İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 9. BİRLEŞİM · SALI

Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönündeki 2790 (2025) sayılı Kararı uyarınca, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında, 31/10/2025 tarihinden itibaren iki yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/1199) münasebetiyle

Nazım Maviş

Sinop Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 9. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Ekim 2025 · 1.593 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Nazım Maviş (AK Parti), 21 Ekim 2025 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönündeki 2790 (2025) sayılı Kararı uyarınca, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında, 31/10/2025 tarihinden itibaren iki yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/1199) münasebetiyle); konuşma 1.593 kelime.

Nazım Maviş (AK Parti, Sinop). “Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönündeki 2790 (2025) sayılı Kararı uyarınca, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında, 31/10/2025 tarihinden itibaren iki yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/1199) münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 21 Ekim 2025. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nazim-mavis-2025-10-21-cumhurbaskanliginin-birlesmis-milletler-guvenlik-konseyinin-unifilin (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=138143

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; UNIFIL'e iştirak eden Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev süresinin iki yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün niçin böyle bir gündemi konuşuyoruz? Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü, 2006 yılında İsrail'in Lübnan'a saldırısının ardından tesis edilen barışı sürdürmek amacıyla kuruldu yani bir İsrail saldırganlığı nedeniyle böyle bir barış gücü oluşturuldu. Orta Doğu ve İslam coğrafyası söz konusu olduğunda İsrail'in saldırganlığı âdeta değişmez bir olgu hâlini almıştır. İsrail, Filistin'in yanı sıra Lübnan'a, Suriye'ye, İran'a, Yemen'e, Irak'a, Katar'a defalarca saldırmıştır. İsrail, kurulduğu günden bu yana hiçbir kural tanımayan, her türlü katliamı meşru gören, her türlü uluslararası anlaşmaya rağmen saldırganlığından kaçınmayan bir terör devleti olarak hareket etmiştir; bu bölgede barışa en büyük tehdit her zaman İsrail olmuştur. Bugün de, yine İsrail saldırganlığından sonra oluşmuş bir Birleşmiş Milletler mekanizmasını konuşuyoruz.

Değerli milletvekilleri, artık, İsrail'in saldırganlığı, İsrail'in saldırdığı ülkelerle İsrail arasında bir mesele olmaktan çıkmıştır, bir insanlık meselesi, bir dünya meselesi hâlini almıştır. İsrail, aslında Gazze'ye saldırırken, orada sadece bir toprak parçasına, o toprak parçasına sıkışmış bir insan topluluğuna değil, bütün bir insanlığa ve bütün bir dünyaya saldırmaktadır. Bu saldırganlık görmezden gelindikçe, hatta, bu saldırganlığın arkasında duruldukça kaybeden sadece Gazze değil, bütün insanlık olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugün Lübnan'da 3 milyona yaklaşan Filistinli mülteci yaşamaktadır. İsrail, hâlâ Golan Tepeleri'nde işgalci olarak bulunmaktadır. 1982'den 2000 yılına kadar Lübnan'ı işgal etmiştir. Şeba Çiftlikleri'ni hâlâ işgal altında tutmaktadır. Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında insanlık dışı katliamlar yapmıştır. Filistinli liderleri terör örgütleri yöntemleriyle başka ülkeler içerisinde hunharca katletmiştir. İsrail, Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar aldığı 62 kararın neredeyse tamamını yok saymıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 242 sayılı Karar'ıyla İsrail'in 1967 öncesi sınırlarına geri çekilmesini, 476 ve 478 sayılı Kararlarıyla da Kudüs'ü ilhak ve işgalinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ilan etmiştir ama İsrail hiçbirini dinlememiştir. Söz konusu İsrail olunca her türlü şiddet, kıyım, yıkım ve hukuksuzluk görmezden gelinmiştir. Filistinliler yetmiş beş yıldır sayısız katliama maruz kalmışlardır. Beldetü'ş Şeyh, Ebu Şuşa, Deyr Yasin, Tantura, Salha, Dakmas Camisi katliamı, Lod ve Ramte gibi onlarca katliamda gece baskınlarıyla binlerce çocuk, kadın, yaşlı ve engelli katledilmiş ve göçe zorlanmıştır. 2008'de, 2012'de, 2014'te ve 2021'de de İsrail Gazze'yi havadan bombardımana tabi tutmuş, fosfor bombaları, misket bombalarıyla binlerce insanı katletmiştir.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlar neden oluyor? Karşı karşıya kaldığımız bu insanlık dışı durum nedir? Kıymetli arkadaşlarım, bu, sapkın bir politik durumdur. Batı sekülerliği bir medeniyet ölçütü olarak insanlığa dayatırken İsrail'de teopolitik, gerici, anakronik, irrasyonel bir sapkınlığa izin vermektedir. Başka teopolitik örgütlere karşı bütün bir dünya mücadele koalisyonları kurarken karşımızda âdeta devletleşmiş bir siyonist DAEŞ gerçekliği var. DAEŞ bir örgütün adının yanı sıra bir terör teopolitiği ise bunun en iyi yakıştığı yapı da İsrail Devleti'dir. Seküler dünya, modern dünya, laik dünya, hümanist dünya devletleşmiş böyle bir dinsel sapkınlığı nasıl alkışlayabilmektedir? Talmud gibi, Kabala gibi sapkın teolojik temellerle katliamlar nasıl meşrulaştırılmaktadır?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, karşımızda büyük bir ahlaki kötülük vardır. Ahlaki kötülük failinin iradi tercihidir, bilinçli bir seçimdir; Hitler de, Stalin de soykırımı bilinçli tercih etmişlerdir. Şimdi de İsrail ahlaki kötülüğü bile isteye, bilinçli bir şekilde, üstelik de keyif alarak tercih etmiştir. Ahlaki kötülük teknolojinin sınır tanımaz imkânlarıyla buluşunca da barbarlık tarihinin en korkuncu ortaya çıkmıştır.

Kıymetli arkadaşlar, Immanuel Kant "radikal kötülük" derken tam da bunu tarif etmişti; kötülüğün kökleşmesi ve içgüdüsel bir hâl alması. Kötülük, siyonizmin içgüdüsel hâlidir. Arendt de "sıradanlaşmış kötülük" derken; gülerek oynayarak soykırım yapmasına rağmen öldürdüğü bebeklerin cesetleriyle gayet normal, gülerek fotoğraf çektiren insandaki kötülüğün normalliğini kastetmiştir. Taha Abdurrahman, İsrail'in soykırımını "mutlak kötülük" olarak tanımıştır, yani mücerret aklın idrak edeceğinin ötesinde bir olgu olarak tarif etmiştir. Bu mutlak kötülüğün faili İsrail'dir, siyonizmdir ama bilin ki maktulü bütün insanlıktır. Filistin'e reva görülen eziyet bütün dünyaya reva görülen eziyettir.

Değerli milletvekilleri, İsrail'e karşı bazı devletlerin yapamadığını Batılı şehirlerin meydanlarını dolduran halklar yapmıştır. Halkların sesine kulaklarını tıkayan siyasetçiler halklarına rağmen İsrail taraftarlığını sürdürmek istemişlerdir ancak her şeye rağmen insanlığın vicdan cephesi kazanmıştır. New York Belediye Başkanlığı ön seçimlerini kaybeden eski New York Valisine ön seçimleri kaybetmesiyle ilgili seçmende neyi göremediği sorulunca, halkın İsrail'e yönelik öfkesini fark edemediğini söylüyor. Biz inanıyoruz; dini, dili, etnisitesi ne olursa olsun vicdan ve ahlakı bir olan insanlık cephesi her türlü karartmaya rağmen Gazze'nin yanında olmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, insanların karşı karşıya kaldığı krizleri çözmek, barış ve huzuru temin etmek için kurulmuş olan uluslararası kuruluşların önemli bir kısmı, artık barış ve huzuru temin etmek bir yana hiçbir sorunu çözemez hâle gelmişlerdir. İki dünya savaşının bütün kıyıcılığını yaşamış Avrupa, tekrar savaşlara, yıkım ve kıyımlara maruz kalmamak için Birleşmiş Milletler, NATO gibi birtakım uluslararası kuruluşların kurulmasına öncülük etmiştir. Birleşmiş Milletler Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının oluşturduğu tahribattan hareketle kurulmuştur. 1945'te 111 maddeden oluşan Birleşmiş Milletler Antlaşması küresel barış ve güvenlik, uluslararası sorunların çözümü için iş birliği ve insan haklarına saygı ve katkıyı esas almaktadır. Bu kuruluşların temel amacı, savaşları önlemek, barış ve huzuru tesis etmek ve sürekliliğini sağlamaktır ancak bugün geldiğimiz noktada Birleşmiş Milletler, sorunları çözme kudretini maalesef kaybetmiştir. Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen İsrail'in işgali durdurulamamaktadır; Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen Amerika, Irak'a saldırabilmiştir. Uluslararası kurumlar Ruanda, Bosna, Kosova, Suriye, Myanmar -Rohingya- Libya, Filistin gibi ülkelerde yaşanan sorunlara ne yazık ki seyirci kalmışlardır. Özellikle söz konusu olan ülkeler İslam ülkeleri olduğunda Birleşmiş Milletlerin de NATO'nun da diğer uluslararası kuruluşların da yaşanan olaylar karşısında barış ve huzuru tesis etmek için hiçbir girişimde bulunmadığını onlarca olayda görmüş olduk.

Kıymetli arkadaşlar, öte yandan, Avrupa Birliği de iddialarından oldukça uzaklaşmıştır. Avrupa ülkelerinde her geçen gün ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi yükselmektedir; faşist partiler sürekli güç kazanmaktadır. Oysaki Avrupa Birliğinin temelini moral değerler oluşturmaktadır ancak bugün Avrupa Birliği, birliğin temelini oluşturduğu iddia edilen değerlerle çelişik bir durum sergilemektedir. Bir arada yaşamak, çoğulculuk, hoşgörü, özgürlük, demokrasi ve adalet gibi değerlerin söz konusu yabancılar, göçmenler, özellikle de Müslümanlar olduğunda nasıl yok kabul edildiğini birçok olayda hep birlikte gördük. Bu açıdan Avrupa Birliğinin moral üstünlüğü yara almış, Avrupa bu anlamda sahiciliğini yitirmiştir.

Öte yandan, birlik, bütünlüğünü sürdürebilmekte de ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. İngiltere, birlikten ayrılmıştır, birlik ülkeleri içerisinde birliğin geleceğiyle ilgili ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Değişen dünya dengeleri içerisinde gücünü koruyabilmek, varlığını tahkim edebilmek Avrupa Birliği ülkeleri için öncelikli kaygılardan biri hâlini almıştır. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa Birliği ülkelerini bütün zayıflıklarıyla yüzleşmeye mecbur bırakmıştır. Ordusu olmayan, güvenlik kaygısı artan, enerji ihtiyacı bağımlılık boyutuna ulaşan bir Avrupa söz konusudur. Böyle bir Avrupa'nın umut ve gelecek vadetmesi söz konusu değildir. Bırakın insanlığa umut ve gelecek vadetmeyi kendi bütünlüğünü sürdürebilmesi, kendi refah ve huzurunu artırabilmesi, hatta kendi güvenliğini sağlayabilmesi çok kolay ve rahat da görülmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu, aslında dünyanın karşı karşıya kaldığı ciddi bir sistem krizidir. Uluslararası kuruluşlar sorun çözememektedir, hatta çözmemektedir; neredeyse sadece Amerika'nın çıkarlarının gerektirdiği tutumun dışında hiçbir tutum sergileyememektedir. Avrupa Birliği, temsil ettiğini iddia ettiği değerlerle çatışmaktadır. Bir yandan sömürgeci geçmişinin karakteristik özelliklerini yeniden sergilerken diğer yandan yeni faşist hareketlerin siyasal yükselişiyle moral değerlerini tahrip etmektedir. Bütün bunlar barışın ve istikrarın ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldığının göstergesidir. Uluslararası sistem bugün geldiği nokta itibarıyla hiçbir krizi çözememektedir çünkü sistemi yok sayanlar sistemi kuranlardır; sistem, adalet ve eşitlik temelinde değil, üstünlerin çıkarı temelinde kurulmuştur. Bu hâliyle de hiçbir sorunu çözmesi mümkün değildir. Mesele, sistemi var eden değerlerin sahiciliğiyle ilgilidir. Bu nedenle, dünyanın yeni bir dengeye, yeni bir uluslararası sisteme ihtiyacı vardır. Temeli adalet olan, eşitlik olan, ahlak, dayanışma ve onurlu katılım olan, merhamet ve insana saygı olan insancıl bir yeni düzene ihtiyaç vardır. Batı'nın böyle bir düzeni inşa etmesi de mümkün değildir çünkü Batı, böyle bir düzeni inşa etmek gibi bir kaygı da taşımamaktadır. Zaten bugünkü uluslararası kuruluşlar haklının güçlü olduğu inancı üzerine değil, güçlünün haklı olduğu inancı üzerine kurulmuştur. Misyonu, sistemi kuran güçlerin çıkarlarını korumaktır âdeta. Bu nedenle bu krizi aşmanın yolu dünyaya hâkim olan değerler dünyasının değişmesine bağlıdır. O nedenle, Sayın Cumhurbaşkanımız her platformda "Dünya 5'ten büyüktür." diyor, o nedenle "Daha adil bir dünya mümkündür." diyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu çağrısı adalet isteyen, onurlu eşitlik isteyen dünyanın bütün ulusları ve devletlerinedir. Hangi hakla 5 ülke bütün ülkelerden daha fazla hakka sahiptir? Bu durum George Orwell'ın Hayvanlar Çiftliği'ndeki domuzların daha eşit olduğu hikâyeyi âdeta bize anımsatmaktadır.

Değerli milletvekilleri, peki, biz nerede duruyoruz? Biz vicdanın olduğu yerde duruyoruz, hak ve adalet çizgisinde duruyoruz, mazlumun yanında duruyoruz. Kudüs'ün, Mescid-i Aksa'nın yanında duruyoruz, nehirden denize özgür Filistin'in yanında duruyoruz. Şeyh Ahmed Yasin'in, Abdülaziz Rantisi'nin, İsmail Haniye'nin, Yahya Sinvar'ın yanında duruyoruz. Yahudi, Hristiyan, Müslüman fark etmez; barışı tercih eden herkesle barışın yanında duruyoruz tıpkı Osmanlı Dönemi'nde 3 dinin kutsal şehrini barış ve esenlikle yönettiğimiz gibi.

Kıymetli arkadaşlar, Recep Tayyip Erdoğan bedel ve maliyet hesabı yapmadan İsrail'e "one minute" diyerek bunu göstermiştir. Herkes Hamas'ı terör örgütü olarak mahkûm etmek isterken o, Hamas'a en güçlü destek ve sahiplenmeyi sağlayarak bunu göstermiştir; Birleşmiş Milletler kürsüsünde Filistin'in, Gazze'nin en güçlü sesi olmuştur. Dünyada çıkan en güçlü ses Recep Tayyip Erdoğan'ın yani Türkiye'nin sesi olmuştur.

Biraz önce bu kürsüde konuşan DEM PARTİ'li milletvekili arkadaşımız Türkiye'nin İsrail'le ilişkileri bağlamında bir eleştiri geliştirdi; bunu üzülerek dinlediğimi ifade etmek istiyorum. Sayın Saki Türkiye'nin İsrail'e en güçlü tepkiyi ve İsrail'le ilişkiler konusunda en güçlü duruşu ortaya koyduğunu gözden kaçırmış görünüyor.

KAMURAN TANHAN (Mardin)Yakıtla mı? Jet yakıtıyla mı?

NAZIM MAVİŞ (Devamla)Ama şaşırdığımız husus şu: Gazzeliler, Filistinliler, Hamas ve bölge halkları Türkiye'ye teşekkür ederken, Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür ederken siz hâlâ bunu nasıl söylüyorsunuz, bunu da anlamak mümkün değil.

KAMURAN TANHAN (Mardin)Grup Başkan Vekiliniz söyledi "Biz ticarete devam ediyoruz." diye.

NAZIM MAVİŞ (Devamla)Değerli arkadaşlar, biraz önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşımız da Sayın Cumhurbaşkanımızın duruşunu, tutumunu eleştiren bir açıklamada, beyanda bulundu cesaret ve korku düzleminde. Her hâlde Cumhurbaşkanımızın bugüne kadarki mücadelesi içerisinde, siyasi hayatı içerisinde korkunun değil cesaretin nasıl ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu seçmen yirmi üç yıldır görüyor.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

76 konuşma daha · 21 Ekim 2025

Günün kaydı →
76 konuşmanın tamamı →