İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS’TE BUGÜN
GENEL KURUL · 13. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler

Namık Tan

İstanbul Milletvekili · Yeni Parti

Genel Kurul, 13. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Kasım 2026 · 1.732 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Namık Tan (Yeni Parti), 4 Kasım 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 1.732 kelime.

Namık Tan (Yeni Parti, İstanbul). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/namik-tan-2026-11-04-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 4 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149578

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA NAMIK TAN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar temsilcilerinin ve yandaş medyanın tam üç aydır dillerden düşürmediği Mekke Savunma Anlaşması nihayet karşımıza geldi. Uzun bir süre nedenini anlayamadığımız bir şekilde bizlerden sır gibi saklanan anlaşma, 20 Ekim günü henüz Meclis resmî internet sitesinde yayınlanmadan basına servis edildi. Artık böyle durumlara maalesef şaşırmıyoruz. Uluslararası anlaşmaların asli onay makamı olan Meclise gereken saygıyı göstermeyerek onu hiçe saymanızın kim bilir kaçıncı örneği bu.

Anlaşma üzerine yaptığımız değerlendirmeler, bunun NATO kurucu anlaşmasından ilham alınarak hazırlandığını gösteriyor. NATO Anlaşması'nın 5'inci maddesi çok benzer bir hükümle karşımıza Mekke Anlaşması'nın 2'nci maddesi olarak çıkıyor ve biz, bu anlaşma çerçevesinde müttefiklerimiz olacak Suudi Arabistan ve Pakistan'a yapılmış her türlü saldırıyı kendimize yapılmış kabul ediyoruz.

Aslında bir hususun altını çizmek lazım. Anlaşma maddeleri, sözde Mekke Paktı kapsamında resmî müttefik olarak kabul edeceğimiz ülkelere destek vermemizi hükme bağlıyor fakat bu desteğin nasıl verileceği açıklanmıyor. Örneğin, Suudi Arabistan Krallığı varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalsa dahi, biz, aslında son derece önemsiz birtakım yardımlar yollayarak taahhüdümüzü yerine getirdiğimizi öne sürebiliriz. Lakin, bu muğlaklıkla aldanıp "Kurulacak Mekke İttifakı nasıl olsa bizi büyük yükümlülükler altına sokmaz." şeklinde bir yanılgıya kapılmayın. Birincisi, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın ağır risklerle yüz yüze olduğu durumlarda sizler bu sorumluluklardan öyle kolay kaçamazsınız. Bu ittifakı devam ettirebilmek adına müttefiklerinizin sizden talep ettiklerini sağlamakla yükümlüsünüz. Aksi hâlde, ittifakı fiilen yürütemezsiniz. İkincisi ve daha önemlisi, bu muğlaklık sizin aleyhinize de işleyebilir. Yalnızca siz, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın taleplerini yanıtsız bırakmayabilirsiniz, onlar da ihtiyaç durumunda sizin çağrılarınızı aynı şekilde yanıtsız bırakabilirler.

Anlaşmanın şu meşhur 2'nci maddesi, müttefiklerin birbirlerine sağlayacağı desteğin objektif değerlendirmelerle belirleneceğini iddia ediyor. Belli ki anlaşmanın içinde yer alan istişare kurulları bu işi yapacak. Peki, 3 ortaktan 2'sine göre objektif sayılan bir değerlendirme bizim tarafımızdan kabul görmezse ne olacak? Üstelik diyelim ki arzu ettiğiniz gibi paktı genişlettiniz ve yeni ülkeleri buna üye yaptınız; bu durumda objektif değerlendirme ihtimali daha da zorlaşmayacak mı? Şunu sorabilirsiniz: "NATO kendi anlaşmasındaki maddelerin muğlaklığına rağmen askerî bir ittifakı meydana getirdiyse bunu biz neden yapamayalım?" diyebilirsiniz. Cevaplar basit; öncelikle NATO'nun kurulduğu dönemde ortada akut bir Sovyet tehdidi olduğu tüm katılımcı ülkeler tarafından kabul edilmişti. Yeni çok partili düzene geçen üye ülkeler arasında askerî diktatörlükle yönetilmekte olan Portekiz hariç herkes çok partili demokratik rejimlerle yönetiliyordu. Nitekim Portekiz ve sonradan ittifaka katılacak olan İspanya da zamanla otoriter rejimlerinden sıyrılarak demokratik bir yönetimi ilerleyen yıllarda benimsediler.

Biz de ittifaka çiçeği burnunda bir çok partili demokrasi olarak katılmıştık ve eksikliklerimiz vardı fakat cumhuriyetimizin yetmiş beş yıl önceki kurumsallığı maalesef 2026 yılına kadar sürüklendiğimiz mevcut kronik demokrasi krizine kıyasla katbekat iyiydi.

Denge ve denetleme mekanizmasına sahip demokratik rejimlerin yer aldığı NATO, üyelerinin kurumsallığı ve de hedeflerin ortaklaştırılması sayesinde ayakta kalabildi. Peki, ya biz bu sözde Mekke Paktı için aynı kurumsallıktan bahsedebilir miyiz?

Suudi Arabistan'da otokratik bir monarşi var. Pakistan demokrasisi ise son derece çalkantılı. Üstelik Pakistan ve Suudi Arabistan'ın maruz bulunduğu tehditler ile bize yönelik tehditler ortak değil. Suudi Arabistan İran'la uzun yıllardır mezhep temelli bir bölgesel rekabetin içinde. Peki ya biz? İran bizim düşmanımız mı?

Suudi Arabistan'la iyi ilişkilere her zaman destek veririz değerli arkadaşlar. Türkiye'nin yerli üretici ve yatırımcılarıyla adil şartlarda rekabet edebildikten sonra Suudi yatırımcıların başımızın üzerinde yeri vardır. Bu vesileyle, Suudi Arabistan'la bu yıl yürürlüğe giren güneş enerjisi antlaşmasını da hatırlatmak isterim. AKP Hükûmeti kendi yerli güneş enerjisi yatırımcılarımızı yüzde 70'lere varan vergi yükü altında boğuyor sonra gidip Suudi Arabistan'dan gelen yatırımcılara yüzde sıfır vergi ve alım garantisi sağlayan bir yatırımın önünü açıyor. Suudi yatırımcılar adil şartlarda burada üretim ve ticaret yapacak olsalardı biz bunu memnuniyetle kabul ederdik fakat siz birtakım gizli hesap ve taahhütler karşılığında kendi üreticinizi ezdiren bu anlaşmayı Meclisten geçirdiniz.

Pakistan'a gelecek olursak, bu ülke kurulduğu 1947 yılından bu yana komşusu Hindistan'la bir kıyamet savaşına hazırlık yapıyor. İki ülke birbirlerine karşı nükleer silah kapasitesi geliştirdi. Bugün için aralarında mutlaka bir nükleer çatışma çıkacak diyemeyebiliriz ama her iki devlet de birbirini öncelikli güvenlik tehdidi olarak kabul ediyor. Pakistan ise bizim için çok değerli, aynı çağdaş ve laik ilkeler etrafında kurulmuş iki ülkeyiz. Ulu Önder'imiz Mustafa Kemal Atatürk ve Pakistan'ın kurucu lideri Muhammed Ali Cinnah'ın arasında bu iki lider yüz yüze görüşmemiş olsa dahi herkesin bildiği bir gönül bağı var. Cinnah daha Kurtuluş Savaşı'mızın başlangıç aşamasında, 19 Ocak 1920 günü altında Gandi'nin de imzası olan bir bildiriyle İngilizlerin ülkemizi işgalini protesto etmişti. Pakistan 1947'den bu yana hep dostumuz oldu, uluslararası davalarımızda her zaman bizi destekledi fakat bu Mekke Anlaşması bugün bizim Hindistan'la doğrudan karşı karşıya gelmemize sebep olursa ne olacak? Bunu düşündük mü? Henüz, biz 3 ülke arasında ortak bir amaç ve ülkü birliği kuramamışken sizler bir de Mısır ve İran'la görüşüyorsunuz ve ileride kim bilir hangi ülkelerle görüşeceksiniz? Yani, sözde paktı kurduk da genişlemesi mi eksik kaldı değerli arkadaşlar? Nitekim Mısır'ı davet ettiniz, Kahire yönetimi haftasına kalmadan Yunanistan ve İsrail'le ortaklık anlaşması imzaladı. Bugün İran'la da görüşüyorsunuz ama hepimiz biliyoruz ki İran'ın bu pakta katılması mümkün değil. İran'ın elinde kalan son vekil güç olan Husiler Suudi Arabistan'a bomba yağdırırken İran nasıl Mekke İttifakı'na üye olacak? Bizim izleyebildiğimiz kadarıyla, kendisine karşı ortaya çıkan oluşumlara yakın durmak ve onu kontrolü altında tutmak İran dış politikasının bir geleneği hâline gelmiş bulunuyor. Tam da bu nedenle İran'ın Mekke İttifakı'na böyle bir saikle yaklaştığını düşünüyoruz.

Gelelim asıl acil tehdit olan Husilere. Kendilerini "Ensarullah hareketi" olarak adlandıran bu radikal Şii Arap fraksiyon yirmi iki yıldır Yemen'deki Sünni yönetimle kanlı çatışmalar içerisinde. Peki ya Hükûmetiniz ihtilafın neresinde? Değerli milletvekili arkadaşım Utku Çakırözer Dışişleri Komisyonunda sizin bütün sicilinizi ortaya döktü. Bu kere de ben, Genel Kurulda hatırlatmak istiyorum: Cumhurbaşkanı Erdoğan 2015 yılında Husilerle çatışmaya giren Suudilere lojistik ve istihbarat desteği vermek istediğini açıklıyor. Dört yıl sonra, 2019'da Erdoğan, Suudi Arabistan'a çok daha ağır sözlerle yükleniyor ve bu savaşı onların başlattığını iddia ediyor. Aradan üç yıl geçiyor, 2022 yılında yine Erdoğan, Suudi Arabistan'ın Husilerle ilgili hassasiyetini paylaştığını açıklıyor ve ertesi yıl Husilere karşı bir ortak bildiriye imza atıyor. 2024 yılı Ocak ayında Erdoğan, Suudilerle imzaladığı bildirinin mürekkebi kurumadan İsrail'e saldırdıkları için Husileri övüyor. NATO müttefikimiz İngiltere ve ABD'nin Husilere yönelik saldırılarını kınarcasına "Husiler çok güzel savunmalar yapıyor." diyerek memnuniyetini açıklıyor. Ve şimdi aradan iki yıl geçti. Biz, 2026 yılında kendimizi Husilere karşı bir savunma paktı içerisinde bulunuyoruz. Maşallah, tutarlılıkta tam bir dünya lideri! Bu zikzaklı dış politikaya nasıl güvenelim değerli arkadaşlar? Hadi biz güvendik diyelim, Riyad ve İslamabad size nasıl güvenecek?

Değerli arkadaşlar, çok büyük sözlerle övdüğünüz, dünya tarihini yönlendirecek diye mübalağa ettiğiniz bu Mekke Anlaşması türünün ilk örneği bile değil, ABD'nin güvenlik şemsiyesini Orta Doğu'ya genişletmek amacıyla 1950'lerde kurulan Bağdat Paktı ve sonraki versiyonu CENTO da Mekke İttifakı'na benziyordu. Yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü dağıldılar. Irak 1958'de Baasçı bir darbe sonrası uluslararası ilişkilerde yönelimini değiştirdi, 1979 İran İslam Devrimi başlayınca İran ayrıldı ve CENTO tamamen dağıldı. Şimdi siz Pakistan ve Suudi Arabistan'da mevcut rejimlerin yirmi otuz yıl boyunca değişmeyeceğine garanti verebiliyor musunuz? Üstelik bu yetmiyor gibi, anlaşmada on yıllık bir katılım zorunluluğu getirmişsiniz. Bu bile tek başına müttefiklerinize yönelik güvensizliğinizi ortaya koyuyor. Müttefiklerinizin bu pakta sadık kalacağına inansanız oturup böyle on yıl zorunlu katılım gibi maddeleri metne ekletmezdiniz. Aslında biz bu on yıl katılım mecburiyetini kimin talep ettiğini biliyoruz. Yoksa bunu size güvensizliğinden ötürü Riyad ve İslamabad mı talep etti?

Bakın, bu anlaşma Meclisten geçmedi ve Türkiye'de henüz yürürlüğe girmedi. Buna rağmen Dışişleri ve Savunma Bakanları ve beraberinde Genelkurmay Başkanıyla Mekke Anlaşması'na dair iki kapsamlı istişare konseyine katıldınız. Aceleniz nedir? Nereye yetişiyorsunuz? Kim bizden ne talep ediyor da siz koştura koştura bu paktı Meclisten geçirmeye çabalıyorsunuz?

Öte yandan, biz, Donald Trump'ın büyük övgülerle andığı, düzenlediği mitinglerde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı seçim malzemesi yapmaya cüret eden Netanyahu'nun bile hakkında tek olumsuz laf etmediği bu paktın İran'ı koruyacağına nasıl inanalım? Böyle bir ittifak ancak ABD'nin ve İsrail'in çıkarlarını korur. Şimdi, gelip de geçtiğimiz hafta Tahran'da MİT Başkanı İbrahim Kalın ile İranlı yetkililer arasındaki görüşmeleri emsal gösterip İran'ın bu sözde pakta yakın olduğunu bize lütfen savunmayın. İran'ın derdi belli, onlar Husileri Mekke İttifakı'nın pençesinden kurtarma peşinde. Ayrıca, madem İran'ı anlaşmaya dâhil etmeye açıksınız, o zaman neden sınır komşumuz Irak'ın Mekke Paktı'na girişine dair en ufak bir görüş dahi bildirmediniz? Tahran'a siyaseten en yakın başkent Bağdat ama Mekke Anlaşması konuşulunca "Irak" adını kullanan yok.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kısa bir özetle değerlendirmemizi bitirelim. Sözde Mekke Paktı 3 üye ülkeyi on yıllık bir mecburi taahhüt altına sokuyor. Oysa on yıl sonra bırakın bu 3 ülkeyi, dünyanın hangi durumda olacağı belirsiz. Üstelik Pakistan ve Suudi Arabistan sıcak çatışma tehdidiyle karşı karşıya fakat böyle bir tehdit bizim için söz konusu değil. Suudi Arabistan'ın en kritik noktaları, örneğin Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı bile Husi saldırılarına maruz kalıyor. Pakistan ise Afganistan'daki Taliban rejiminin saldırılarına uğruyor. Demek ki bizim bu ittifaktaki asli rolümüz diğer 2 ülkeyi, özellikle Suudi Arabistan'ı korumak. Elbette şimdi, hem Taliban'ı hem Husileri terör örgütü ilan etmek zorundasınız, aksi hâlde, Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 51'inci maddesine dayanarak askerî müdahalenizi meşru sayamazsınız. Oysa siz Taliban'a laf ettirmiyor, onlar ile Batı arasında köprü kurmak istediğinizi söylüyorsunuz. Aslında herkes her şeyin farkında; seçimler yaklaşıyor, acil finansmana ihtiyacınız var, bu parayı da anlaşılan Suudi Arabistan'dan temin etmek istiyorsunuz ve şu anda Suudi Arabistan'a asker göndermeyeceğiniz konusunda taahhütlerde bulunuyorsunuz, ya ileride bugünkü taahhütlerinizden cayarsanız? Husiler konusunda verdiğim örnekteki gibi siz dış dünyadaki muhataplarınız hakkında her seferinde başka başka konuşurken biz size nasıl güvenelim? 2024 Şubat ayında Ege Denizi'nin 4 katı büyüklüğündeki devasa Somali kara sularını Deniz Kuvvetlerimizin koruması için bir anlaşma imzaladınız ancak üç yıla yaklaştık, anlaşma hâlâ Meclise gelmedi. Oysa, siz bu Meclisten yürürlüğe girmeyen, yasal olmayan bu anlaşma için 2 defa tezkere geçirdiniz. Meclisi çiğnemeniz Anayasa’nın açık ihlalidir ve siz bunun sonuçlarının nereye varacağını biliyorsunuz. Anayasa'yı ihlal eden günü gelince Yüce Divana çıkar. Şimdi bize ait olmayan Suudi-Husi çatışmasına Anayasa'yı hiçe sayarak asker yollamayacağınızdan nasıl emin olacağız?

Değerli arkadaşlar, Mekke mukaddes bir şehirdir lakin bir anlaşma sırf Mekke'de imzalandı diye mukaddes olamaz. Hele ki askerimizi yine ucu belirsiz bir maceraya sürüklüyorsa. Mehmetçik'in asli görevi Suudi vatanını değil, kendi vatanımızı korumaktır. Siz askerimizi çıkarlarınız uğruna pazarlık masasına koyamazsınız.

Sözlerime son verirken bu anlaşmaya "hayır" oyu kullanacağını açıklayan DEM PARTİ, İYİ Parti, YENİ YOL ve Türkiye İşçi Partili milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ortaya koyduğumuz bu kadar gerekçeye rağmen hâlâ anlaşmaya "evet" diyecek olanlar kendilerini Cumhur İttifakı'nın resmen üyesi kabul edebilirler. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Biz Mehmetçik'in canını Suudi riyali karşılığında pazarlık masasına koyan bu anlaşmaya muhalifiz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Biz kendi çocuğunu yollamadığı Suudi çöllerine başkalarının çocuklarını yollamak isteyenlere muhalifiz. Biz bu halka yüz yıl sonra yeniden Yemen ağıtı yaktırmaktan hicap duymayanlara muhalifiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

121 konuşma daha · 4 Kasım 2026

Günün kaydı →
121 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook