İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 110. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Bütçe kanunlarında yer alan bazı hükümlerin ilgili kanun ve kanun hükmünde kararnamelere eklenmesi ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair (s.s.410)

Mustafa Özyürek

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 110. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Haziran 2009 · 1.953 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Özyürek (CHP), 25 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜTÇE KANUNLARINDA YER ALAN BAZI HÜKÜMLERİN İLGİLİ KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERE EKLENMESİ İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR (S.S.410)); konuşma 1.953 kelime.

Mustafa Özyürek (CHP, İstanbul). “Bütçe kanunlarında yer alan bazı hükümlerin ilgili kanun ve kanun hükmünde kararnamelere eklenmesi ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair (s.s.410)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-23-2009-06-25-butce-kanunlarinda-yer-alan-bazi-hukumlerin-ilgili-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına 410 sıra sayılı Yasa Tasarısı hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz tasarı iki önemli noktayı içeriyor: Bunlardan birincisi, 2009 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi’nde yer alan bazı hükümlerin ilgili kanun ve kanun hükmünde kararnamelere taşınması; ikinci nokta ise, çok sayıda yasada öngörülen değişiklikler. Yani bir anlamda bir torba yasayla karşı karşıya bulunuyoruz.

Anayasa’nın 161’inci maddesinde “Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz.” diye çok açık bir hüküm bulunmaktadır. Bu açık hükme rağmen, geçtiğimiz yedi yıl içinde, AKP hükûmetleri her bütçe kanununa çok sayıda başka kanunu da koymuşlardır. Bunun Anayasa’ya aykırılığı çok açıktır. O nedenle de biz her bütçe kanunuyla ilgili Anayasa Mahkemesine dava açtık ve Anayasa Mahkemesi de o bütçe kanunlarının ilgili hükümlerini iptal etti. Şimdi, Anayasa ortadayken, Anayasa Mahkemesinin kararları ortadayken niçin hâlâ bu yola gidilir? Şimdi, yapılan düzenleme, yani Bütçe Kanunu’na konulup da şimdi ilgili kanunlara aktarılan hükümler, daha baştan ilgili kanunlarda değişiklik yapılması şeklinde düzenlenebilir. Ne yazık ki bu hukuk dışılık yıllardır sürüp gitmektedir. Anayasa’nın açık hükmüne rağmen sürüp gitmektedir. Anayasa Mahkemesinin net kararlarına rağmen sürüp gitmektedir. O nedenle, biz, AKP Hükûmetinden, Sayın Bakandan, bundan böyle hiç yoksa, Bütçe Kanunu’na bütçeyle ilgili olmayan konularda bir hüküm konulmamasını rica ediyoruz yani Anayasa’ya uymalarını rica ediyoruz ve hukuka saygılı olmalarını bekliyoruz.

Bu yasa tasarısının bir diğer önemli noktası, pek çok kanunda düzenlemeler yapıyor olması, yani bir anlamda bir torba yasa niteliğinde olması. Burada değişiklik yapılan kanunların birbiriyle hiçbir ilgisi yok. O kadar ki, İller Bankasının Teşkilat Kanunu’ndan bilmem belediyeler tarafından tahsil edilecek olan elektrik tüketim vergisinin tahsiline kadar pek çok konu bu torbaya doldurulmuştur. Bu torba yasalarla ilgili olarak da biz sürekli itirazlarda bulunduk. Geçmişte de ne yazık ki AKP İktidarı, AKP hükûmetleri hep bu yola gitmişlerdir. O zaman itirazlarımıza ilgili Bakanlar hak vermiştir ve demişlerdir ki: ”Bu son, bir daha bu yola gitmeyiz.” Ama ne yazık ki şimdi gene aynı durumla karşı karşıyayız. Peki, bunun sakıncası ne? Bunun sakıncası şu, arkadaşlarım: Her biri ayrı tasarı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne gelmesi gereken değişiklikleri, düzenlemeleri torba hâlinde topluca getirdiğiniz zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisi o tasarılarla ilgili hazırlık yapma, görüş ifade etme, değerlendirme yapma fırsatını bulamıyor. Şimdi, yirmi dakikalık bir süre içinde ben acaba kaymakamların sınav sistemiyle ilgili, torba kanundaki düzenleme ile ilgili görüş mü açıklayacağım, İller Bankasının Teşkilat Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ilgili mi görüş açıklayacağım? E, bunların hepsiyle ilgili görüş açıklamak mümkün değil, süreler de yetmez. Ayrıca, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de arkadaşlarımızın belli konularda uzmanlıkları var. İller Bankasıyla ilgili değerlendirme yapacak bir arkadaşımız erbaşların yakınlarının sağlık giderlerinin nasıl karşılanacağı konusunda görüş açıklamayabilirler. O bakımdan, bu torba kanunun getirilmesi çok yanlıştır, gerçekten Meclisin çalışma yöntemlerine aykırıdır ve millî iradeye de bir anlamda saygısızlıktır. Umarım Sayın Bakan, Sayın Şimşek yeni bir anlayışla Maliye Bakanlığını yönetecektir ve bundan sonra bu tip torba yasalar karşımıza gelmeyecektir.

Değerli arkadaşlarım, bu torba yasalarda neler var, onların içinden -biraz önce söylediğim gibi hepsiyle ilgili bir değerlendirme şansım yok- torbadan birkaç konuyu seçmek suretiyle görüşlerimi sizlere anlatmaya çalışacağım.

Şimdi burada, kaymakamların sınav yöntemi, işe alınması konusundaki düzenlemeler, Danıştay Dava Daireleri Kurulu tarafından iptal edilmiştir. Şimdi, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun iptal ettiği bu düzenlemeyi kanuna getirmek suretiyle yargıyı etkisiz kılmaya çalışıyoruz yani yargının arkasından dolanıyoruz ve Danıştayı, verdiği kararı yok saymaya çalışıyoruz. Bu, hukuka aykırıdır, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.

Şimdi, buna benzer uygulamaya bu Mecliste ne yazık ki sık tanık oluruz. Cargill diye bir firmanın biliyorsunuz ruhsatıyla ilgili olarak sürekli yargı iptal kararı verir ama burada bir kanun çıkarmak suretiyle o yargı kararını geçersiz kılarız. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa Mahkemesine giderek buradan çıkan yasanın iptalini sağlarız çünkü iptali kaçınılmazdır, zaten yargı kararını, mahkeme kararını geçersiz kılmak için yapılan bir düzenlemedir.

Burada da kaymakamların sınav yöntemiyle ilgili, işe alınışıyla ilgili düzenlemeler Dava Daireleri Kurulundan iptal edilince şimdi, kanunla, iptal edilen bu düzenleme yeniden getirilmeye çalışılmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konu görüşülürken belli bir uzlaşma, belli noktalarında hiç yoksa sağlanmıştı. Mesela, Hükûmet tasarısında, mülakata 4 kişi çağrılması yani 1 kişi alınacaksa 4 kişi çağrılması öngörülmüştü. Plan ve Bütçe Komisyonunda bunun 2’ye düşürülmesi şeklinde bir uzlaşma sağlanmış ve önümüze gelen raporda da “2” rakamı vardı. Ama AKP sözcülerinden şimdi öğreniyoruz ki: “Biz ilk tasarıya, Hükûmet tasarısına döneceğiz, yani 2 kişiyi 4 kişiye çıkaracağız.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu yola giderseniz, bu, gruplar arası uzlaşmayı torpilleyen bir yol olur. Plan ve Bütçe Komisyonunda muhalefetin belli sayıda üyesi var. Muhalefetin topu yok, tüfeği yok. Bir görüşü ortaya atıyoruz, o görüş, orada bulunan AKP’li arkadaşlarımız ve ilgili bakan tarafından uygun görülünce bu rapora -Plan ve Bütçe Komisyonunun raporuna- aynen geçiyor.

“Şimdi, biz orada böyle dedik ama, e, Genel Kurulda başa döneriz.” Bunu ne yazık ki sık sık yapıyor Adalet ve Kalkınma Partisi ve gruplar arasında Mecliste olması gereken güveni sarsıyor. O nedenle ben rica ediyorum, bu noktalara geri dönmeyelim.

Değerli arkadaşlarım, bir başka düzenleme: Bu belediyeler tarafından tahsil edilen elektrik ve gaz tüketim vergisi, 2009 yılı sonuna kadar vergi daireleri tarafından tahsil edilsin diye bir düzenleme vardı. Yani belediyelere ayrılan bir kaynağa merkezî idare göz koymuş, “2009 yılına kadar tahakkuk edenleri ben tahsil edeyim.” demiş. Şimdi, bu tasarıyla onu 2010 yılına çekiyoruz, öteliyoruz. E bu da çok yanlış, belediyelerin gelir kaynağına el koymak, göz koymak şeklinde bir şey olur.

Değerli arkadaşlarım, burada önemli bir düzenleme de borçlanma limitleri. Biliyorsunuz Hükûmet, Bütçe Kanunu’ndaki ödeneklerle tahsil edilmesi öngörülen gelir arasındaki fark kadar borçlanabiliyordu. Bu da 2009 yılı bütçesi için 14 milyar liraydı, eski rakamlarla söylersek 14 katrilyondu. Şimdi bunu bir değişiklik yaparak 74 katrilyona çıkarıyoruz. Peki, borçlanma limitlerini değiştiriyorsunuz ama ortadaki bütçe, bütçe olma niteliğini kaybetmiş, bütün temel parametrelerinin gerçekleşmeyeceği ortaya çıkmış bir bütçe. Bu bütçe hazırlanırken Türkiye'nin yüzde 5 büyüyeceği öngörülmüştü. Ekim ayında, Plan ve Bütçe Komisyonunda 2008’in Ekiminde 2009 yılı bütçesini görüşürken biz orada sürekli ifade ettik ki: “Kriz ortamı yaygınlaşıyor, bu bütçe hedeflerine ulaşmak mümkün değil. Bu kadar vergi toplayamazsınız, bu kadar gelir elde edemezsiniz. Burada öngörüldüğü gibi 14 katrilyon açıkla bu bütçeyi kapatamazsınız. Geliniz, gerçekçi bir bütçe yapalım. Yüzde 5 kalkınma, büyüme mümkün değildir.” dedik, onları dinletemedik. Yüzde 5 büyümeyi öngören 14 milyar açıkla bağlanacağı öngörülen bir bütçeyi çıkardık ve şu anda da yasal olarak yürürlükte olan bütçedir.

Bu bütçeyi revize etmek gerekirdi çünkü Hükûmet bile yüzde 5 artı büyüme yerine yüzde 3,6 küçülme olacağını katılım öncesi ekonomik programda kabul etmişti, ifade etmişti ve bu büyüme hedefleriyle ilgili çeşitli kuruluşların, uluslararası kuruluşların rakamları da her gün basında yer alıyor. Biliyorsunuz, IMF bunu “yüzde 5,1” olarak ifade etmişti. Dünya Bankası geçenlerde bir açıklama yaparak “Türkiye 2009 yılında yüzde 5,5 küçülecek.” dedi. OECD ise “Yüzde 5,9 küçülecek.” dedi. Bu, inşallah en düşüğü olur; inşallah yüzde 3 bile olmaz ama yüzde 5 büyüyemeyeceğimiz çok kesin. Öyleyse bu bütçeyi, geliniz, gerçekçi bir şekilde revize edelim. Nedense Hükûmet buna yanaşmıyor, bu revizyona yanaşmıyor. Ama olaylar, gerçekler, tabii bu bütçenin açıklarının nasıl kapatılacağı noktasında Hükûmeti önlem almaya zorlayınca diyor ki: “14 milyar yerine 74 milyar bana borçlanma yetkisi tanıyınız.” Önümüze getirilen torba yasanın temel düzenlemelerinden biri de budur.

Şimdi, tabii, bu bir anlamda “Ben bütçede öngörülen vergileri toplayamayacağım”ın bir kabulü, itirafıdır. Şimdi, vergi toplayamayacaksınız, öyleyse borçlanarak bu bütçeyi finanse edeceksiniz. Unutmayalım ki borçlanmanın da bir sınırı vardır. Hükûmette şu rahatlığı, şu rehaveti görüyorum: Nasıl olsa biz piyasaya çıkınca devlet tahvili, hazine bonosu satmak suretiyle borçlanıyoruz, öyleyse borçlanmayı artıralım; borçla giderleri finanse eder, günü kurtarırız anlayışı var. Ama unutmayalım ki borçlanmanın da bir sınırı var, bunun bedelini yükselen faizlerle ödemek mümkündür ve Türkiye ne yazık ki gittikçe bu noktaya doğru kaymaktadır değerli arkadaşlar. O nedenle, biz bir an önce bu bütçenin, artık geçerliği kalmayan bu bütçenin revize edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu torba yasada öngörülen bir diğer düzenleme de “varlık barışı” diye adlandırdığımız, daha önce çıkmış ama yürürlük süresi dolmuş olan bir yasanın süresini 31/12/2009’a kadar uzatıyoruz.

Şimdi, Sayın Bakandan şunu öğrenmek istiyorum: Acaba, bugüne kadar Varlık Barışı Yasası çerçevesinde dışarıdan ne kadar döviz getirilmesi beyan edilmiştir, fiilen ne kadarı getirilmiştir? İçeriden kayda alınan miktar ne kadardır ve bunun ne kadarının vergisi ödenmek suretiyle gereği yapılmıştır? Bu uzatmayla acaba ne umuyorsunuz, yani ne kadar bir beklentiniz var? Bazıları beyan ettiler de süre dolduğu için ödemeyi mi yetiştiremediler onun için mi bu süreyi uzatıyorsunuz, yoksa yeni beklentiniz mi var?

Bu Varlık Barışı Yasası görüşülürken ilk şekliyle Plan ve Bütçe Komisyonunda ve burada, ben ve arkadaşlarım hep ifade ettik ki bu yolla kayda değer, bizim açıklarımızı karşılayacak bir kaynak gelmesi söz konusu değildir, ama bu, bir anlamda bir aftır, bir anlamda dışarıdaki paraların kaynağı ne olursa olsun Türkiye’ye getirilmesini sağlamak için çıkmaktadır. O zaman da böyle bir benzetmeyi yapmıştım; bir anlamda bu bir Mevlânâ Yasası’dır. Yani hani der ya Mevlânâ “Kim olursan ol gel.” Biz de burada diyoruz ki: “Dışarıda döviz olarak ne varsa ister kara olsun ister ak olsun gelsin, yeter ki bizim sistemimize girsin.” Tabii bu sistemimize girecek para ne kadar bize yâr olur, gelir kısa bir süre sonra, Türkiye’de yapmak istediği organizasyonları yaptıktan sonra geri döner mi dönmez mi onlar ayrı bir mesele ama Hükûmet belli ki giderek, özellikle kaynak yönünden sıkışmaktadır. Öyleyse bu tip yollara başvurmakta ve uluslararası düzeyde Türkiye'nin kara parayla mücadele yönünden itibarını da sarsacak bir düzenlemeyi kabul etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, pek çok noktası var bu torba yasanın ama hemen üzerinde durmak istediğim bir iki nokta var, onlardan biri de şudur: Tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin İnternet yoluyla tüketiciler tarafından satın alınmasına bir yasak getirilmekte veya mevcut yasağın yaptırımları artırılmaktadır. Şimdi, bunun, bu düzenlemenin ben pratik, teknik bir düzenleme olmaktan ziyade siyasi ve ideolojik bir düzenleme olduğunu düşünüyorum. Daha geçenlerde tütün ve alkollü içkilerle ilgili kurulumuz bir düzenleme yaptı biliyorsunuz, “Balık ile rakıyı reklamlarda yan yana kullanamazsınız.” dedi, bilmem “Pamukkale ile Pamukkale Şarabının birlikte reklamını yapamazsınız.” dedi. Efes Birası’nın adını ne yapacaksınız, onu bilmiyorum; Efes Birası ile Efes’i yan yana gösteremeyeceksiniz!

Değerli arkadaşlarım, ben bir vesile olmadıkça içki kullanmayan bir arkadaşınızım ama böyle, içki konusunda ideolojik dayatmalara karşı son derece duyarlı davranıyorum çünkü bu özgürlüklere aykırıdır, bu bir yaşam tarzının topluma dayatılmasıdır. Bizim Adalet ve Kalkınma Partisine getirdiğimiz temel eleştirilerden biridir. Biliyorsunuz daha önce kırmızı çizgili yerler icat edildi belediyeler tarafından. İşte “Sadece şu noktalarda içki kullanılabilir.” denildi “Onun dışındaki noktalarda içki içemezsiniz.” denildi. Bunu Danıştay iptal etti, şimdi kanunla buna benzer şeyler getiriliyor. Bırakın içen içsin, içmeyen içmesin, kimse kimseye karışmasın, Türkiye özgür bir memleket olsun, Türkiye’de herkes özgürce yaşasın, insanca yaşasın, barış içinde yaşasın. Bu, anlayışlarımızı, bu ideolojimizi topluma dayatmayalım. Bu, demokrasiyle bağdaşmaz; bu, özgürlüklerle bağdaşmaz.

Konuşmamın sonunda şunu da Sayın Bakana bir sitem olarak ifade ediyorum: Yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)Hemen toparlıyorum Sayın Başkan.

“Başbakanlığa satın alınacak araçlardan ÖTV ve KDV alınmasın.” diye bir öneri gelmişti. Ben orada “Böyle bir ayrıcalık yapmayın. Kamuya satın alınacak bütün araçlarda ÖTV ve KDV almayalım.” dedim. Sayın Bakan da “gayet makul” dedi. Bu öneri kabul edildi, gene Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’na yazıldı, buraya geldi. O toplantıda ben bulunamadım. Bir de geldim baktım ki, o çıkmış gitmiş. Orada herhâlde gümrük vergilerini unutmuşuz. Bugün de gümrük vergilerini buraya koyuyoruz. Bir kere bunun mantığını anlamak mümkün değil. Başbakanlığa satın alınacak bir araç vergili de olsa vergisiz de olsa bu zaten bizim vergilerimizle karşılanıyor, hazineden karşılanıyor. Bu ısrar niye? Bunu anlamak mümkün değil. Bu ayrıcalık niye? Bilmem Sağlık Bakanlığı cankurtaran alacak, ambulans alacak, o vergili satın alacak. Başbakanlığa özel uçak alınacak, Başbakanlığa son model araba alınacak bu, vergisiz olacak. Yani bunun bir mantığı yok, bunu hiç kimse açıklayamaz. Sayın Başbakan niye bunda ısrar eder? Onun danışmanları, onun yöneticileri bu mantıksız önerinin peşine niye takılırlar? “Muhalefet olarak siz karşı çıktınız. Öyleyse biz de sizin dediğinizi kabul etmeyeceğiz, dediğimizi istediğimiz gibi dayatacağız” anlayışından başka bunun hiçbir mantığı yoktur. Bu, gümrük vergileriyle ilgili düzenlemenin de bu yasadan çıkarılması gerektiğini ifade ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Müsamahanıza teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

43 konuşma daha · 25 Haziran 2009

43 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook