrikalarının getirilip, bu verimli arazilere yerleştirmesi bir talihsizlikti. Ancak, onun, bugünden farklı bir olumlu yönü vardı; işsizlik ve fabrika konusu, o gün sanayi hamlesi olarak bir tercihti ve işin gerçeğini de kabul etmek gerekirse, dünya ve Türkiye o gün, bugünkü kadar çevre sorunlarının da farkında değildi. Öyle mi? Hadise bu; 1960'larda çevre fecaati bugünkü gibi değildi; çünkü, dünya da bu kadar kirlenmemişti, Türkiye de bu kadar kirlenmemişti.
Değerli arkadaşlar, Karadeniz, Tuna boyundan kirletiliyor; Karadeniz Samsun bölgesine, Sinop Alaçam havalisine, geçtiğimiz dönemlerde, 1988 yılından beri zaman zaman deşarj edilen birkısım zehirli variller denizimizi kirletti... Geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonunda bir konuşma yaptım, gazeteciler başka noktaları yakalamamışlar da "mazotlu hamsi yiyoruz" sözümü almışlar. Vakıa öyle, Karadenizli arkadaşlar da bilir, hamsilerimizin lezzeti mazota ve fuel-oile dönüştü, bundan sonra da sebzeyi fuel-oilli yiyeceğiz galiba. Dolayısıyla, bu kokunun hissedildiği Karadeniz deniz ürünlerini maalesef tadar hale geldik.
Değerli arkadaşlar, burada yapılan bölgesel yatırımlar ve sanayi, kirletme açısından negatif bir unsurdur; ancak, bu, işin tuzu biberi olmak şöyle dursun, tek kelimeyle bir fecaattir. Bu tercih neye göre yapılmıştır, kim tarafından alelacele getirilmiştir, bu davette kimler bulunmuştur, Enerji Bakanlığına, o gün, mücavir alan olduğu halde "gelin, buyurun, burada bu işi yapabilirsiniz" diye milletin oylarıyla seçilerek bu işe davet çıkaranlar kimlerdir; bunu Samsunlu çok iyi bilir ve esasen onların da kısmı azamıyla 3 Kasımda hesabını sordu.
Şimdi, bizim, Hükümetimizden ve Parlamentomuzdan bir temennimiz var: Yüce Parlamentodan talebimiz, araştırma önergemizin kabulüdür. Fevkalade olumlu, oylarınızla kabul edileceğine inandığım bu araştırma önergesiyle sadece Samsun için değil, Türkiye için de gerçekten bu tip santrallara ihtiyaç var mı yok mu konusu çözülecektir. Ben açık olarak söylüyorum, kendime ait rakamlarla söylemiyorum, Enerji Bakanlığının rakamları var, Türkiye, bu anlamda, mobil santralları, -vaktiyle, bu 100 artı 100 gücündeki santralların oluşumunu, 17 Ağustos 1999 sonrası, deprem faciasını gerekçe göstererek, Bakanlar Kurulunun bu kararından bilistifade, Samsun topraklarını kimsenin istismar etmeye ve Samsunluları da istiskal etmeye hakkı yoktu; ama, maalesef, bu olumsuzluk o gün gerçekleşti. O bakımdan, bir şeyi söylüyorum: Bu araştırmayla, teknik bir kadro -Sayın Koç'a aynen katılıyorum; uzman, çevre sahasında da uzman, bu heyetin içerisinde Samsunlu olsun veya olmasın- Türkiye açısından, gelecekte enerji kullanımında tercih edilecek üretim araçlarının ne olup olmayacağı konusunda da ciddî bir karar verecek. O bakımdan, böyle sağlıklı bir araştırma komisyonunun oluşmasın da zaruret var. Şu anda Samsun Çakmak Barajından su almakta olan Samsunlunun, çok kere, köyünden, mahallesinden, ilçelerinden gelip gidenlerle 1 209 000 insanın içtiği bir bardak suyla zehirlenmemesini istiyorsak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
4 konuşma daha · 18 Mart 2003