İnsan hakları haftası münasebetiyle
Samsun Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 28. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Aralık 2005 · 559 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Musa Uzunkaya (AK Parti), 7 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İNSAN HAKLARI HAFTASI MÜNASEBETİYLE); konuşma 559 kelime.
Musa Uzunkaya (AK Parti, Samsun). “İnsan hakları haftası münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/musa-uzunkaya-22-2005-12-07-insan-haklari-haftasi-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MUSA UZUNKAYA (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7-13 Aralık tarihlerinin İnsan Hakları Haftası olması nedeniyle, Türkiye ve dünyada insan hakları ve hak ihlalleri üzerinde gündemdışı söz almış bulunuyorum. Rengi, dili, ırkı, dini, cinsiyeti, yaşı, eğitimi, vatanı ve sahibi olduğu tüm değerleri ne olursa olsun, başta hakkı hayatı olmak üzere, şu veya bu sebeple temel insan hakları ihlal edilmiş alemi insaniyetin affına sığınıyor, bu noktada irtikap edilen zulme yeterince tepki veremeyenlerin mahcubiyetinden korunma, kardeşlik, sevgi, paylaşma ve kaynaşmanın egemen olduğu dünya dileğiyle, mümtaz şahsiyetinizde aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk insandan günümüze kadar, fert, aile, toplum, kabile, millet, devlet ve kıtalar üzerinde yaşayan toplumlar, fıtratlarının tabiî sonucu birbirlerinin hukukuna tecavüz etme ihtimali karşısında belli kural ve sistemlerle kontrol altına girme zaruretine inanarak, ister ilahî ve isterse beşeri sistemlerin daimî murakabesini hissetmişlerdir.
İnsan ruh dokusunun tabiî muktezası, can, mal, aile, akıl ve inanç yani din ve emniyet güveninin sağlanması hep temel haklar manzumesinde ele alınmış ve bizim değerlerimiz çerçevesinde de en büyük hak, insan, yani kul hakkı olarak tarif edilmiştir. Can, bir diğer ifadeyle, hayat ve yaşama emniyeti olmadan malın da, ailenin de, devletin de var ve devamlı olması mümkün değildir.
Osmanlı Devletinin banisi Osman Gazi'ye, Şeyh Edebali'nin vasiyetindeki "insanı yaşat ki devlet yaşasın" sözü, temel insan hakları zirvesini ortaya koyma bakımından, bugün dahi kabına ulaşılamayacak bir sözdür.
Hak, hukuk, kural ve nizam tanımazlığın ilk sembol ismi Kabil'in, zulmen akıttığı kardeş kanı Habil ile günümüze kadar, belki milyarca insanın nahak yere akıtılan kanında, genel manada hep o haksızlık, zulüm ve isyanı görüyoruz.
Miladî 6 ncı Asırda kurulan Hılful Fudul, yani Büyükler Meclisinden Roma Justinyen Mektebine, 1789 Fransız İhtilali ve Kurucu Meclisince yayımlanan İnsan ve Yurttaş Hakları demecinden, 1948'de yayımlanmış olan, ülkemiz dahil onlarca ülkenin altına imza atıp kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine kadar tüm ulusal ve uluslararası insan hakları ihlallerini önleyici düzenlemelerin neyi, ne kadar önlediğini görebilmemiz ve bu haftayı hangi duygular içerisinde kutlamamız gerektiğini tespit sadedinde birkaç önemli hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Roma Caton'unun "Kartaca imha edilmelidir" emri, Milattan Önce 5 inci ve 2 nci Yüzyıllar arası amansız savaşlar, Kabil'in yere döktüğü kardeş kanının sele çeviren haince işkence ve zulümler ile Hanibal'in intikam savaşlarını ateşlemekten başka hiçbir işe yaramamıştır.
Keza, Fransız İhtilali, İnsan ve Yurttaş Hakları demecinin yayımlandığı 1789'dan sonra, bir Balkan iki de dünya savaşının önlenememiş olması bir tarafa, Fransa'nın kendi içindeki, ne o gün ne de bugünkü insan hakları ihlallerine de engel olamamıştır.
Nitekim, 1830'da, Cezayir'i işgal eden, âdeta taş üstüne taş, boyun üstüne baş bırakmayan, hayatta kalanların mallarının yağmalanıp ana dillerinin dahi yasaklanıp zorla Fransızca öğretilmeye mahkûm edilmeleri ve aradan geçen yüz yıl sonra, 1945'te ikinci bir işgalle 40 000 insanın katledilmesi "eşitlik, kardeşlik ve özgürlük" diye tarif edilen devrimlerin tahrifi, Cezayir'de kurulan "Hizbi Fransa" cuntasıyla 200 000'den fazla Cezayirlinin öldürülmesi maalesef yurttaşlık haklarının gereği olarak âdeta tecelli etmiştir.
Ruanda'da Hutu rejimi aracılığıyla 1 000 000 Tutsi'nin canına kastedilerek Fildişi sahillerinin kan denizine dönüşmesi, Bosna-Hersek faciasında daha dün Sırplara senelerce destek verilmesi, 20 nci Yüzyılın başında hasta adam ilan ettikleri Osmanlının topraklarında miras ve ganimet bölüşümü için itilaf devletleriyle girilip etnisitenin tahrik ve teşvik edilmesi ve bugün parlamentolarında sözde soykırım kararı çıkarabilme cüreti, bunca katliam ve şenaati işleyenlere doğrusu yakışabilmektedir!..
Maalesef yaşanan Birinci Cihan Harbinin faturası 10 000 000 insanın ölümü ve 40 000 000 insanın kaybolup gerideki milyonlarca insanın mağdur ve sefaleti…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 7 Aralık 2005