Milletlerarası para fonu ile milletlerarası imar ve kalkınma bankasına katılmak için hükümete yetki verilmesine dair kanun teklifi hk. (s.s.458)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 134. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Temmuz 2010 · 774 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Özyürek (CHP), 14 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETLERARASI PARA FONU İLE MİLLETLERARASI İMAR VE KALKINMA BANKASINA KATILMAK İÇİN HÜKÜMETE YETKİ VERİLMESİNE DAİR KANUN TEKLİFİ HK. (S.S.458)); konuşma 774 kelime.
Mustafa Özyürek (CHP, İstanbul). “Milletlerarası para fonu ile milletlerarası imar ve kalkınma bankasına katılmak için hükümete yetki verilmesine dair kanun teklifi hk. (s.s.458)”. TBMM Genel Kurulu, 134. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-23-2010-07-14-milletlerarasi-para-fonu-ile-milletlerarasi-imar-ve-kalkinma-bankasina (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 458 sıra sayılı Tasarı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu tasarı vesilesiyle, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sorunları, durumu tartışıyoruz. Ben de o noktada bazı görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Şimdi, bugün basında yer alan, dün Sayın Başbakanın bir açıklaması var, diyor ki: “Biz büyümede rekor kırdık ama muhalefet bizim rekor kırmamızı içine sindiremiyor, onun için de rekoru kabul etmiyor.” Ve gene, işte, “Ekonomi küçülseydi bunlar çok memnun olurlardı.” diyor.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak, bir siyasetçi olarak Türkiye'nin büyümesinden, işsizliğin azalmasından, çiftçinin, esnafın, emeklinin, memurun, işçinin gelirinin artmasından biz ancak ve ancak mutluluk duyarız. Onun için, Başbakan o bakışını, o zihniyetini değiştirsin. Ama öyle anlaşılıyor ki, Sayın Başbakan önümüzdeki seçimde muhalefete geçtiğinde Türkiye'nin küçülmesinden mutlu olacak, işsizliğin artmasından mutlu olacak.
Şimdi, rekordan bahsediliyor. 2010 yılının ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 11,17 büyüdü. Bu elbette iyi bir şey ama sadece bu rakama bakarak bir değerlendirme yapmak son derece yanıltıcıdır. Değerli arkadaşlarım, 2009 yılının ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 14,5 küçülmüştü. Yani mukayese yaparken, ekonomi dibe vurmuş, o dipten biraz çıkmaya başladı diye ekonominin düzeldiğini söylemek doğru değil. 2008 yılında millî gelirimizi 100 olarak kabul ederseniz 2009 yılında bizim millî gelirimiz 85’e düşmüş, şu anda 2010 yılının ilk çeyreğinde de 95’e çıkmış. Yani 2008 yılının yüzde 5 daha altındayız. O bakımdan, mukayeseli olarak olaylara bakmak, ona göre değerlendirme yapmak lazım. Türkiye İstatistik Kurumunun açıklamasında da net olarak ifade edildiği gibi, 2009 yılının son çeyreğiyle karşılaştırıldığında ekonomideki büyüme binde 1’den ibarettir.
Bunları görmeden, bunları değerlendirmeden, sadece insanlara umut satarak, insanlara pembe tablolar çizerek ekonomide doğru çözümler bulamayız. Önce gerçekçi olacağız. Gerçekçilik nedir? Biz hâlâ 2008 yılının oldukça altındayız ve değerli arkadaşlarım, bir ekonomide en önemli göstergelerden biri de işsizliktir. Türkiye yüzde 13’ün üzerinde bir işsizlikle karşı karşıyadır ve bunu gerçek işsizlik olarak hesaplarsanız yüzde 21’dir, gençlerin işsizliği olarak olaya bakarsanız yüzde 25’tir. Böylesine olumsuz tablolara rağmen, Sayın Başbakan, pembe tablolar çizerek insanları yanıltmaktadır. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Önce ekonomiyi gerçekçi olarak değerlendirmek, tespit etmek, teşhis etmek ve ona göre önlemleri almak lazım.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye 2008, 2009 krizinde arka arkaya dört dönem küçülmüştür. Oysa hepimizin ekonomide büyük tahribat yaptığını kabul ettiğimiz, AKP’lilerin de sürekli eleştirdikleri o 2001 krizinde ekonomi arka arkaya üç dönem küçülmüştür. Arada fark vardır ve değerli arkadaşlarım, AKP, geldiği günden itibaren, 2002 krizinden sonra uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nı -ki IMF destekli bir programdır- Kemal Derviş’in öncülüğünde hazırlanmış olan, durmadan eleştirdikleri o programı aynen uygulamaktadır. Uzunca bir süre “IMF’yi gönderdik, gönderiyoruz.” hikâyeleri anlatılmış, buna rağmen IMF programı aynen uygulanmıştır. Daha sonra IMF programı sona ermiş ama uygulanan program değişmemiştir çünkü IMF programının özü, esası geniş kitlelere eziyet çektirmek, onlardan fedakârlık istemek ama Türkiye’ye yatırım yapmış olan kesimlerin yatırımlarını geliriyle birlikte, faiziyle birlikte, rantıyla birlikte dışarıya transfer etmelerini sağlamaktır. Bunu öngören bir program IMF programı olarak uygulanmış ama daha sonra AKP bu programı değiştirmemiştir. Mesela, memurlara ilk altı ayda yüzde 2,5; ikinci altı ayda yüzde 2,5 gibi sembolik ve komik bir zam yapmıştır. Aynı zam emeklilere de uygulanmıştır, enflasyon farkı olarak da yüzde 1’lik bir fark emeklilere ve memurlara ödenmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu kesimlerin, işçinin, memurun, emeklinin, özellikle tarım kesiminin, esnafın karşı karşıya olduğu, kaldığı sorunları hep beraber biliyoruz ve Türkiye yaşıyor. Bu, uygulanan programın bir nedenidir. Bir tercih yapılmaktadır, bu tercihte denilmektedir ki: “Biz belli kesimlerin yani zenginlerin lehine politikalar uygulayacağız, fedakârlığı, özveriyi dar gelirlilerden bekleyeceğiz.” O nedenle de her yerde karşılaştığımız gibi, emekli olduktan sonra ek bir iş yapmak için kapı kapı dolaşan emekli memurlar ve perişan olan, evine ekmek götürmekte zorlanan işsizler.
Değerli arkadaşlarım, bir ekonomi büyüme olsa bile istihdam yaratmıyorsa yani insanlara iş ve aş vermiyorsa o ekonominin büyümesi tek başına anlamlı değildir. O nedenle büyüyen ekonomi aynı zamanda istihdam yaratırsa anlamlıdır. Uzunca bir süre, 2003 yılından 2007 yılına kadar ekonomide, özellikle dışarıdaki konjonktürün de etkisiyle büyüme olmuş fakat istihdam düzeyi düşmüş yani işsiz sayısı artmıştır. AKP, istihdamı artırmak, işsizlikle mücadele etmek açısından hiçbir politika uygulamamıştır.
Değerli arkadaşlarım “büyümede rekor” deniliyor. Mesela Çin, bizden daha çok büyümüştür, aynı zamanda geçen dönem yani 2009’un ilk çeyreğinde de bizden daha fazla büyümüştür. O bakımdan, ekonominin dibe vurduğu dönemin rakamlarıyla bir ölçüde çıktığı dönemin rakamlarını karşı karşıya getirdiğinizde, karşılaştırdığınızda son derece yanıltıcı olur. Ama Çin’in büyümesi son derece anlamlıdır çünkü yüzde 6,1 2009’un ilk çeyreğinde büyümüştür, şimdi de yüzde 11,9 büyümüştür yani büyüme devam etmektedir. Bizde ise dibe vurmuşuz, dipten çıkmak için şimdi bir hamle yapıyoruz ama gene de 2008 yılının hedeflerini yakalayamıyoruz.
AKP’nin uyguladığı politikalarla aynen devam edersek, ki aynen devam edeceği anlaşılıyor çünkü Sayın Başbakan, ekonomide bir sorun olduğunu kabul etmiyor…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
96 konuşma daha · 14 Temmuz 2010