İçeriğe atla

24. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 122. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemleri, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları hakkında kanun tasarısı (s. sayısı: 473)

Müslim Sarı

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 122. Birleşim · 3. yasama yılı · 19 Haziran 2013 · 1.099 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Müslim Sarı (CHP), 19 Haziran 2013 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖDEME VE MENKUL KIYMET MUTABAKAT SİSTEMLERİ, ÖDEME HİZMETLERİ VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARI HAKKINDA KANUN TASARISI (S. SAYISI: 473)); konuşma 1.099 kelime.

Müslim Sarı (CHP, İstanbul). “Ödeme ve menkul kıymet mutabakat sistemleri, ödeme hizmetleri ve elektronik para kuruluşları hakkında kanun tasarısı (s. sayısı: 473)”. TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2013. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muslim-sari-24-2013-06-19-odeme-ve-menkul-kiymet-mutabakat-sistemleri-odeme-hizmetleri-ve-elekt (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=24364

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ödeme sistemlerini düzenleyen kanun tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım ama ben konuşmamı söz konusu olan yasanın ilgili bölümü üzerinde değil de aslında şu anda Türkiye’nin en önemli problemi olan sokaklar ve sokaklarda yaşanan gelişmeler üzerine düşüncelerimi açıklamak üzere kullanmak istiyorum.

Şimdi, burası Parlamento ve parlamento Fransızca “parler” kökeninden gelen bir kelime, “konuşmak” anlamına gelir. Burada her şey konuşulur. Burada her şeyden önce ülkenin meseleleri konuşulur ve en önemli meseleleri konuşulur.

Bu kadar önemli bir gündem maddesi varken, sokaklar kaynıyorken, Türkiye’deki bütün sosyolojik kabuller altüst olmuşken, Türkiye’ye dair bütün siyaset kuramları gelişmeleri analiz etmekte zorlanırken Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu hiçbir şey yokmuş gibi davranamaz, her şey olağanmış gibi davranamaz, olağan zamanlarda yapması gerekenleri yapıyormuş gibi davranamaz. Dolayısıyla, bu sorunları ve bu problemleri her fırsatta ve her koşulda konuşmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Gerçekten de Türkiye’de son yirmi, yirmi beş gündür yaşananlar Türkiye’ye dair bütün kabullerin altüst olduğu bir çerçeveyi Türkiye’nin önüne getirmiştir. Hem iktidar hem muhalefet Türkiye’nin bütün siyaset yapıcılarının, bütün siyasetle ilgilenenlerin bu süreçleri ve bu süreçlerin sonucunda ortaya çıkan gelişmeleri çok iyi analiz etmesi ve bunların üzerinden bunları okuyarak kendilerine çekidüzen vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’de çok önemli bir süreç işliyor. Esasen son yirmi, yirmi beş gündür yaşanan gelişmeler daha geçmişte başlayan bir sürecin aslında bir kırılma noktasını oluşturuyor. Bu süreç 29 Ekimle başladı aslında. Siyasette çok uzun zamandan beri iktidarın, özellikle sokakta kurulan iktidarın ve sokağın keşfedildiği bir süreci 29 Ekimde yaşamaya başladık biz. Peşinden 8 Nisan, ondan sonra 1 Mayıs yani aşama aşama insanların sokakta kendilerini var ettikleri, kendi siyasal düşüncelerini aktarabildikleri, iletebildikleri ve yer yer kazanabildikleri, özellikle parlamentoların, parlamentolara gönderilen milletvekillerinin aslında işlevsizleşmeye başlatılmasıyla beraber, burada bulunduğumuz bütün çatının bir siyaset üretmek yerine, sadece 3-5 kişinin ya da 10 kişinin kendi siyasal bekaları için kullanıldığı bir çatı hâline dönüştürülmesinin tepkisini de içererek, giderek sokaklarda iktidarın kurulduğunu, giderek insanların kendi siyasal düşüncelerini sokaklarda aktardıkları bir süreç yaşadık Türkiye’de.

Elbette, Gezi Parkı’nda toplananlar ve onun sonrasında gelişen süreçler “29 Ekim” gibi, “8 Nisan” gibi, “1 Mayıs” gibi süreçlerden farklıydı, onlardan ayrı bir yerde duruyordu. Her boyutuyla ve her yönüyle olayla ilişkilendirilemezdi belki, ama yöntem olarak, mekanizma olarak ve içindeki çerçeve olarak bir genel uzantının -yani bu bahsettiğim sokak ve sokağın keşfinin uzantısının- bir sonucuydu.

Ben, 1990’lardan beri Türkiye’deki öğrenci eylemlilikleri dâhil olmak üzere, sendikal hareketler ve onun dışındaki bütün siyasal ve sosyal hareketlilikler içerisinde bulunmuş, gözlem yapmış bir insan olarak, bu kadar bir merkezden hareket edilmeksiniz, bu kadar birbirine benzemez, bu kadar heterojen ama bir o kadar da saygılı, disiplinli, istikrarlı, inatçı bir sokak eylemliliğini ilk kez görüyorum. Şimdi, bunun üzerinde düşünmek gerekir. Bu, yeni bir durumdur kuşkusuz. Hangi açılardan yeni bir durumdur? Bir kere, burada, yaşı 19 ile 30 yaş arasında olan bir kitle var ve ben, bu kadar kalabalık, bu kadar genç bir kitleyi ilk kez görüyorum. Bunların arasında anketler yapılıyor, anketlerde çıkan sonuçlarda ilk defa bir eylemliliğe katıldığını söyleyen insanlar buraya katılan insanların yüzde 50’sinden fazlasını oluşturuyor. Biz, yıllarca “apolitik olarak” kabul ettiğimiz kitlelerin alanlara geldiğini gördük. Kuşkusuz “apolitik” kavramını dar anlamda algılamamak gerek. Eğer, dar anlamda eylemlilik süreçlerinin içerisine girmiyorlarsa insanlar ve girmedikleri için biz bunu “apolitik” olarak algılıyorsak, evet bunlar apolitikti. Ama, bunlar, kendi eylemliliklerini akıtabilecek siyasal mecraların yeterince açık olduğunu görmedikleri için siyasal eylemlilikler içinde değillerdi. Şimdi bunlar aktılar ve bunlar sokakta iktidar oldular. Bunu iyi görmek, iyi algılamak gerekir.

Bakınız, meydanlarda heterojen bir grup vardı, homojen değil. Politik, hatta, politik, hatta politik bile değil çok kereler, yaşam biçimlerine müdahale edildiği kaygısıyla hareket eden kitlelerden tutun da kendilerini bir şekilde mağdur hisseden, bir şekilde ötekileştirilmiş, üstü kapanmış, örtülmüş, sırt çevrilmiş kitleler vardı sokaklarda, bu çok önemli. Peki, bunları bir araya getiren şey neydi? Şimdi, burada iktidar partisine mensup arkadaşlarımın çok iyi analiz yapması gerekir. Neydi bu kitleleri bir araya getiren şey? Bakınız, sokakları dolaşın, ana tema şu: “Özgürlük ve demokrasi.” Şimdi sorsanız: “Özgürlükten ve demokrasiden ne anlıyorsunuz?” diye mikrofon uzatsanız oradaki vatandaşlara kuşkusuz hepsi aynı şeyi söylemeyecek. Belki farklı tanımlar yapacaklar, farklı şeyler söyleyecekler ancak bir özgürlük ve demokrasi teması üzerinden bakıyorlar.

Bir başka koşutluk, bunları bir araya getiren ve ortak mesaj olarak, bir AKP karşıtlığı olduğunu görüyorsunuz ve özel olarak da bir Başbakan karşıtlığı. Yani, AKP karşıtlığıyla bir araya gelmiş ve özel olarak da Başbakan karşıtlığıyla beslenmiş kitlelerden bahsediyoruz. Şimdi, bu, Türkiye'de ilk kez oluyor yani bu kadar heterojen, bu kadar birbirine benzemez ama bu kadar birbirine benzemez olup da bir ana mesaj etrafında toplanan kitlelerin varlığına Türkiye'de ilk kez şahit oluyoruz. O zaman şunu sormak gerekiyor: Bu tesadüf mü? Burada bütün insanları bir araya toplayan; bu kadar kendiliğindenci; bu kadar bir merkezden hareket etmeksizin bir araya gelen insanlar topluluğunun böyle inatçı, kararlı, istikrarlı, uzun süreli bir siyasal sokak eylemliliği içinde bulunması tesadüf mü? Elbette tesadüf değil. Bu, aslında AKP iktidarının son on bir yıldır uyguluya geldiği politikaların yarattığı mağduriyetlerin doğal sonucu.

Bakınız orada kimler var? Alkol düzenlemesine ilişkin olarak kendi hayatlarına müdahale edildiğini düşünen insanlardan tutun da üçüncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim Köprüsü olarak konulmuş olmasına duyulan tepkilerden dolayı orada var olan insanlara kadar ya da “Çocuklarımızın, kızlarımızın başkalarının kucağında oturmasını mı istiyorsunuz?” söylemine karşı hareket eden kitlelerden tutun da bütün bu mağduriyetler içerisinde kendini bir şekilde ifade edemeyen ve başaramayan, örneğin atanamayan öğretmenlere kadar bir şekilde on yıldır, on bir yıldır uygulana gelen projelerin, uygulana gelen siyasetin yarattığı mağduriyetlerle bir araya gelmiş olan insanlar var burada ve bu insanlar, Sayın Başbakanın ve özellikle de Hükûmetin kullana geldiği dışlayıcı, ötekileştirici, yok sayıcı, ayrımcı, benden olan ve benden olmayan ayrımını her aşamada ve her noktada yapan bir anlayışın doğal sonucu olarak bir araya gelmişlerdir.

Bakın, ben yirmi yirmi beş gündür devam eden eylemliliklerin en az 10 tanesinde bulundum; gözlemler yaptım, oralarda yer aldım, kitle psikolojisini algılamaya çalıştım, bununla ilgili notlar aldım. Bütün bunlar, hepsi benim buradaki tecrübelerimden süzüle gelenlerdir. Bunlara katılmayabilirsiniz ama televizyonlarda izlediğinizde alanlarda bulunmadığınızda yapmış olduğunuz gözlemler mutlaka eksik kalıyor, biraz oralarda bulunmak gerekir.

Bakınız, meydanların verdiği, alanın verdiği mesajı doğru okuyabilen siyasal projeler, bunun adına siyasal parti de diyebilirsiniz, bunun adına bir kişinin etrafında toplanan bir siyasal proje de diyebilirsiniz ya da normal, somut anlamda bir siyasal proje de diyebilirsiniz bunu anlayabilen, buna göre kendini yorumlayabilen, buna göre kendini formatlayabilen siyasal yapılar önümüzdeki dönemde siyasal iktidarın göbeğinde olacaklar. Bunu kavrayamayanlar, bunu okuyamayanlar, bunu basit bir ayaklanma olarak algılayanlar, kuvvetle ve şiddetle bunu bastırmaya çalışan anlayışlar da göreceksiniz önümüzdeki dönemler tarihin çöplüğünde yer alacak. Türkiye’nin önünde yeni bir turnusol kâğıdı var, her şeyin netleştiği, her şeyin buna göre şekillendiği yeni bir turnusol kâğıdı. Bunu anlamanızı ve sokağın mesajını çok iyi değerlendirmenizi salık veriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

72 konuşma daha · 19 Haziran 2013

72 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook