İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 106. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İsmail hakkı tonguç'un ölüm yıldönüomü münasebetiyle

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 106. Birleşim · 2. yasama yılı · 24 Haziran 2004 · 1.237 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 24 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İSMAİL HAKKI TONGUÇ'UN ÖLÜM YILDÖNÜOMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.237 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “İsmail hakkı tonguç'un ölüm yıldönüomü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-06-24-ismail-hakki-tonguc-un-olum-yildonuomu-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası, Sosyal Sigortalar Yasası ve Sosyal Sigortalar Kurumu Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin 613 sıra sayılı tasarının 1 inci maddesi üzerinde Grubum adına ve kişisel olarak söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

Yaşamının büyük bir bölümünü kamu sendikacılığında geçirmiş bir arkadaşınız olarak, burada, kimi düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Üzerinde söz aldığım 1 inci madde, kamu çalışanları sendikasına nasıl üye olunacağını düzenliyor. Eskiden dört kopya başvuru formu verilirken, şimdi üç kopya yeterli sayılıyor. Kişilerin başvurusu, bir ay içerisinde olumsuz bir yanıt gelmezse kabul edilmiş sayılıyor; kabul edilmezse, iş mahkemesinde hakkını arıyor.

Değerli arkadaşlar, tabiî, bu iyileştirmeleri de saygıyla karşılıyoruz; ama, kamu sendikacılığı, demokrasinin bir ölçütüdür; yani, ne kadar çağdaş olduğunuz, ileri olduğunuz, bir bakıma, kamu çalışanlarına tanıdığınız sendikal hakla ölçülüyor günümüz dünyasında. Örneğin, ileri çağdaş ülkelerin kamu çalışanlarına tanıdığı toplusözleşmeli grev hakkını eğer siz tanımıyorsanız, demokrasiniz henüz ergin değildir; yani, ne gerekçe ileri sürerseniz sürün, ne kadar zorlama yaparsanız yapın, demokrasiniz sınıfta kalır.

Değerli arkadaşlar, üzülerek söylemek gerekir ki, kamu çalışanlarına yıllarca kapıkulu gibi bakıldı. İktidarlar, onların ücretlerini sanki kendi ceplerinden veriyormuş gibi, sendika haklarını kullandıkları zaman ya da kendilerinin hoşlarına gitmeyecek biçimde davrandıkları zaman, onları kıydılar, sürdüler, hatta işten attılar.

Şöyle bir, tarihimizde öğretmenlerin örgütlenmesine bakacak olursak; örneğin, kamu çalışanlarının neredeyse dörtte 1'ini öğretmenler oluşturur ve büyük bir coğrafyada görev yaparlar. Öğretmenlerin ilk örgütlenmesi, İkinci Meşrutiyetle başlar, Encümeni Muallim (Öğretmen Meclisi) 1908... Sonra, bu örgütlenmeler devam eder; hatta, o zamanki görevliler örgütlenmeyi desteklerler. Örneğin, Mustafa Necati, Öğretmenler Birliğinin Başkanlığını yapar; Atatürk de, bakanlar da, öğretmenlerin, kamu çalışanlarının örgütlenmesini söyler. Sonra, Dernekler Yasasına göre, Türkiye'de kamu çalışanları örgütlenmeye çalışır. 50'li yıllarda, federasyon biçiminde örgütlenirler. Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Federasyonu -bu Parlamentoda görev yapmış Sayın Şükrü Koç, Hayrettin Uysal gibi onun genel başkanlığını yapmış kişileri de bu arada saygıyla anıyorum- gerçekten, kamu çalışanlarının sesini duyurmada önemli görevler yapmıştır.

İlk kez 1961 Anayasasında kamu çalışanlarının sendika kurabileceği söylenilmiştir; ancak -ancak var ya bu ancak- herkese tanınan haklar kamu çalışanlarına gösterilmemiştir. Örneğin, herkes demokratik olarak yürüyüş hakkını kullanabildiği halde, kamu sendikaları yürüme hakkına sahip değildi. Örneğin, Balıkesir öğretmenleri yürüdü; konu Anayasa Mahkemesine gitti ve böyle bir hak kazanılmıştı. Öğretmenler de, Türkiye Öğretmen Sendikaları diye -hepiniz kısa adını söyleyince hemen anımsayacaksınız- TÖS adı altında örgütlendiler bütün Türkiye'de. Bir TÖS geldi geçti Türkiye'den. Bizim efsane Genel Başkanımız Fakir Baykurt... Ama, ne oldu; 12 Mart 1971 darbesi geldi. "Gelin bakalım buraya, siz sendikacılık mı yapıyorsunuz" denildi. Başta Fakir Baykurt olmak üzere, o örgütlenmeyi yapanları içeriye tıktık, gizli örgüt kuruyor diye hem de. Bütün Türkiye'de yüzlerce şubesi olan, binlerce üyesi olan öğretmenlerin sendikasını, gizli örgüt kuruyor, ihtilal yapıyor diye yargıladık; ama, o kadar güzel savunmalar yapıldı; yatırıldıktan sonra aklandılar. Geçtik...

1961 Anayasasının özgürlüğü içerisinde bu haklar böyle kullanıldı, 1971'de budandı. 1980'in 12 Eylülü, gerçekten faşist bir darbe olarak, bir buldozer gibi geçti örgütlenmenin üstünden ve bu sefer geriye dönük de bütün hesaplar soruldu. Öğretmenler, mallarını, şunu bunu kurtarabilmek için, 1960'lı yıllarda, sendikal haklarını derneğe çevirdiler. 1971'den sonra TÖBDER kuruldu. Bu sefer TÖBDER'i de 1980 darbesinden sonra yargıladık, içeriye attık, mallarına el koyduk. Şimdi, Adalet Bakanımızla... Ama, yalnız TÖBDER'in mallarını değil, bütün derneklerin mallarını geri verin. Trilyonları bulan o mallar Hazinede şimdi. Benim de Dernek Başkanı olduğum, görev aldığım o dönemde Denizli'de bir bina yaptık; vilayet onu yıktı, kendine göre şimdi orada başka bir bina yaptı. Yani, mülkiyet haklarımızı bile alarak, biriktirdiklerimize, endindiğimiz mallara el konuldu ve hesap soruldu.

Değerli arkadaşlar, TÖBDER malları... Bakın, ben, AKP'li arkadaşlara da gittim, Adalet Komisyonundaki arkadaşımıza da anlattım, dedim ki: Siyasî partilerin hakları verildi, sendikalarınki verildi, niçin derneklerinkini vermiyorsunuz?! Niçin vermiyorsunuz?! İçten olmak gerekir, içten... Demokrasiyi yaşanılır kılmak gerekir. Gerçekten özgürlüğü yaşanır hale getirmedikçe, burada, bu hakları veriyormuş gibi yapıp, ondan sonra burnundan fitil fitil getirmek, en temel burjuva hakkı mülkiyet hakkını bile çiğneyerek onların haklarını almak hiçbir demokraside yoktur. Bu ayıp hâlâ duruyor. TÖBDER davasında bir hukuk skandalı da yaşanılmıştır. Bakın, Gültekin Gazioğlu ve arkadaşları... Gültekin Gazioğlu, TÖBDER Genel Başkanıdır; kendisine buradan saygı, selam gönderiyorum, neredeyse; hasta olduğunu da duyuyorum.

Değerli arkadaşlar, TÖBDER'in yöneticileri, kimileri askerî mahkemede yargılandı, ceza aldı, içeride yıllarca yattı -bizim arkadaşlarımız bunlar- mallarına da el konuldu. Sonra, sivil mahkeme, Gültekin Gazioğlu'nu, yargılanamayan birinci mahkemedeki arkadaşlarını yargıladı ve akladı. Biz, o zaman "aynı konuda iki tane ayrı dava var; birinde -genel başkanın olduğu yerde- aklanma çıktı, birinde mahkûmiyet çıktı; bunu düzeltin" dedik; ama, düzeltmediler, o da duruyor. Halit Çelenk, TÖBDER davası diye bir kitap yazdı.

AHMET YENİ (Samsun)Maddeyle alakalı konuşun.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Söyledim efendim maddeyi, anlatıyorum. Kamu sendikacılığını anlatıyorum beyefendi.

MEHMET KURT (Samsun)Ama, derneğe geçtiniz; TÖBDER dernek.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)Rahatsız olmayın; bunları, biz yaşadık.

Değerli arkadaşlar, TÖBDER malları duruyor. İnşallah, sizlerin de oylarınızla, ne zaman o erginliğe ulaşırsak... O kanun teklifini de verdik TBMM'ye. Grup başkanvekillerimiz de ne zaman kabul ederlerse, böyle hızlıca öneri getiriyorlar, o bizim teklifimizi de getirirler, Çalışma Bakanı da bize yardım eder, bir haksızlığı düzeltiriz.

Şimdi ne yapıyoruz; bakın, değerli arkadaşlar, 1982 koşulları... 1986'da "abece" diye bir dergi çıkarıyor öğretmenler. Bakın, bunları parlamenterlerimiz bilsin; 1988'de, benim de oniki yıl görev yaptığım Eğitimciler Derneği (EĞİTDER) çalışanlara bir zarar gelir diye, emekli öğretmenlerden bir örgüt, dernek olarak kuruldu; adı EĞİTDER. Bu, çalışan öğretmenlerin, kamu çalışanlarının sendika hakkını savundu. 1990'da uluslararası bir sendikal haklar kurultayı düzenledi bu dernekler, dünyanın her yanından sendikacılar geldi. Anayasayı açıp bakıyorlar; 82 Anayasasında -unutmuş herhalde darbeyi yapanlar- kamu çalışanlarının sendika kuramayacağına ilişkin bir yasak yok. Çalışan öğretmenlere biz de çağrı çıkardık EĞİTDER olarak "sendikanızı kurun, bir şey olmaz" dedik ve Anayasamızın 90 ıncı maddesine, uluslararası sözleşmelere dayanarak, 1990 yılında öğretmenler, Ankara Valiliğine sendika için başvuruda bulundular; Eğitim-İş'i kurdular, arkasından Eğit-Sen kuruldu, sonra bu iki sendika birleşti Eğitim-Sen oldu.

Şimdi, çok şükür, birçok alanda memurlarımız hem üst örgütünü kurdular hem de sendikaları var iş dallarında; fakat, değerli arkadaşlar, Sayın Bakanım da anımsarlar, bakın, şimdi, biz, 2001'de çıkardığımız bir yasayı görüşüyoruz. Oysa öğretmenlerin sendika kurması 1990. 1990 ile 2001 arasında onbir yıl var sevgili arkadaşlar. Bu deneyimler çok önemli. Demek ki, Parlamento arkadan geliyor. Yaşam zorlamış, adam sendikasını kurmuş, birçok yerde valiler, bu sendika yasal mı değil mi... Sonra ILO sözleşmelerini Sayın Moğultay Çalışma Bakanıyken yayımladı, Sayın Erdal İnönü de Başbakanvekili olarak imzaladı; ILO sözleşmelerine göre kamu çalışanları, öğretmenler sendika kurabilirler dedi. Nihayet 2001 yılında bir sendika yasası çıkardık; ama, bu sendika yasası bize benzedi.

Bakın, AB ölçülerine göre değil Sayın Bakanım. O yasada öğretmenlere, kamu çalışanlarına verdiğimiz hak nedir biliyor musunuz; toplugörüşme hakkı. Şimdi, bir söz oyunu değil mi bu?! Bütün uluslararası sözleşmelere bakıyorsunuz, toplusözleşme ve grev hakkı. Türkiye kendine benziyor, toplugörüşme hakkı diye işin içinden çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, elimdeki nottan, dünyada kamu çalışanlarına grevli toplusözleşme hakkı tanıyan ülkelerden birkaçını okumak istiyorum size. ABD (8 eyalette uygulamada), Arjantin, Benin, Brezilya, Fildişi Sahili, Finlandiya, Fransa, Guatemala, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Kostarika, Meksika, Nijerya, Norveç, Peru, Paraguay, Portekiz, Senegal, Sri Lanka, Togo, Uruguay, Venezuella, Yunanistan ve Zaire. Türkiye yok burada!..

Değerli arkadaşlar, toplugörüşmede ne kazanıyor kamu çalışanı; hiçbir şey kazanmıyor. Bakın, burada Millî Eğitim Bakanına sordum; yazılı da sordum, sözlü de sordum. Kamu idare kurumu kararları diye bakanlık ile sendika çalışanları bir belge imzalıyorlar. Diyorlar ki, bu dalda şu iyileştirmeler yapılabilir. Örneğin, Millî Eğitim Bakanlığı ile Eğitim-Sen oturuyor kamu idare kurumu kararlarını imzalıyorlar, imza altına alıyorlar; ama, o toplugörüşme sonucunda ortaya çıkan kararları bile bakanlar uygulamıyor. Diyor ki: "Bunların bir yaptırımı yok kardeşim. Tavsiye niteliğindedir uygulamam." Peki, niye imzalıyorsun o zaman?!

Değerli arkadaşlar, şimdi, ben bu kadar şeyi niye anlattım; böyle üç kopya vermek, biçimsel değişiklikler yapmak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 24 Haziran 2004

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook