2009 yılında istanbul şehrinde yapılacak beşinci dünya su forumunun organizasyonu ile katma değer vergisi kanununa bir geçici madda eklenmesi (s.s. 214)
Manisa Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 4. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Ekim 2008 · 1.704 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Enöz (MHP), 9 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILINDA İSTANBUL ŞEHRİNDE YAPILACAK BEŞİNCİ DÜNYA SU FORUMUNUN ORGANİZASYONU İLE KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNA BİR GEÇİCİ MADDA EKLENMESİ (S.S. 214)); konuşma 1.704 kelime.
Mustafa Enöz (MHP, Manisa). “2009 yılında istanbul şehrinde yapılacak beşinci dünya su forumunun organizasyonu ile katma değer vergisi kanununa bir geçici madda eklenmesi (s.s. 214)”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 9 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-enoz-23-2008-10-09-2009-yilinda-istanbul-sehrinde-yapilacak-besinci-dunya-su-forumunun-or (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ENÖZ (Manisa)Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle dün Diyarbakır’da bölücü terör örgütünce yapılan menfur saldırıda şehit olan güvenlik görevlilerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve yüce Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, 214 sıra sayılı İstanbul Şehrinde Yapılacak Beşinci Dünya Su Forumunun Organizasyonuyla ilgili kanun teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, hayatın vazgeçilmez bir unsuru olan su, yerine başka bir madde ikame edilemeyen doğal bir kaynaktır. Su toplumsal bir değer olarak düşünülerek, sağlıklı suya ulaşmak her şeyden önce temel bir insan hakkı olarak değerlendirilmelidir.
Günümüz dünyasında sosyal ve ekonomik faaliyetlerin sürmesi, büyük ölçüde yeterli su arzına sahip olmaya bağlıdır. Su, insanların ekonomik faaliyetlerine kaynaklık etme özelliğiyle ulusların devamlılığı için hayati bir kaynaktır. İnsan hayatının vazgeçilmezi olan suyun kullanımına ilişkin rekabet giderek artmaktadır. Su kaynaklarının geliştirilmesi, ekonomik üretkenlik ve sosyal refaha doğrudan katkı yapmaktadır.
Dünyadaki su kaynaklarının daha etkin ve verimli yönetimi amacıyla Dünya Su Konseyi ve Küresel Su Ortaklığı gibi uluslararası birtakım sivil toplum kuruluşları kurulmuştur. Bu kuruluşlar suyla ilgili sorunlara yönelik ilgiyi artırmaya, ilgili aktörler arasında ortaklıklar kurulmasına, ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde su kaynakları yönetimine ilişkin faaliyetlerin gerçekleşmesine yönelik çalışmalarda bulunmaktadırlar.
Dünya Su Konseyi 22 Mart 1996 yılında Fransa’nın Marsilya kentinde kurulmuş olup siyaset dışı bir sivil toplum kuruluşudur. Konsey, su konularına yönelik olarak yaptığı çalışmalarda bağımsız ve tarafsız hizmet vermektedir.
Çeşitli ülkelerin kamu ve özel kuruluşlarından üç yüze yakın üyesi olan Dünya Su Konseyine, ülkemiz 1998 yılında üye olmuştur. 15-20 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen konsey toplantılarının ülkemizde iyi bir organizasyonla gerçekleştirilmesini arzu etmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, yaşamın kaynağı olan su, bitkilerde, hayvanlarda, insanlarda ve tüm canlı organizmalardaki temel maddedir. Dünya nüfusunun 6 milyara ulaşması su tüketimini doğal olarak artırmıştır. Su tüketiminde bu artışın diğer nedeni de sanayileşmiş ülkelerde kişi başına düşen su tüketiminin artmış olmasıdır. Gelişmiş ülkelerde şahsi ihtiyaçlar için kullanılan su miktarı yıllık 1.200 metreküp iken gelişmekte olan ülkelerde bu rakam ortalama 520 metreküptür. Dünya Sağlık Teşkilatının verilerine göre üçüncü dünya ülkelerindeki hastalıkların yüzde 80’i sağlıksız ve yetersiz su kullanımından kaynaklanmaktadır. Yılda 2 milyar insan bu hastalıklardan birisine yakalanmakta ve milyonlarca insan bu hastalıklar sonucu hayatını kaybetmektedir. Dolayısıyla, gelecekte savaşların su yüzünden çıkacağı tahminlerini pek de yabana atmamak gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzmanlar küresel ısınmaya bağlı olarak geçtiğimiz yüzyılda kar örtüsü ve buzul boyutlarında küçülmeler yaşandığını belirtmektedirler. Önümüzdeki süreçte ısınmaya bağlı olarak okyanus sularının biraz ısınmasıyla birlikte dağ buzullarının ve kutuplardaki buz örtüsünün erimeye devam edeceği ve bunun da deniz seviyelerinde yükselmelere neden olacağı ileri sürülmektedir. Uzmanlar, ısınmayla birlikte okyanus ve denizlerden daha fazla su buharlaşacağını belirtmektedirler. Bunun yanı sıra, sert ve devamlı rüzgârların suyun daha hızlı bir şekilde buharlaşmasına yol açacağı, bu durumun da bazı bölgelerin eskisinden daha kurak olmasına sebep olacağı belirtilmektedir.
Küresel ısınmada ülkemiz risk grubu ülkeler arasında yer almaktadır. Uzmanlar küresel ısınmanın ülkemizin özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuzluklardan etkileneceğini belirtmektedirler. Dünyanın ortalama yüzey sıcaklığı 15 derece olup geçtiğimiz yüzyılda bu sıcaklığın 0,6 derecelik bir artış gösterdiği belirlenmiştir. Kıtalar üzerindeki sıcaklık okyanuslar ve denizlere oranla daha fazla artmıştır.
Değerli milletvekilleri, dünyamızda meydana gelmekte olan iklim değişikliğinin oluşturacağı zararlar göz önüne alındığında iklim değişikliği ile mücadele, değişen iklim şartlarına uyum sağlanmasından ve zararlarının karşılanmasından tüm ülkeler sorumludur. Sorumluluğun paylaşılmasına yönelik prensiplerin ise uluslararası seviyede kararlaştırılması gerekmektedir.
İklim değişikliği sorununa mevcut ve geçmiş sera gazı emisyonları sebep olmaktadır. Bu nedenle her bir ülkenin iklim değişikliği sorunundaki sorumluğu geçmiş dönemler dâhil olmak üzere tüm dönemlerde ürettiği sera gazı emisyonu ile orantılıdır. Bugün için atmosferde biriken emisyonlar Sanayi Devriminden bu yana artmaktadır. İklim değişikliği küresel seviyede bir sorundur. Bu sorun ile mücadele tüm ülkelerin sorumluluğunda olmakla birlikte sorunun oluşmasında, geçmiş ve gelecekteki farklı emisyon miktarlarından dolayı ülkelerin farklı sorumlulukları bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, nüfus artışı, sulama, sanayileşme, şehirleşme gibi faktörler yüzünden 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının su yokluğu veya azlığı sorunu ile karşılaşacağı tahmin edilmektedir. Her ülkenin belli miktarda tatlı su rezervleri vardır. Bu rezervler yer altı suları, ırmak ve göllerden oluşmaktadır. Yağışların az olduğu ülkelerde tüketilen su, kaynakların aşırı kullanımı ve buharlaşmanın neden olduğu kayıplar yüzünden yenilenememektedir. Bu ülkeler giderek su rezervlerini tüketmektedirler.
Sayın milletvekilleri, su kaynaklarının geliştirilmesi ekonomik üretkenlik ve sosyal refaha doğrudan katkı yapmaktadır. Suyun bireysel açıdan ifade ettiği hayati önemin ötesinde, ülkelerin varlığı, güvenlik çıkarları, nüfus yapıları, tarımsal ve ekonomik gelişimleri açısından önem arz etmektedir; bazı ülkelerin iç ve dış politikalarını da yönlendirmektedir. “Su, Orta Doğu’da petrolden daha kıymetli olup yokluğu ancak havanın yokluğuyla kıyaslanacak bir unsurdur.” şeklinde belirtilen ifade, suyun özellikle bölgemizdeki önem ve ciddiyetini daha açık bir şekilde ortaya koyması açısından oldukça kayda değerdir.
Değerli milletvekilleri, 20’nci yüzyılın son çeyreğine damgasını vuran kuraklık, dünyanın çeşitli bölgelerinde belirgin bir hâl almıştır. Ekolojik bozulma süreci göz önüne alındığında, dünya çapında birçok nehrin ve tatlı su kaynağının kirlenmesi, su kıtlığı sorunlarına bir de temiz içme suyu sıkıntısını eklemiştir. Her yıl 100 milyon insanın dünya nüfusuna eklendiği düşünülürse 2010 yılında toplam insan sayısı 7 milyar olacak ve bu süreden sadece on beş yıl sonra 8 milyarı geçecektir. Bu çerçevede, 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişmekte olan ülkelerde belirgin bir nüfus artışı olmuş ve bunun sonucunda su talebi doğru orantılı bir şekilde artmıştır. Bu kalabalıklaşan nüfusun içme suyu ihtiyacının, tarımsal ve sanayi amaçlı olarak kullanılacak suyun nasıl karşılanacağı bilinmemektedir.
Dünya tarihinde her zaman güç unsurlarının dengesini ve medeniyetin kalitesini belirleyen su, hayati ve stratejik konumunu korumakta, hatta önümüzdeki yirmi yıl içerisinde barışçıl girişim ve politikalar uygulanmazsa suyun daha büyük bir sorun kaynağı olmaya başlayacağı açıktır. Bu durum da etkin su politikalarının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Su kıtlığında, doğal felaketlerin ve sanayi kaynaklı kirlenme etkisinin yanı sıra suyun kötü idaresi ve yönetim hatalarının payı da önemlidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Doğu’ya baktığımızda ülkeler, uluslararası sular ve yer altı sularını kapsayacak biçimde, birbirlerinin çıkarlarını gözetmeksizin, bir yarış içerisindedirler. Orta Doğu nüfusunun hızla artması var olan sorunların daha da içinden çıkılmaz hâle gelmesine yol açmaktadır. İçinde bulunduğumuz coğrafyada su kendine has politikaları ve stratejileriyle ele alınması gereken bir konudur. Orta Doğu’da yer altı ve yer üstü suları açısından zenginliğiyle tanınan Türkiye'nin “su stratejisi” kavramını geliştirmesi ve bölge ülkeleriyle mevcut olan sorunları çözücü ve kalıcı politikalar geliştirmesi gerekmektedir. Uluslararası su sorununun incelenmesinde sadece sınıraşan sular değil, su kıtlığı sınır suları olarak da algılanmamalıdır; denizler, göller, yer altı suları da bu konunun geniş yelpazesinde yer almaktadır. Bu sorunlarla birlikte 20’nci yüzyıla damgasını vuran su kirlenmesi konusu ile ilgili olarak da gerekli politikalar geliştirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, dünyadaki su stoku 1,386 milyon kilometreküp olarak hesaplanmaktadır. Bu suların yüzde 97,5’u tuzlu su, yüzde 2,5’u ise tatlı sulardır. Tatlı su kaynaklarının da yüzde 90’ı kutuplarda ve yer altında bulunmaktadır. Dünyada 400 milyonu çocuk olmak üzere 1,5 milyar insan, bir başka deyişle dünya nüfusunun dörtte 1’i yeterli ve sağlıklı içme suyuna sahip bulunmamaktadır. Gelecek yirmi yıl içerisinde tüm dünyada su ile ilgili gerekli altyapı yatırımının yapılamaması durumunda yeterli ve sağlıklı su hizmeti alamayan insan sayısının 3,3 milyar kişiye ulaşması kaçınılmaz olacaktır.
Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Ülkemizin su ihtiyacını karşıladığı nehirlerde, özellikle son yıllarda hızla bir kirlenme yaşanmaktadır; Meriç, Ergene, Gediz, Sakarya gibi nehirler ve yer altı sularının hemen hepsi kirlilik sorunuyla karşı karşıyadır.
Türkiye'nin su kaynakları potansiyeli yıllık ortalama 501 milyar metreküp olarak hesaplanmaktadır. Yağış, yer altı suyu beslemesi ve komşu ülkelerden gelen miktarlar göz önüne alındığında brüt toplam yenilenebilir yüzeysel su potansiyeli ise 234 milyar metreküptür. Ancak, mevcut teknolojik ve ekonomik şartlar altında bu değer yılda 112 milyar metreküp mertebesinde değerlendirilmektedir. Bu miktarın 40,1 milyar metreküpü kullanıma açılmış bulunmaktadır. Ülkemizde 40,1 milyar metreküp suyun yüzde 74’ü sulama sektöründe, yüzde 15’i içme suyu sektöründe ve yüzde 11’i ise sanayide kullanılmaktadır. Buna göre, kişi başına düşen teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir yıllık su miktarı 1.500-1.735 metreküp civarında kalmaktadır. Bu tüketim ile ülkemiz su sıkıntısı çeken bir ülke konumundadır. Yılda kişi başı bin metreküpün altında su kullanan ülkeler su fakiri, bin ila 3 bin metreküp arasında su kullananlar su sıkıntısı çeken ülkeler, 10 bin metreküpün üzerinde su tüketenler ise su zengini ülkeler olarak nitelendirilmektedir. Ülkemiz için 2030 yılı ve 100 milyon nüfus öngörüsüyle su tüketiminin yılda kişi başı bin metreküpün altına düşebileceği tahminleri yapılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, ülkemiz su konusunda neler yapmalı konusunu sizinle biraz paylaşmak istiyorum.
Türkiye, yer üstü ve yer altı su kaynaklarını çok iyi değerlendirmeli ve korumalıdır. Su kaynaklarının korunması ve kullanımda, ilgili bütün kurumlar arasında sıkı bir iş birliği sağlanmalıdır. İleriki yıllarda bölgemizde su nedeniyle bir savaş yaşanma ihtimaline karşı ülkemizin önderliğinde bir organizasyona ihtiyaç bulunmaktadır.
Türkiye, su sorununu ulusal çıkarlarına uygun şekilde çözümleyebilmek için su konusunda yapılacak olan zirve ve konferansların düzenlenmesinde inisiyatifi elinde bulundurmalıdır.
Türkiye, aktif bir su politikası izleyerek uluslararası platformda kendi lehine kamuoyu yaratmalıdır.
Türkiye, su konusunda bölgesinin özelliklerini ve kendi ihtiyaçlarını da dikkate alacak çözüm önerileri hazırlayarak bunları uluslararası kamuoyuna açıklamalıdır.
Ülkemizin yarı kurak bir iklime sahip olduğu daima göz önünde bulundurulmalı, bütün su politikaları buna göre oluşturulmalıdır.
Gerek tarımsal gerek sanayi ve gerekse bireysel amaçlı olsun, suyu kullanan sonuçta insandır. Bu nedenle, kullanıcıların bilinçlendirilmesi son derece önemlidir.
Bu konuda diğer bir nokta da bütün sektörlerin aynı kalitede su kullanmasının yanlış olmasıdır.
Su sorununa uzun vadeli çözüm projeleriyle yaklaşılmalı. Bu bağlamda arz ve talebin doğru yönetilmesi, doğru yatırımların doğru zamanda yapılması son derece önemlidir.
Su stratejik bir doğal kaynaktır. Bu özelliği ile millî güvenlik stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak dikkate alınmalıdır.
Mevcut sulardaki kayıpları, şebeke kayıpları, buharlaşma kayıpları, sızma kayıpları ve bilinçsiz tüketimden kaynaklanan kayıplar olarak sıralamak mümkündür. Bu kayıpların dünya standartlarına çekilmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde, ülkemizin, bölgenin su sorununa çözüm adı altında dayatmacı politikalara maruz kalması kaçınılmaz olacaktır.
Değerli milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesiyle Forum Sekretaryasına özel hukuk hükümlerine tabi kamu tüzel kişiliği kazandırılması, organizasyonla ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığınca yönerge çıkarılması, keza Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün kurum bütçelerinden ayrılan ödeneklerin kurulacak sekreteryaya aktarılması ve yapılacak olan bütün iş, işlem ve harcamaların Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabi olduğu hükme bağlanmaktadır.
3’üncü maddeyle de Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonuyla ilgili olarak yapılacak her türlü mal ve hizmet alımları, kiralama ve ihale işlerinin katma değer vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmaktadır.
Bu bağlamda Forum Sekreteryası için oluşturulacak bütçeden yapılacak olan harcamaların etkin, verimli ve amaca uygun olarak yapılmasını temenni etmekteyiz.
Bu duygu ve düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak teklife olumlu baktığımızı ifade ediyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 9 Ekim 2008