Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 110. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Haziran 2005 · 1.486 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Nail Kamacı (CHP), 9 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.879)); konuşma 1.486 kelime.
Nail Kamacı (CHP, Antalya). “Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2005-06-09-tarim-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-879 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan kanun tasarısının 12 nci maddesi hakkında şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bu tasarının çok şanssız bir tasarı olduğunu ifade etmek istiyorum; çünkü, geçen gün, 21 maddelik bu kanun tasarısının 10 uncu maddesi görüşülürken eski Bakan görevinden alındı veya istifa etti. Bu anlamda, gerçekten bu tasarı görüşülürken niye eski Bakan sonuna kadar beklemedi, onu merak ediyorum; ama, bu merakım şu anlamda değil; yani, AKP'nin içişlerine karışmak anlamında söylemiyorum; ama, geçtiğimiz günlerde Sayın eski Bakanın bir açıklaması vardı; "ben bu görevden istifa etmedim, ettirildim" dedi eski Bakan Sayın Zeki Ergezen. Şimdi, bu, şu anlamı taşıyor: 1983 sonrasında oluşan siyasî ortamda, bakanlar göreve gelmeden önce, maalesef, boş, imzalı kâğıt veriyorlardı; yoksa, buna benzer bir olay mı yaşanıyor? Biz, hem AKP olarak hem Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 2002 yılı seçimlerinden sonra, siyasete bir değer getireceğiz, bir etik getireceğiz diyorduk; yoksa, bunları unuttuk mu, bunlar mazide mi kaldı diye değerlendiriyorum. Bu anlamda, bu tasarıyı konuşurken, sizin içişlerinize karışmak gibi bir amacım değil; ama, bir siyasetçi olarak, burada, bulunan bir milletvekili olarak, siyasetin değerlerini korumak amacıyla, böyle bir şeyi söylemeyi kendime görev sayıyorum.
Yine, aynı şekilde, biraz önce, Sayın Bakanım, gündemdışı konuşmaya cevap verirken, bölge milletvekilleriyle beraber, Antalya'nın ve diğer bölgelerdeki oluşan, Rusya'nın ithalatına dayanan sistemin durdurulmasıyla ilgili toplantı yaptığını söyledi. Ben, Antalya milletvekiliyim ve bölge milletvekiliyim; Adana milletvekilleri var, Hatay milletvekilleri var, Mersin milletvekilleri var, Muğla milletvekilleri var; sanıyorum, bizi o değerlendirmenin içine almadı; hangi bölge anlamında, kapsamında düşündüyse bunu, bizi çağırma gereği duymadı. Bu anlamda, ne yapıldığına dair bir bilgimiz yok.
TUNCAY ERCENK (Antalya)Yeni daha, yeni…
NAİL KAMACI (Devamla)Ancak, Rusya'yla ilgili gelişmelerle ilgili bir konuyu özellikle gündeme taşımak istiyorum. Değerli arkadaşlar, bu ülkede, eski bakanımız da söylerdi, bu ülkenin ithal etmeye hakkı yok derdi; ama, kaçak et girmeye devam ederdi, kaçak narenciye ürünleri girmeye devam ederdi, kaçak domates ürünleri girmeye devam ederdi; bugün de aynı şeyler olmaya devam ediyor.
Bunu nereden biliyorsun diyeceksiniz; bakın, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Alaattin Aytekin'in gönderdiği bir faks var; sorunun çözümü için acil tedbir alınmasını isteyen Aytekin, Rusya'nın, bu konuda yedi aydır Türkiye'yi uyardığını, ancak, önlem alınmadığı konusunda bilgiler geldiğini söylüyor. Yine, bu sezon, narenciye ürünlerinde, Akdeniz beyazsineği konusunda sorunlar yaşandığına dikkati çeken Aytekin, ancak, Türkiye'den Rusya'ya narenciye ihracı yapılmadığını söylüyor. Aytekin, şöyle diyor: "Bu yıl narenciyede Akdeniz beyazsineğinden söz ediliyor; ancak, Türkiye'den narenciye ihracatı yapılmadı. İhracatçılarımız, başta Mısır olmak üzere, diğer Akdeniz ülkelerinden aldığı ürünü ihraç etti." Bakın, bu çok önemli; bizim ülkemizdeki narenciye ürünlerimiz Hatay'da, Mersin'de, Antalya'da ve Muğla'da duruyor; bizim ihracatçılarımız, daha fazla paralar kazanmak için Türkiye'nin itibarını düşürüyorlar; yani, Mısır'dan, Cezayir'den ve başka yerlerden narenciye ürünleri alıp, kalitesiz ürünleri, özellikle Akdeniz beyazsineği olan ürünleri alıp, bizim ülkemizin ihracatını baltalıyorlar. Bu konuda, acaba, Tarım Bakanlığı, dışticaretle uğraşan bakanlık ne yapıyor, sormak gerekiyor değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, biraz önce de söyledim, Sayın Bakana başarılar diliyorum; ancak, Türkiye'de, bakanların değişmesiyle eğer bazı çözümler olmuş olsaydı, bu ülkede birçok sorun şimdiye kadar çözülmüş olurdu; ancak, bu konu yapısal bir konudur, yapısal bir sorundur, sadece bakanların değişmesiyle değişebilecek, gelişebilecek, tarım ürünlerimizin kalitesini artırabilecek veya ihracatımız artırabilecek bir durum değildir.
Bunun kökeni 24 Ocak 1980 tarihî kararlarıyla atılmıştır. O zaman, Türkiye'de, ihracata dayalı bir sistem ve ithalata dayalı bir sistem çıkarılmıştır ve özellikle tarım ürünlerine uygulanan sübvansiyon kaldırılmıştır. Bunun kaldırılmasıyla beraber, öncelikle Türkiye Ziraî Donatım Kurumu, arkasından Süt Endüstrisi Kurumu, arkasından Et ve Balık Kurumu ve arkasından Ziraat Bankası…
Geçen gün Ziraat Bankası Sayın Genel Müdürüyle konuşuyorum, verdiğiniz kredilere yüksek sigorta yapıyormuşsunuz, bunu biraz düşürmek gerekir diyorum, çiftçinin adına diyorum. "Eğer bizde uygun değilse, gitsin başka bir bankada yaptırsın. Biz, kimseye, muhakkak bize gel de bizde sigorta yaptır demiyoruz ki" diyor.
Önemli olan, ülkedeki siyasete, yani, tarıma bakış açısının değişmesidir. Bunu değiştirmediğiniz zaman, kaç bakan değiştirirsek değiştirelim, hiç önemi yok değerli arkadaşlar.
Bakın, daha geçen gün 49 tane teşvik getirilen ilde, siz, sera ürünleriyle ilgili teşvik maddesi koydunuz. Yani, bugün Antalya'nın, Muğla'nın, Mersin'in birçok yerinde hazır seralar varken, siz, olmayacak yerlere teşvik vererek, o seraların durumunu kötüye doğru götürüyorsunuz. Seracılık, eskisi gibi kâr getiren bir uğraş olmaktan çıktı. Bunun sebebi, daha seracılık mevsimi başlamadan, dışarıdan, Lübnan'dan, Suriye'den kalitesiz malların bu ülkeye girmesindendir. Hatta, İran'dan karpuz giriyor, İran'dan patlıcan giriyor. Bunların önlemini almadığınız sürece, Türkiye'deki çiftçiyi korumak mümkün değildir değerli arkadaşlar.
Şimdi, bunları söylüyorum; bakın, sadece size de söylemiyorum, 24 Ocak kararlarının sonucudur bunlar; pazzılın birleştirilmesidir bu; çiftçiyi öldürmenin son aşamasıdır bu; bunu yapmaya çalışıyorsunuz şu anda. Bir gün, geleceksiniz, burada şunu diyeceksiniz: Keşke onları yapmasaydık. Bakın, içinizden ayrılıp giden arkadaşlarımızın şu anda konuştuklarını duyuyorsunuz. Ne söylüyorlar; "çiftçiye daha fazla destek vermeliyiz" diyorlar; ama, burada otururken bunu söylemiyorlardı.
Bence, şöyle yapmak lazım: Gerçekleri burada söylemek lazım, gerçekleri buradan bahsetmek lazım değerli arkadaşlar. Yoksa, ileride, milletvekilliği bittikten sonra, herhangi bir yerde, bunları niye yapmadım diye kendimize sormak çok doğru olmayacaktır değerli arkadaşlar; çünkü, bu ülkede, şu anda tarımda uğraşan yüzde 35 kesim vardır. Bu kesim, şu anda gayri safî millî hâsıladan yüzde 12 alıyor. Hep "Türkiye'de 1 kişinin yıllık geliri 4 000 dolara çıktı" diyorsunuz ya, ben, bunun doğru dürüst paylaşıldığına inanmıyorum, hakça paylaşıldığına inanmıyorum, adaletli şekilde paylaşıldığına inanmıyorum. Tarım kesimi yoksulluğa mahkûm ediliyor değerli arkadaşlar. Tabiî, onların bir İstanbul yaklaşımı yok, onların bir Ankara yaklaşımı yok, onların bağlı bulunduğu ziraat odaları başkanlarının da yasal yönden elleri kolları bağlı, hiçbir şey yapamıyorlar. Bu anlamda, arkadaşlar, bu konuda ekonomik güçleri olmayan insanları ezmeyelim; bu haksızlıktır, bu adaletsizliktir ve bu doğru değildir. Birçoklarınızın da böyle düşündüğünü biliyorum.
Daha biraz önce Manavgat-Taşağıl'dan söylediler, buğdayın kilosu 270 000 lira, 270 000 lira…
Diyordunuz ki geçen günlerde, evet, mazot fiyatlarını düşürdük. Ben, doların artışını, düşüşünü söylemiyorum; düşürdünüz de ne oldu; saat 18.46 itibariyle mazot fiyatlarına yüzde 3,7 koydunuz, artırdınız. Saat 18.46'da, mazot fiyatlarını yüzde 3,7 artırdınız. Şimdi, azalttık diyorsunuz; ama, arkasından artırıyorsunuz; yani, kaşıkla verdiğinizi kepçeyle alıyorsunuz. Bu, doğru bir yaklaşım değil değerli arkadaşlar.
Şimdi, Tarım Sigortaları Kanunu elbette ki önemli ve gerçekten, bu konuda çalışan herkese teşekkür ediyorum, özellikle Komisyondaki arkadaşlara; ancak, bence, tarım sigortalarından önce, küreselleşmeye karşı tarım ürünlerine bir sigorta getirilmesi lazım. Bunun anlamı nedir?
Değerli arkadaşlar, 1995'te kurulan Dünya Ticaret Örgütü, bu yılın sonunda Hong Kong'ta toplantı yapacak. Bu toplantının sonucunda, daha önce 11 sektörde sınırları açtığımız, ticarî hizmetler, haberleşme hizmetleri, inşaat ve mühendislik hizmetleri, dağıtım hizmetleri, eğitim hizmetleri, çevreyle ilgili hizmetler, malî hizmetler, sağlık ve sosyal hizmetler -bu kanun tasarılarının çoğu geçti buradan- turizm ve seyahat hizmetleri, eğlence, kültür ve spor hizmetleri, ulaşım hizmetleri ve diğer hizmetler, önümüzdeki yıldan itibaren Türkiye'nin ve diğer ülkelerin, gelişme yolundaki ülkelerin, bu Dünya Ticaret Örgütüne tarım konusunda taahhütlerini bildirmesini istiyorlar.
Ben, şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Bunun tarihi 31 Mayıs 2005'ti; yani, Türkiye, taahhütler listesini 31 Mayıs 2005 tarihinde verecekti. Verdi mi vermedi mi? Ben, bir milletvekili olarak bunu soruyorum. Bunu, ilgili yerlerden, ilgili yerlerden öğrenemedim, ilgili bakanlıklardan öğrenemedim; acaba, bunu biz verdik mi vermedik mi; tarım konusunda taahhütleri verdik mi vermedik mi, sınırları açtık mı açmadık mı? Eğer açarsak, öncelikle pancar konusunda veya et konusunda, sebze ve meyve konusunda Türkiye cennet olacaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin yarışabileceği iki sektör vardır; bir tekstil, bir de turizm. Diğerlerinde bizim sektörlerimize destek vermeden o sektörlerin ayakta durması mümkün değildir; hele tarım ülkesi olan Türkiye'de -AB ülkelerinin tarımı bu kadar desteklediği bir yerde- bizim çiftçilerimize destek vermeden o çiftçilerin ürünlerini kıymetlendirmek mümkün değildir. Bu anlamda, biz, dışarıdan gelen ürünler karşısında çiftçimizin ayakta durmasını nasıl sağlayacağız?! Elimizi vicdanımıza koyalım, nasıl sağlayacağız?! Çünkü, diyecek ki, ben istediğim anda Türkiye'nin herhangi bir yerinde nohut satabilirim, herhangi bir yerinde portakal satabilirim, herhangi bir yerinde başka bir şey satabilirim. Bunu nasıl önleyeceksiniz?! İmza atmışsınız; 1995 yılında, on yıl sonra bütün hizmetlerde gümrüklerin sıfırlanması konusunda imza atmışız.
Arkadaşlar, bizim ülkemizde zaten sosyal konularda sıkıntılarımız var. İşte, bu Meclis bazı komisyonlar kurdu, uyuşturucuyla ilgili, sokak çocuklarıyla ilgili. Bizim, zaten, yüzde 35'imiz, yüzde 40'ımız kırsal kesimde yaşıyor. Kırsal kesimde yaşayanları, şehrin varoşlarına getirip de, orada, gecekondularda esrarcı mı yapalım, tinerci mi yapalım, kapkaççı mı yapalım?! Bakın, bu gidişat budur, bunun sonu budur. Başka ülkelerin çocuklarına bir şey olmaz; çünkü, onlar, daha fazla kazandıkça, daha iyi oluyorlar. Kimden kazanacaklar bunu; Türkiye gibi gelişme yolundaki ülkelerden kazanacaklar veya Afrika ülkeleri gibi az gelişmiş ülkelerden kazanacaklar.
Değerli arkadaşlar, şunu iyi biliyorum: Geçmiş dönemlerde bu Parlamentoda bulunan arkadaşların birçoğunu izliyordum ve bunların birçoğu da benimle aynı şeyleri konuşuyorlardı. Ne oldu bize, ne oldu bize?! Yani, bu iktidar, Türk Halkının isteğiyle olmadı mı; bu muhalefet, Türk Halkının isteğiyle olmadı mı?! O yüzden, bizim kime verecek hesabımız var?! Bu memlekette sadece Türk Halkına verecek hesabımız var, başka kimseye yok. Bakın, şurada birbirimizle konuşamıyoruz bile, konuşurken laf atıyoruz; laf atıyoruz da, Brüksel'e laf atamıyoruz, Washington'a laf atamıyoruz. Böyle bir siyaset anlayışı olmaz.
Biz, kendi gücümüzle ayaklarımızın üstünde duracak kapasiteye sahibiz. Biz, bu dünyada hükmetmiş bir geleneğin torunlarıyız. O anlamda, Sayın Çelik, sizin konuşmalarınızı daha önce de dinledim ben, aynı şeyleri siz de söylüyordunuz burada, Refah Partisi döneminde.
Bu anlamda, bu yasa tasarısı önemli; ancak, desteği azdır. Bunun desteklerinin artırılması dileğiyle, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 9 Haziran 2005